soru · 2026-04-29

Önümüzdeki 1 yıl içinde araba almayı düşünüyor musunuz?

70 cevap·2.3 dk·$1.47

Araba İsteniyor, Ama Rakamlar Tutmuyor

70 kurgusal kişiye soruldu · 29 Nisan 2026

Bir cümle özet

70 kişinin 53'ü hayır dedi, 9'u evet — ama bu "hayır"ların neredeyse tamamı isteksizlikten değil, hesabın tutmamasından geliyor.

Genel kanaat

Bu 70 kişiye "önümüzdeki bir yılda araba alacak mısın?" diye sorulduğunda, 53'ü hayır dedi. Yani yüzde yetmiş altı. Ama bu hayırların içine bakınca, büyük çoğunluğunun aslında "istemiyorum" değil, "nasıl alacağım ki" anlamına geldiği görülüyor. 64 kişi ekonomik gerekçe öne sürdü — bu, toplamın yüzde doksanı. Sıfır araba fiyatları, ikinci elin de sıfıra yaklaşması, üstüne sigorta, kasko, yakıt, muayene... Bu hesabı yapan herkes aynı yere varıyor: olmaz.

Sadece 9 kişi "evet" dedi. Onların da büyük kısmı net bir karar değil, "belki yıl sonu", "Wolfsburg'a gidersek orada alırız", "pikap lazım ama sonbahara kadar bekleyelim" gibi yarı-açık cevaplar verdi. Kesin ve hevesli bir "evet" neredeyse yok. Öte yandan 61 kişi aile çerçevesinden konuştu — çocuk büyüyor, kayınvalide hasta, eş tayin bekliyor, bebek geliyor. Araba meselesi bu 70 kişi için soyut bir tüketim kararı değil, hayatın geri kalanıyla iç içe geçmiş bir hesap.

Dikkat çeken bir başka şey: 16 kişi dini bir çerçeveden konuştu, 4 kişi siyasi bir çerçeveden. Ama ekonomik çerçeve bunların hepsini ezici biçimde geride bıraktı. Para meselesi her şeyin önüne geçiyor.

---

"İstiyorum ama nasıl?" — içten geçen ama söylenmeyen

Cevaplarda tekrar eden bir kalıp var: kişi önce "araba mı, ne arabası" diyor, sonra birkaç cümle sonra "ama bir araba olsa..." diye devam ediyor. Şükriye (p_025), İzmirli çiçekçi, tam bunu yapıyor: "Hesap dönmüyor" dedikten sonra, "büyük kızı okula götürsem, hastaneye gitsek minibüse sıkışmadan" diye ekliyor. Sonra o düşünceyi hemen kapatıyor, "utandırıyor beni o düşünce bile" diyor.

Hıdır (p_039), Edirne'li klarnetçi, her düğün için arkadaşının minibüsüne biniyor. "Her seferinde borçlu gibi hissediyorum" diyor ama araba almak aklının ucundan bile geçmiyor. Pelin (p_070), Şanlıurfalı genç anne, "Selim de bazen 'bir gün arabamız olsa' diyor" derken sesini çıkarmıyor. İstek var, ama istek söze dökülmüyor çünkü gerçek değil, sadece yorgunluk.

---

Fiyat duvarı — hesabı yapmak bile yorucu

Bu 70 kişinin büyük çoğunluğu için araba almak somut bir plan değil, soyut bir hayal bile değil — sadece kapatılmış bir kapı. Latif (p_026), Bursa'lı mobilya atölyesi sahibi, mevcut arabasıyla yolda iki kez kaldığını söylüyor. "Bu arabayla daha ne kadar gideceksin Latif" sorusu kafasında duruyor. Ama üstündeki kredi, elektrik faturası, ikinci elin de "deli gibi" fiyatlanması — bunlar bir araya gelince hesap kapanıyor.

Yaşar (p_008), Eskişehir'li emekli, 2014 model arabasının 180 bin kilometre geçtiğini söylüyor. Değiştirmek istiyor. Ama maaş 30 bin, araba 1,5-2 milyon. "Hesabı bile yapmak istemiyorum" diyor. Cemal (p_056), Bayrampaşa'da sebze halinde çalışan, "hayır demek utanç gibi geliyor, sanki 'ben o seviyede değilim' demek gibi" diyor. Bu his, bu 70 kişinin birçoğunda farklı biçimlerde görünüyor.

---

"Şimdi değil" diyenler — bekleyenler ve hesap yapanlar

Bir grup var ki ne kesin hayır diyor ne de kesin evet. Bunlar bekleyenler. Cemal (p_049), Trabzonlu öğretmen, emekliliği yaklaşıyor, birikimi var ama oğlunun üniversitesi için tutuyor. "Alalım diyecek bir zemin var, ama 'şimdi mi' sorusu takılıyor" diyor. Hüseyin (p_046), Salihli'li kuyumcu, eşi "yenileyelim" diyor, o da "tamam tamam" diyor ama içinden "şu an değil" geçiyor. Kızının üniversite masrafı, esnaf odası seçimi, annenin kontrolü — bunlar bitmeden araba gündemine girmiyor.

Mahmut (p_011), Adanalı fason atölye sahibi, iki arabası var ama üçüncüsünü düşünüyor. Yine de "dolar ne yapacak belli değil, beklemek daha akıllıca" diyor. Bekledikçe fiyat artıyor, bu da ayrı bir dert — ama yine de bekliyor.

---

Araba sorusunun sormadığı şeyi sormak

Bazı cevaplarda araba sorusu başka bir soruya dönüşüyor. Kaan (p_007), İstanbul'lu mühendislik öğrencisi, "bu ülkede araba almak bir tür 'burada kalıyorum' kararı gibi hissettiriyor" diyor. Erkan (p_064), Berlin'e taşınmayı planlayan yazılımcı, Bomonti'deki evi satıp satmayacaklarını bile netleştirememişken araba gündemde değil. Yunus Emre (p_021), Bursa'lı otomotiv mühendisi, Wolfsburg'a gidip gitmeyeceğini bilmeden Bursa'da araba almak istemiyor.

Hayat (p_029), depremde evini kaybeden Antakyalı öğretmen, hesabı yapıyor, sonra duruyor: "Antakya'daki ev moloz hâlâ, yeğenin mezarı orada, ben burada araba hesabı yapıyorum." Bu cümle, bu 70 kişinin bir kısmı için araba sorusunun neden bu kadar garip geldiğini anlatıyor.

---

Yöntem notu

Bu 70 kişi gerçek değil — kurgusal profiller. Bir anket değil, farklı yaş, şehir, gelir ve arka plandan insanların bu soruya nasıl yaklaşabileceğini düşünmek için tasarlanmış bir araç. Aynı sorular farklı bir grupla sorulsa farklı sonuçlar çıkabilir. Buradaki sayılar Türkiye'nin tamamını temsil etmiyor; ama bu 70 kişinin içinde bir şeylerin yankısı var.

▸ veri sayımı (kelime-eşleşme)

Cevaplarda hangi konu/söz-kalıbı kaç personada geçti — ham kelime-eşleştirmesi. Yorumlama değil; sayısal arka-plan.

geçim/ay-sonu64/70
economic_frame64/70
aile/akraba bağlamı61/70
olmaz/değil dedi53/70
dini söz/çerçeve16/70
olur/evet dedi9/70
kamuya açık paylaşmam7/70
kayın/namus baskısı7/70
asker/savaş çerçevesi6/70
politik söylem4/70
aile-için-koruma4/70
kararsız / 'kim bilir'2/70
atomize-aile / seçilmiş2/70
ekonomi düzelir umudu1/70
cinsiyet/erkeklik-kadınlık1/70
küme
modernler: 24
dindar-muhafazakarlar: 17
geleneksel-muhafazakarlar: 29
mahremiyet
yari-acik: 48
kapali: 21
acik: 1

Bu rapor 70 kurgusal kişinin bu soruya verdiği cevapların bir okumasıdır. Anket değil; gerçek-dünya iddiası içermez. Aynı set yeniden sorulsa farklı bir okuma çıkar.

cevaplar

70

[Eşime, akşam yemekten sonra] "Araba konusunu düşünüyorum aslında, yalan değil — ama şu an kredi yeni başladı, biraz oturtalım finansal olarak. Belki yıl sonuna doğru tekrar bakarız, ikinci el mantıklı bir şey çıkar mı diye. Şimdi değil ama gündemden de çıkarmıyorum."

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an araba almak mı? Ev kredisi yeni başladı, kreş faturası geliyor, kredi kartı borcu da hâlâ orada duruyor. Ama öte yandan Bornova'da toplu taşımayla çocuğu kreşe yetiştirmek, sonra işe koşmak, akşam yine aynı şey — gerçekten yorucu. Eşim zaten "bir araba olsa" diye ara ara atıyor, ben de içimden "evet ama nasıl?" diyorum, söylemiyorum. Belki 2027'ye doğru, belki ikinci el, belki... ama şu an rakamlar tutmuyor kafamda, tutmak da istemiyorum çünkü tutmadığını görmek daha kötü hissettiriyor.

Modernler
kapalı

[Eşiyle akşam yemekte, konu bir şekilde açılmışsa] "Şu an değil bence, önce birikimi biraz daha sağlamlaştıralım. Hem şehir içinde metroyla da idare ediyoruz, gerçekten acil bir ihtiyaç yok. Belki yıl sonuna doğru tekrar bakarız, fiyatlar ne olur kim bilir." — Tetkik meselesini, kayınvalidenin o cümlesini hiç açmam. Sadece pratik gerekçeyle geçiştiririm.

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an gerçekten önceliğim değil bu. Yani istiyor muyum? Tabii istiyorum, kim istemez, her sabah metroyla Bahçelievler'den çıkıp işe gitmek yorucu. Ama şu an aklımın yarısı tetkikte, öte yarısı birikimde — arabaya para ayırsak o tatil evi hayali daha da uzar. Hem şu ekonomide araba almak... fiyatlar zaten deli gibi, ikinci el bile dudak uçuklatıyor. Kayınvalide de "araba alın, çocuk olunca lazım olur" dedi geçen ay, o cümleyi duyunca içim burkuldu, yine o konuya bağladı her şeyi. Yani araba değil, asıl soru başka.

Dindar

[Bağlam: oğul Kerem arada arar, "baba ne yapıyorsun" diye — ona] "Hayır Kerem, araba almayı düşünmüyorum. Şehirde ne işe yarar ki? Hem arabayı satmayı düşünüyorum asıl, o da bir türlü olmadı. Bırak şimdi, kitabım var."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Ne işime yarar arabanın şu an? Cihangir'de zaten park yeri yok, metro var, taksi var, bacağım tuttuğu sürece yürüyorum. Ama asıl mesele şu: Hülya gideli beri arabanın anahtarı çekmecede duruyor, onu bile kullanmıyorum. Satmayı düşünüyorum aslında, almayı değil. Bir de şu var — gelir gider hesabına baktığımda fena değilim, ama yeni bir araba almak için ne bir ihtiyaç var ne de bir istek. İstek... istek denen şey biraz donmuş durumda zaten. Kitabı bitireyim önce, ondan sonra bakalım neye ihtiyaç var.

