soru · 2026-04-29

Türkiye'de iyimser olmak için bir sebep var mı?

70 cevap·2.6 dk·$1.56

Küçük Sebepler, Büyük Yorgunluk

70 kurgusal kişiye soruldu · 29 Nisan 2026

Bir cümle özet

Bu 70 kişinin büyük çoğunluğu iyimser olmak için bir sebep bulamıyor; ama neredeyse hepsi o soruyu yanıtlarken bir çocuğun yüzünü, bir torunun sesini ya da küçük bir "tamam" anını aklına getiriyor.

---

Genel kanaat

59 kişi — yani 70'in %84'ü — doğrudan "hayır" tarafında duruyor ya da oraya yakın bir yerde. Ama bu "hayır" nadiren sert ve kesin geliyor. Çoğu kişi cevabını verirken duraksamış, geri dönmüş, bir şeyleri saymaya çalışmış. Sadece 6 kişi net bir "evet" diyebilmiş; 10 kişi ise soruyu doğrudan yanıtlamaktan kaçınmış.

Ekonomi bu 70 kişinin neredeyse tamamında — 60 kişide — bir çerçeve olarak ortaya çıkıyor. Fiyatlar, kur, iş belirsizliği, stok dışı ilaçlar, zeytinyağı kârının eridiği hesaplar. Ama dikkat çekici olan şu: ekonomik sıkıntıyı dile getirenlerin büyük kısmı hemen ardından bir "ama" ekliyor. Bu "ama"nın arkasından çoğunlukla aile geliyor — 68 kişide aile bir çerçeve olarak beliriyor. Torun, çocuk, kız, oğul. Sanki ülkeye dair iyimserlik mümkün değil ama eve dair bir şey hâlâ tutunuyor.

Dini bir çerçeveden bakan 29 kişi var. Bunların bir kısmı "Allah var, bu yeter" diyor; ama Naciye (p_017) gibi bazıları bu cümleyi söyledikten hemen sonra "yeter mi gerçekten, bilmiyorum" diye geri çekiyor. Yani inanç bile bu soruda tam bir zemin sağlamıyor.

---

Ne ortak, ne ayrışan

### "Türkiye" sorusu ile "benim hayatım" sorusu ayrışıyor

Cevaplar okunduğunda en belirgin örüntü bu: insanlar ülke ölçeğinde iyimser olamıyor, ama kendi avlusuna baktığında bir şeyler buluyor. Ramazan Hoca (p_066), Hatay'daki zeytinyağı fabrikasından bakıyor: "Kendi avlumda bakıyorum — var. Ülkenin genel haline bakıyorum — yorucu." Hüseyin (p_046), Salihli'deki dükkânından şunu söylüyor: "'Türkiye iyiye gidiyor' diyebilir miyim? Diyemiyorum açıkçası." Ama hemen ardından kızının okuyacağını, dükkânın döndüğünü ekliyor. Bu ayrım 70 kişinin büyük bölümünde tekrar ediyor: ülke sorusu ile kişisel hayat sorusu birbirinden kopuyor, ve insanlar iyimserliği ancak küçük ölçekte tutabildiğini fark ediyor.

### Küçük şeylere tutunmak — ama bunu "iyimserlik" saymaktan çekinmek

Sabiha (p_009), torunun "büyükanne" dediği anı anlatıyor: "O an için iyimser değil miydim?" Şükriye (p_025), komşuyla çay içip gülümsediği sabahı sayıyor. Hatice El-Hamevi (p_012), kızının sınıf birincisi olduğunu öğretmenin ayrıca söylediğini aktarıyor. Bu küçük anlar gerçek — ama hemen ardından bir şüphe geliyor: "Yoksa ben kendimi kandırıyor muyum, küçük şeylere sarılıyorum çünkü büyük şeylere bakmaya gücüm yok?" Bu soru 70 kişinin içinden geçiyor. Küçük sebepler var, ama onları "iyimserlik" diye adlandırmak insanı rahatsız ediyor — sanki naif görünmek, ya da büyük acıları görmezden gelmek gibi.

### "İyimser olmak kimin lüksü?" sorusu

37 kişi aile dayanışmasını öne çıkarıyor. Ama bu dayanışmanın içinden bile bir sınıf farkı görünüyor. Marina (p_044), Kadıköy'deki akademisyen olarak şunu söylüyor: "Bu iyimserlik benim sınıfımın iyimserliği." Kerem (p_041), Alman pasaportu olduğu için "çıkış kapısı açık" diye düşünüyor ve bu yüzden "evet iyimser olunabilir" demenin kendisi için kolay olduğunu fark ediyor. Cemal (p_056), Tarlabaşı'nda el arabası çeken biri olarak şunu soruyor: "Bana mı soruyorsun gerçekten?" Helin (p_042), Suruç'tan mevsimlik işçi olarak şunu ekliyor: "Benim iyimserliğim çok küçük şeylerden, çok kırılgan." Bu 70 kişi arasında iyimserliğin eşit dağılmadığı açık — ve bunu fark edenler de var.

### Geçmişe bakarak "geçti, belki bu da geçer" diyenler

15 kişi ekonomik sıkıntıyı yapısal bir sorun olarak görüyor. Ama daha geniş bir grup — özellikle 50 yaş üstü — geçmişe bakarak bir tür dayanıklılık argümanı kuruyor. Hasan (p_052), 1990'ların enflasyonunu hatırlıyor: "O zamanlar maaşın ertesi gün değeri kalmıyordu." Latif (p_026), on yaşında Fergana'da kuyunun arkasında beklediği geceyi anlatıyor ve "bunlar az şey mi?" diye soruyor. Engin (p_003), 1980 sonrası hapse girdiğini, ama "bitmedi" dediğini söylüyor. Bu bakış açısı bir iyimserlik değil tam olarak — daha çok "daha kötüsünü gördüm, bu da geçer" türü bir direnç. Ama bu direncin de bir sınırı var: Engin, "belki göremem artık" diye ekliyor.

---

Yöntem notu

Bu 70 kişi gerçek değil — her biri belirli bir yaş, şehir, meslek, köken ve yaşam deneyimiyle tasarlanmış kurgusal figürler. Bir anket değil, bir düşünme aracı. Aynı soru farklı bir grupla ya da farklı bir zamanda sorulsa farklı örüntüler çıkardı. Buradaki sayılar ve alıntılar bu 70 kişinin cevaplarından geliyor; Türkiye toplumu hakkında istatistiksel bir iddia taşımıyor.

▸ veri sayımı (kelime-eşleşme)

Cevaplarda hangi konu/söz-kalıbı kaç personada geçti — ham kelime-eşleştirmesi. Yorumlama değil; sayısal arka-plan.

aile/akraba bağlamı68/70
economic_frame60/70
olmaz/değil dedi59/70
geçim/ay-sonu50/70
dini söz/çerçeve29/70
aile-için-koruma26/70
politik söylem23/70
yapısal eleştiri (sistem/eşitsizlik)15/70
asker/savaş çerçevesi14/70
ekonomi düzelir umudu12/70
kuşak-aktarımı11/70
kararsız / 'kim bilir'10/70
olur/evet dedi6/70
kayın/namus baskısı5/70
kamuya açık paylaşmam4/70
cinsiyet/erkeklik-kadınlık3/70
atomize-aile / seçilmiş2/70
küme
modernler: 24
dindar-muhafazakarlar: 17
geleneksel-muhafazakarlar: 29
mahremiyet
yari-acik: 48
kapali: 21
acik: 1

Bu rapor 70 kurgusal kişinin bu soruya verdiği cevapların bir okumasıdır. Anket değil; gerçek-dünya iddiası içermez. Aynı set yeniden sorulsa farklı bir okuma çıkar.

cevaplar

70

[Bağlam: iş arkadaşıyla öğle arası, ofis mutfağında, konuşma zaten siyasete kaymışken] "Var tabii, küçük şeyler var — insanlar hâlâ birbirine yardım ediyor, gençler daha uyanık bence. Ama büyük resme bakınca... açıkçası iyimser olmak için çok çaba harcamak gerekiyor artık. Eskiden kendiliğinden gelirdi o his."

▸ aklından neler geçti?

Soru basit görünüyor ama içim bir anda sıkıştı. Çünkü "evet var" desem kendimi kandırıyor gibi hissediyorum, "hayır yok" desem de... bilmiyorum, bir şey var içimde buna direnen. Kreşe bıraktığımda Selin'in yüzüne bakıyorum mesela — o yüz bir sebep sayılır mı? Ama bu soruyu soran kişi büyük ihtimalle siyasetten, ekonomiden, adalet falan filan meselesinden soruyor. Oradan bakınca gerçekten zor. Amcamı düşündüm şimdi, neden düşündüm bilmiyorum. Belki "iyimserlik" kelimesi o tarafı açıyor. Ama şunu da biliyorum: her nesil "bu kadar kötü olmamıştı" dedi, biz de diyoruz, belki bu da geçer. Belki geçmez. Yoruldum bu soruyla aslında, çünkü cevabı hem biliyorum hem bilmiyorum.

Modernler
kapalı

[Eşiyle akşam yemekte, hafif bir sohbet sırasında] "Yani bak, zor ama tamamen kötü de değil. İnsanlar bir şekilde çıkış yolu buluyor hep, biz de buluriz. Şimdiye kadar da bulduk zaten."

▸ aklından neler geçti?

Evet var tabii, nasıl yok olur... Ama şu an kafam o kadar yorgun ki, "var" diyebilmek için kendimi biraz zorlamam gerekiyor. Ekonomi berbat, dolar ne olacak bilmiyorum, eşin işi sallantıda gibi hissettiriyor bazen — açıkça söylemiyor ama ben anlıyorum. Öte yandan... gerçekten düşününce: altyapı fena değil, genç nüfus var, insanlar hâlâ bir şekilde ayakta duruyor. Ama "iyimser ol" denince aklıma önce şu geliyor: kim için iyimser olacağım? Çocuk yok, birikim yavaş gidiyor, kayınvalide her aradığında o "ne zaman müjde" bakışı... Belki de iyimserliği en çok hak eden ben değilim şu an, bilmiyorum. Sonra kendi kendime "ne saçmalıyorsun" diyorum — devlet büyüktür, bir şekilde döner bu iş.

Dindar

[Bağlam: Cihangir'deki kahvaltı grubunda, Mehmet sordu — biraz sitem, biraz gerçek merak var sesinde] "Bak, ben iyimserliği bir duygu olarak değil bir tercih olarak anlıyorum artık. Duygusal olarak mı soruyorsun — hayır, çoğu sabah değil. Ama tercih olarak? Var. Torunuma bakıyorum, bu gençlerin bir kısmına bakıyorum — apolitik görünüyorlar ama aptal değiller. Ve bu ülke bizi daha önce de şaşırttı, hem iyi hem kötü yönde. Ben kötü yönde şaşırmayı çok yaşadım — iyi yönde de yaşadım. Bunun için yaşamaya devam etmek gerekiyor, o kadar."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... Bu soruyu sormak bile artık bir lüks gibi geliyor. Ama hemen "yok" diyemiyorum da — bu kadar kolay teslim olmak, benim için bir tür ahlaki çöküş sayılır. Gençken hapse girdiğimde de "bitti" demedik, bitmedi de. Ama o zaman genç olmak vardı, enerji vardı, Ayşe vardı yanımda. Şimdi ne var? Torunum var — o çocuğun yüzüne bakınca bir şey oluyor içimde, tarif edemiyorum. Kitap var, yarım da olsa. Ve şu da var: bu ülkede her on yılda bir bir şeyler kırılıyor, ama sonra beklenmedik yerden bir çatlak açılıyor — ben bunu gördüm, yaşadım. Belki göremem artık onu, belki görürüm. Ama "kesinlikle yok" demek, Ayşe'nin olmadığı bu odada, bu karanlıkta, kendimi tamamen bitirmek demek — buna hazır değilim henüz.

Modernler
kapalı

[TikTok'ta, takipçilere; hafif bir vlog tarzı, kameraya bakarak] "Yani bakın, her şey mükemmel değil, biliyorum. Ama mesela ben 18K'ya ulaştım, ilk marka teklifim geldi — bunlar gerçek. Küçük şeyler bazen yeter iyimser olmaya. Belki büyük resme bakmayın, kendi küçük resminize bakın. Oradan başlayın." *(Abla meselesini, YKS korkusunu, babanın baskısını söylemez. Kameraya o kısmı vermez.)*

▸ aklından neler geçti?

Ya... iyimser olmak için sebep var mı diye soruyorlar. Kafam karışık bu soruya. Bir yanda TikTok'ta 18K oldu, marka teklifi geldi, bu gerçek — bunu inkâr edemem, mutlu oldum. Ama sonra açıyorum Twitter'ı, yine bir şey olmuş, yine biri tutuklanmış, yine ekonomi berbat, yine dolar fırlamış. Ablamın o gözaltı meselesini düşünüyorum bazen — aile hiç konuşmuyor ama ben o sessizliği taşıyorum içimde. YKS sonucu haziranda çıkacak, ya çıkmazsa? Baba evlilik lafını yeniden açar. Yani iyimser olmak istiyorum ama bu ülkede iyimser olmak sanki kendini kandırmak gibi hissettiriyor bazen — sonra bakıyorsun hayatında küçük bir şey iyi gidiyor ve "tamam belki" diyorsun, sonra yine bir haber geliyor.

Modernler

[Bağlam: TÜSİAD çalışma grubu toplantısı sonrası, iki-üç kişilik ayaküstü sohbet, benzer profil insanlar] "Bakın, ben kısa vadede iyimser değilim, bunu söyleyeyim açıkça. Ama Türkiye'yi tamamen yazmak da hata — bu ülke daha önce çok daha kötü dönemlerden çıktı, insan kapasitesi hâlâ güçlü, genç nüfus gerçek bir asset. Asıl mesele kurumsal öngörülebilirlik; o düzelirse geri kalan çok daha hızlı toparlar. Şu an o düzeltmeyi göremiyorum, ama imkânsız da değil."

▸ aklından neler geçti?

