soru · 2026-04-29

Reklamlarda hangi cümle size gerçek geliyor?

70 cevap·2.7 dk·$1.30

Reklam Cümlelerinde Neye İnanıyoruz, Neye İnanmıyoruz

70 kurgusal kişiye soruldu · 29 Nisan 2026

---

Bir cümle özet

Bu 70 kişinin neredeyse tamamı reklam cümlelerine güvenmiyor; ama fiyat, somut özellik ve küçük esnaf ilanları hâlâ geçiyor.

---

Genel kanaat

70 kişiden 49'u (%70) reklamlara açıkça "hayır" dedi. Yalnızca 2 kişi bir şeylerin gerçek geldiğini söyledi. Geri kalanlar kaçındı ya da sessiz kaldı. Ama bu tablo, "hiçbir şeye inanmıyoruz" anlamına gelmiyor. Cevaplara bakınca farklı bir şey görünüyor: insanlar belirli cümle türlerine inanmıyor, belirli cümle türlerine ise hâlâ bir kapı aralıyor.

Hangi cümleler geçmiyor? "Ailenizin yanındayız", "sizi düşünüyoruz", "doğal ve katkısız", "hayallerinize ortak oluyoruz." Bu ifadeler 70 kişinin büyük çoğunluğunda aynı tepkiyi doğurdu: içten bir kapanma, bazen hafif bir öfke, bazen sadece yorgunluk. Hangi cümleler geçiyor? Fiyat yazan reklamlar, somut teknik iddialar, küçük esnafın el yazısıyla astığı kâğıtlar. 64 kişi ekonomik bir çerçeveden baktı soruya. Yani güven meselesi soyut değil; paranın, fiyatın, somut vaadin gerçekleşip gerçekleşmediğinin meselesi.

---

"Ailenizin yanındayız" cümlesi neden bu kadar çok kişiyi kızdırıyor

64 kişi aile çerçevesinden konuştu. Ama bu, aile reklamlarına inandıkları anlamına gelmiyor. Tam tersi: aile sözcüğünü en çok kullanan reklamlar, en çok güvensizlik yaratan reklamlar oldu.

Hayat (p_029), Antakya'da evi moloz altında, İskenderun'da kiracı. "Birlikte ayağa kalktık" diyen banka reklamını duyunca "kimin için kalktınız?" diye soruyor. Helin (p_042), fındık kampında çadırda yatarken "aileniz için en iyisi" diyen reklamı düşünüyor: "Bizim gibi aileler mi?" Cemal (p_068), kredi başvurusu otomatik reddedilmiş biri olarak "hayallerinizi birlikte kuralım" cümlesini duyunca gülüyor. Bu üç kişi farklı şehirlerden, farklı geçmişlerden. Ama aynı noktaya geliyor: reklam onlara değil, başka birine konuşuyor.

---

Fiyat yazınca inanıyoruz, söz yazınca inanmıyoruz

Somut ve ölçülebilir olan geçiyor. Soyut ve duygusal olan geçmiyor. Bu ayrım 70 kişinin cevabında tekrar tekrar çıktı.

Şükriye (p_025), İzmirli çiçekçi: "Gerçek gelen tek şey şu: fiyat yazıyorsa, o gerçek. Fiyatı saklayan reklam zaten baştan yalancı." Kaan (p_007), İTÜ'de bilgisayar mühendisliği okuyor: "Ne kadar soyut ve duygusal ise o kadar sahte, ne kadar spesifik ve ölçülebilir ise o kadar gerçek." Hasan (p_052), Yozgat'ta emekli fabrika işçisi: "Teknik şeyler yalan söylemez, insan işi olan şeyler söyler." Cemal (p_056), İstanbul'da kayıt dışı çalışan: "Market reklamlarında 'bu hafta domates 12 lira' yazıyor, o gerçek geliyor. Ertesi gün markete girip kontrol edebiliyorsun."

---

Küçük esnafın ilanı neden büyük markanın reklamından daha inandırıcı

70 kişiden pek çoğu, büyük markaların "sahici" görünmeye çalıştıkça daha sahte göründüğünü söyledi. Ama küçük esnafın beceriksizce çekilmiş videosu ya da el yazısıyla yazılmış kâğıdı geçiyor.