Modernler
kapalı

[iş arkadaşına kafede, sohbet arasında] Yok kardeşim, şimdilik hayalimde bile yok. Önce üniversite sonucu çıksın, ondan sonra bakalım. Zaten şu an arabaya para mı var, TikTok'tan gelen para bile henüz belirsiz.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ya ciddi misin — ben hâlâ YKS sonucunu bekliyorum, kafam orada. Zaten aylık gelirim ne kadar, 22-32 bin arası, bunun büyük kısmı eve gidiyor, ne birikimim var ne de kredi çekecek cesaretim. Üstüne bir de şu an TikTok'taki marka teklifi var, o bile henüz netleşmedi — önce o paraları göreyim, sonra konuşuruz. Hem Esenyurt'ta araba ne işime yarar ki, metro var, minibüs var, park yeri bulamazsın zaten. Ama şunu da itiraf edeyim kendi kendime: bazen o içerikleri çekerken — özellikle arabada vlog çeken hesaplara bakınca — "ne zaman ben de çekeceğim böyle" diye geçiyor içimden. Kıskançlık mı, özenti mi, ne bileyim.

Modernler

[Bağlam: eşe, akşam yemeğinde] "Lease bitiyor Temmuz'da, o zaman bir bakarız. Ama şu an Bodrum meselesi, kızın okul planlaması derken araba ikinci planda kalsın bence. Acil bir şey yok, mevcut araç da gidiyor."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı… BMW'nin lease'i bitiyor zaten Temmuz'da, o zaten bir karar noktası. Ama şu an kafam başka yerde — kızın okul masrafları, Londra hesabı, babanın hastane koşuşturması. Bir de Selin'in Bodrum ısrarı var üstüne. Yani teorik olarak alabilirim, cashflow sıkıntım yok, ama şu an "araba almak" benim öncelik listesinin neresinde diye baksam, epey aşağılarda. Bir de şu var: her seferinde "iyi araba" almak zorundaymışım gibi hissediyorum, sektörün bir dayatması bu, müşteri toplantısına ne ile gittiğin hâlâ önemli sayılıyor — bu beni biraz sinirlendiriyor açıkçası, ama o oyunu da oynuyorum işte.

Modernler
kapalı

[Partnere, akşam yemekte öyle bir konu açılırsa] "Hayır ya, bu dönemde değil. Hem Cihangir'de arabayı nereye koyacaksın, hem de şu an başka öncelikler var." — ve konuyu geçiştiririm, "öncelikler" derken ne kastettiğimi açmam.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, 2026'da, ben mi — bu soruyu soran kim ya. Zaten şu an kredi kartı yükü var, iki iş iptal, o kripto logosunu çiziyorum kimseye söylemeden, bir de üstüne araba mı alayım. Hem zaten Cihangir'de araba ne işe yarar, park yeri yok, benzin yok, sigorta yok — hesabını yapsam kafam döner. Ama bir yandan... bazen Ankara'ya gitmek zorunda kalıyorum, annem, baba, o tren-otobüs maratonunu düşününce "keşke arabam olsa" geçiyor içimden, hemen bastırıyorum. Berlin planı varken buraya bağlanmak da mantıklı gelmiyor zaten. Şu an en son ihtiyacım olan şey bir araba kredisi.

Modernler
kapalı

[Bağlam: üniversitede bir arkadaş "araba almayı düşünüyor musun" diye sorarsa] "Hayır yani, şu an değil. Hem para hem de bir yıl sonra nerede olacağımı bilmiyorum ki — araba alıp sonra başımda kalsın istemem."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, cidden mi? Şu an aklımın yarısı Mayıs'taki vize randevusunda, diğer yarısı o equity offer'ın ne anlama geldiğini hesaplamaya çalışıyor — araba falan beşinci sırada bile değil. Hem zaten burada araba almak şu an mantıklı değil, ya ABD'ye gideceksem ne yapacağım arabayla? Satmak mı uğraşacağım? Öte yandan bazen düşünüyorum, Etiler'de toplu taşımayla idare ediyorum ama bazen gerçekten sıkıştığım oluyor, özellikle geceleri. Ama şu an birikimsizim, para var ama "araba parası" değil o para — zaten sıfır araba fiyatları absürd, ikinci el de öyle. Hem bu ülkede araba almak bir tür "burada kalıyorum" kararı gibi hissettiriyor bana, mantıksız ama öyle.

Modernler
kapalı

[Eşi Neriman'a, akşam üstü çay içerken, o arabanın sesinden şikâyet edince] "Değiştirmek istiyorum ben de, ama şu fiyatlara bak Neriman. Kredi çekmeye niyetim yok bu yaşta. Corolla'nın bakımını yaptıralım, biraz daha götürür. Acil bir şey yok."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Şu an arabam var, 2014 model Corolla, 180 bin kilometre geçti ama hâlâ götürüyor. Değiştirmek istiyorum mu? İstiyorum tabii, adam gibi bir şey olsa iyi olur. Ama bak, şu fiyatlara bak — ikinci el bile saçmalık, sıfır zaten hayal. Maaş 30 bin civarı, araba 1,5-2 milyon... Kredi çeksem ne olur, aylık ne öderim, hesabı bile yapmak istemiyorum. Bir de kalp meselesi var şimdi, aritmi dedi doktor, "takip" dedi — bunun masrafı ne olur bilmiyorum henüz, ilaç değişir mi, tetkik artar mı. Böyle bir ortamda kredi borcuna girmek... hayır. Hem zaten nereye gidiyorum ki, Kafkas Derneği'ne mi, markete mi. Corolla götürüyor işte, götürüyor.

Geleneksel

[Akşam yemek masasında, Mehmet'e, kızlar da varken] "Araba mı, Allah'ım, şimdi değil canım. Doblo daha gidiyor, lastiği yeni değiştirdik. Kredi bitmeden araba lafı olmaz bizde. Sağlığın düzelsin, bütçe otursa, ondan sonra konuşuruz."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, be kızım, ne arabası şimdi... Kocanın şekeri sınırda, konut kredisi 224 bin lira duruyor, ben her ay hesap kitap yapıyorum yetsin diye — araba nereden çıktı? Zaten arabamız var, eski Doblo, geçen yıl lastiği değiştirdik canımızı yakarak. Ama şunu da düşünmeden edemiyorum — eğer Mehmet'in sağlığı daha da bozulursa, hastane gidip gelme, ilaç, ben tek başıma nasıl idare ederim o eski arabayla... Doblo'nun klima çalışmıyor, geçen yaz pikniğe giderken içimiz pişti. Ama "yeni araba" demek şu an gerçekten hayalcilik, tatlı işinden gelen para zaten eve destek, birikim yok ki. Kızım "kayıt yaptır, büyüt işi" diyor ama ben büyütmeden önce şu krediyi bitirsek...

Geleneksel

[Bağlam: kahvede, tanıdık birine — konuşma araba üzerine açılmış] "Düşünüyorum tabi, Clio'nun hali gördün ya, adam gibi gidip gelemiyorum artık. Ama şu an doğrusu vakti değil, bir iki şeyi toparlayana kadar bekleyeceğiz, bakalım."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, hangi arabayla, hangi parayla? Tekne bu sene yakıtla beraber beni yiyor, oğlan evde oturuyor, kredi üstümde duruyor... Ama bir yandan da şu eski Clio'nun hali yaman, geçen ay iki kere yolda kaldım, Sürmene'ye gidip gelmek başlı başına bir macera oldu. Almak istiyorum tabii, kim istemez — ama "istemek" ayrı, "alabilmek" ayrı. Sıfır diye bakmıyorum bile zaten, ikinci el bile şu an ne kadar? Aklım çalışıyor ama cüzdan konuşuyor. Hem tekneyi satacak mıyım satmayacak mıyım, o da belli değil; önce onu çözsem...

Geleneksel

[Eşine, akşam yemek sonrası sohbette] Tiguan'ı değiştirsek fena olmaz aslında, biraz eskidi. Ama şu siparişler oturuncaya kadar bekleyelim, yaz sonu bakarsın ne olmuş. Hem oğlanın belgesi çıkacak, o zaman arabalar nasıl paylaşılacak onu da düşünmek lazım.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... zaten iki arabam var, Tiguan var, bir de Doblo. Ama Tiguan 2019 model, biraz eskidi sayılır artık. Aklımın bir köşesinde yeni bir şey var aslında — bir SUV, biraz daha büyük, Reyhanlı'ya gidip gelirken rahat olsun. Ama şu an atölyenin durumu tam belli değil ya, Avrupa siparişleri hâlâ çekmiyor, bakalım yaz nasıl geçecek. Hem kız Mersin'de okuyor, masraf var, oğlanın sürücü belgesi çıkacak yakında — ona ne vereceğim, Doblo'yu mu? Doblo yakışmaz tabii. Belki yıl sonuna doğru... hem dolar ne yapacak belli değil, beklemek daha akıllıca. Ama bekledikçe fiyat artıyor, bu da ayrı dert.

Dindar
kapalı

[Eşe, akşam yemek sonrası, çocuklar odaya çekilince] "Yok öyle bir şeyimiz şimdilik. Belki ileride bakarız, ama şimdi değil — önce senin işlerin netleşsin, sonra konuşuruz."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Allah'ım, ne zaman sorsalar bu soruyu içim sıkışıyor. Borcumuz var, birikimimiz yok, eşin durumu hâlâ havada — bir de üstüne araba. Ama şu dikişleri fabrikaya götürüp getirmek, kayınvalidenin doktoru, kızın dershanesi... bazen gerçekten "keşke" diyorum, yani yalan değil. Sonra aklım gidiyor: ya eşe vatandaşlık çıkmazsa, ya işler kötüleşirse, kredi taksiti üstüne bir de araç taksidi — biz zaten 4'ten aşağı inmiyoruz bu evde. Hem zaten hangi araç, nasıl bir araç, kim alacak, nasıl alacak — bunları düşününce konu kendiliğinden kapanıyor kafamda.

Geleneksel

[Eşiyle akşam yemeğinde, rahat bir anda] "Zeynep, şu arabayı bir yıl daha kullanalım mı, yoksa değiştirelim mi diye düşünüyorum arada. Bak dolar ne olacak belli değil, şimdi nakit tutmak daha mantıklı belki. Ama bakalım, acele bir şey yok."

▸ aklından neler geçti?

Şu an arabam var, yeni almaya gerek yok aslında... Ama şu BMW 5 Serisi'nin yeni modeli çıktı, içimden bir şey çekiyor. Sonra duruyorum — ne gerek var, zaten rahat bir araç kullanıyorum, bu istek nereden geliyor? MÜSİAD toplantısına gidince fark ediyorum, herkesin aracı bir şeyi anlatıyor, benim araç da fena değil ama... Dur bir dakika, bu düşünce bile beni rahatsız ediyor, ben bu adam mıyım? Babam hâlâ aynı Passat'ı kullanıyor yıllardır, "araba araba değil, iş iş" der. Ama baba artık koltuğu devredecek, ben de artık farklı bir yerde duracağım — bu düşünce mi beni zorluyor? Sonra bir de Zeynep'in "çocuk" meselesi var, araba mı alacağız bebek arabası mı, kafam karışık biraz.