Bu soru çok genel, ama içim sıkışıyor biraz. İyimser olmak için sebep var mı... Bak, ben rakamları okuyorum her gün — enflasyon hâlâ yapışkan, kur volatilitesi durmuyor, seçim ekonomisi bir sonraki krizi öne çekiyor sadece. Ama öte yandan... demografik yapı gerçekten genç, Türkiye'nin coğrafi konumu bir şekilde hep bir koz olarak kalıyor, ve ben Londra'dan döndüğümde de "bitti bu ülke" diyenler vardı, bitmedi. Yani "iyimser olmak için sebep yok" demek de entelektüel bir tembellik aslında — o kadar net değil. Ama şunu da biliyorum: kızım için düşününce, onun burada kalmasını isteyip istemediğimi artık net söyleyemiyorum, ve bu benim için en dürüst göstergedir. Kendi portföyüme bakıyorum, dolar ağırlığını neden artırdığımı biliyorum — bu da bir cevap aslında.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Kahvedeki sabah grubundan biri soruyor, Akarsu Yokuşu, ikinci kahve] "Var tabii — ama küçük şeylerde. Büyük resme bakınca adam akıllı iyimser olmak mümkün değil zaten, orası belli. Ama mesela 8 Mart'ta o kalabalığı gördüğümde, ya da bir mahalle bir şeye karşı çıkıp kazandığında — o anlarda bir şey hissediyorum. Küçük, geçici, biliyorum. Ama tamamen yok değil."

▸ aklından neler geçti?

Aaah bu soru. Hem çok basit hem de içimde bir şeyler sıkışıp kalıyor. İyimser olmak için sebep... Gerçekten düşününce — evet var, ama hemen söylemek istemiyorum, çünkü söyler söylemez "işte sen de sisteme razı oldun" gibi bir şey geliyor içimden. Ama bu da saçma, kendi kendime dürüst olamıyorsam ne yapacağım. Şu an aklıma gelenler: sokaktaki insanlar hâlâ bir şeylere itiraz ediyor, Küçük Armutlu'daki mahalle örgütlenmesi, feminist hareketin 8 Mart'ta hâlâ diri olması, Cihangir'de tanıdığım gençlerin bir kısmı gitmiyor, kalıyor ve bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bunlar küçük ama gerçek. Ama öte yandan şu an kripto markası için logo çiziyorum ve bunu kimseye söyleyemiyorum, yani "iyimserlik" lafını ağzıma almadan önce kendi tutarsızlığımla yüzleşmem lazım belki. Yorgunum. Ama tamamen karanlık da değil içim, bu da bir gerçek.

Modernler
kapalı

[Discord'da, yakın bir-iki arkadaşla, gayri resmi sohbet ortamında] Yani teknik tarafta gerçekten umut verici şeyler var, birkaç iyi insan iyi işler yapıyor — ama bunun ne kadarı gerçekten "Türkiye iyimserliği", ne kadarı sadece biz iyi bir balonun içindeyiz sorusunu sormadan geçemiyorum. Belki ikisi de aynı anda doğrudur, bilmiyorum.

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... cidden mi? Yani gerçekten oturup düşününce — tech ekosistemi fena değil, birkaç tane gerçekten iyi startup çıktı, Boğaziçi'nden tanıdığım insanlar iyi işler yapıyor. Ama bunların hepsi çok küçük bir balonun içinde oluyor, Etiler-Nişantaşı-Kadıköy üçgeninde, geri kalanı görünmüyor bile. Öte yandan ben zaten buradan kaçmayı planlıyorum, o zaman "iyimser ol" demek biraz ikiyüzlülük gibi geliyor kendi içimde — sanki yanan bir binadan çıkarken "ama manzara güzeldi" demek. Ama şunu da biliyorum: tamamen kötümser olmak da kolay bir pozisyon, hiçbir şeyi sahiplenmeden "her şey berbat" deyip çıkmak — bu da bir tür tembellik aslında. Kafam karışık, dürüst olmak gerekirse.

Modernler
kapalı

[Kafkas Derneği'ndeki yaşlılar masasında, çay içerken, biri "bu memlekette ümit kaldı mı?" diye sorunca] "Kaldı tabii, kalmaz olur mu. Bak torunlarımıza, onlar bizden daha akıllı, daha becerikli. Biz de zor zamanlar gördük, geçti. Ama şunu da söyleyeyim — kolay değil, sabır istiyor bu iş, sabır."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Adam soruyor, ne diyeceksin. Bir taraftan bakıyorum — torunlar var, sağlıklılar, okuyorlar, Zeynep geçen hafta İngilizce sınavından doksanbeş aldı. Bunlar var. Ama ülke meselesi soruyorsa... bilmiyorum. Emekli maaşı her ay biraz daha eridi, markette ne baksan fiyat değişmiş, ve insanlar bunu konuşmaktan bile yoruldu artık, sanki alıştılar. Bir de şu var — ben devlette çalıştım, devlete inandım, devlet bana da bir şeyler yaptı, ama yine de inandım. Şimdi bazen düşünüyorum, o inanç mıydı yoksa başka bir şey miydi. Gençler ne yapacak, nereye tutunacak — bunu düşününce içim sıkışıyor biraz.

Geleneksel

[Bağlam: Boşnak Derneği piknik hazırlığında, kadınlar arasında, biri "bu memlekette umut var mı" diye soruyor] "Be kızım, büyüklerimiz çok daha zor günler gördü, ne mi? Onlar Bulgaristan'dan kaçtı, isim bile değiştirdiler, yine de tutundular. Şimdi biz buradayız, çocuklarımız var, torunlarımız var. Ağır gidiyor evet, pahalılık var, her şey var — ama ben sabah kalktığımda tatlımı yoğuruyorum, insanlar sipariş veriyor, sofra kuruluyor. Bunlar küçük şeyler ama küçük şeyler tutunduruyor insanı. Büyük iyimserlik istemiyorum ben, küçük iyimserlik yeter bana."

▸ aklından neler geçti?

Aman be, bu soru... İnsan ne desin? Şeker sınırda kocam, tatlı siparişi var, kız vergi derdine düşmüş, mahalle değişiyor — iyimser ol derler ya, ne demek iyimser olmak? Ama dur bir dakika, geçen hafta torun Emirhan "büyükanne" dedi, ilk kez net söyledi, kalbim hop etti. O an için iyimser değil miydim? Yoktu hiçbir şey o anda, sadece o ses vardı. Sonra düşünüyorum — anneannemi düşünüyorum, Razgrad'dan kaçarken ne vardı elinde, bir bohça belki, bir de dua. O da iyimser miydi, değil miydi, bilmiyorum ama buraya geldi, biz doğduk, ben tatlı yapıyorum, torun büyüyor. Siyaset mi, ekonomi mi — oraya girersem kafam karışır, Show'da bir şey diyorlar, WhatsApp'ta başka, hangisi doğru bilmiyorum. Ama sokağa çıkıyorum, komşu Hatice kapıda, "Sabiha abla gel çay iç" diyor — işte o var, o gerçek.

Geleneksel

[Bağlam: kahvede, esnaf arkadaşlarıyla, akşam çayı — birisi "umutsuz musun yoksa?" diye sorunca] "Bak kardeşim, büyük umutlardan vazgeçtim ben. Devlet şunu yapar, hükümet bunu yapar — o lafları bıraktım. Ama Trabzon'da hâlâ güzel bir hamsi çıkıyor zaman zaman, oğlan askerden sağ döndü, Trabzonspor dün kazandı. Bunlara bakıyorum işte. Küçük tutuyorum beklentiyi, küçük tutunca daha az yanıyorsun."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Sabah kalktım, tekne hâlâ yerinde, bu mu? Gülünç. Yakıt fiyatı ne oldu biliyor musun, geçen ay ne kadar yaktım hesapladım, utandım kendimden. Ama şimdi düşününce... Trabzonspor geçen hafta kazandı, oğlanla izledik, adam gibi güldük ikimiz de — ne zamandır böyle gülmemiştik. Belki bu kadar. Büyük şeylerden iyimserlik beklemek bıktırdı artık, her seçimde "şimdi düzelir" dedik, her zamda "geçer" dedik. Ama tamamen de karanlık değil işte, tamamen değil — bunu da söylemek lazım kendine dürüstçe. Yoksa sabah kalkamassın.

Geleneksel

[Bağlam: Reyhanlılar kahvehanesinde, hemşehri abilerden biri "bu memlekette bir şey olur mu?" diye soruyor] "Abim, bak ben de soruyorum kendime bazen. Ama şöyle diyeyim — babam çuval taşıdı, ben atölye kurdum. Oğlum belki başka bir şey kurar. Bu ülkede işler çok sert gidiyor, biliyorum, ama tamamen çökmüş de değil. Adam çalışırsa bir yere geliyor hâlâ. Şikâyet çok kolay, ama oturup bekleyenin de hakkı yok."

▸ aklından neler geçti?

Ya iyimser olmak için sebep var mı... Bak şimdi, sipariş azaldı, Bangladeş yedi bizi, dolar ne zaman patlar bilmiyorum, SGK denetçisi kapıya gelse ne yapacağım, kız "sosyoloji okuyacağım" diyor... Ama bir yandan bak — babam Reyhanlı'dan geldi, çuval taşıdı, ben şimdi 40 makineyim. Zeytinyağı işi de yavaş yavaş kafamda oturuyor, Hatay'daki arazi var. Yani tamamen kötü değil. Ama "iyimser ol" deyince içimde bir şey sıkışıyor — sanki naif olmak gibi geliyor, sanki aldanmak gibi. Akrabalar 2012'de geldi, her şeyleri gitti, Halep'i gördüm nasıl oldu... O zaman da "iyimser" mi olacaktık? Ama gene de buradayız. Yani belki iyimserlik değil bu — belki sadece devam etmek.

Dindar
kapalı

[Bağlam: Vatan Mahallesi'ndeki Hamalı komşu Ümmü Halid ile çay içerken, o da aynı soruyu sorar gibi bir hava varken] "Vallahi Ümmü Halid, çocuklar sağlıksa iyimser olmak zorundayız. Leyla bu sene çok iyi okudu, küçük de büyüdü, elhamdülillah. Zor günler var ama... ne yapalım, biz zaten zor günlerden geldik, değil mi?" — Sonra konuyu Ümmü Halid'in kızının nişanına çeviririm, daha fazla açmam.

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... ne bileyim, bazen bu soruyu duymak bile yoruyor insanı. Eşin hâlâ geçici korumada, çocuğun okulda "gidin" yazısı görüyor, sokakta bazen bakışlar var — biliyorsun işte o bakışları. Ama sonra düşünüyorum, Leyla bu yıl sınıfın en iyilerinden biri oldu, öğretmeni ayrıca söyledi. Bu mu iyimserlik? Yoksa ben kendimi kandırıyor muyum, küçük şeylere sarılıyorum çünkü büyük şeylere bakmaya gücüm yok? Hama'dan buraya gelirken kayınbabam yolda öldü, o çamaşır makinesinin fişi hâlâ prizde kalmış gibi geliyor bazen — sanki bir şey yarım. Ama çocuklar burada büyüdü, Leyla Türkçe düşünüyor artık, bu hem sevinç hem başka bir şey, tam adını koyamıyorum.

Geleneksel

[MÜSİAD Genç Komitesi toplantısı sonrası çay içerken, sektördeki bir-iki arkadaşa] "Bak, zorlu bir dönemdeyiz, inkâr etmeyeyim. Ama ben şunu görüyorum — Anadolu'da işler hâlâ dönüyor, fabrikalar kapanmıyor, insanlar çalışıyor. Kur sıkıntısı var, enflasyon var, ama biz 2001'den de geçtik, 2008'den de. Ben iyimserim, ama kör iyimser değil — elimizi taşın altına koymak şartıyla."

▸ aklından neler geçti?

Biri bunu sorunca ilk refleks "tabii ki var, Türkiye büyük bir ülke" falan çıkıyor içimden ama... şu an gerçekten oturup düşününce biraz duraksıyorum. Euro müşterileri kayıyor, babam her sabah yorgun kalkıyor, ben de GM koltuğuna geçmeden önce o koltuğun altından zemin kayacak mı diye içim içimi yiyor. Ama öte yandan — fabrikada geçen ay yeni makine aldık, sipariş defteri dolu, Kayseri'deki arkadaşlarım hâlâ yatırım yapıyor, kimse kaçmıyor. Yani tamamen karanlık da değil. Belki iyimserlik için "sebep" aramak yanlış soru; ben zaten duruyorum burada, devam ediyorum, bu da bir cevap sayılır. Ama şunu da söyleyeyim kendime — "her şey yolunda" diyenlerin bir kısmı gerçekten inanıyor, bir kısmı sadece korkudan söylüyor; hangisi olduğumu tam bilmiyorum bazen.

Dindar
kapalı

[Bağlam: sınıf arkadaşı Ayşe ile kahve içerken, o da öğretmen, ona] "Var tabii, nasıl yok olur. Çocuklar var, hâlâ meraklı bakıyorlar dünyaya — biz ne kadar yorulsak da onlar yorulmamış. Belki de asıl iyimserlik oradan geliyor, başka yerden aramıyorum artık."

▸ aklından neler geçti?

Uf, bu soruyu sormak bile yorucu. İyimser olmak için sebep var mı... Var tabii, diyeceğim ama hangi iyimserlik? Şima'nın iyimserliği mi, gazetedeki iyimserlik mi? Çocuğum büyüyor, gülüyor, 'anne' dedi geçen hafta — bunda bir şey var, gerçek bir şey. Ama bunun ötesine geçince... Cizre'deki o sekiz yaşındaki çocuğun ağzını hâlâ unutamıyorum, o çocuğun abisi gözaltında, ben de öğretmeniyim, bir şey yapamadım. Anneanne Marta öldü, Süryanice konuşacak kimse kalmadı evde, müdür 23 Nisan şarkılarını kesti — bunların hepsini aynı anda tutmak çok ağır. Ama yine de... bazen Mardin'in taş sokaklarında yürürken, ya da çocukların yüzüne bakarken, "belki" diye bir şey geçiyor içimden. Küçük bir belki. Ona sarılıyorum.

Modernler

[Bağlam: sınıf arkadaşıyla, kampüste, dersten çıkarken — o da depremzede değil ama sol görüşlü, iyi niyetli biri] "Var tabii, olmasa zaten burada ne işimiz var. Ama kolay gelmiyor bana bu soru, gardaşım. Bazı günler var, gerçekten inanıyorum bir şeylerin değişeceğine — sonra bakıyorum, yoruluyorum. Belki iyimserlik bir duygu değil de bir karar, bilmiyorum. Ben hâlâ karar veremedim."