Reem (p_038), Sultanbeyli'de kreş çalışanı: "En gerçek gelen şey mahallede Halepli amcanın dükkanının kapısına astığı el yazısı kağıt — 'bugün taze ekmek var' — işte o gerçek, çünkü yalan söylemesine gerek yok." Hatice (p_047), Bağcılar'da ev kadını: "Gerçek gelen ne biliyor musun — bazen esnaf çarşısındaki Mehmet ağabeyin kendi eliyle yazdığı 'bugün taze balık geldi' kâğıdı. O geçiyor. Çünkü yalan söylerse yarın yüzüne bakarız, hesabını sorarız." Engin (p_059), emekli siyaset bilimi profesörü: "Küçük esnafın kendi çektiği, biraz titrek kameralı, 'biz buradayız' diyen o yerel reklamlar, onlarda bir şey var. Belki profesyonellik eksikliği paradoks olarak güven veriyor."

Bu üçünün ortak noktası şu: küçük esnafın arkasında hesap görünüyor. Hesap görününce güven artıyor, tuhaf ama böyle.

---

"Doğal, katkısız, köy ürünü" — bu kelimelerin içi nasıl boşaldı

70 kişiden büyük çoğunluğu bu üç kelimeyi özellikle saydı. Hem şehirliler hem köylüler, hem genç hem yaşlı. Ama en sert tepki, bu kelimelerin ne anlama geldiğini bizzat bilen insanlardan geldi.

Münire (p_031), Rize'de çay üreticisi ve pansiyon işletmecisi: "O çayın nasıl toplandığını biliyorum, sırtım nasıl ağrıyor biliyorum, ÇAYKUR'un kiloyu kaça aldığını biliyorum. 'Saf' olan nesi?" Şerife (p_035), Muğla'da zeytinci: "Bizim zeytinyağı gerçekten el yapımı, gerçekten köy ürünü, ama biz öyle bir şey yazamıyoruz ki. Onlar büyük fabrika, ambalaj güzel, 'geleneksel' yazıyor, içinde ne var Allah bilir." Ramazan (p_066), Hatay'da zeytinyağı fabrikası sahibi: "Sıfır asit diye bir şey yok, 0.3-0.4 bile 'sıfır' diye satılıyor. Yani yalan değil tam ama gerçek de değil."

Üreticiler bu kelimeleri en iyi bilen insanlar. Ve tam da bu yüzden en az inananlar onlar.

---

Yöntem notu

Bu 70 kişi gerçek değil; bir tasarım disiplini içinde üretilmiş kurgusal profiller. Anket değil, bir düşünme aracı. Yaş, şehir, meslek, köken bakımından çeşitlendirilmiş bu profiller Türkiye'nin farklı kesimlerini temsil etmeye çalışıyor, ama temsil iddiası taşımıyor. Aynı soru seti yeniden sorulsa farklı örüntüler çıkabilir. Buradaki bulgular bir hipotez, bir başlangıç noktası.

▸ veri sayımı (kelime-eşleşme)

Cevaplarda hangi konu/söz-kalıbı kaç personada geçti — ham kelime-eşleştirmesi. Yorumlama değil; sayısal arka-plan.

aile/akraba bağlamı64/70
economic_frame64/70
geçim/ay-sonu61/70
olmaz/değil dedi49/70
aile-için-koruma21/70
asker/savaş çerçevesi16/70
yapısal eleştiri (sistem/eşitsizlik)10/70
dini söz/çerçeve9/70
kuşak-aktarımı9/70
politik söylem7/70
kararsız / 'kim bilir'3/70
kayın/namus baskısı3/70
olur/evet dedi2/70
cinsiyet/erkeklik-kadınlık2/70
kamuya açık paylaşmam1/70
ekonomi düzelir umudu1/70
atomize-aile / seçilmiş1/70
küme
modernler: 24
dindar-muhafazakarlar: 17
geleneksel-muhafazakarlar: 29
mahremiyet
yari-acik: 48
kapali: 21
acik: 1