Dindar
kapalı

[Eşe, akşam yemek sonrası, çocuk uyuduktan sonra] "Araba meselesine baktım biraz, şu an kredi faizleri de yüksek, üstüne bir de kartı düşünürsek... Belki önce kartı kapatalım, ondan sonra konuşuruz bunu. Acil değil yani, Hasan'ın arabası gidiyor şimdilik."

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an almak mı? Kredi kartı borcu duruyor orada, 28 bin küsur, her ay minimum ödüyorum sanki kayıyor. Bir de üstüne araç kredisi açsak ne olur? Aylık taksit en az 8-10 bin, nereye koyacağız bunu? Ama öte yandan Hasan'ın arabası eski, bakım masrafı çıktı geçen ay, çocukla doktor gidip geliyoruz, toplu taşıma da o kadar kolay değil 18 aylıkla. Kafam karışık, "lazım" diyorum içimden ama "nasıl" kısmında takılıyorum. Belki 1 yıl değil, 2 yıl sonra, borç biraz erirse...

Modernler

[Ev arkadaşı Dilan sorarsa, öyle bir konu açılırsa — hafif gülerek] "Yok gardaşım, önce borçlarımı kapatayım, sonra konuşuruz araba meselesini. Şimdilik otobüs benim arabam."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Hangi araba? Kredi kartım 15 bin borçlu, staj yeri bulamıyorum, annem her gece TOKİ'nin duvarlarına bakıp uyuyamıyor, ben de Adana'da 3 kişiyle ev tutuyorum — bana araba sorusu soran kim? Valla güldüm içimden, ama gülmek de acı geldi biraz. Zaten araba alsam nereye park edecektim, Sarıçam'da otopark parası ayrı dert. Bir de şu var: hayatımda araba istediğim an oldu mu? Oldu. Maraş'a her hafta sonu otobüsle gidiyorum, 4 saat. Annem için bir araba olsa ne güzel olurdu diye düşündüm bir ara, ama o düşünce çok çabuk geçti çünkü gerçek değil, hayal bile değil, sadece yorgunluk.

Modernler

[Kafede, müşteri beklerken iş arkadaşı Hasan soruyor — "Araba almayı düşünüyor musun?" diye] "Yok lan, şimdilik olmaz öyle bir şey. KPSS geçeyim önce, ondan sonra bakarız. Şimdi değil."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, lan... Adam bana araba soruyor. Kredi kartımda 15 bin borç var, babam geçen ay kalp krizi geçirdi, KPSS'ye üçüncü kez girmeye hazırlanıyorum — araba nereden çıkacak bunun içinden? Kafede şef olsam bile, Diyarbakır'da bir sıfır arabanın aylık taksidi kaç para biliyor muyum ben? Zaten birikim yok, sıfır. İkinci el bile hayalden ibaret şu an. Bir de şu var — arabam olsa ne yapacağım, Ofis'e mi gidip geleceğim, zaten yürüme mesafesinde. Ama içimde bir yerde... olsa güzel olurdu, abim gibi değil de, sadece bir şey olsa senin diye. Olmaz işte, olmaz.

Geleneksel

[Mustafa'ya, akşam yemek yerken, öyle bir laf arasında] "Mustafa, bir ara düşündüm de... araba olsa fena olmaz, hastane için diyorum, gece yarısı bir şey olsa. Ama ne bileyim, sen de kullanabilir misin artık, gözün de iyi değil. Bırak, şimdilik taksiyle idare ederiz, Allah büyük."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ne arabası... Mustafa'nın şekeri böyle, insülin başladı daha iki ay olmadı, bir de araba derdi mi çıkaralım şimdi. Zaten nereye gidecez, mahalle içinde yürüyoruz, pazar yakın, Kuran kursuna yürüyerek gidiyorum. Ama bir yandan da... kocam bir gün hastaneye kaldırılsa, gece yarısı, taksi bulamasak — o an aklıma geliyor bazen. Çocuklar uzakta, kimse yok burada. Yok ama araba alsak kim kullanacak, ben ehliyetim yok, Mustafa'nın gözü de zayıfladı son zamanlarda... Para da yok değil ama bu parayı arabaya mı yatıralım, hacca mı — o hesap kafamda hep dönüyor zaten.

Dindar

[Bağlam: Sümeyye Hanım'a akşam yemek masasında, ya da MÜSİAD'dan bir tanıdığa] "Şirkete bir araç gerekiyor aslında, Passat'ın üzerinden beş yıl geçti. Ama şu an kur hareketli, ihracat tarafında da birkaç şeyi netleştirmem lazım. Acele bir şey yok, yılın ikinci yarısına bakarız belki — hayırlısı ne ise."

▸ aklından neler geçti?

Şimdi bu soruyu sorsalar... Zaten Riyad dönüşünde aklımda vardı bu. Şirkete bir araç lazım, yönetim kurulu toplantılarına Ankara'ya gidip geliyorum, o Passat artık yıprandı. Ama şu an kur nerede, faiz nerede — otomotive para kilitlemek tam doğru mu? Öte yandan ihracat alacakları gecikmeli, Salih'le muhasebe meselesi hâlâ çözülmedi, şimdi bir de büyük araç faturası çıksa... Hem zaten şirket aracı olarak alırım, KDV'yi de düşerim, bu ayrı bir hesap. Ama içimden şunu da geçiriyorum: "Hacı Mehmet, sen bu araçla mı uğraşacaksın şu an?" Öncelikler başka yerde.

Dindar

[Eşi Hatice'ye, akşam yemek sonrası, çocuklar odaya çekilmişken] "Hatice, araba meselesine bak, bu sene hiç gündemimize almayalım. Kira zammı, senin sınav dönemin, Zeynep'in okulu... Önce bunlar oturulsun. Belki 3. derece gelirse, o zaman yeniden konuşuruz. Şimdi değil."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Yani teoride düşünmüşümdür tabii, kim düşünmez. Ama şu an kira yeni dönemde %35 zam yedi, Hatice'nin kitap masrafları var, büyük kızın IHL'deki kırtasiye-kıyafet derken... Hesabı yapıyorum kafamda: sıfır araba hayalim değil zaten, ikinci el bile olsa 600-700 bin TL altında iş görmez artık, kasko-sigorta-muayene-benzin üstüne binecek, aylık ne kadar çıkar? Kredi çeksem faizden uzak durmak istiyorum ama "mecburiyet" diye bir şey var, o da kafayı karıştırıyor. Zaten Bağcılar'da metroyla her yere gidiyorum, camiye yürüyüş mesafesindeyim — araba lüks mü, ihtiyaç mı, bunu bile tam çözemedim. Bir de şu var: imam arabayla gelirse cemaat ne der, "nereden aldı bu" sorusu başlar, o ayrı bir yük.

Dindar

[Akşam yemeğinde Mehmet'e, sıradan bir sohbet havasında] "Mehmet, tayin meselesi netleşene kadar araba almayı düşünmesek de olmaz mı diyorum — ama bir yandan da sen gidersen ben buraya nasıl bağlanacağım arabam olmadan? Hayırlısı ne ise onu yapalım, ama erteleyebileceğimiz bir şeyse erteleyebiliriz, değil mi?"

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, şimdi mi? Zaten Mehmet'in tayini meselesi kafamı yiyor, bir de üstüne araba borcu mu alalım. Ama şunu da düşünüyorum — şu an arabamız var, Mehmet'in arabası, ama o tayin çıkarsa ne olacak? Ben burada üç çocukla kalırsam bir arabam olmadan nasıl döneceğim okul servisine, markete, annemin doktoru... Kendi arabam olsaydı en azından o bağımlılık hissi gitmezdi içimden. Ama birikimimizi şimdi arabaya yatırmak mı, yoksa tayin meselesinin netleşmesini beklemek mi — ikisi de mantıklı, ikisi de değil. Mehmet "bekleyelim" der, ben de "tamam" derim ama içimden "beklerken ne olacak" diye geçiyor.

Dindar
kapalı

[Eşe, akşam yemek masasında] "Şu an değil Defne, bekleyelim biraz. Passat'ta sorun yok, gereksiz yere para bağlamayalım. Yıl sonuna kadar görelim nasıl gidiyor işler, ondan sonra konuşuruz."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... şu an arabam var ya, 2021 Passat, hâlâ sağlam gidiyor. Ama şunu düşünüyorum — eğer Wolfsburg'a gideceksek, orada araba almak çok daha mantıklı, hem fiyat hem de araç seçeneği açısından. Bursa'da şu an piyasa saçma, ikinci el bile yeni fiyatına satılıyor, Alman OEM'de çalışıyorum ben, ne kadar para kazanıyorlar bu bayiler biliyorum, içim el vermiyor. Ama öte yandan kalacaksam — ki yöneticilik pozisyonu gerçekleşirse kalacağım — o zaman araba değişimi mantıklı olabilir, çocuk büyüdü, Defne'nin arabası küçük kalıyor artık ikimiz de Görükle-Nilüfer arası gidip gelince. Kafam net değil bu kararı veremiyorum çünkü kafam net değil asıl kararı.

Dindar

[Kursta oda arkadaşına, öyle bir konu çıksa] "Yok yahu, ben hafızlığı bitireyim önce, ondan sonra bakarız. Şimdi o kadar düşünemiyorum bunları."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Yani... bu soru bana mı soruluyor? Ben burada yatılıyım, cebimde beş kuruş yok, ailem Akabe'de zar zor geçiniyor, babam kamyon çalıştırıyor ama o da düzgün para getirmiyor eve. Araba almak... bunu düşünmek bile lüks gibi geliyor, neredeyse komik. Ama bir yandan da şu geliyor aklıma — adam "1 yıl içinde" diyor, ben 1 yıl içinde hafızlığı bitirip YKS'ye girmeye çalışıyorum, o kadar. Araba değil, önce şu son 4 cüzü kafama yerleştireyim de ondan sonra konuşuruz. Zaten araba alsak nereye koyacağız, Akabe'de park yeri bile yok düzgün.

Dindar

[Kızım Selin aradığında, "anne ne yapıyorsun, bir şeye ihtiyacın var mı" diye sorduğunda] "Hayır canım, araba almayı düşünmüyorum. Ne yapacağım arabayla Ankara'da, zaten her şey yakın benim için. Taksiyle idare ediyorum, rahatım."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ne gerek var ki... Metrobüs yok ama metro var, taksi var, zaten nereye gidiyorum ki — pazara, Mor Çatı'ya, arada Kızılay. Arabam olsaydı ne yapardım, Çankaya'da park yeri mi arardım saatlerce? Ama bir yandan... geçen ay Ayşe'ye gitmek istedim, gece yarısı bir şey olsa, taksi bulmak zorunda kalmak — o his var, inkâr etmeyeyim. Yetmiş yaklaşıyor, bir gün direksiyon başında oturmak istemeyebilirim de, şimdi alayım mı ki? Hem emekli maaşıyla araba almak değil, bakmak bile... hayır, para meselesi değil tam olarak, ama gereksiz bir bağ gibi geliyor. Bir şeye sahip olmak, onu düşünmek zorunda kalmak — bu yaşta daha az şey istiyorum, daha fazla değil.