▸ aklından neler geçti?

Valla bu soruyu duydukça içim buruşuyor, ne diyeceğimi bilemiyorum. İyimser ol derler ya — neye bakarak? Annem her gece yeni TOKİ'de uyuyamıyor, "bu da yıkılır mı" diye. Halam hâlâ toprak altında, resmi kayıp. Staj yeri bulamıyorum, üç yere başvurdum, ikisi "kadro yok" dedi, biri dönmedi bile. Ama öte yandan... bilmiyorum, bazen gerçekten bir şey var içimde. Sınıfta bir şeyler öğreniyorum, bir gün işe yarayacak gibi hissediyorum — bu his sahte değil. Sonra bakıyorum, Twitter'da yine bir şey olmuş, yine aynı döngü, ve o his söküp gidiyor. İyimserlik mi, yoksa kendimi kandırmak mı — ikisinin sınırını çizemiyorum artık.

Modernler

[Kafede, muhabbet arasında, benden birkaç yaş büyük bir müşteri "ya sen nasıl bakıyorsun gidişata" diye soruyor] "Yani... bak, kişisel olarak bakınca bir şeyler var, ailem sağ, kardeşim okuyacak inşallah. Ama genel olarak soruyorsan, vallahi bilmiyorum lan. Umarım bir şeyler değişir, ama 'değişecek' demek zor geliyor ağzımdan."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... lan bu soru bile yorucu. Aklıma ilk gelen şey "hayır yok" oluyor ama sonra duruyorum, o da doğru değil tam olarak. Baba geçen ay hastaneden çıktı, şükür ki çıktı — bu bir şey. Kardeşim bu yıl üniversite sınavına giriyor, belki tutturur. Ama "Türkiye" diye soruyorsa, genel olarak, ülke olarak... orası başka. Roboski'nin hesabı hâlâ sorulmadı, Sur'daki evler hâlâ yıkık, KPSS'ye Kürt diye mi yoksa başka bir şey için mi giremiyorum onu bile bilmiyorum — bilmek de istemiyorum aslında, bilsem ne yapacağım? Sonra bir de bakıyorsun, 2026 olmuş, hâlâ aynı döngü. Ama tamamen kara delik de değil işte, bir yerde bir şey kıpırdıyor gibi hissediyorum bazen — onu da inkâr etmek istemiyorum.

Geleneksel

[Sabah çayında, apartmandaki komşu kadınlara — Hatice Hanım sorar "nasılsın Naciye Hanım, moralin yerinde mi" diye] "Yani kızım, iyimser olmak zor bu zamanda ama ne yapacaksın, Allah'ın izniyle geçer. Torunlarımız var, onlar büyüyor, onlara bakıyorum da içim açılıyor. Kötü günler de geçti, bu da geçer. Sabır lazım, başka ne var elimizde."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Şimdi ne diyeyim buna. Kocamın şekeri kontrolden çıktı, büyük oğlanın karısı altı aydır aramıyor, hac sırası dört yıldır geliyor gelecek. Ama yine de... yine de bir şey var içimde, tam söyleyemiyorum. Torunlar büyüyor, Allah'a şükür sağlıklı. Küçük Yusuf geçen hafta Kuran'dan bir sure ezberledi, ben de öğrettim, o anki halim... o anki halim başkaydı. Ama bir yandan da şunu düşünüyorum — bu ülkede iyimser olmak bazen kendini kandırmak gibi geliyor bana. 12 Eylül'de kocamı götürdüler, hiçbir suçu yoktu. Kızım başörtüsüyle üniversiteye giremedi. Bunları yaşayan biri nasıl "her şey yolunda" desin? Ama gene de... Allah var, bu yeter diyorum bazen. Yeter mi gerçekten? Bilmiyorum. Bazen yeter gibi geliyor, bazen yetmiyor.

Dindar

[MÜSİAD toplantısında, masada birkaç iş insanı, sohbet döndü bu tarafa] "Bakın, ben köyden geldim, liseden sonra fabrikaya girdim, şimdi 240 kişi çalıştırıyorum, yüzde otuz beş ihracat yapıyoruz. Kur bizi zorluyor, evet, vergi bizi zorluyor, evet — ama bu ülkede hâlâ iş yapılabiliyor, hâlâ büyünebiliyor. İyimser olmak için sebep var mı? Ben kendi hayatıma bakıyorum, var diyorum."

▸ aklından neler geçti?

Riyad'dan döndüm, alacaklar hâlâ gelmedi, Salih'in defterlerine bakmam lazım ama bakamıyorum, büyük oğlan İngiltere diyor, kız meselesinini de içime gömdüm... Şimdi biri çıkıp "iyimser olmak için sebep var mı" diye soruyor. İçimden şunu geçiriyorum: bu soruyu soran ya çok genç ya da çok yorgun. Ama dürüst olayım kendime — şikâyetçi olmak için çok kolay bir dönem bu, herkes şikâyet ediyor, ben de katılıyorum bazen. Ama sonra fabrikaya giriyorum, 240 adam çalışıyor, hepsinin evine ekmek gidiyor, ihracat faturalarımız Almanya'ya gidiyor, Konya'nın ortasında biz yaptık bunu — köyden çıkmış bir adam yaptı bunu. Bu ülkede bu mümkün oldu, başka yerde olur muydu bilmiyorum. Kur beni mahvediyor, evet, ama şu an mahvetmedi. Belki iyimserlik bu kadar — tamamen çökmemek, hâlâ ayakta olmak.

Dindar

[Bağlam: Cuma sonrası çay içerken, Diyanet Sen toplantısından tanıdığım bir meslektaşa, yarı ciddi yarı sohbet havasında] "Bak kardeşim, ben büyük resme bakıp iyimser olmaya çalışmıyorum artık, o iş beni yoruyor. Ama şunu söyleyeyim — bu millet her Ramazan'da bir şekilde ayağa kalkıyor, birbirine bakıyor, bir şeyler paylaşıyor. O bitmedi. Bitmediği sürece ben de tamamen karamsarlığa düşemiyorum."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep… Şu an aklıma ilk gelen şey şu: bu soruyu soran adam ya çok yorgun ya da çok genç. Ben ikisini de anlıyorum. Kira yüzde otuz beş zam geldi, Hatice'nin sınavları var, kızım Elif'le aramız gergin, cemaat WhatsApp'ında her gün bir başka dert. Ama… bilmiyorum, "iyimser" kelimesi bana biraz yabancı geliyor, Batılı bir kelime gibi. Ben "umut" derim, o başka bir şey. Şimdi mesela teravih bitti, bayram geçti, yorgunluk var ama bir hafiflik de var — o hafifliği küçümsemek doğru olmaz. Öte yandan dürüst olayım: bazen cuma hutbesini okurken "bunu ben de inanarak mı söylüyorum yoksa rutin mi oldu" diye geçiyor içimden, o an iyimserlik falan uzak kalıyor. Ama sonra bir yaşlı adam geliyor, elimi sıkıyor, "hocam dua et" diyor — o an bir şey değişiyor. Belki iyimserlik büyük tabloda değil, o el sıkışmada.

Dindar

[Bağlam: apartman çayı, komşu Fatma Hanım soruyor — "ne dersin Hatice Hanım, bu memlekete umutla bakmak mümkün mü?"] Bakın Fatma Hanım, ben kötümser değilim açıkçası — şöyle düşünüyorum: biz daha zor günler gördük, geçirdik. Çocuklarımız okula gidebiliyor, ibadetimizi yapabiliyoruz, hayırlısı her şey. Tabii pahalılık falan var, bunları görmezden gelmiyorum, ama insanın elinden gelen duayı, sabrı eksik etmemesi lazım — geri kalanı Allah'a havale.

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... İlk aklıma gelen "tabii ki var, Allah'ın rahmeti kesilmez" oluyor ama sonra durup düşünüyorum — bu soruyu gerçekten cevaplamak istiyorum mu? Çocuklar büyüyor, maşallah; büyük oğlan bu yıl liseye geçti, kızım Kuran kursunda çok güzel ilerledi — bunlar gerçek, elle tutulur şeyler. Ama bir yandan Kerem'in tayini çıkarsa ne olacak diye düşünüyorum, çocukları Berlin'e mi taşıyacağız, orada ne olacak onlara... Ve ülke meselesine gelince — fiyatlar, fiyatlar, fiyatlar; geçen ay market çıkışında kendimi hesap yaparken buldum, annem gibi olmuşum, o da öyle yapardı. Ama şunu da söyleyeyim: ben 28 Şubat'ı yaşadım, ikna odasını yaşadım, başörtümle kapıdan çevrildim — o günlere kıyasla bugün gerçekten nefes alabiliyorum, bu küçük bir şey değil. Belki iyimserlik büyük tablolarda değil, bu küçük nefes alabilmelerde saklıdır.

Dindar
kapalı

[İş yerinde, öğle arası, o genç mühendisle — Mert'le — çay içerken, o sormuş gibiydi bir gün] "Var bence. Şu an zor, biliyorum, herkes biliyor. Ama ben Almanya'da büyüdüm, orada da her şey mükemmel değildi — sadece farklı sorunlardı. Burada en azından insanlar hâlâ bir şeylere inanıyor, iş yapıyor, öğreniyor. Sen mesela — sen iyi mühendissin, bu boşa gitmez. Sabır ister, ama gitmez."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Allah'ım bu soruyu kim soruyor, ne cevap bekliyor acaba. İçimden "evet var" demek istiyorum ama hangi Türkiye'den bahsediyoruz? Bursa'daki Türkiye mi, WhatsApp'taki Türkiye mi, Star'daki Türkiye mi? Maaşım Ocak'ta yeniden düzenlendi, kâğıtta artış var ama euro karşılığı baktım, gülüp geçtim. Sonra fabrikada genç bir çocuk var, Uludağ mezunu, gerçekten iyi mühendis, üç yıldır benden bir şeyler öğreniyor — bunu görünce "tamam, burada bir şeyler oluyor" diyorum. Ama sonra babam arayıp "oğlum ne zaman geliyorsun" diyor, Trabzon'dan, hasta sesiyle — ve Türkiye sorusu birden çok daha büyük ve çok daha ağır geliyor. Evet var mı yok mu bilmiyorum, belki ikisi de aynı anda doğru.

Dindar

[Bağlam: kurs arkadaşıyla akşam yemeğinden sonra, kimse yokken] "Kardeşim, bazen zor geliyor, inanıyorum. Ama Allah bir kapı kapıyorsa başka bir kapı açıyordur, bunu boş söz gibi söylemiyorum — Hamza'ya bak, ne çekti, hâlâ dimdik duruyor. Biz de bitiririz bu hafızlığı, inşallah. Sebep yok mu, var, sadece bazen görmek zor oluyor."

▸ aklından neler geçti?

Soru kulağa basit geliyor ama içim bir anda karıştı. "İyimser olmak için sebep" diyorsun ya... Hafızlığın son dört cüzünde tıkandım, geceleri Galatasaray özetine bakıyorum, annem "gözlerin içeri çökmüş" dedi — bunlar aklıma geldi önce. Ama sonra... bilmiyorum, bazen sabah namazında bir şey oluyor, o saatte kurs sessiz, herkes uyuyor, ben de Kur'an'ı açıyorum ve o an gerçekten huzurlu hissediyorum, "bu kadar da kötü değil" diyorum kendi kendime. Türkiye meselesine gelince — siyaset falan demiyorum, oraya girmeyeyim — ama mesela Adıyamanlı Hamza'nın ailesi depremde gitti, o hâlâ burada, hâlâ okuyor. Bunu görünce "iyimser olunmaz" diyemiyorum. Bir de hafızlığı bitirirsem... ailenin yüzü... o düşünce beni tutuyor, çekiyor.

Dindar

[Bağlam: Sosyoloji Derneği toplantısı sonrası, genç meslektaşlardan biri soruyor — 30'larında, biraz umutsuz görünüyor] "Bak, sana performatif bir iyimserlik satmayacağım. Ama şunu söyleyeyim: bu ülkede her on yılda bir, hiç beklemediğin yerden, hiç tanımadığın insanlar çıkıyor ve 'hayır, bu böyle olmayacak' diyor. Ben bunu 1980'de de gördüm, 1987'de de, 2013'te de. Sonuç her seferinde istediğimiz gibi olmadı — ama o insanlar gerçekti. Şu an da var o insanlar. Bu yeterli mi? Hayır. Ama bu soruyu sormaya devam etmek bile bir şey."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Bu soruyu soran kişi ya çok genç ya da benden bir şey bekliyor — "hocam bize umut ver" modunda. İçimde dürüst cevap şu: bilmiyorum. Yani gerçekten bilmiyorum. Bir yandan Gezi'den bu yana her "kırılma noktası"nın ardından "işte şimdi" dedik, olmadı. Ama öte yandan... öte yandan geçen hafta Mor Çatı'da 25 yaşında bir kız, Güneydoğu'dan gelmiş, dört dil biliyor, hukuk okumuş, sığınma evinin arşivini dijitalleştiriyor — ve bu kız benim 1987'de hayal ettiğimden çok daha fazlasını biliyor. Bunu görünce içimde bir şey kıpırdıyor, inkâr edemiyorum. Ama hemen ardından "bu yeter mi?" diye soruyorum kendime. Hayır, yetmez. Ama hiç yoktan iyi. Ah, bu "hiç yoktan iyi" cümlesini ne kadar sevmiyorum, ne kadar yoruldum bu cümleden.

Modernler

[Bağlam: Defne ile akşam yemeğinde, o muhtemelen aynı soruyu farklı bir vesilesiyle açmış — belki bir haber, belki birinin göç haberi] "Bak, şöyle söyleyeyim — kısa vadede iyimser olmak için rasyonel bir gerekçe kurmak zor, bunu kabul ediyorum. Ama insanlar bu topraklarda her şeye rağmen bir şeyler yapmaya devam ediyor; bu benim için bir şey ifade ediyor. Belki naif, bilmiyorum. Ama tamamen umutsuz olmak da bir lüks aslında — onu da kaldıramıyorum."

▸ aklından neler geçti?

Ah, bu soru. Bu soru yirmi yıldır aynı soru, sadece tonlaması değişiyor — bazen "hâlâ umut var mı" olarak geliyor, bazen "ne zaman düzelir" olarak, bazen de böyle, ham haliyle. İçimden ilk geçen şey şu: "evet var" demek istiyorum ama nedeni olmadan söylemek saçmalık gibi geliyor, "hayır yok" demek de bir tür teslimiyetçilik ki buna da tahammülüm yok. Sonra düşünüyorum — Boğaziçi öğrencileri hâlâ orada, Karadeniz kıyısındaki balıkçı çocuğu hâlâ kod yazıyor, Datça'da bir kadın kendi zeytinliğini işletiyor, Diyarbakır'da birisi hâlâ gazete çıkarıyor. Bunlar küçük şeyler mi? Evet, küçük şeyler. Ama ben de küçük bir şeyim nihayetinde — Bodrum'da laptop başında oturan, EU faturası kesen, kendini "tarafsız" sanan biri. Yani iyimserlik için sebep var mı sorusunu sormadan önce belki şunu sormak lazım: kim için, hangi ölçekte, hangi zaman dilimiyle?

Modernler

[bağlam: sabah çay-fasulye ayıklama sohbetinde, 1573. Sokak kadınlarından biriyle — Neriman abla belki, ya da Fatma] "Yok gardaşım, ben büyük şeylere bakmıyorum artık. Kızım okulu bitirsin, evimiz elimizde kalsın — o olursa iyimserim. Türkiye mi... ne bileyim, onlar bilir. Ben kendi kapımın önünü süpüreyim yeter."

▸ aklından neler geçti?

Uff, bu soru... "İyimser olmak için sebep var mı" — bunu kim soruyor, niye soruyor? Benim için mi, Türkiye için mi? İkisi ayrı şey. Şu an toptancı zam yaptı, büyük kızın okul meselesi kafamda, kentsel dönüşüm söylentileri yine başladı — ama öte yandan dün sabah çay içerken Neriman abla güldü, kuzin Hülya geldi, bir şeyler yedik, güldük. Yani... her şey berbat değil. Ama Türkiye genel mi? Genel diye bir şey var mı ki, kim için genel? Benim için iyi olan başkası için kötü, benim için kötü olan başkası için hiç sorun değil. "İyimser ol" diyenler genelde o sıkıntıyı yaşamayanlardır zaten — kolay söylenir. Ama ben de her şeyi kara görmek istemiyorum, yorucu o da. Büyük kız bir gün liseyi bitirirse... o zaman bir şeyler değişir belki, en azından benim içimde.

Geleneksel

[Bağlam: kıraathanede, akşam çay içerken, yanındaki Rıfat abi soruyor — "Latif, bu memlekette umut var mı artık?"] Rıfat abi, bak, ben şikâyetçi değilim. Zor mu, zor. Ama ben daha zor gördüm. Çocuklarım burada büyüdü, ayakta duruyoruz. Devlet de bazen sıkıştırıyor, piyasa da — ama biz de boş durmuyoruz. Umut mu? Var. Sadece bağıra bağıra değil, sessiz sedasız.

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... Soran kim, nerede oturuyor acaba? Benim gibi dört milyonluk kredi çekmiş, faiz her ay farklı bir yere gidiyorsa, ortanca oğlun "baba sen hâlâ tahta yontuyor musun" bakışlarını yutuyorsan, o soruyu bu kadar rahat sormazsın. Ama bir yandan... yani, tamam, şikâyet etmek kolay. Ben on yaşında Fergana'da kuyunun arkasında babamın göğsüne bastırılmış beklemiştim, iki gün. Buraya geldik, atölye açtık, çocuklar okula gidiyor, kız üniversiteye gidecek inşallah. Bunlar az şey mi? Yani iyimserlik diye bir şey varsa ben onu zaten yaşıyorum, ama adını koymuyorum çünkü koyunca bir şeyler bozuluyor gibi geliyor.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Yıldırım çay halkasında, blok-arkası komşularla, öğleden sonra — Bulgaristan-göçmeni Fatma abla bir şeyler söylüyor, "bu memlekette ne umut kaldı" diye — ona] "Bilmiyorum Fatma abla, ben büyük laflar edemem. Ama bak, annem 89'da sınırı geçerken elinde ne vardı? Hiç. Şimdi torununu görüyor — bazen tanımıyor ama görüyor. Ben kadroluyum, kızım okuyacak. Küçük şeyler bunlar, biliyorum. Ama başka türlü tutunmayı bilmiyorum ki."

▸ aklından neler geçti?

Uf, bu soruyu sormak için tam doğru zaman mı ya... Annem sabah beni tanımadı yine, "sen kimsin" dedi, ben de "anneciğim benim, Sevda" dedim, yutkundum geçtim. Vardiyada üç hasta aynı anda bağırdı, başhemşire vardiya değişikliği için "bakarız" dedi yine — bu "bakarız" kaç aydır bakarız. Kızım Sofya soruyor, kocam şantiyeden gergin geliyor. Ama şimdi oturup düşününce... bilmiyorum, bir şey var içimde hâlâ. Mesela kızım gerçekten zeki, tıbbı anlıyor, soruyor, araştırıyor — bu nereden geliyor, nasıl oluyor? Biz 89'da çadırda uyurken kimse "bu çocuktan bir şey çıkar" demiyordu, ama çıktı. O zaman belki kızından da çıkar bir şey. Belki bu yeter, belki bu kadar iyimserlik taşıyabiliyorum şu an, fazlası palavra olur.

Geleneksel

[Bağlam: dernekte, o 19 yaşındaki çocuğa, kahve içerken, ikimiz baş başa] "Var," diyorum, "ama küçük. Büyük haberlerden bekleme — oradan gelmez. Bak sen buradasın, ben buradayım, bu bile bir şey. Ben geldiğimde bu kadar bile yoktu."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... hah. Yani sormak bile garip geliyor şu an. Nisan 2026, kira 28 binden geçti, Esra dün gece konuşmadan yattı, salonda saatlerim hâlâ 4 günde kalmış. Ama dur ya — tamamen kara tablo da değil bu. Geçen hafta dernekte o 19 yaşındaki çocuk vardı, Konya'dan yeni gelmiş, o kadar korkmuş ki neredeyse konuşamıyordu — ben 2009'da tam böyleydim, ama o benden daha az yalnız geldi İstanbul'a. Bunu düşününce içimde bir şey yumuşuyor. Yani bir yandan "hiçbir şey değişmedi, Hande öldü, katil serbest, Pride yasak" diyorum, öte yandan o çocuğun yüzüne bakıyorum ve "sen benden daha iyi başladın" diyorum — bu bir şey mi, değil mi bilmiyorum. Belki iyimserlik bu kadar küçük olunca daha mı gerçek oluyor, yoksa kendimi mi kandırıyorum?

Modernler

[Bağlam: sınıfta bir veli toplantısı sonrası, yorgun ama hâlâ "öğretmen" modunda, bir velinin "siz nasıl bu kadar güçlü duruyorsunuz" demesine karşılık] "Çocuklar var ya, onlar tutuyor insanı. Sınıfa girince başka bir şey oluyor, ne bileyim — onların merakı bulaşıyor. Zor tabii, kolay demeyeceğim. Ama tamamen umutsuz da değilim." — Sonra gülümsüyorum. Veli de gülümsüyor. İkimiz de bunun yarısının doğru olduğunu biliyoruz ama kimse sormıyo.

▸ aklından neler geçti?

Ne diyeyim... Soru bile yorucu. "İyimser olmak için sebep" — sanki iyimserlik bir şey bulmakla oluyor, sanki listesini yapsan tamam. Bazen sınıfta bir çocuk bir şey anlıyor, gözleri açılıyor, o an var. Onu inkâr etmeyeyim. Ama sonra eve geliyorum, eşim koltukta uyumuş, ekran açık, ben de o ışıkta oturuyorum ve Antakya'nın molozları hâlâ orada, yeğenimi gömdük, kız kardeşim telefonu beş dakikada kesiyor — bunların içinde "iyimser ol" demek kime söyleniyor? Kendine mi, başkasına mı? Yoksa iyimserlik de bir tür görev mi oldu artık, öğretmen olduğun için, devlet memuru olduğun için, "topluma örnek" olman gerektiği için? Bazen gerçekten bilmiyorum, bazen de biliyorum ama söylemek istemiyorum.

Geleneksel

[Bağlam: Pir Sultan Cemevi'nde, gençlik kolu toplantısı sonrası, birkaç kişi çay içerken biri soruyor] "Var tabii. Ama şunu söyleyeyim — iyimserliği büyük laflarla aramayın artık, o iş bitti. Ben şimdi küçük şeylere bakıyorum: bir öğrenci Orhan Veli'yi okuyup gülüyor, bir çocuk cemevine ilk kez gelip semahı izliyor ve gözleri açılıyor. Bunlar küçük, evet, ama bunlar gerçek. Büyük iyimserliği bekleyenler çoktan tükendi bu topraklarda — ben de tükenmek istemiyorum, o yüzden küçük tutuyorum beklentiyi."

▸ aklından neler geçti?

Soru bu ya, tam da yorgun olduğun zamana denk geliyor. İyimser olmak için sebep... Sınıfta sabah sekizde Yaşar Kemal okutuyorum, çocuklar gerçekten tutuyor bazen — o an bir şey oluyor, küçük bir şey ama oluyor. Ama sonra akşam Twitter'ı açıyorum, Munzur'da yeni bir HES haberi, ya da Gazi'de bir binanın yıkım kararı, ve o sabahki küçük şey nereye gidiyor bilmiyorum. Kızım "baba ben kimim" diye sordu, ben de dondum — bunu iyimserlik sayabilir miyim, yoksa bu da bir yük mü? Velhasıl, iyimserlik için sebep var mı diye sorarsan: var, ama küçük, ve sürekli ezilme tehlikesinde, ve ben onu korumaya çalışırken kendim de bazen ezip geçiyorum üstünden. Belki de asıl mesele bu: sebebin kendisi değil, onu taşıyıp taşıyamayacağım.

Modernler

[Pansiyon-işletmecileri WhatsApp grubunda biri "bu ülkede bir şey olmaz" diye yazınca, Münire kısa bir mesaj atar] "Vallahi büyük resme bakınca insan bunalıyor haklısın. Ama bak bu sezon rezervasyonlar geçen yıla göre biraz daha iyi başladı, yayla fotoğraflarına tepkiler artıyor, insanlar buraya gelmeye devam ediyor — bu vadi hâlâ ayakta, biz de hâlâ buradayız. Küçük tutunacak yer buluyorum ben, büyük iyimserlik beklemiyorum kims

▸ aklından neler geçti?

Yani... var mı? Şimdi dürüst düşünsem — çay fiyatı geçen yıl yine enflasyonun altında kaldı, eş Ramazan'da gelmedi, kız Trabzon'da kim bilir ne yapıyor, kayınvalidenin dizi tutmuyor yaylaya çıkamayacak belki, oda boyaları yarım, kredi başvurusu kafamda asılı duruyor. Bunları sayınca "iyimser ol" demek biraz zorluyor insanı. Ama sonra bir şey var — geçen hafta Alman-Türk grubu için oda hazırlarken pencereden Fırtına Vadisi'ne baktım, sabah sisi henüz kalkmamıştı, kestane ağaçları yeni yaprak açmış, ve içimde bir şey "dur, bu hâlâ burada" dedi. Yani ülke meselesi mi, siyaset mi, ekonomi mi — orada pek iyimser değilim açıkçası, merkezdekiler ne karar verirse biz onu yaşıyoruz zaten, her zaman böyle oldu. Ama şu vadinin hâlâ orada durması, HES projelerinin şimdilik geri çekilmiş olması, kızın kendi ayakları üstünde bir şeyler kurmaya çalışıyor olması — bunlar küçük şeyler ama elimle tutabildiğim şeyler, onlara tutunuyorum.

Geleneksel

[Bağlam: Galeride bir tanıdık araştırmacıyla, sergi hazırlığı sırasında, yarı-ciddi bir sohbette] "Bak, iyimser olmak için sebep var mı diye soruyorsan — var, ama çok küçük şeyler bunlar. Bir öğrencinin doğru soruyu sorması, bir arşivin hâlâ erişilebilir olması, bir serginin kapısının bir sabah açılabilmesi. Büyük iyimserliğe inanmıyorum artık, ama küçük olanlara inanmak için elimden geleni yapıyorum."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... Bu soruyu duyan her Türkiyeli bir saniye duraklar, değil mi? Çünkü cevap hem evet hem hayır, hem de ikisi de değil. Şu an aklıma ilk gelen şey şu: sergiyi açacağız, Tarlabaşı 1955, ve benim asıl korkum serginin kaç gün açık kalacağı — bu bile başlı başına bir cevap aslında. Ama öte yandan... öte yandan geçen hafta bir öğrencim Maçka'daki Rum mezarlıklarını konu alan bir ödev getirdi, hiç sormadım, kendisi buldu, araştırdı, 22 yaşında bir çocuk — bunu gördüğümde içimde bir şey kıpırdadı, itiraf etmek istesem de istemesem de. Sonra hemen "ama bu da yetmez" diyorum kendi kendime, çünkü o öğrenci mezun olduğunda ne yapacak, nerede çalışacak, burada mı kalacak? Yorgunum bu sorudan, ama dürüst olmak gerekirse tamamen pes etmiş de değilim — bu ikisi aynı anda var içimde ve birini seçmek zorunda hissetmek zorunda değilim galiba.

Modernler

[Bağlam: Bostanlı sahil yürüyüşü, sabah çayı, Rıfat ve Mustafa'ya — ikisi de emekli, ikisi de biliyor neden sorduğunu] "Bakın, ben 74 yıldır bu topraklarda yaşıyorum. Maraş'ı gördüm, Mamak'ı gördüm, 28 Şubat'ı gördüm. Her seferinde 'bitti' dedik, bitmedi. Şimdi de 'bitti' diyorlar — bitmeyecek. İyimserlik diye bir şey varsa bu, tarihten geliyor, bugünden değil. Bugün baktığımda sebepler az. Ama mayısta torunum geliyor, altı yaşında, Türkçe öğreni

▸ aklından neler geçti?