Modernler

[Bağlam: Defne'ye, akşam üstü, Clio'nun bakıma gitmesi gerektiğini konuşurken] "Şu an araba almak aklımda yok açıkçası. Clio daha gidiyor, bakımını yaptırırız. Elektrikli falan bakarız ama bu yıl değil — hem fiyatlar çıldırmış, hem de şu an başka şeyler var kafamda."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, yani şu an gerçekten buna ihtiyacım var mı diye düşünüyorum önce. Bodrum'da bir arabam var zaten, beş yaşında Clio, yeterince götürüyor. Ama "almayı düşünüyor musunuz" sorusu garip bir şekilde içimde bir şey tetikledi — sanki "hayatında bir şeyleri değiştirmeyi düşünüyor musun" sorusunun alt metni gibi. Defne geçen ay "elektrikli bir şey alsak, daha temiz" demişti, ben de "tamam bakarız" demiştim, yani konu açık uçta asılı duruyor. Ama gerçekten bir araba almak mı istiyorum, yoksa Defne'nin "biz" dediği her cümleye verdiğim o refleks "tamam bakarız" cevabının bir parçası mı bu — bunu ayırt edemiyorum şu an. Üstüne bir de şu TL/euro meselesi var; fiyatlar delirmiş durumda, ikinci el bile saçma, yeni almak zaten muhal. Hayır, önümüzdeki bir yılda araba almak yok.

Modernler

[Eşe, akşam yemek sonrası, çocuklar odada] "Yok öyle bir şey aklımda, Murat. Şu kartı bir kapatalım önce, ondan sonra konuşuruz araba falan. Şimdi değil."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, gardaşım... Şu an kredi kartı 25 bin, toptancı zam yaptı, hesap dönmüyor — bunu soran kim? Anket mi, komşu mu, ne? Araba almak... Yani insan düşünmüyor mu hiç, düşünüyor tabii, ama sonra kafaya tokat gibi geliyor gerçek. Kirayı zor ödüyoruz, Tepecik'ten de sürebilirler bizi, üstüne bir de araba taksidi mi? Hem zaten nereye gideceğiz arabayla, Konak Çiçek Pazarı'na yürüyerek gidiyorum, düğün siparişine Ege'nin abi götürüyor. Ama bir yerde içimde "keşke olsa" diye geçiyor — büyük kızı okula götürsem, hastaneye gitsek minibüse sıkışmadan... Sonra hemen o düşünceyi kapatıyorum çünkü utandırıyor beni o düşünce bile.

Geleneksel

[Bağlam: atölyede Hasan usta ile öğle arası çay içerken, konu araçlara gelince] "Almayı düşünüyorum tabii, Fiat artık tutmuyor. Ama şu an değil — krediyi biraz oturtayım, yıl sonuna bakarım. İkinci el de çılgın fiyatlarla gidiyor, acele etmek yok."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... şu an mı? Adam 4 milyon kredi çekmiş, faiz her ay farklı bir rakam çıkıyor karşıma, atölyenin elektrik faturası geçen ay rekor kırdı — bir de araba mı alayım? Ama şu Fiat gerçekten can çekişiyor, geçen hafta Mustafakemalpaşa-İnegöl arasında iki kere yolda kaldım, utanç verici. Adam tedarikçiye gidiyor, kapıda arıza yapıyor. Hem de şu an ikinci el piyasası da deli gibi, düzgün bir şey almak istersen yine kredi, yine faiz... Ama "almayacağım" desem de içimde bir yerde "bu arabayla daha ne kadar gideceksin Latif" sorusu duruyor. Belki yıl sonu, belki kredi biraz ödenince. Belki.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Faruk sorsa, akşam yemek masasında] "Şimdi değil. Annemin durumu oturuncaya kadar, bir de kızın sınavı geçsin. Ondan sonra bakarız ne olur."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, hangi arabayla, hangi parayla? Konut kredisi zaten boğazımda, annemin ilaçları geçen ay 4.200 TL tuttu, kızın sınav dershanesi... Şimdi üstüne bir de araba taksiti mi oturacak? Mevcut arabamız var zaten, Faruk'un şantiye işi için kullanıyor çoğunlukla, ben zaten vardiyaya yürüyerek gidiyorum, on dakika. Ama bir yandan da şu annenin durumu — sabah uğruyorum, akşam uğruyorum, kış gelince yağmurda yürümek... İkinci araba olsa iyi olurdu diye aklımdan geçmiyor değil. Ama "iyi olurdu" ile "olur" arasında şu an dağlar var.

Geleneksel

[Esra'ya, akşam üstü evde, böyle bir konu çıksa] "Araba mı? Gülüyorsun değil mi. Önce kira borcumuzu kapatalım, sonra konuşuruz arabayı." Gülerek söylerim, hafif acıyla — ama o geceleri yürürken hissettiklerimi eklemem. O kısmı içimde kalır.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ne arabası ya. Kira Mart'ta 28'e çıkıyor, kredi kartında 22 bin lira yük var, hormon kontrolü için her ay özel kliniğe gidiyorum — bunları kafadan çıkarmadan araba sorusu sormak... Hem zaten araba alacak param olsa önce o borcu kapatırım, sonra Esra'yla salon için bir şeyler biriktiririm, araba en son. Bir de İstanbul'da araba ne işe yarar, Cihangir'e yürüyerek gidiyorum zaten, park yeri mi bulacağım, sigorta mı ödeyeceğim. Ama şunu da söyleyeyim kendi kendime — bazen gece geç saatte Tarlabaşı'ndan çıkarken, özellikle kış aylarında, "bir arabam olsa" diye geçiyor içimden. Sokakta yürümek her zaman kolay değil. O düşünce geliyor, sonra gidiyor.

Modernler

[Akşam eşe, sofrada, yarı ciddi yarı sormadan geçer gibi] "Bak Murat, şu arabayı bir düşünsek nasıl olur, ikinci el bir şey, çok değil — ama şimdi mi, bilmiyorum, sen ne dersin?" — ve muhtemelen o da "şimdi olmaz" der, ben de "tamam haklısın" derim, konu kapanır. Zaten kapanmasını istiyorum sanırım.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, şimdi mi? Seksen bin lira kredi kartı borcu var, TOKİ listesinde sıra belli değil, kira her ay eşin maaşının yarısını yiyor — bunların üstüne araba taksiti mi oturacak? Ama öte yandan gerçekten sıkıştım, İskenderun'da toplu taşıma Antakya gibi değil, okul uzak, marketler uzak, her şey uzak. Bazen Selin'i istasyona bırakmak için Murat'ın arabasını istiyorum, o da zaten kendi derdinde. Hesabı yapıyorum aklımda, yapıyorum da — ikinci el, eski model, belki beş yüz bin civarı bir şey, krediyle uzatsan aylık ne olur — sonra duruyorum çünkü bu hesabı yapmak bile bir lüks gibi geliyor, utanıyorum biraz, niye utanıyorum bilmiyorum. Antakya'daki ev moloz hâlâ, yeğenin mezarı orada, ben burada araba hesabı yapıyorum.

Geleneksel

[Eşine, akşam yemek yerken, konu bir şekilde açılırsa] "Düşündüm de, şu an değil. Kızın okulu, annemin durumu — önce bunlar. Belki iki yıl sonra bakarız, o zaman ne olur ne olmaz. Zaten bu şehirde araba kullanmak ayrı bir stres, değmez."

▸ aklından neler geçti?

Araba... Şu an mı? Kızın okul parası, annemin ilaçları, üstüne bir de araba taksidi mi bindireyim? Zaten arabaya gerek yok ki — metro var, metrobüs var, okula yürüyorum. Ama şunu da inkâr etmeyeyim: bazen, özellikle Hozat derneğine gece geç saatte gidip gelirken, "keşke" diyorum içimden. Bir de annem için — bir gün bir şey olur, gece yarısı taksi mi arayacağım? O korku var. Ama velhasıl, şu an ne birikimim var ne de o taksidi taşıyacak nefesim; üstelik bu şehirde araba almak ayrı bir çılgınlık, park yeri yok, benzin yok, sigorta-kasko derken adam içinde boğuluyor.

Modernler

[Bağlam: ÇAYKUR alım merkezinde ya da dernek WhatsApp'ında biri "araba aldım / almayı düşünüyorum" diye yazınca] "Şimdi değil bizim için, önce pansiyonu bir rayına soralım. Ondan sonra bakarız araç işine." — Kısa keserim, konuyu uzatmam. İçimden geçenlerin yarısını söylemem.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, hangi arabayla, hangi parayla? Şu an 350 bin liralık kredi boynumda, pansiyon odaları yarım, kayınvalidenin dizi tutmuyor, Cuma günü Almanlar geliyor — ben araba almayı düşünüyorum diyecek halim mi var? Ama şunu da inkâr edemem, geçen ay çay tarlasından ÇAYKUR'a inerken yolda çamurda kaldım, oğlan okula geç kaldı, o gün içimden "yahu bir araç olsa" dedim. Şimdi Şenyuva'da araba olmadan pansiyon işletmek giderek zorlaşıyor, misafir transferi için her seferinde Mustafa'yı aramak da çözüm değil. Ama kredi üstüne kredi... hayır, olmaz. Belki pansiyon 6 odaya çıkarsa, eş döner, o zaman konuşuruz — ama "belki"nin üzerine bina kurulmaz ki.

Geleneksel

[Bağlam: Galerideki asistanıma ya da bir meslektaşa, sohbet arasında] "Düşünmüyorum şimdilik. İstanbul'da araba kullanmak zaten bir tür kendi kendine eziyet — Kadıköy'de park yeri bulmak için harcayacağın enerjiyle iki sergi açarsın. Belki annemin durumu değişirse, o zaman yeniden değerlendiririm."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ne işime yarar ki arabanın. Kadıköy'de zaten park yeri yok, her sabah metroyla gidiyorum, annem iki sokak ötede — ne zaman ihtiyacım olsa yürüyorum. Ama bazen şunu düşünüyorum: annemin bir şeyi olursa, gece yarısı, acil bir şey... o an için mi araba alayım? Sonra kendim duruyorum — bu mantık değil, bu korku. Hem zaten kredi kartı borcu var, şimdi bir de araba kredisi mi açayım? Hayır, saçma. Ama şu da var: Aralık'ta sergi açılacak, bazı sanatçıları havalimanından almam gerekecek, her seferinde taksi tutmak da garip görünüyor bir yerden sonra. Yani tamamen kapalı değil konu, ama öncelik sıralamasında çok aşağıda.