Soru basit görünüyor ama içim sıkışıyor bunu duyunca. İyimser olmak için sebep... Yani ne demek bu? Cumhuriyet'i açıyorum her sabah, başlıkları okuyorum — üç satır sonra mide yanıyor. Ama öte yandan... Sevim'in ekokardiyografisi kötü geldi, ben hâlâ sabah yürüyüşüne çıkıyorum, sahilde Rıfat'la Mustafa'yla simit yiyorum, güneş Körfez'e vuruyor, ve işte tam o noktada bir şey var içimde, küçük bir şey, söndürmek istemediğim bir şey. Ama bunu "iyimserlik" diye paketleyip sunmak... sanki Cemil'e ihanet gibi geliyor bazen. Cemil iyimserdi zaten, o yüzden mi öldü diye düşünüyorum bazen — bu düşünce utanç verici, biliyorum, ama aklımdan geçiyor. Mayısta torun geliyor, Berlin'den. İşte o zaman bir şey oluyor içimde — bu mu iyimserlik? Belki. Ama bu ülke için mi, kendim için mi, bunu ayırt edemiyorum artık.

Modernler

[Bağlam: mevlüt halkasında, Fatma'nın evinde, akşam üstü çay içerken — birisi "bu memlekette hayır var mı" deyince] Var ablam, var. Yusuf geçen hafta ağaca sarıldı, sekiz yaşında. Biz 2023'te oraya yattık, kalktık, geri gitmediler. Şimdi de nöbetteyiz. Ağaç hâlâ orada. Sebep bu işte — başka bir şey aramıyorum zaten, büyük laflar istemiyorum. Ağaç duruyor, çocuk soruyor, biz de buradayız. Hayırlısı olsun.

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... vallaha bu soruyu soran insan benim yerimde bir gün dursa. Hüseyin'in böbreği, Mustafa'nın o santralde nefes alıp almaması, ağaçların hâlâ orada durması — bunlar iyimserlik mi, yoksa sadece henüz olmamış şeyler mi? Ama dur bir dakika... geçen hafta Yusuf geldi, zeytinliğe girdi, "nine bu ağaç ne kadar yaşlı" dedi. Sekiz yaşında çocuk, ağaca el koydu. O an içimde bir şey açıldı, ne bileyim, nasıl desem... Sonra düşündüm, 2023'te kampı dağıtacaklar dediler, dağıtamadılar. Biz kadınlar orada durduk, yorgan-yastık taşıdık, durduk. Belki sebep bu — yani olmadı diyemezsin, ama olacak da diyemezsin, eee işte...

Dindar

[Discord tasarım kanalında, birisi "ya bu ülkede bir şey değişir mi hiç" diye atmış, Berke cevap yazıyor] "Dürüst olmak gerekirse — iyimser olmak için sebep aramıyorum artık, o enerji yok. Ama 'henüz gitmedim' diyen insanlar var, bir şeyler yapan insanlar var, bu küçük değil. Ülkeye değil onlara tutunuyorum sanırım."

▸ aklından neler geçti?

Eee, var mı yok mu... Kafam hemen "hayır yok, git" diyor ama sonra durup düşününce — bu soru çok kolay. Yani refleks olarak "yok tabii ki" demek de bir tür tükenmişlik performansı aslında, farkındayım. Ama gerçekten düşününce: mesela Kadıköy'de bir şeyler oluyor hâlâ, insanlar hâlâ buluşuyor, hâlâ bir şeyler üretiyor, queer sahnesi bastırılmış ama yok olmamış — bu küçük değil. Öte yandan şu an startup belirsizliği, baba sessizliği, Pride korkusu, kira... bunların hepsini bir arada tutunca "iyimserlik" kelimesi çok büyük geliyor, neredeyse lüks gibi. Belki iyimser olmak değil, "henüz vazgeçmemek" daha doğru bir kelime. İkisi aynı şey değil. Ama bunu da söylemek zor çünkü "umut var" dersen naif görünüyorsun, "yok" dersen de bir tür teslimiyetin içine giriyorsun — ikisi de tam oturmuyor.

Modernler

[LinkedIn'e yazılacak bir post taslağı, ya da MÜSİAD kahvaltısında birisi "bu ülkede iş yapılır mı artık?" diye sorunca] "Bakın, makro tablo zor, bunu kimse inkâr etmesin. Ama ben her gün kendi çevremde bir şeyler inşa eden insanlar görüyorum — özellikle kadın girişimciler arasında inanılmaz bir enerji var. Belki iyimserlik büyük tabloya bakmaktan değil, kendi alanında somut bir şey yapmaktan geliyor. Ben o tarafta durmayı tercih ediyorum."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... Vallahi bu soruyu duydukça içimde iki ses çarpışıyor. Bir yanda bakıyorum, platform için Körfez görüşmeleri gidiyor, MÜSİAD'daki kadınlar gerçekten bir şeyler kuruyorlar, Başakşehir'de büyüyen bir nesil var ki hem dini kimliğinden utanmıyor hem de iş dünyasında oturuyor — bunlar gerçek, bunları küçümsemek olmaz. Öte yanda... döviz ne oldu, kira ne oldu, babanın bir ihale toplantısından döndüğünde yüzündeki o yorgunluk — "artık eskisi gibi değil" demesi — o da gerçek. Ve şunu da biliyorum, iyimserliği en çok biz söylüyoruz, yani kazananlar tarafında olanlar. Bahçelievler'de kiracı olan akrabam için iyimserlik başka bir şey, benim için başka. Bu asimetriyi görmezden gelince iyimserlik biraz... rahat bir söylem oluyor. Ama tamamen karamsarlığa da yatmıyorum, o da kolay kaçış.

Dindar
kapalı

[Çay halkasında, komşu Fatma'ya — Sultanbeyli'li Türk komşu, iyi niyetli ama bazen "siz Suriyeliler ne çok çektiniz" moduna giriyor] "Var tabii, neden olmasın. Bak, burada doğacak bu çocuk — o zaten bir sebep. Zor olan çok şey var ama tamamen kötüye gidiyor da değil. İnsan tutunacak bir şey bulur işte."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... bu soruyu kim soruyor diye düşünüyorum önce. Çünkü cevap kime göre çok değişiyor. Benim için mesela — şu an karnımda bir bebek var, vatandaşlığım var, Şahin var, annem aynı binada. Bunlar küçük şeyler değil, bunlar için insanlar öldü, sınır geçti. Ama aynı zamanda minibüste o şoförün yüzü aklıma geliyor, seçim zamanı ne olacağını bilmiyorum, kayınvalidenin "çocuk Türkçe konuşsun" baskısı, Şam'daki teyzemin oğlu... Yani iyimserlik diyince içim biraz bulanıyor, çünkü "her şey yolunda" demek gibi geliyor, sanki geçmişi siliyorum. Ama kötümser de olamam, oturup ağlayacak halim yok, hem zaten ne işe yarar.

Geleneksel

[Bağlam: Cuma akşamı meyhanede, ekipten Kemal "ya bu memlekette iyimser olmak mümkün mü" diye sormaya başlayınca] "Var kardeşim, var. Tuğçe'nin sınavı iyi gitti bu hafta, o bana yetti. Büyük resme bakma, büyük resme baktın mı bunalırsın. Küçük tut gözünü, küçük tut."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... Şimdi bu soruyu soran kim? Kahvedeki biri mi soruyor, gazeteci mi, yoksa içimden mi geçiyor? Çünkü cevap değişiyor. İçimden dürüst geçireyim: var da var, yok da yok. Tuğçe geçen hafta Türkçe denemesinden 87 aldı, o an benim içim açıldı — işte o an iyimser oldum, başka bir sebep aramadım. Ama sabah kahvede Remzi abi "belediye raporu mahkemeye gitti, üç ay daha zaman kazandık" dedi, o da bir şeydi. Öte yandan Mert'in arkadaşlarından birini geçen ay hastanede gördüm, 15 yaşında — o görüntü kafamda duruyor, gitmiyor. Yani iyimser olmak için sebep var ama o sebep her gün aynı yerde durmuyor, bazen sabah var öğleden sonra yok, bazen tam tersi. "Türkiye'de" diye soruyorsan, yani büyük resimde — orası daha bulanık, oraya fazla bakmıyorum zaten, baksam ne olacak?

Geleneksel

[bağlam: Discord'daki engelli-aktivist sunucusunda, birisi "bu ülkede umut var mı" diye atmış] Var, ama küçük. Bakanlık koridorunda değil, 62 yaşında NVDA'yı ilk açan kadının yüzünde. Sistem değişmedi, ama o kadın değişti — ve bu küçük değil aslında. Büyük iyimserlik satamam size, ama küçük olanı da atmak istemiyorum.

▸ aklından neler geçti?

İlk refleks "hayır" demek istiyor içimden, çünkü yorgunum bu sorudan. Herkese sorulunca klişeleşiyor — "gençler var, umut var, teknoloji var" falan. Ama dur bir saniye. Ocak'ta o rapor 47 bin görüntülenme aldı ve Ulaştırma'dan biri aradı — bu olmuyordu beş yıl önce, olmuyordu. Dernek'te geçen hafta 62 yaşında bir kadın NVDA'yı ilk kez açtı, "bu ne" dedi, ben de "bu sizin pencereniz" dedim, güldü. O an gerçekti. Ama sonra bakanlık koridoruna giriyorum, "engelli kontenjanı" diye bakıyorlar, ve o 62 yaşındaki kadına açtığım pencerenin dışarıya baktığı şehirde kaldırımlar hâlâ kırık — iyimserlik ile yorgunluk aynı anda var içimde, ikisini birbirinden ayıramıyorum artık. Belki de iyimser olmak için sebep sormak yanlış soru; sebep aramak zorunda mıyız ki?

Modernler

[Bağlam: Discord'da Berlin-İstanbul kanalında biri bu soruyu atmış, birkaç kişi cevap yazıyor] Var tabii, ama hangi iyimserlik sorusu önemli. Mesela şehirde hâlâ insanlar bir şeyler deniyor, küçük şeyler, ama gerçek. Ama ben burada 6 aydır yaşıyorum ve hâlâ tam içeriden göremiyorum — bunu da söyleyeyim, çünkü "evet iyimser olun" demek benim için başkalarından daha kolay,

▸ aklından neler geçti?

Ugh, bu soru. Tam da o tür soru ki — hem çok büyük hem de çok... performatif bir şekilde soruluyor genellikle. "Var mı sebep" diye soruyorsun, yani zaten cevabın ne olduğunu biliyorsun, onayımı istiyorsun. Ama dur, ben ne düşünüyorum gerçekten? Şu an Nisan 2026, sabah kahvemi içiyorum, dışarıda Yeldeğirmeni'nde bir şantiye gürültüsü var, komşunun kedisi merdivende bağırıyor — ve ben... aslında tamamen karamsarlık içinde değilim. Yani var bazı şeyler. Belediye seçimlerinde olanlar, gençlerin sokakta bir şeyler denemesi, şehrin bazı köşelerinde hâlâ insanların birbirini tutması — bunlar gerçek. Ama hemen arkasından geliyor: tamam, ama bu yeterli mi, yoksa ben burada 6 aydır yaşıyorum ve hâlâ turist gözüyle mi bakıyorum her şeye, ve belki de iyimserlik lüksü bende var çünkü Alman pasaportum var, çıkış kapım açık, o yüzden "evet iyimser olunabilir" demek benim için çok kolay. Bozkır'da amca Hasan "sokakta su yok artık" dedi, ben cevap yazmadım — o bağlamda iyimserlik ne demek?

Modernler
kapalı

[Bağlam: Düzce kampında, akşam çay içerken, kafileden Hatice'ye — en yakın arkadaşı, aynı köyden] "Var tabii, çocuklar var. Onlara bakıyorum, bir şeyler oluyor içimde. Ama büyük laflar etmiyorum artık, yoruldum büyük laflardan. Berfin liseyi bitirirse, tamam, o benim için yeter."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Berfin bu yıl sınıfı geçti, o var. Ama soru "Türkiye'de" diyor, büyük soruyor. Büyük sorulara büyük cevap vermek yoruyor beni, ne diyeyim, devlet bizi gördü mü hiç, gördüğünde de iyi görmedi. Halil amcam gitti, Yusuf gitti, Suruç'ta o çocuklar gitti — hepsi gitti ama kimse hesap sormadı, hesap sorulmadı. Ama öte yandan... Berfin var, küçük Rıdvan var, geçen sene Düzce'de Karadenizli bir kadın bana kendi bahçesinden domates getirdi, hiç tanımıyordum. O da bir şeydi. Ama "Türkiye'de iyimser olmak için sebep" diye soran kişi benim gibi yaşamıyor büyük ihtimalle, o yüzden soru bile farklı geliyor kulağıma — benim iyimserliğim çok küçük şeylerden, çok kırılgan.

Geleneksel

[Bağlam: Cemevi mutfağında, cem gecesi hazırlığında, yanımda iki-üç tanıdık esnaf, biri soruyor "Cemal abi, bu memleket düzelir mi?"] Hele yav, düzelmez mi? Düzelir. Nasıl düzeleceğini bilmiyoruz, ne zaman bilmiyoruz — ama bu toprak çok şey gördü, biz de çok şey gördük. Yol devam ediyor, dükkân açılıyor, çocuklar büyüyor. Ben kötümser olamam — kötümser olsam kepenklerimi indiririm, indirmiyorum işte.

▸ aklından neler geçti?

Yahu bu soru kolay değil. "İyimser ol" desem — neye dayanarak? Ama "kara kara bak" desem — o da doğru değil. Dükkânda sabah kepenkler açılıyor, müşteri geliyor, çay demleniyor, annemi Kayseri'ye götüreceğiz ameliyata, Hatice orada bekliyor — bunlar var. Bunlar küçük şey mi? Değil. Ama öte yanda şenlikler meselesi kafamda asılı duruyor, yeni belediye ne yapacak bilmiyoruz, esnaf WhatsApp'ı her gün bir şikâyet... Ve şunu da düşünüyorum: biz Hacıbektaş'ta yüzyıllardır "devlet bize güler, biz de güleriz, ama yol devam eder" diye yaşadık. Belki iyimserlik diye bir şey değil bu — belki sadece devam etmek. Devam etmek zaten iyimserliğin ta kendisi. Ama bunu kafamda böyle kuruyorum, söylemek başka iş.

Dindar

[Bağlam: KAFFED'deki bir toplantı sonrası, genç-akademisyen grubundan biri "artık hiç umut yok bu ülkede" deyince] Var diyorum, ama küçük şeylerde. Büyük tabloya bakınca insanın nefesi kesilir, haklısın — ama bakıyorum da bu odada kaç kişi var, kaçı beş yıl önce bu masada oturmazdı. Bu da bir şey. Yeterli mi, hayır. Ama sıfır da değil.

▸ aklından neler geçti?

Soru basit görünüyor ama içimde hemen bir şey sıkışıyor — "var mı" diye soruyorsa zaten cevabın ne olduğunu biliyor. Yani bu gerçek bir soru değil, bir test. Ama dur, dürüst olayım kendi kendime: var aslında, küçük küçük şeyler var. KAFFED'deki 25 yaşındaki çocukların 21 Mayıs için üç ay önceden hazırlık yapması, Boğaziçi'nde bir öğrencinin tez önerisinde Kürt-Çerkez karşılaştırmalı bellek çalışması yapması, Berlin'den kabul mektubunun gelmesi — bunlar gerçek. Ama aynı anda şunu da biliyorum: bu "iyimserlik" benim sınıfımın iyimserliği, Kadıköy'deki akademisyenin iyimserliği. Hendek'teki amcam için iyimser olmak için bir sebep var mı diye sorsalar cevap çok farklı olur. Yani hem "evet var" hem "kimin için" sorusu aynı anda geliyor, ikisini ayırmadan cevap vermek bana yalan gibi hissettiriyor.

Modernler

[Bağlam: kahvehanede, Emre veya Murat gibi yaşıt biriyle, akşam çayında] "Yani gardeş, tamamen kötü de değil. Bak baba hâlâ ayakta, tarladan bir şeyler çıkıyor, abla da Tokat'ta tutunuyor. Belediye kadrosu çıkarsa biz de bir yere tutunuruz. Umudu kesmek de olmaz ya, hele bi dur bakalım." — İçimden geçen "belki de hep böyle belki'de kalacak" kısmını söylemiyorum. Onu söylemek garip kaçar, sanki şikâyet ediyormuşsun gibi görünür.

▸ aklından neler geçti?

Vallaha bu soruyu sorsalar "evet var" demek lazım gibi geliyor ama tam olarak neyi sayacaksın bilmiyorum. Belediye kadrosu çıkacak diyorlar, belki çıkar, belki de amcasının dayısının oğluna verirler yine — onu da bilmiyorum. Baba dizini sabah bağlayıp kalkıyor, tarlada duruyor, yıkılmıyor; bunu görünce bir şey var içimde, "tamam" gibi bir his. Ama sonra TikTok'u açıyorum, bir şeyler izliyorum, bir saat geçiyor, hiçbir şey değişmemiş. Sebepler var mı — var. Ama "iyimser ol" diyecek kadar rahat değil insan, çünkü her şey biraz "belki"de asılı duruyor, hiçbiri "kesin" değil.

Geleneksel

[Bağlam: Cuma namazı çıkışı, dükkân önünde Hasan abi ile sigara molası — o da kuyumcu, 55'inde adam, benzer kaygılar] "Hasan abi, bak şöyle diyeyim — kötümser de olamıyorum, iyimser de. Çocuklarımız var, onlar için bir şeyler oluyor yavaş yavaş. Ama genel gidişat... hele bi dur, bakalım. Sabır işte, ne yapacaksın."

▸ aklından neler geçti?

Vallaha bu soruyu duydukça içimde bir şey sıkışıyor. Yani... iyimser olmak için sebep yok mu? Var tabii. Sıla'nın denemeleri iyi gidiyor, o benim için en büyük şey şu an. Ama "Türkiye'de" diye sorunca iş değişiyor — Türkiye meselesi ayrı, ev meselesi ayrı. Altın fiyatı bir yukarı bir aşağı, stok tutamıyorum düzgün, Mehmet'in "abi" diye araması yaklaşıyor, esnaf odasında kim kimi destekliyor belli değil... Ama bir yandan da şunu düşünüyorum: biz bu ülkede '01 krizini de gördük, o zamanlar daha beterdi, en azından o günden bu güne dükkân ayakta. Belki iyimser olmak için büyük bir sebep aramak yanlış — küçük şeylere bakıyorsun, kız okuyacak, dükkân dönüyor, annem sağlıklı şimdilik... Ama "Türkiye iyiye gidiyor" diyebilir miyim? Diyemiyorum açıkçası. Bir şeyler dönüyor ama ne döndüğü belli değil.

Geleneksel

[Komşu Hacer'le çay içerken, öğleden sonra — o da Çorumlu, benzer derdi var] "Yahu Hacer, ben şöyle düşünüyorum — büyük iyimserliği bırak, ben kızımın okuyup mezun olmasına bakıyorum, o olursa benim için yeter. Gerisi Allah'a kalmış, biz elimizden geleni yapıyoruz zaten."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... ne bileyim, sormak bile yorucu bazen. Sümeyye bu yıl staja başladı, geçen hafta "anne güzel geçiyor" dedi — o kadar bile yetti bana aslında. Ama sonra düşünüyorum, ekmek fiyatı, Mustafa'nın komisyonları, Esma'nın LGS'si... adam "iyimser ol" diyor, sen de faturaya bakıyorsun. Yani iyimserlik lüks gibi geliyor bazen, zenginlerin işi gibi. Ama öte yandan — babam kamyondan indiğimizde de böyle diyorlardı herhalde, "ne olacak bu memleketin hali", oldu işte bir şeyler, biz de ayaktayız. Belki iyimserlik büyük bir şey değil, sadece sabah kalkıp çay koyabilmek, kızın sesini duymak.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: KOSİAD toplantısı sonrası çay içerken, 2-3 esnaf arkadaşıyla — Halil de orada] Gardaş, ben şöyle bakıyorum: bu ülkede iş yapan, üretim yapan adam için her zaman bir kapı açık. Zor mu? Zor. Ama bak, babam 1995'te 4 tezgâhla kurdu, ben bugün 12 tezgâhla devam ediyorum. Konya'da fabrika açılıyor, OSB büyüyor, gençler çalışıyor — bunları görüyorum ben. Evet döviz sıkıntı, evet maliyetler yüksek, ama Türk insanı bu işlerin altından kalkmayı biliyor. Ben iyimserim, inşallah önümüzdeki yıl daha iyi olur

▸ aklından neler geçti?

Soru basit ama içi dolu aslında. Şimdi ne diyeyim... Kredi onaylandı geçen ay, Halil'le ortaklık görüşmeleri yürüyor, atölyenin cirası bu yıl ilk çeyrekte fena değil — bunlar var. Ama bir yandan da Mahmut'un SGK meselesini hâlâ çözemedim, döviz her sabah farklı bir yerde, Sümeyye'nin okul meselesi kafamda asılı duruyor. Türkiye'de iyimser olmak için sebep var mı... Bak, ben bu ülkede sıfırdan büyüdüm, babam 4 tezgâhla başladı, ben 12 tezgâha çıkardım — bu bir şey değil mi? Ama şunu da biliyorum: her şey bir gecede değişebiliyor burada, 2023 Aralık'ta 220k zarar yedim kimseye söylemeden, o acıyı bilen benim. Yani iyimserlik var ama saf değil, gözü açık iyimserlik bu — "her şey güzel" değil, "elimden geleni yaparım, gerisi Allah'ın takdiri" türü.

Dindar

[Bağlam: köy kahvesinde, Recep amca "hocam bu memleket nereye gidiyor" diye sormuş, Cemal cevaplıyor] "Recep amca, bak, Ahmet geçen ay olimpiyata girdi — köyden, buradan. O çocuk on beş yaşında, kafası çalışıyor. Mustafa evleniyor. Baba hâlâ sabah çayını kendi yapıyor. Bunlar küçük şeyler mi? Büyük şeyler bunlar. Ama tabii ki her şey güllük değil, biliyoruz ikimiz de. Ben şunu diyorum: bütün bir memlekete 'iyimser ol' demek kolay, ama kendi kapının önüne bakınca sebepler çıkıyor. Oradan başlarım."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... Soran kim, niye soruyor, ne bekliyor? Eğer "her şey berbat, değil mi" diye onay arıyorsa hayır vermeyeceğim. Ama "her şey harika, iyimser ol!" diye de kandırmayacağım kendimi. Şimdi ne var elimde: Ahmet geçen ay matematik olimpiyatı bölge elemesine girdi, köyde doğan bir çocuk. Mustafa evlenecek, torun göreceğim belki. Baba hâlâ ayakta, sabah kahvesini içiyor. Fındık 165₺ kötü ama geçen yıl 120₺'ydi, yani düşünce bile var. Öte yandan okul kapanıyor gibi, fiyatlar her ay başka, Şerafettin'in randevusu dört hafta sonraya alındı — dört hafta, adam 79 yaşında. Bunları yan yana koyunca "iyimser mi kötümser mi" diye sormak biraz yanlış geliyor bana, sanki ikisinden birini seçmek zorundaymışım gibi. Ben ne iyimserim ne kötümserim, ben sabahleyin kalkıyorum ve elimdekine bakıyorum.

Geleneksel

[Bağlam: UND Bursa toplantısı sonrası çay içerken, sektörden 2-3 kişiyle — Mehmet Bey, Cengiz — muhabbet ederken] "Bak, ben her şeye rağmen iyimserim — ama naif değilim. Biz bu memlekete 89'da geldik, hiçbir şeyimiz yoktu, baba bir kamyonla başladı; şimdi 24 TIR var. Türkiye zor, ama dönüyor. Kapıkule'de bekliyoruz, evet, ama Polonya hattı açılıyor, Romanya büyüyor — iş var, el var, akıl var. Ülkeye inanmak için illa siyasete bakmak lazım değil, işe bak, ticarete bak.

▸ aklından neler geçti?

Soru basit ama içi dolu. İyimser olmak için sebep var mı... Şimdi Nisan 2026, Kapıkule'de geçen ay 3 TIR'ım yine 11 saat bekledi, mazot fiyatı durmuyor, kur oyunu bitmiyor — ama öte yandan Doğan U16 milli kampına çağrıldı, Sibel Sofya'da okuyor, baba hâlâ ayakta. Yani "iyimser ol" dersen şahsen hayatıma bakınca "iyi, şükür" diyebiliyorum. Ama soru Türkiye'yi soruyor, ülkeyi soruyor — işte orada duraklar insan. Çünkü biz 1989'da Bulgaristan'dan kaçarken de "Türkiye'ye gidiyoruz, orada her şey düzgün" dedik, geldik, baktık ki burada da her şeyin düzgün olduğu yok — ama yine de düzeldi, yavaş yavaş, kısmen. Belki o yüzden iyimser olmak için sebep "var" diyorum ama "bol" demiyorum; adam gibi bir sebep, somut, elle tutulur bir şey — onu bulmak için biraz çaba lazım.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Halepli Kuyumcular kahvehanesi, ay sonu buluşması, biri "ne düşünüyorsun bu memleket hakkında" diye sordu] "Yani... benim için bazı şeyler düzeldi, inkâr etmeyeyim. Kâğıt çıktı, iş düzeldi, Ömer okula gidiyor. Ama 'iyimser' demek için etrafıma bakıyorum — sen hâlâ aynı kâğıtla dolaşıyorsun, o da öyle... Bilmiyorum abi, belki iyimserlik lüks bir şey. Bazen oluyor, bazen olmuyor."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... vallahi bu soruyu sorsalar on yıl önce gülerdi adam. Ama şimdi — şimdi biraz farklı. Vatandaşlık çıktı, SGK çıktı, Ohannes Usta atölyeyi bana devredebilir diye ima etti. Bunlar küçük şeyler değil. Ama sonra düşünüyorum: kuzenler hâlâ geçici koruma'da, 2026'da ne olacak bilmiyorum, Reem'in annesi hâlâ Lazkiye'de öksürüyor, Ömer geçen yıl "defol" duydu okulda... İyimserlik derken kimin için iyimserlik? Kendim için mi, aile için mi, Suriyeli herkes için mi? Bunları ayırt etmeden "evet iyimserim" demek yalan olur, "hayır değilim" demek de tam doğru değil. Belki şöyle: ben için bir kapı aralandı, ama o kapı herkese açılmadı — ve bu ikisi aynı anda doğru, ikisi de rahatsız ediyor.

Dindar

[Bağlam: kahvede, Ramazan Abi sordu "bu memlekette hayır var mı hâlâ" diye, Mustafa'nın ardından sohbet döndü oraya] "Bak Ramazan, ben şöyle diyeyim — kötü günler gördük, 90'ları unuttun mu? Maaş aldık, ertesi sabah yarısı gitmişti. Şimdi en azından ne alacağını biliyorsun. Çocuklar büyüdü, torunlar var. Zor, evet zor — ama tamamen kara değil. Allah'ın verdiği nefes var ya, o bile kâfi bazen."

▸ aklından neler geçti?

Yahu bu soruyu sorsalar on yıl önce ne derdim, şimdi ne diyorum... On yıl önce daha kolay cevaplardım belki, "fabrika çalışıyor, ekmek var, şükür" derdim. Şimdi Mustafa geçen hafta gitti, kahvede koltuğu boş duruyor — adam 75 yaşında kalp, sabah kalktı kalkmadı. Ama şimdi şöyle düşünüyorum: ben 71 yaşındayım, 38 yıl fabrikada çalıştım, emekliyim, evim var, bahçem var, Hatice yanımda, 11 torunum var. Köln'dekiler uzak ama var. Yusuf okulu bırakmak istiyor, Hatice'nin dizi ağrıyor, evet bunlar var — ama ben babamdaki gibi traktör altında kalmadım, ben emekli maaşımı alıyorum, 1990'larda maaşın ertesi gün değeri kalmıyordu, şimdi en azından ay sonu belli. İyimser olmak için sebep var mı dersen... var, ama insan bunu sesli söylemekten çekiniyor bir yerde, sanki söylersen bozulur gibi.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Banu ile akşam yemeğinde, Defne odaya çekildikten sonra] "Bak, iyimser mi kötümser mi diye sormak yanlış soru galiba. Bazı şeyler çürüyor, bunu görmemek saflık olur. Ama Defne gibi çocuklar var, senin öğrencilerin var — onlar devam ediyor. Ben buna tutunuyorum en azından. Yoksa her sabah kalkıp işe gitmek için başka bir gerekçe bulmak zorunda kalırım."