Modernler

[Sevim'e, akşam çay içerken] "Sevim, bana araba soranlar var, 'düşünüyor musun' diye. Düşünmüyorum tabii. Bacaklarım yürüyor daha, toplu taşıma var. Ama şunu söyleyeyim — seni bir dahaki kontrole götürürken yine taksici bulamamışsak, o zaman konuşuruz."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ne arabası... Yetmiş dört yaşındayım, Sevim'in ekokardiyografisi beni içten içe kemiriyor, kızın ilaçları SGK'da kısıtlanır mı diye uğraşıyorum, bir de araba mı alacağım? Üstelik Karşıyaka'da zaten nereye gidiyorum ki — Cumhuriyet büfesine, Eğitim-Sen şubesine, Şükran Teyze'nin bakkalına. Otobüs var, tramvay var, bacaklarım tutuyor hâlâ. Ama bir yandan da... Sevim'i hastaneye götürürken taksiciyle pazarlık etmek, o gecenin soğuğunda durak beklemek — işte tam o noktada "keşke bir arabam olsa" diye geçiyor içimden. Sonra "bu düşünce nereye kadar gider" diyorum kendi kendime, gülümsüyorum biraz; emekli maaşıyla araba almak, üstelik bu enflasyonla, adeta bir roman sahnesi gibi absürd.

Modernler

[Eşi Hüseyin'e, akşam yemek masasında, birisi bu soruyu sormadan önce zaten aklına gelmeyecek bir şey olarak] "Hüseyin, araba diye bir şey var ya — biz onu unuttuk galiba. Eee işte, hayırlısı. Senin tahlil parasını bir kenara koyalım önce, ondan sonra konuşuruz arabayı."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Allah'ım, bu soruyu soran kim bu? Yani şimdi ben... Hüseyin'in böbreği var, Mustafa'nın maaşı santralde kalıyor, zeytinliğin yarısı yarın kamulaştırılabilir, ben haftada üç gün ağaç başında nöbet tutuyorum — araba mı alacağım? Elimde para olsa zeytinliğe boru alırım, Hüseyin'i doktora götürecek bir şey lazım ama onu da komşudan hallediyoruz gari. Bir de araba... Yani güldürme beni.

Dindar

[Eren'e, akşam mutfakta çay yaparken, Pamuk dizimizde otururken] "Araba almak mı, eee canım, önce kira zammından sağ çıkalım önce. Hem zaten Kadıköy'de araba sahibi olmak masochism'in ta kendisi — park yeri derdi, sigorta derdi, trafik derdi. Gerek yok."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Yani ciddi misin şu an. Ben hâlâ kredi kartı borcumu kapatmaya çalışıyorum, startup'ın B-turu ertelendi, CV'mi açıp kapattım iki haftadır — ve araba mı alacakmışım. Hem zaten Kadıköy'de arabaya ne gerek var, metro var, vapur var, her şey yürüme mesafesinde. Ama bir yandan... şunu da biliyorum: baba her telefonda 'ehliyetin var mı hâlâ geçerli mi' diye soruyor, sanki araba almak bir olgunluk işareti gibi. Ben de içimden 'baba sen demiryolunda çalıştın, arabaya bu kadar anlam yükleme' diyorum ama sesimi çıkarmıyorum. Zaten şu an aklımın köşesinden bile geçmiyor — geçmesi için önce o 110k bandına çıkmam lazım, ondan önce de startup'ın batmaması lazım.

Modernler

[Eşe, akşam yemekte] "Tiguan'ı değiştirmeyi düşünüyorum aslında biraz, ama şimdi değil. Körfez işi netleşsin, ondan sonra konuşuruz. Şu an büyük bir şeye girmek istemiyorum."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, yani şu an ikinci araba meselesi mi bu? Bizde zaten iki araba var, ben Tiguan'ı kullanıyorum, Mert'in BMW'si var. Üçüncü araba almak saçmalık olur, ne yapacağız onu? Ama soru "araba almayı düşünüyor musunuz" diye soruyor, yani sanki arabası olmayan biri gibi... Bekle, belki Tiguan'ı değiştirmeyi düşünüyor muyum? Aslında son zamanlarda biraz düşündüm, Q5 falan... ama şu an Körfez sunumu öncesi büyük harcama yapmak mantıklı değil, hem görüntü açısından da — "girişimci kadın" diyorsun, sonra yeni araba alıyorsun, insanlar ne der. Zaten babam da "şimdi değil" der muhtemelen, "önce işini sağlama al" diye. Haklı da aslında, sinir bozucu ama haklı.

Dindar
kapalı

[Şahin'e, akşam yemekte, hafif geçiştirerek] Şimdilik düşünmüyoruz canım, nasıl düşünelim? Bebek masrafı var önce, ondan sonra bakarız. Belki 2-3 yıla bir şeyler birikir, o zaman konuşuruz.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, hangi parayla? Kredi kartı 12 bin, birikim sıfır, bir de bebek geliyor — hesabı yapmaya gerek yok, cevap zaten belli. Şahin arada "ya bir araba olsa Esenyurt'a gidiş geliş çok kolay olur" diyor, haklı da, ama haklı olmak para etmiyor. Hem şu an arabayı düşünmek bile lüks gibi hissettiriyor, sanki düşünmek bile bir şey harcıyor. Ama içimden geçiyor işte — bebek olunca toplu taşımayla nasıl döneceğiz, kışın, gece, Şahin geç kalırsa... O zaman "araba olsa" diyorum ama sonra kendi kendime "dur, önce doğum masrafını çıkar" diyorum, o düşünce de orada kalıyor.

Geleneksel

[Kahvede abiye ya da Mehmet'e, öyle geçerken] "Düşünüyorum tabi, ikinci el bir şey, eski bir şey, ama şimdi değil. Sezon iyi geçerse sonbaharda belirki bir bakılır. Şimdilik senin minibüsü idare ediyor zaten, ne yapalım."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, hangi arabayla, hangi parayla? Kredi kartında 45 bin TL yük var, Tuğçe'nin kursu yarım kaldı, babam yatakta, nisan-mayıs düğünleri iyi görünüyor ama haziran yine boş. Arabanın ne işim var şu an, zaten Trakya turlarında Mehmet'in minibüsüne biniyorum, düğünlere de öyle gidiyoruz. Ama bir yandan... adam gibi bir araba olsa, hem aletleri taşısam, hem kışın Çorlu'ya Tekirdağ'a kendi gitsen... Mehmet'e her seferinde borçlu gibi hissediyorum kendimi, "yol parası" diyorum ama o da tam almıyor, garip bir şey bu. Yok, yok, şu an olmaz. Belki Yıldırım meselesi çözülür, belki Tuğçe üniversiteye girer, belki o zaman ikinci el bir şey bakılır — ama şu an kafaya takmak bile lüks.

Geleneksel

[Bağlam: iş arkadaşı ya da tanıdık biri sohbet arasında soruyor] "Hayır, almayı düşünmüyorum — zaten kullanamam, pratik bir mesele." Kısa, düz, bitmiş. Açıklamaya girmiyorum, savunmaya da geçmiyorum. Soruyu soran biraz duraksarsa eklerim: "Toplu taşıma benim için daha mantıklı zaten, Kavaklıdere'den her yere metro var." Konuyu oraya çekiyorum — şehir ulaşımına, erişilebilirliğe falan gidebilir oradan, o zeminde rahatım.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Bu soru bana yöneltildiğinde içimde garip bir şey oluyor — hem "bu soru beni ilgilendirmez" diyorum hem de "neden ilgilendirmemeli ki?" diye kendime soruyorum. Araba kullanamam, bu net. Ama "düşünüyor musunuz" sorusu sanki beni varsayılan bir özne olarak kuruyor, ben de o öznenin dışındayım — ve bu beni hem yoruyor hem de hafifçe sinirlendiriyor. Öte yandan annem için düşünebilirim teorik olarak, ama o da kullanmıyor zaten, Belgin Hanım metroyla-otobüsle hallediyor her şeyi. Kira, kredi kartı borcu, asgari birikim — bunların ortasında araba sorusu gerçekten absürd geliyor, ama asıl absürd olan şu: bu soruyu soran kişi benim durumumu bilmiyor olabilir, ya da biliyor ama "herkes gibi" sormak istiyor — hangisi daha can sıkıcı bilmiyorum.

Modernler

[Bağlam: İstanbul'daki SaaS ofisinde bir iş arkadaşı "araba baktın mı hiç?" diye sorarsa] "Yok yok, şu an değil. Hem nereye park edeceksin bu semtte, hem de ben hâlâ burada mı kalacağım onu bile bilmiyorum." — gülerek söylerim, hafif geçiştiririm, konuyu "Yeldeğirmeni'nde park" şakasına çekerim. Kart borcunu, kararsızlığı, "aslında bütçem yok" kısmını söylemem.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ciddi misin. Yani şu an kira yenileyip yenilemeyeceğime bile karar veremedim, kredi kartında 61 bin var, İstanbul'da kalıp kalmayacağımı bilmiyorum — araba almak aklımın ucundan bile geçmedi. Geçmez de. Yeldeğirmeni'nde zaten araba işe yaramaz, her yer dar sokak, park yeri yok. Ama bir yandan şunu da düşünüyorum: Almanya'da hiç araba almayı düşünmedim çünkü toplu taşıma vardı, burada da düşünmüyorum ama burada "toplu taşıma var" diyemiyorum tam olarak, metro kartım bile hâlâ düzgün çalışmıyor. Yani "araba almam" kararı burada farklı bir şey, orada farklı bir şey — ama sonuç aynı, almıyorum, alamıyorum.

Modernler
kapalı

[Eşi Mehmet'e, akşam evde, kısa bir şekilde] "Araba mı, yok öyle bir şey şimdi. Borç bitmeden araba lafı etme bana."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Hangi arabayla, hangi parayla? Avans geldi sekiz bin, kayınvalidenin ilacına gitti. Mehmet'in belediye işi azaldı, fındık daha dört ay var. Yirmi beş bin borç var üstümüzde, birikim sıfır. Araba dersen ne olacak — kredi mi çekeceğiz, taksit mi ödeyeceğiz, sonra mı düşüneceğiz? Düzce'ye giderken dayıbaşının kamyonuna biniyoruz zaten, araba olsa ne değişecek ki — yol parasını mı kendimiz ödeyeceğiz o zaman? Ama şunu da biliyorum, kafilede Seydo'ların arabası var, bir yerde bir rahatlık o... Yok, saçmalıyorum. Şu an Berfin'in okul masrafı var, küçüklerin kıyafeti var, kışlık yakıt borcu kapandı mı kapanmadı mı belli değil. Araba sorusu bile lüks geliyor, utanıyorum neredeyse böyle bir şeyi düşündüğüme.

Geleneksel

[Bağlam: Abi Mustafa ile pazar dönüşü çay içerken, konu araçlara gelince] "Yav Mustafa abi, şimdilik yok öyle bir niyet. Şahin yürüyor, ne yapayım. Annenin ameliyatı var, kızın okulu var, bir de şenliklere hazırlık... Para bir yere gidecekse oraya gitsin. Belki bir-iki yıl sonra Hıdır'la oturup ikinci ele bakarız, ama şimdi değil."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Yok öyle bir şey şu an. Mevcut Şahin'i 2019'dan beri sürüyorum, eski ama yürüyor, ne yapayım yeni arabayı. Zaten şimdi fiyatlara baksan adam akıllı bir sıfır 1.5 milyon altında yok, ikinci el de neredeyse aynı. Annenin gözü ameliyatı var, Kayseri gidip gelmeler var, Hatice'nin okul masrafı var — birikim diyorum ya, "asgari" diyorum, yani sıfır araba hayali değil bu. Ama bir yandan da şu var: Hıdır bazen "baba araba eski, müşteri götürmek ayıp" diyor, haklı da bir parça. Pazar günleri Nevşehir'den mal taşıyoruz, bagaj dolup taşıyor. Ama şimdi değil, şimdi değil. Belki Hatice okulu bitirip dükkân işleri biraz otursa, belki o zaman ikinci el bir şeye bakılır.