▸ aklından neler geçti?

Soru basit görünüyor ama içinde bir tuzak var — "iyimser olmak için sebep var mı" diye soruyorlar, sanki cevap yokmuş gibi bir ön-yargıyla. Ben de bazen öyle hissediyorum, yok diye. Ama sonra duruyorum: Defne geçen hafta tarih ödevinde Osmanlı maliye sistemini anlattı, ben de "dur bir dakika, şöyle bak" dedim, bir saat konuştuk — o an gerçekten iyi hissettim. Öte yandan işte, geçen pazartesi o dosya açıklamasını okurken içim burkuldu, 2019 yeniden geldi gibi. İkisi aynı anda var. Türkiye için iyimser olmak mı, kişisel hayat için mi, bunlar ayrı şeyler aslında — ama çoğu zaman birbirine karışıyor, sanki ülke kötüyse ben de kötüyüm gibi bir refleks var. Yok, öyle değil. Banu hâlâ öğretmenlik yapıyor, 22 yıldır; her gün 30 çocuğa bir şeyler öğretiyor — bu devam ediyorsa bir şeyler devam ediyor demek. Ama "iyimser" kelimesinin kendisi beni biraz rahatsız ediyor, sanki naif olmayı gerektiriyor.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Beraat'a WhatsApp'ta, akşam sohbeti sırasında] Yani tamamen umutsuz da değilim ama "her şey yolunda" diyemem de. Bir şeyler kımıldıyor gibi bazen, sonra bakıyorsun yerinde sayıyor. Belki en iyimser tarafım şu: insanlar en azından artık daha az yutmuyor — ama bu da ne kadar sürer bilmiyorum.

▸ aklından neler geçti?

Şimdi ne desem... "iyimser olmak için sebep" — bu soruyu soran kişi ya çok yorulmuş ya da test ediyor beni. Ekonomi diye bir şey var, dolar ne oldu biliyoruz, eczanede ilaç bulamıyoruz bazen, jenerik de yok, orijinali de yok — "stok dışı" yazıyor ekranda, müşteri bana bakıyor sanki ben sakladım. Ama öte yandan... bilmiyorum, tamamen kötümser de olamıyorum. Gençler var, Twitter'da bir şeyler döndüğünü görüyorum, insanlar en azından konuşuyor artık, 10 yıl önce konuşulmayan şeyler konuşuluyor — bu küçük bir şey değil aslında. Ama sonra düşünüyorum, ben de "konuşuluyor" derken Konya'dan değil, Beyoğlu'ndan, Instagram'dan bakıyorum — Konya'da ne değişti, mahallede ne değişti, babam ne düşünüyor, komşular ne düşünüyor... Orada baktığımda iyimserlik biraz bulanıklaşıyor. Yani sebep var mı? Belki var. Ama "Türkiye iyiye gidiyor" diyecek kadar rahat değilim.

Geleneksel

[Engelli meclis toplantısı sonrası, birkaç kişiyle çay içerken, biri "bu ülkede umut var mı?" diye sorarsa] Bakın, ben büyük resme bakıp iyimser olmayı beceremiyorum açıkçası. Ama küçük şeylere bakıyorum — o kabartma zemin, o sesli anons, o bir tane dürüst belediye çalışanı. Bunlar tesadüf değil, birinin mücadele etmesiyle geliyor. Yani iyimserlik için sebep var mı? Var. Ama kendi kendine gelmiyor hiçbiri.

▸ aklından neler geçti?

İlk refleks "yok tabii ki" demek istiyor içimden, ama durun bir dakika — bu çok kolay bir cevap. Ben her sabah BBC Türkçe'yi açıyorum, haberler berbat, ekonomi berbat, siyaset berbat... ama sonra düşünüyorum: Tepebaşı belediyesi geçen ay yeni kabartma zemin döşetti Yunusemre caddesine, ben onu bastona hissettim ve bir an durdum. Küçük bir şey, ama biri oturmuş düşünmüş. Engelli Hakları Sözleşmesi 2010'da Türkiye'ye girdi, ben 18 yaşındaydım — o olmasa şu an bu işi yapıyor muydum, bu evi tutabiliyor muydum, bilmiyorum. Yani "iyimser olmak için sebep var mı" sorusuna "kesinlikle hayır" diyemiyorum, ama "kesinlikle evet" de diyemiyorum. Yorucu bir orta yer bu, her gün yeniden hesap yapmak zorunda kalmak.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Şark Çay-Ocağı'nda, akşam okey masasında, Hasan abi ya da Mehmet gardaş sorarsa] "Yani gardaş, ne diyeyim... bugün iş vardı, akşam çay içiyoruz, daha kötüsü de olurdu. İyimser mi kötümser mi bilmiyorum ama sabah kalktım, bu da bir şey sayılır." — Gülerim, konu geçer.

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... şimdi ne diyeyim buna. Sabah yağmurda el-arabası çekiyorsun, akşam annenin tansiyonu 18, kentsel dönüşüm söylentisi 2 yıldır üstünde asılı, SGK yok, 34 yaşındasın ev yok... "iyimser ol" diyen kim? Ama bir yandan... bilmiyorum, Hasan abi geçen gece "bedenin yorulmasın" dedi, ben de güldüm — o güldürmesi bile bir şeydi. Köyde baba gömülü, anne hâlâ ayakta, Tarık ahmak ama yanında. Tarlabaşı'nda 22 yıl bir şekilde döndü bu çark, sıfıra düşmedim. Ama "iyimser" kelimesi biraz büyük geliyor bana, sanki gazetecilerin sorusu bu — "Türkiye'de iyimser misiniz?" diye sorarlar ya kameraya, ben o soruyu hep başkalarına sorulmuş gibi duyarım. Bana mı soruyorsun gerçekten?

Geleneksel

[Bağlam: Aylin ile muhasebe işi bitiminde, akşam kahvesi içerken, o "ya bu ülkede ne var ki" moduna girince] "Var tabi, Aylin. Bak sen hâlâ ayaktasın, ben hâlâ ayaktayım. Ama şu an sormak için doğru zaman değil bu soruyu — önce biraz nefes almak lazım, sonra bakarsın etrafına, görürsün."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... İlk refleks "yok" demek ama bu da bir klişe aslında. Sonra düşünüyorum — Ege Üniversitesi hastanesindeki o genç nörolog var ya, Fatma'nın son muayenesinde, 28-29 yaşında olsa olsa, bana "hanımefendi siz çok iyi bakıyorsunuz, bu evre için bu kadar temiz kalmak nadir" dedi. O çocuk bu ülkede yetişti, o bilgiyle burada duruyor. Ama sonra aklıma Ayşe geliyor — İstanbul'da ne hissediyorsa, o "boşver sen yorgunsun" duraklaması — ve düşünüyorum ki bu ülkede 26 yaşında bir kız neden 'iyi misin' sorusuna tam cevap veremez annesine. Ekonomi mi, gelecek mi, ne korkutuyor onu, bilmiyorum tam olarak ama bir şey var. Yani iyimserlik için sebepler var, ama hep birinin omzunun üzerinden bakıyorsun onlara — kendi sırtın ağrırken.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Fatma yan-komşu, bahçe kapısında sabah sohbeti — Fatma "Hatice abla bu memlekette ne umut var" diye söylenince] Vallahi Fatma kuzum, bak Esra doktor olacak köyümüzden, Mehmet döndü sağ. Bunlar az mı? Allah büyük, daha çok şükür var elimizde, sadece görmüyoruz bazen.

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... ne bileyim, bu soruyu sormak bile biraz şehirli iş gibi geliyor içimden. Biz burada 'iyimser miyim değil miyim' diye oturup düşünmüyoruz ki, sabah kalkıyoruz ineğe bakıyoruz, çayı koyuyoruz, o kadar. Ama dur bir düşüneyim... Esra tıp okuyor, Mehmet askerden döndü sağ salim, Fatma'nın çocukları grip geçirdi iyileştiler, köy yolu asfalt — bunlar az şey mi? Öte yandan fiyatlar ne oldu, ilacımı almaya gittiğimde eczanede yüzüm kızardı geçen ay, 'para yetmedi' demedim ama az kaldı... Hem iyilik var hem sıkıntı var, ikisi bir arada, hep böyle oldu zaten.

Geleneksel

[Bağlam: Akşam Sanat Atölyesi seminerinde, 18-25 yaş arası katılımcılardan biri soruyor] "Var. Ama hangi düzeyde iyimser olduğunuzu netleştirmeniz lazım. Kişisel düzeyde — bu odada oturan sizler, soru soran sizler, iyimserlik için yeterli sebepsiniz. Yapısal düzeyde — daha uzun bir yanıt gerekiyor ve dürüst olmak gerekiyor: bazı şeyler gerçekten kötüye gitti, bunu söylememek sahtekârlık olur. Ama ben 1980'de de bu soruyu sor

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... Bu soruyu duyan her seferinde içimde iki şey aynı anda oluyor: hem "evet var" demek istiyorum hem de "kim sormadan önce düşünsün biraz" diyorum kendi kendime. Ama dürüst olayım — Nisan 2026, Birikim makalesi yarı-tamam, Sema'nın Mart kontrolü temiz çıktı Allah'a şükür, Mavi geçen hafta "dede Türkçe'de 'yıldız' kelimesi çok güzel" dedi... Bunları sayarken bir şey oluyor içimde, tam karamsarlık değil. Ama hemen ardından aklıma geliyor: bu iyimserlik kişisel mi, yoksa yapısal mı? Kişisel düzeyde sebepler var — Sema'nın sağlığı, Mavi'nin Türkçesi, seminerdeki 22 yaşındaki çocukların soruları. Ama ülke meselesi olarak soruyorsa... orada dürüst olmak zorundayım, "evet var" demek için kendimi zorlamak gerekiyor ve zorlanarak üretilen iyimserlik, iyimserlik değil, teselli. Yine de — 1980 sabahı da böyle bir soruyu sormak mümkündü, sorduk, cevap bulmak zorunda kaldık, başka çare yoktu.

Modernler

[Bağlam: Kahvehanede Hüseyin ve 2-3 Almancılar kuşağından arkadaşla, akşam üstü] "Gardaşım, bak ben 75 yaşındayım, çok şey gördüm. İyimserlik için sebep var mı dersen — var. Torunlarım var, oğlum geliyor bu hafta. Memleket hâlâ ayakta. Ama kolay değil, kolay olmadı hiç. Biz de kolay zamanda dönmedik buraya — yine de döndük. O kadar." *(İçinden geçen fiyat-emeklilik-genç

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Yav, bu soruyu kim soruyor, neden soruyor diye düşünüyorum önce. Sonra içimden geçiyor: emekliliğim geliyor, Yusuf geliyor bu hafta, Mavi yazın geliyor — bunlar var ya, bunlar iyimserlik değil mi? Ama ülke meselesine girersek... TRT'de her gece "ekonomi düzeliyor" diyorlar, ATV'de de aynı, ama markette 1 kilo et ne kadar biliyorum ben. Almanya'dan 1.380 Euro geliyor, onun sayesinde rahatım, ama benim gibi emeklisi olmayanlar ne yapıyor? Kahvehanede Hüseyin "gardaşım bu fiyatlarla nasıl yaşayacağız" diyor, ben de bilmiyorum ne diyeceğimi. Sonra şunu düşünüyorum: ben 30 yıl Almanya'da gece vardiyasında çalıştım, 1980 darbesini Stuttgart radyosundan duydum, Hatice'yi orada kaybettim — bu memleket bana çok şey yaptırdı ama ben yine de döndüm. Neden döndüm? Çünkü bir şey vardı burada. Hâlâ var mı? Var, ama... ne kadar daha var bilmiyorum. Gençler gidiyor, köyde 40 yaş altı kaç kişi kaldı?

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Sürmeneliler kadın-kolu toplantısında, komşu Fatma "hep böyle mi gidecek bu memleket" diye söylenince] "Kuzum ne diyeyim, zor günler geçiyor doğru, ama bak Emre üniversite okuyor, çocuklar büyüyor, Allah'ın işi bu — bir kapı kapanır bir kapı açılır. Hayırlısı olur inşallah, biz duamızı edelim."

▸ aklından neler geçti?

Uf, bu soruyu sorsalar ne diyeyim... İyimser olmak için sebep var mı? Var tabii ki var, ama şu an aklıma ilk gelen "var" demek biraz zorluyor içimden. Emre üniversitede, maşallah, evimizden ilk üniversiteli torun — bu mu yetmez? Ama öte yandan Hayrettin'in sırtı, Hatice'nin küçüğü Sema geçen kış ateşlendi kar yolda yok, Yusuf ile Selma arasındaki o gerilim hep kafamın bir köşesinde... Sonra sokağa çıkıyorsun, mahalle değişmiş, eski komşular kalmamış, markette ekmek fiyatı her ay başka... "İyimser ol" kolay söyleniyor. Ama işte Emre var, Zeynep büyüyor, Sema büyüyor — bunlara bakıyorum da "tamam, devam eder" diyorum içimden. Belki iyimserlik büyük şeylerde değil, torunun yüzünde.

Dindar

[Bağlam: Cuma sabahı kahvehane, köy büyükleriyle — Ramazan Amca, Halil — sohbet arasında] "Oğlum, ben bu toprakta 78 yıl yaşadım. Çok şey gördük, çok şey geçirdik. İyimser mi... Hawre tıp okuyor, köyümüzden doktor çıkıyor — bu az şey değil. Köy hâlâ ayakta. Ama devlet bize uzak, hep uzak oldu. Xwedê mezin e, Allah büyük — gerisi onun bileceği iş."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Wele billah, bu soruyu soran kim? Köyde mi, şehirde mi, Ankara'da mı oturuyor? Ben 78 yıl gördüm bu topraklarda — 1999'da amcalarım gitti, Hadiye gitti, köyümüzün üçte biri dağıldı. Sonra "çözüm süreci" dediler, biraz nefes aldık. Sonra yine kapandı. Şimdi ne var... Hawre tıp okuyor, bu var. Köy hâlâ ayakta, bu var. Ama köy okulu 12 çocukla tutunuyor, Mehmet bu Eylül'e gelip gelmeyeceğini bilmiyor, Süleyman'ın işi yok sayılır. "İyimser ol" demek kolay — kim söylüyor bunu, hangi evden söylüyor? Ama... Hawre var. Mevlüt var Eylül'de. Köy bitmedi. Belki bu kadar yeter, belki bu kadar olur.

Geleneksel

[Bağlam: Devran'ın tez savunmasından döndükten sonra, Murat ile akşam çayı içerken] Murat'ım, ben sana şunu söyleyeyim — iyimserlik diye bir şey var ama o da küçük küçük geliyor. Devran'ın o tezi, annemin sözlerinin bir yerde durması... bu benim için büyük bir şey. Köy bitmedi henüz, ben de bitmedim. Ama büyük iyimserlik, "her şey güzel olacak" iyimserliği — onu ben taşıyamam, yalan olur.

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Wele billah, bu soru insanı duraksatıyor. Devran'ın tezi bitti, Boğaziçi'nde savundu, annemin sözleri orada bir yerde yazılı duruyor artık — bu bir şey. Ama sonra bakıyorum, Munzur'da baraj tartışması hâlâ bitmiyor, köyde kalan kaç kişi kaldı, yaş-ortalaması her yıl biraz daha yukarı çıkıyor... Peki iyimser olmak için sebep var mı diye soran kim, hangi hayattan soruyor bunu? Benim iyimserliğim başka bir şey, onların iyimserliği başka. Ben şunu biliyorum: 1995'te köyde kalan üç aileden biriydik, o zaman da "bitti bu köy" dediler, bitmedi. Ama "bitmedi" demek "iyi gidiyor" demek değil, ikisi ayrı şey — bunu çoğu insan karıştırıyor.

Geleneksel

[İTÜ grubu WhatsApp'ına veya Murat'la bire bir mesaj — Berlin'deki arkadaşa] "Kişisel olarak iyimserim, plan ilerliyor, Ali 'Danke' öğrendi. Türkiye için mi — orası zor. Bir şeyler kıpırdıyor bazen, sonra bakıyorsun yerinde sayıyor. Belki benden sonraki kuşak daha net görecek, bilmiyorum. Ben şu an Ali'nin büyüyeceği yeri düşünüyorum, o kadar."

▸ aklından neler geçti?

Nisan 2026... Vize başvurusu Mart'ta gitti, hâlâ sonuç yok, Mahmut'a söyledim sonunda, beklediğimden daha sessiz karşıladı — o sessizlik beni daha çok sarstı açıkçası. Şimdi biri "iyimser olmak için sebep var mı" diye soruyor. İlk refleks "hayır" ama... dur bir saniye. Gerçekten düşününce — Selin ile Goethe'de A1 bitti, A2'ye geçtik, birlikte bir şey öğrenmek garip bir şekilde güzel hissettirdi. Ali dün "Danke" dedi kreşte öğrenmiş, güldük. Murat Berlin'den "şehir seni bekliyor" dedi. Yani tamamen karanlık değil bu tablo, ama "Türkiye için iyimser misin" sorusuysa — o ayrı bir soru, o soruya dürüst cevap vermek için içimde bir şeyi bastırmam lazım, ve bastırmak istemiyorum artık.

Modernler

[Bağlam: Tunalı'da, Eski Edebiyat grubu, Filiz ve diğerleri, kafe, ikinci çay] "Var tabii, ama ben bulmakta zorlanıyorum açıkçası. Öğrencilere baktığımda bir şey görüyorum — hâlâ merak ediyorlar, hâlâ bir şeyler okumak istiyorlar, bazıları gerçekten. Bu beni tutuyor. Ama bunun yeterli bir sebep mi olduğunu bilmiyorum. Belki de iyimserlik büyük bir şeye inanmak değil, küçük şeylere devam etmek."

▸ aklından neler geçti?

Şimdi ne diyeyim buna... Refleks cevabım "yok" ama bu da kolay. Çok kolay. Çankaya'nın laik-solcu balonunda "her şey mahvoldu" demek de bir tür konfor aslında, farkındayım. Ama gerçekten düşününce — öğrencilerim var, bu sabah Doruk "ÖSS'de çıkar mı" diye sordu, ben de içimden geçirdim ama sonra baktım çocuğun gözlerine, bir şey arıyor orada. Merak mı, anlam mı, ne arıyor bilmiyorum ama arıyor. Bu beni bir yere tutuyor. Defne Hunger Games okuyor, Çağrı futbol oynuyor, bunlar da bir şey. Ama Türkiye'de iyimser olmak için sebep sorusuna "çocuklar" demek biraz kaçış gibi de geliyor — sanki büyük resme bakmamak için küçük resme sığınıyorum. Büyük resme bakınca... müfredat, seçimler, Sivas'ın hesabı hâlâ sorulmamış, her şey yerli yerinde duruyor. Ama tamam, belki iyimserlik bir sonuç değil, bir karar meselesi. Bunu düşünüyorum ama tam da inanmıyorum.

Modernler

[Bağlam: Karayılan kahvehanesinde, kasaba meclisindeki 8 erkekten biriyle, deprem anması planlaması bittikten sonra çay içerken] "Yahu ben şuna bakıyorum hocam — çocuklarım var, fabrika ayakta, zeytinlik büyüyor. Bunlar küçük şeyler değil. Ülkede sıkıntı çok, bunu inkâr etmeyeyim, ama elimdekine şükrediyorum. Allah büyük, belki düzelir de."

▸ aklından neler geçti?

Soru basit ama içim karışık şimdi. Evet var — Mehmet'in o 25 bin şişe siparişi, Fatma'nın "halk sağlığı Hatay'a uygun mu" diye sorması, Yusuf'un Haziran'da dönüyor olması... bunlar benim için iyimserlik. Ama "Türkiye" deyince genişletiyor insan kafayı, o zaman işin rengi değişiyor. Deprem oldu, iki yıl geçti, Karayılan'da hâlâ yıkık arsalar duruyor, Mahmut-amcanın oğlu 19 yaşında gitti, kimse hesap vermedi tam manasıyla. Enflasyon ne oldu, zeytinyağı fiyatı yükseldi ama gübre, mazot, ambalaj daha hızlı yükseldi — kâr aynı kalmıyor. Sonra kasabada Suriyeli meselesi, insanlar gerildi, ben "biz aynı kökteniz" diyorum içimden ama bunu her yerde söyleyemiyorum artık, çünkü karşındaki "sen Arap'sın zaten öyle diyorsun" diye bakıyor. Yani iyimserlik var mı? Kendi avlumda bakıyorum — var. Ülkenin genel haline bakıyorum — yorucu.

Geleneksel
kapalı

[Akşam Hatice-teyze ile kapı önünde, o da kentsel dönüşümden etkileniyor, ikimiz konuşurken] "Vallahi Hatice abla ne diyeyim, zor günler ama çocuklara bakıyorum, onlar iyi olsun yeter. Ramazan'ım okulu seviyor, Zeynep'im çalışıyor, Allah büyük, bir çıkar yolu inşallah."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep... Nisan ayı, kentsel dönüşüm kararı geldi, evimizden çıkıyoruz, Süleyman'ın işi yok gibi, Zeynep'in ÖSS'si yaklaşıyor param yok özel ders için — şimdi iyimser mi olacağım? Ama sonra bakıyorum Ramazan sabah okula giderken "anne bugün resim yapacağız" diyor, gülümsüyor, o kadar küçük o kadar mutlu... Zeynep'in gözlerindeki o hemşire-olacağım bakışı var hâlâ, söndürmek istemiyorum. Yani iyimser olmak için sebep var mı dersen — büyük şeylerden değil, küçük şeylerden geliyor o his. Ama bir yandan da "ne kadar daha dayanacağız" diye düşünmeden edemiyorum, o soru kafamın bir köşesinde oturuyor, gitmiyor.

Dindar

[Bağlam: kahvehanede, baba Mehmet ve amca Yusuf ile, biri soruyor "gardaş ne düşünüyorsun bu memlekette, iyimser misin?"] "Ohh gardaş, büyük soruları soruyorsun. Ben şunu söyleyeyim — Sema dün 'öğretmenim beni övdü' dedi, o an her şey iyiydi benim için. Ülke meselesi... Allah büyük, bakalım. Ama çocuklarımız okursa, bir şeyler değişir inşallah."

▸ aklından neler geçti?

Yani... var mı? Diye soruyorlar. Sabah 6'da tezgah açtım, 380 lira kazandım, öğleden sonra prova, akşam kahvehane, Sema'nın öğretmeni "çok iyi okuyor" dedi — bugün iyi bir gündü aslında. Ama "Türkiye'de iyimser olmak için sebep" diye sorunca kafam başka yere gidiyor; o gece 02:30'da polis beni bir saat tuttu, belgelerim tamam, suçum yok, ama tuttular — o his hâlâ duruyor içimde bir yerde. Sonra Sema'yı düşünüyorum, o okuyor, öğretmeni seviyor onu, belki benim gibi 14'te bırakmaz okulu... işte o zaman "var" diyorum içimden, ama "Türkiye'de" kısmına takılıyorum, sanki ülke meselesi ayrı, benim meselemse ayrı gibi. Belki iyimserlik büyük şeylerde değil — Sema'nın sesinde, Sevda'nın dikiş siparişlerinin artmasında, Çarşamba düğününde davulun tam tutması gereken yerde tutmasında.

Geleneksel
kapalı

[Cami çıkışı, Hassan bey ve iki-üç Halepli komşuyla sohbet — biri "bu ülkede ne olacak bize" diye soruyor] "Ebu Hassan, ben şöyle düşünüyorum — Mariam'ın öğretmeni geçen ay aradı, 'çok iyi' dedi. Yusuf çalışıyor, okuyuyor. Vatandaşlık gecikiyor ama geliyor, komşu Halil aldı geçen hafta. Yani sebep var inşallah, Allah kapıyı kapatmaz. Zor evet, ama bak çocuklarımız burada kök attı — bu az şey değil."

▸ aklından neler geçti?

İyimser olmak için sebep var mı... Nisan 2026, Mariam'ın ÖSS'si iki ay sonra. Öğretmen telefon etti geçen ay "Mariam çok iyi, bölüm birincisi olabilir" dedi. Bu mu değil mi sebep? Vatandaşlık hâlâ gelmedi, 23 ay oldu, ama komşu Halil geçen hafta aldı 22. ayda — yani hâlâ ihtimal var, kapanmadı. Ama sokakta bazen bakışlar var, biliyorum o bakışı, 2023'ten beri daha sert o bakış. Sırtım da ağrıyor, 8 saatte artık 6 saatin yorgunluğu var. İyimser mi... Yusuf çalışıyor, Mariam okuyor, Layla okula gidiyor gülerek, bunlar az mı? Ama bazen geceleyin yatakta "ya reddederlerse" sorusu geliyor, o soru gelince iyimserlik nereye gidiyor bilmiyorum. İkisi bir arada duruyor içimde, ne tam umut ne tam korku, ikisi birden.

Geleneksel
kapalı

[Çarşamba akşamı mahalle-kadın grubu, Hatice-hala'nın evinde, 5-6 komşu kadın sohbet ederken biri soruyor] "Yani zor tabi canım, her şey pahalı, sıkışıyoruz. Ama bak Berfin okula gidiyor, Mehmet büyüyor — çocuklara bakınca insan umudu kesemiyor. Belki onların zamanında daha iyi olur, inşallah. Biz ne olursa olur devam ediyoruz zaten, başka ne yapalım."

▸ aklından neler geçti?

Wele billah... bu soruyu duyan ne der ki. Ama ya ben? Berfin geçen hafta defterini gösterdi, hepsini yazmış öğretmeni 'çok güzel kızınız' dedi — o an içim açıldı, işte o bir şey. Ama genel olarak Türkiye deyince... bilmiyorum, fiyatlar her ay bir daha artıyor, Selim'in işi bir geliyor bir gidiyor, mahallede Aysel'i 16'sında evlendirdiler — bunlar değişmiyor ki. Ama yine de... Mehmet anaokula başlayacak, Berfin okuyacak, belki ben de Halk Eğitim'e gidebilirim bir gün. Küçük şeyler bunlar ama benim için büyük. Genel iyimserlik mi, bilmiyorum. Kendi evim için iyimserlik — o var biraz.

Dindar

[Bağlam: TOFD Bursa mentor toplantısı sonrası, yeni yaralanmış 26 yaşındaki gençle kahve içerken, o "bu ülkede ne yapacağız" diye soruyor] "Kardeşim ben de aynı soruyu sormuştum kendime, 2011'de. Büyük resme bakınca çok şey var söylenecek, ama şunu söyleyeyim — somut şeyler değişiyor, yavaş ama değişiyor. Rampa yoktu, oldu. Erişilebilir taksi yoktu, oldu. Mükemmel değil, hâlâ çok eksik var, ama tamamen boş da değil. Küçük şeyleri tutmak lazım, yoksa adam gibi nefes alamazsın."

▸ aklından neler geçti?

İlk refleks "yok" demek — ama bu da kolay, bu da bir tür tembellik. Sonra düşünüyorum, benim kendi hayatımda var aslında: Doruk dün akşam bahçede koşarken bana döndü "baba bak ben uçuyorum" dedi, o an gerçekten iyiydi. Ama soru Türkiye diyor, benim hayatım değil. Ekonomi berbat, her ay kira artıyor, Esra ile ikinci çocuk konuşuyoruz ama rakamlar tutmuyor. Siyasette de... "gündem değişiyor" diyorum hep ama aslında ne değişiyor ki. Öte yandan — şunu da kabul etmem lazım — erişilebilirlik konusunda son birkaç yılda gerçekten somut şeyler oldu, küçük de olsa. Bursaray'ın o rampası, Mavi Balık'ın varlığı, Nilüfer'deki kaldırım düzenlemeleri... Bunlar sıfırdan geldi, biri bir şeyler yaptı. Tamamen kötümser olmak da dürüst olmaz. Ama büyük resim için iyimser olmak... zorlanıyorum, zorlanıyorum.