Dindar

[Bağlam: Düzce'deki babam telefonda "ne zaman ehliyet kullanacaksın" diye sorunca] "Baba, İstanbul'da araba ne işe yarar ki, hem de şu an doktora bursumla geçiniyorum. Belki tez bitince, iş belli olunca bakarız."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ne arabası ya. Aylık 38-40 bin alıyorum, 32 bini gidiyor, üstüne bir de kredi kartı borcum var — şu an arabanın en yakın olduğu şey taksicinin camından gördüğüm arabalar. Ama bir yandan şu da var: Berlin'den dönünce, eğer post-doc falan bir şey olmazsa, Düzce-İstanbul arasında gidip gelmek için araba mantıklı olabilir diye bir köşede oturuyor bu düşünce. Sonra kendime geliyorum — benzin, sigorta, muayene, park, İstanbul trafiği... Metroyla 45 dakikada gittiğim yere arabayla 2 saat giderim, hem de para vererek. Zaten şu an en büyük "araç" sorunum Berlin uçak bileti ile Hendek otobüs bileti aynı haftaya denk gelip gelmeyeceği.

Modernler

[Kahvehanede, sorulunca — abiye ya da arkadaşa] Yok gardaş, şimdilik öyle bir niyetim yok. Askerlik meselesi çözülsün önce, ondan sonra bakarız. Hem şu an ekonomi de öyle değil ya, hele bi dur.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, vallaha güldürdü beni bu soru. Hangi parayla alıcam? Aylık elimde kalan beş-altı bin, o da kışın inşaattan geliyor, yazın cevizden. Kredi mi çeksem — babam "borçla araba olmaz" der, haklı da aslında. Hem askerlik meselesi ortada, belki kasımda celp gelir, arabayı kime bırakıcam? Ama şunu da düşünüyorum, sabahları Niksar'a gidip gelirken minibüste sıkışmak, kömür deposuna yağmurda yürümek — bir araba olsa ne güzel olurdu, babanın dizini de düşünsek, onu da taşısak doktora. Ama bu hayal, gerçek değil. Şu an belediye kadrosu çıksa, askerlik tehiri uzasa, o zaman belki iki yıl sonra ikinci el bir şey düşünürüm. Şu an değil.

Geleneksel

[Filiz'e, akşam yemek sonrası] "Yok canım şimdi, Logan daha gider. Sıla'nın masrafı önce, sonra bakarız. Bozulursa konuşuruz."

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an aklımda var mı yok mu, orası muğlak. Var olan arabamız 2015 Dacia Logan, 180 bin kilometre geçti, ama hâlâ çalışıyor, büyük bir arıza çıkmadı. Filiz zaman zaman "Hüseyin şu arabayı bir yenileyelim" diyor, ben de "tamam tamam" diyorum ama içimde "şu an değil" diyorum. Sıla İzmir'e gidecek, o masraf gelecek; Esnaf Odası seçimi var, orada da bir şeyler harcayacağım; annemin Manisa kontrolü var mayısta. Şimdi araba almak, yani kredi almak — yok, öyle bir şey yok. Peşin alsam, stoğumu eritirim, altın fiyatları bu haldeyken stok eritmek delilik. Zaten araba değer kaybediyor, altın kaybetmiyor — bu kadar basit. Belki 2027'de, Sıla'nın ilk yılı geçince, biraz oturur her şey.

Geleneksel

[Mustafa akşam eve gelince, öyle bir muhabbet açılırsa] "Yok yahu, biz şimdi arabaya bakmayalım. Önce evi halledelim, ondan sonra görürüz. Zaten sen hale gidip geliyorsun, ne işimize yarayacak araba şimdi."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ne arabası ya... Mustafa'nın aklından geçiyor mu bilmiyorum ama benim aklımdan hiç geçmedi doğrusu. Kredi kartı 14 bin, ev kredisi başvurusu daha önümüzde, Sümeyye'nin yurt parası, Esma'nın dershanesi — bunlar varken araba mı? Hem zaten Mustafa hale gidiyor, oradan geliyor, ne yapacağız arabayla? Ama bir yandan... komşu Hacer'in kocası aldı, ikinci el Dacia, "ay ne rahat" dedi. Ben de "maşallah" dedim, içimden "iyi de nasıl alıyorsunuz" dedim. Belki 2027'de ev olursa, sonra araba — ama o da hayal gibi geliyor şu an, 2027 çok uzak.

Geleneksel
kapalı

[Esra'ya, akşam yemek sonrası] Bak kuzum, şimdilik bir şey düşünmüyorum. Duster'ın altı üstü yerinde, yakıt da makul. Kredi işi netleşsin, dükkân açılsın, ondan sonra konuşuruz — inşallah seneye bir şeye bakarız.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... şu an kafam zaten dolu, bir de bunu düşünmek istemiyorum açıkçası. Mevcut araç çalışıyor, 2019 Duster, 87 bin km'de, bir şikâyetim yok. Ama şunu da biliyorum — kredi onaylanırsa, Halil ile dükkân açılırsa, o zaman "patron görünümü" meselesi çıkacak ortaya. Şu an Duster'la fuara gidiyorum, kimse bir şey demiyor ama... Halil'in Passat'ı var, MÜSİAD'daki adamların çoğu en az Tiguan sürüyor. İçimde bir yerde "bu işi büyütünce değiştiririm" diye bir his var ama bunu söylemek bile garip geliyor — sanki arabayı büyüklük için alacaksın gibi. Esra da geçen ay "Sümeyye'yi okula götürürken biraz utanıyorum" dedi, ben de "ne utancı" dedim ama aklımda kaldı.

Dindar

[Necla'ya, akşam yemek sonrası, çay içerken] "Necla, Corolla'ya bir daha büyük masraf çıkarsa ciddi düşünmemiz lazım yeni araba meselesini. Mustafa'nın düğünü Erzurum'a kadar gidecek, o arabayı o yola sürmek istemiyorum açıkçası. Ama şimdi acele etmeyelim — emekliliğin ilk altı ayını görelim, fındık ne olacak anlayalım, ondan sonra oturup konuşuruz."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... 2007'den beri o Corolla'yla gidiyorum, 19 yıl oldu neredeyse. Kilometre 287 bindi geçti, geçen ay Trabzon yolunda frenlerde bir ses çıktı, tamirciye götürdüm 4.800 lira. Ama "araba alalım" demek için ne bekliyorum tam olarak? Mustafa'nın düğünü var — kız tarafı Erzurum, oraya gidip gelmek lazım, Corolla'yı o yola sürmek... içim sıkışıyor biraz. Öte yandan emeklilik dilekçesini verdim, haziranda bitecek, o zaman aylık 52 bin değil 38-40 bin olacak — şimdi araba kredisine girmek ne kadar akıllıca? Birikim var, 180-200 bin civarı bir şey çıkar belki, ama o para Ahmet'in üniversite yılları için duruyor kafamda. Hem fındık fiyatı bu sene ne olacak belli değil, 165'te kaldı, TMO açıklaması yok. Yani "alalım" diyecek bir zemin var, ama "şimdi mi" sorusu takılıyor.

Geleneksel

[Selma'ya, akşam yemek sonrası, baba-anne eve geçtikten sonra] "Selma, senin Clio'yu bu yıl değiştirmek lazım galiba, 180 bini geçti. Ama şu an Polonya işi netleşene kadar büyük harcamaya girmek istemiyorum — yaz sonuna kadar bekleyelim, ona göre bakarız. İkinci el iyi bir şey çıkarsa değerlendiririz."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Şu an aklımda araba yok ya, açıkçası. Yani var, ama yok. Selma'nın Clio'su 2019 model, 180 bin kilometre geçti, o "artık değiştirelim" dedi geçen ay — haklı da, ama ben o konuşmayı bir kenara ittim çünkü Kapıkule rezaleti, Polonya deposu, Sibel'in okul parası... Şimdi araba mı? Öte yandan Doğan 14 oldu, 2-3 yıla ehliyete hazırlanacak, o zaman zaten bir şey almak gerekecek. Ama şu an öncelik değil. Benim için araba "zevk" meselesi değil ki, filo var, her şey iş-aracı — kendi arabama baktığımda da "bu ne kadar çekiyor, ne kadar yakıyor" diye düşünürüm, başka türlü bakamıyorum artık. Selma'ya bir şey söylesem "tamam bak bütçeye" diye deftere not eder, o ayrı mesele.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Cevdet iş arkadaşı, atölyede çay molasında "araba almayı düşünüyor musun" diye sorarsa] "Düşünüyorum tabii, kim düşünmüyor. Ama şimdi değil, bir iki yıl daha bekleyeyim. Bir şeyler oturduğunda bakarız." — Gerisini söylemem. Kayınvalide dosyasından, borçtan bahsetmem. Cevdet iyi adam ama herkesin bilmesine gerek yok.

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an araba almak mı? Kayınvalidenin dosyası masada, avukata 8 bin lira gidecek, kredi kartında 18 bin borç var, Halid'i doktora götürmem lazım — ve araba. Bak, yanlış anlamayalım, araba işe yarar, Mahmutpaşa'ya her sabah minibüs-metro-yürüyüş üçlüsü yorucu, Reem de çocuklarla bir yere gidemez tek başına. Ama şu an arabaya para ayırsam neyi bırakıyorum? Kayınvalide dosyasını mı, Ömer'in okul meselesini mi, Ohannes Usta'nın atölye teklifini mi? Hayır, şu an değil. Belki 2-3 yıl içinde, belki Usta'nın atölyesinde ortak olursam, o zaman konuşuruz. Şimdi düşünmek bile lüks gibi geliyor.

Dindar

[kahvede biri "hasan abi araba almayı düşünüyor musun" diye sorarsa] "Yok be, benim işim değil araba. Sorgun'da nereye gideceksin arabayla, iki adım yürürsün gidersin. Hem ehliyetim de yok zaten, bu yaşta da çıkarmam." — güler, konuyu geçer.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... ne arabası ya. Benim arabam yok ki zaten, hiç olmadı. Fabrikada 38 yıl yürüyerek gittim, minibüsle gittim — araba almayı aklımdan bile geçirmedim o yıllarda. Şimdi 71 yaşında ne yapacağım arabayla, Sorgun'da her yer yürüme mesafesi. Hatice'nin dizi var, Mehmet para yatıracak diyor, ben kabul mı edeceğim etmeyecek miyim, o kafam karışık — bir de üstüne araba mı? Hem maaş 14.500, gider 13.500, birikim yok denecek kadar az; araba alsan sigorta, yakıt, bakım... adam içinde hesap yapar bunları. Zaten ehliyetim yok, hiç çıkarmadım. Çıkarmalıydım mı? Belki. Ama o zaman para yoktu, şimdi ihtiyaç yok.

Geleneksel
kapalı

[Banu'ya, akşam yemeğinde, konu bir şekilde araba veya gider planlamasına gelirse] "Hayır, şu an düşünmüyorum. Passat'ta büyük bir sorun yok, önümüzdeki yıl Defne'nin sınav masrafı var, gereksiz yere likit bağlamak istemiyorum. Piyasa da zaten çılgın, ikinci el sıfırdan pahalı — mantıklı bir fiyat görmüyorum."

▸ aklından neler geçti?

Araç meselesi... şu an aklımda yok açıkçası. Elimizdeki 2019 Passat hâlâ iyi gidiyor, 155 bin kilometre var ama bakımını aksatmadım, büyük bir sorun çıkmadı. Ama Defne'nin YKS'si var önümüzdeki yıl, belki İstanbul'a gidecek — o masraf gelecek. Annenin Cebeci evi meselesi de bir yerde patlayacak. Şu an araba almak için para var mı? Var. Ama gerek var mı? Yok gibi. Üstelik bu piyasada... sıfır almak saçmalık, ikinci el de artık sıfırdan pahalı, adam 2 yıllık arabayı sıfırın yüzde yüz yetmiş beşine satıyor. Bunun mantığı yok. Bekleyeyim, Passat çökmeden gerek yok.

Modernler
kapalı

[Bağlam: eczanede Naciye Hanım "sen ne zaman araba alacaksın oğlum" diye sorunca] "Düşünüyorum Naciye Hanım ama şu an piyasa çok deli, ikinci el bile çıkmıyor elden. Bir iki yıl daha bekleyeyim, biraz daha biriktireyim, ondan sonra bakarız."

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an mı? Kredi kartı 8 bin TL'de, maaşın yarısı gidiyor zaten, ne arabası. Ama bir yandan da... Beraat'a gidip gelmek için her seferinde otobüs, bazen uçak — bu para da uçup gidiyor. Araba olsa en azından kendim gidip gelirim diye düşünüyorum ama sonra "Konya'dan İstanbul'a araba mı gideceksin, mantıklı mı bu" diyorum kendi kendime. Bir de şu var: araba alırsan "nereye gidiyorsun, kimi görüyorsun" soruları başlar, anne merak eder, baba "iyi mi aldın, kaç para" diye hesap sorar — şu an bu kadar görünürlük istemiyorum. Zaten şu an en büyük masrafım benim için başka yerde.

Geleneksel

[Bağlam: Bu soruyu soran biri varsa — mesela bir anket yapan, ya da sohbet ortamında biri sorarsa, hafif gülerek] "Hayır, almayı düşünmüyorum — kullanamam zaten, görme engelliyim. Ama toplu taşıma ile iyi idare ediyorum, Eskişehir bu konuda fena değil."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Bu soru bana mı geliyor yani? Gerçekten mi? Ben arabayı ne yapacağım, koyacak mı yerim kafama? Kullanamıyorum zaten, kullanma ehliyetim yok, alamam da — yani yasal olarak da, pratik olarak da sıfır. Ama şu da var: bu soru çok normal bir soru, çoğu insana soruluyor, sadece bana garip geliyor çünkü benim için anlamsız — bu da biraz tuhaf hissettiriyor, sanki "sen bu sorunun hedef kitlesi değilsin" diye bir şey var içimde. Bir yandan da düşünüyorum, ya olsaydı? Şoför tutmak, araç kiralamak, Cem'in arabasına binmek yerine kendi çözümüm olsaydı — ama hayır, bu da saçma, ben zaten Eskişehir'de otobüs ve metro ile gayet idare ediyorum, araba benim için özgürlük değil, benim özgürlüğüm başka şeyler.

Modernler
kapalı

[Kahvede Hasan abi ya da Bayrampaşa'daki bir tanıdık sorarsa] "Yok gardaş, ne arabası şimdi. Köyde ev var hedefim, o önce. Araba sonra bakarız." — Gülerek söylerim, hafif geçiştiririm. Ne kadar istediğimi, ne kadar uzak olduğunu söylemem.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, gardaş... Adam bana araba soruyor. Nereyle alacağım, hangi parayla? Şu an 65 bin biriktirdim, o da köye ev için, dokunmuyorum. Aylık gider 14 bin, anneye 4500, Murat'a bazen 1500 — ne kalıyor geriye? Üstüne bir de sigorta, muayene, park, benzin... Tarlabaşı'nda park yeri yok zaten, sabah 4'te Bayrampaşa'ya dolmuşla gidiyorum, ne işe yarayacak araba? Ama şunu da biliyorum — adam "araba almayı düşünüyor musun" diye sorduğunda içimde bir şey kıpırdıyor, sanki "hayır" demek utanç gibi geliyor, sanki "ben o seviyede değilim" demek gibi. O his sinir bozuyor beni. Düşünmüyorum, düşünemiyorum, düşünmemem lazım şu an — bu üçü ayrı şey ama hepsini "yok" diye geçiştiriyorum.

Geleneksel

[Aylin'e, muhasebe danışmanlığı sırasında lafın döndüğü bir anda] "Yok canım, şimdi değil. Clio gidiyor, yeter. Belki önümüzdeki yıl duruma bakarız, ama şu an gündemimde yok."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, ne arabası şimdi. Bizim bir arabamız var zaten, Hakan'ın TIR'ı saymazsak evde Clio duruyor, 2015 model, yeterince gidiyor. Hakan yolda, ben nereye gidiyorum ki — hastaneye, pazara, Selma'ya. O kadar. Üstelik kayınvalide bu haldeyken arabayı kim kullanacak, ben mi, Fatma'yı yalnız bırakıp mı çıkacağım? Zaten 4500-6000 TL ile araba almak... bu soruyu soran benim durumumu hiç bilmiyor. Hem Hakan emekliliği konuşurken, Bornova evi satış planı varken, şimdi araba kredisi mi? Mantıklı değil. Belki Fatma gittikten sonra, Karşıyaka'ya taşınınca diye bir düşünce geçiyor aklımdan ama o da "belki" kategorisinde, somut değil.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Yusuf telefonda "ne yapıyorsun anne" diye sorsa ve konu bir şekilde açılsa] "Kuzum araba ne işime yarar benim, ehliyetim yok, nereye gideyim ki... Sağlığım yerinde olsun, o yeter bana. Arabayı sen al kendin için, çocuklara lazım olur."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Bu soru bana mı soruldu? Gülünç. Arabam ne işime yarayacak, ehliyetim yok ki zaten, 72 yaşında direksiyon başına geçecek değilim ya. Ama bir an... bir an şöyle düşündüm, Yusuf "anne sana araba alsak" demişti bir keresinde, yani şoför tutarız gibi bir şey demişti, ben de "ne gerek var" dedim geçiştirdim. Zaten param yok, birikim yok, emeklim beş bin sekiz yüz, Fatma'nın çocukları hasta olunca o da gelemedi, ben burada tek başıma... Araba değil, sağlık olsun, ayakta duralım.

Geleneksel

[Sema'ya, akşam yemekte, konuşma boşluğunda] "Araba almayı düşünüyor musun hiç?" diye sorsa biri bana — hayır, derdim, ne işimize yarar. Benzin, sigorta, park derdi... Biz bu şehirde arabaya gerek duymadan yaşıyoruz zaten, şükür. Sema'ya da öyle söylerdim, kısa keser geçerdim.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Yok öyle bir düşünce zaten, hiç aklıma gelmedi. Neden gelsin ki — Ankara'nın ortasındayım, Tunalı beş dakika, market on dakika, Akşam Atölyesi'ne dolmuş var, Birikim toplantısına taksi. Arabayı 2018'de sattık, o günden beri bir kez bile "keşke olsaydı" demedim. Sema da demedi. Ama şu an Sema'nın Mart kontrolü aklıma geliyor — eğer bir şey çıkarsa, kemoye gidip gelmek, hastane... O zaman araba işe yarardı belki. Sonra bu düşünceyi hemen kesiyorum, çünkü o senaryoyu düşünmek istemiyorum, arabanın üzerinden o kapıya girmiş oluyorum.

Modernler

[Kahvehanede Hüseyin sorarsa ya da Yusuf WhatsApp'ta 'baba bir araba alsan' diye önerirse] "Yok oğlum, ne işim var arabayla. Adam 75 yaşında araba alır mı, gülünç olur. Hüseyin götürüyor Erzincan'a, minibüs var, yeter. Para israfı yapmam öyle."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Ne yapayım arabayı gardaşım, nereye gideyim... Köy yolu zaten ya belediye açıyor ya açmıyor, kışın 4 ay dışarı çıkmıyorum zaten. Erzincan'a gitmem gerekse Hüseyin götürüyor, ya da minibüs var. Üstelik 75 yaşında direksiyon... son 2002'de Almanya'da kullandım arabayı, o da fabrika çıkışı ikinci el Opel'di. Şimdi oturup araba alacak halim mi var, param var ama para meselesi değil ki — kim bakacak o arabaya, Yusuf gelirse zaten kendi arabası var, Aysun uçakla geliyor. Boş masraf, boş dert. Hem sigorta, hem muayene, hem benzin... Almanya'da da arabaya bağımlı olmadım, Sindelfingen'de otobüsle giderdim fabrikaya, alışkanlık o.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Hayrettin sorarsa ya da Mustafa "anne bir arabanız olsa iyi olmaz mıydı" dese] "Yok oğlum, ne yapacağız arabayı, sen varsın, Şerife'nin kocası var, Yusuf var. Biz nereye gidiyoruz ki arabayla. Gerekirse birini çağırıyoruz, tamam olmuyor mu?"

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Ne arabası yani... Hayrettin'in sırtı tutulmuş, prostat takibi devam ediyor, Hatice'nin çocuğu köyde hasta kalıyor kar yolunda, ben burada araba mı düşüneceğim. Zaten Mustafa'nın arabası var, Şerife'nin kocası taksi şoförü, Yusuf nakliye yapıyor — bir yere gitmem gerekse birine söylüyorum, götürüyorlar. Hem ben bu yaşta ehliyetim de yok ki, hiç almadım, almayı da düşünmedim. Hayrettin'in arabası olsaydı ne olurdu diye bazen düşünmüşümdür ama o da geçti artık, emekli, sırtı tutulmuş, nereye gidecek. Para meselesi de ayrı — ay sonunu getirmeye çalışıyoruz, 16.500 gidiyor, 11.500 geliyor, aradaki farkı nasıl kapatıyoruz ben bile tam bilmiyorum, Mustafa'nın dükkanından zaman zaman bir şeyler geliyor. Araba diye bir şey kafamın köşesinde bile yok vallahi.

Dindar

[Süleyman akşam uğradığında, gülümseyerek] "Oğlum bana araba soruyor biri, ne dersin?" — gülerim, o da güler, geçer.

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Adam aklına ne geliyor böyle... Ben 78 yaşındayım, sırtım bel tutmuyor, köyden Mardin'e yılda iki üç kere çıkıyorum, o da Süleyman götürüyor. Ne yapacağım arabayla? Hem param mı var? 5800 lira aylıkla Süleyman'ın ekmeğini zor tutuyorum, araba nereden çıkacak. Zaten ehliyetim de yok, hiç olmadı. Köyde ne gerek vardı ki... Ama bir yandan... yok, saçma. Böyle sorular soruluyor işte, şehirlilerin sorusu bu. Bizim hayatımızda böyle "önümüzdeki 1 yıl araba" diye plan mı kurulur.

Geleneksel

[Bağlam: Devran ya da Hıdır böyle bir şey sorse, gülerek] "Yok yavrum, ben araba almayı düşünmüyorum. Param yok, ehliyetim yok, aklım da yok öyle şeylere. Otobüs var, Murat var, sen varsın — ne işim var arabayla."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Ne arabası, kızım... Benim aylık param 5.800 lira, arabanın benzini bile o parayı yutar. Hem zaten neye alacağım, köyde mi kullanacağım, İstanbul'da mı? Köyde yol bozuk, İstanbul'da park yeri yok, ehliyet de yok üstelik. Sabri sağ olsaydı belki derdik "alalım mı" derdik, o araba işlerini severdi, ben hiç bakmadım o tarafa. Soran kim bu soruyu, beni tanımıyor galiba...

Geleneksel

[Bağlam: İTÜ grubu WhatsApp'ta ya da Murat'la birebir konuşurken, biri "ya Berlin'de araba lazım mı olur" diye sorarsa] "Hayır abicim, ne arabası şu an. Zaten Bomonti'de kullanmıyorduk, Berlin'de de kullanmayacağız büyük ihtimal. Önce oturağımızı bulsun, sonra bakarız o tür şeylere."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Nisan 2026'da araba mı? Biz Eylül'de Berlin'e taşınıyoruz, ya da en azından taşınmayı planlıyoruz, vize tamam geldi, şimdi kafam tamamen lojistik-belge-okul-kreş-Mahmut'a nasıl söylerim üzerinde dönüyor — araba almak bu tablonun neresine giriyor? Zaten Bomonti'de araba kullanmak bir işkence, park yeri yok, metro 5 dakikada, Selin de arabaya gerek duymadı hiç. Berlin'de de araba almayacağız, orada toplu taşıma zaten çok iyi, üstelik kira + taşınma masrafı + Ali'nin okul kaydı + Almanca kursu derken nakit akışı tamam ama gereksiz yere zorlamak istemiyorum kendimi. Bomonti evi satılacak mı kiralanacak mı onu bile netleştiremedik Selin ile, araba gündemde değil gerçekten.

Modernler

[Bağlam: Tunalı'daki kafe buluşmasında Filiz'e] "Düşünüyorum ama ciddiye almıyorum henüz. Fiyatlar gerçekten saçma bir yerde, hem alım hem sigorta hem bakım — şu an kredi varken üstüne binmek istemiyorum. Belki Çağrı ortaokula geçince, rotalar biraz değişince yeniden hesaplarım."

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an Nisan 2026, dolar ne, onu bile tam takip edemiyorum artık. İkinci el bir şey bakıyordum geçen ay, Sahibinden'de — 2019 Clio, 1.2 milyon. Bir yıl öncesine göre iki katı mı oldu, üç katı mı, kafam karışıyor. Kredi zaten var, 18 bin TL aylık, üstüne bir de araç kredisi mi? Ama gerçekten... Çağrı'nın okul-doktor-alışveriş rotası, Defne'nin aktiviteleri, hep EGO veya yürüyüş. Yürüyüş iyi aslında, Tunalı yakın, okul yakın — ama kış aylarında çocuklarla yağmurda yürümek, o an "keşke arabam olsa" diyorum. Sonra yazı düşünüyorum, "zaten yürüyorum, iyi ki yok" diyorum. Kafam ikiye bölünüyor bu konuda, yıllardır böyle.

Modernler

[Kahvehanede, kasaba-meclisi buluşmasından sonra Hasan-abi sordu "Ramazan yeni araba düşünüyor musun" diye] "Yok canım Hasan-abi, Duster gidiyor, ne yapayım şimdi. Belki Mehmet için bir pikap lazım olacak fabrikaya, ama o da acele değil. Önce Ahmed'in sınavı geçsin, ondan sonra bakarız."

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an arabam var zaten, 2019 Dacia Duster, iyi gidiyor, bir derdi yok. Neden alayım? Ama Mehmet geçen hafta "baba fabrika işleri için bir pikap lazım, zeytin taşıma, depo-pazar arası" dedi — o ayrı mesele, o iş arabası. Şimdi bana "araba alacak mısın" diye soruyorlar, sanki ben her yıl araba değiştiren biri miyim. Mehmet'in pikap meselesi gerçek bir ihtiyaç, onu düşünüyorum aslında, ama kredi var üstümde, Ahmed'in ÖSS'si var, Yusuf mezun olacak, para bir yerde duruyor. Pikap alınırsa iş kredisinden hallederiz belki, ama şimdi değil, sonbahara kadar bekleyelim, Mehmet fabrikayı tam devraldıktan sonra o karar onun kararı olsun zaten.

Geleneksel
kapalı

[Süleyman akşam eve gelince, konu açılırsa — mesela biri araba aldı haberi çıkarsa] "Biz şimdilik dolmuşla idare ederiz Süleyman, önce ev meselesi çözülsün, sonra bakarız inşallah."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı? Nisan ayında hâlâ kentsel dönüşüm kâbusu bitmedi, Zeynep'in üniversite parası nerede diye düşünüyorum, kredi kartı 18 bin küsur, Süleyman'ın işi hâlâ düzensiz — araba sorusu niye aklıma bile girmedi ki zaten. Girmedi değil, giremez. Komşu Nazmiye geçen ay "kocam ikinci el Doblo baktı" dedi, ben içimden "nasıl bakıyorlar" dedim, utandım biraz kendi adıma, neden utandım bilmiyorum. Sanki araba düşünememek bir eksiklik gibi hissettiriyor ama bu hissin kendisi saçma, biz dört çocukla dolmuşla geçiniyoruz, bu normal, utanacak ne var. Zaten Sultanbeyli'de otopark yok, yakıt ne kadar, sigorta ne kadar — hesabı bile yapmaya gerek yok.

Dindar

[Kahvede baba Mehmet ve amca Yusuf'la sohbet ederken, konu araç-gereç masrafına gelince] "Yok gardaş, araba derdi yok bende şimdilik. Düğün sezonunda amcanın arabası yeter, pikap zaten var orada. Önce çocuklar büyüsün, ondan sonra görürüz. Allah büyük, sıra gelir."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... yani adam soruyor bunu bana, gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum. Kredi kartında 8.500 TL borç var, bu ay düğün geliri iyi gitti ama Nisan-Mayıs biter Haziran'da ne olur belli değil. Arabayı nereden alacağım, hangi parayla? Taksit desen zaten taksit altında eziliyoruz. Ama... yani içimde bir yeri var, "bir gün olsa" diyen. Çarşamba sabahı tezgahı toplarken yağmur yağıyor, dolmuşta ıslak çanta, eve gelirken ayak sırılsıklam — o an "bir pikap olsa, malı koyarım arkaya" diye geçiyor kafamdan. Hem düğün için de iyi olurdu, davulları taşımak için amcanın arabasına muhtaç oluyoruz hep. Ama şu an gerçekten değil, hayır. Sema'nın okul masrafı var, Ahmet büyüyecek, ev bakım istiyor — araba lüks şu an.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: camiden çıkışta Hassan bey ya da başka bir Halepli komşu sohbet ederken "sen araba almayı düşünüyor musun Ebu Yusuf" dese] "Yok yok, şimdi değil kardeşim. Çocukların okulu var önce, Mariam'ın sınavı var haziranda. Onlar bitsin, inşallah bir gün Allah kolaylaştırır, ama şimdi sırası değil."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı... Allah'ım. Nereden baksan 400-500 bin TL aşağısı yok şu an, ikinci el bile. Ben şu an kirayı zor ödüyorum, Mariam'ın ÖSS kitapları var, Ahmed'in okul masrafı var, Yusuf'un üniversitesi var — araba nereden çıkacak? Hem sigorta, hem muayene, hem benzin... Hesabını bile yapamam. Vatandaşlık onaylanmamış, kredi çekemem, üstüme araba kaydedemem zaten. Belki vatandaşlık gelse, iş kayıt olsa, bir gün ufak bir şey bakılır — ama şu an bu soruyu sormak bile lüks gibi geliyor içimden.

Geleneksel
kapalı

[Selim'e, akşam yemekten sonra sohbet ederken, o "bir gün araba alsak" diye bir şey geçirince] "Eşim inşallah bir gün olur, ama şimdi değil. Önce kartı kapatalım, Mehmet anaokula başlasın, biraz nefes alalım. Ondan sonra konuşuruz."

▸ aklından neler geçti?

Araba mı, yani şaka gibi geliyor bu soru. Kiramızı zor ödüyoruz, kredi kartı borcu 6.500 TL, Selim'in işi yeni yeni düzeldi daha, ben Hatice halaların atölyesinde dikiş dikiyorum günde 3-4 saat 380 TL'ye — biz araba almayı düşünemeyiz ki, düşünmek bile lüks gibi hissettiriyor. Ama bir yandan... bilmiyorum, mahallede bazı aileler aldı, ikinci el, eski model, 5-6 yıllık bir şey. Selim de bazen "bir gün arabamız olsa" diyor, ben de içimden 'ne zaman o gün' diyorum ama sesimi çıkarmıyorum. Çocukları Berfin'i okula götürmek, annemlere uğramak, bir yere gitmek istesek dolmuş dolmuş... ama hayır, şu an gerçekten mümkün değil, kafamın bir köşesinde bile yer tutmamalı bu düşünce, başka şeyler var önce.

Dindar

[Esra'ya, akşam sohbetinde] "Araba şu an gündemimde değil canım, bütçe müsait değil zaten. Belki terfi olursa, biriktirsek, bakarız — ama önce kredi kartını kapatalım. El kontrollü araç meselesi de ayrıca araştırma istiyor, öyle hemen olacak iş değil."

▸ aklından neler geçti?

Araba... şu an değil ya. Hem bütçe yok gerçekten — kredi kartı 28 bin, birikim dip, Doruk'un anaokulu ayda 4500 lira gidiyor. Ama asıl mesele para da değil, engelli araç meselesi ayrı bir dert: ya el kontrollü modifikasyon yaptıracaksın ya da hazır bul. El kontrollü araç bulmak Bursa'da bile iş, modifikasyon masrafı ayrı, park etmek ayrı bir sorun. Engelsiz Taksi şimdilik idare ediyor, Doruk'u almaya gidiyorum, market için Esra var, işe zaten evden giriyorum — "araba şart" diyemiyorum kendime dürüstçe. Ama bazen içimde "kendi arabamla çıksam" diye geçiyor, bağımsızlık meselesi, Esra'ya "beni şuraya bırakır mısın" demekten yorulduğun anlar oluyor — bunu söylemiyor değilim ama tam da çıkarmıyorum üstüne.