Bu rapor 70 kurgusal kişinin bu soruya verdiği cevapların bir okumasıdır. Anket değil; gerçek-dünya iddiası içermez. Aynı set yeniden sorulsa farklı bir okuma çıkar.

cevaplar

70

[İş arkadaşıyla öğle arası, hafif bir sohbet sırasında] "Bak şunu fark ettim — bir reklamda ne kadar 'samimi' ve 'doğal' yazıyorsa o kadar şüpheyle bakıyorum artık. Ama şu küçük yerler var ya, Instagram'da büyüyen, 'biz bunu neden böyle fiyatlandırdık' diye anlatan — onlar bazen gerçekten inandırıcı geliyor. Büyük markaların 'aile sıcaklığı' falan kısmı artık hiç tutmuyor bende."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlarda gerçek gelen cümle... Hmm. "Annenin tarifi" gibi şeyler geçmiyor artık, çünkü o annenin tarifi bir fabrikada üretilmiş ve ben de bunu biliyorum, onlar da biliyor. Ama bazen bir şey tutturuyor insanı — mesela bir banka reklamında "hayatın küçük anları" diye bir şey söylüyorlar ya, orada gerçekten bir şey hissediyorum, sonra fark ediyorum ki o his de satın alınmış bir his. En çok geçen şey "doğal", "katkısız", "şeffaf" gibi kelimeler — bunları görünce içimde bir şey kapanıyor, sanki o kelimeyi ne kadar çok kullanırlarsa o kadar az öyle olduğunu anlıyorum. Ama dürüst olmak gerekirse bazı küçük markalar, özellikle sosyal medyada büyüyen yerler, bazen gerçekten kendileri gibi konuşuyorlar — "biz bunu böyle yaptık, bu yüzden bu kadar pahalı" diyorlar ve bu geçiyor. Büyük markaların hiçbir şeyi geçmiyor artık, hepsini bir filtreden geçirerek okuyorum.

Modernler
kapalı

[bağlam: iş yerinde öğle arası, bir meslektaşla muhabbet ederken] "Yerli üretim yazıyor mu, biraz daha dikkat ederim açıkçası — ama organik, doğal falan artık hiç geçmiyor bende, her şeye yazıyorlar. Banka reklamlarına da hiç bakmıyorum, rakamlarla iş yapıyoruz biz, o 'yanınızdayız' sahneleri bizi aldatmaz."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara zaten pek güvenmiyorum ama bazıları var ki insan farkında olmadan "hm, bu doğru olabilir" diyor. Mesela bir ürün "Türk malı, yerli üretim" diyorsa, bunu duyunca içimde bir şey yumuşuyor — yalan olup olmadığını bilmiyorum ama inanmak istiyorum sanki. Öte yandan "doğal, katkısız, organik" yazan her şeye artık gülüyorum içimden; o kadar çok kullanıldı ki bu kelimeler, anlamsızlaştı. En sinir bozucu olanlar ise banka reklamları — "yanınızdayız, ailenizin bir parçasıyız" falan. Bankanın yanımda olduğunu ne zaman gördüm? Faiz oranı değişince mi? Kendi muhasebe işim var, rakamları biliyorum, o "sıcak aile" sahnesinin arkasındaki komisyon oranlarını da biliyorum. Ama şunu da söyleyeyim kendi kendime: bazen bir reklam gerçekten güzel bir şey söylüyor, sadece doğru ürünü yanlış firma söylüyor.

Dindar

[Bağlam: Cihangir kahvaltı grubunda, Saffet ya da Meral'e, kahve içerken] "Bak, şunu söyleyeyim — reklamlarda beni en çok güldüren 'biz sizi dinliyoruz' cümlesi. Kim dinliyor kimi? Ama bir keresinde küçük bir çerçevecinin kendi sesini kaydedip koyduğu bir reklam görmüştüm, 'elli yıldır aynı çiviye bakıyorum' gibisinden bir şey — işte o geçti. Çünkü iddia yoktu içinde."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlarda gerçek cümle mi… İlginç soru aslında, bir an duraksattı. "Sağlığınız bizim için önemli" — hayır, geçmiyor. "Sürdürülebilir geleceğe yatırım yapıyoruz" — bunlar artık o kadar yıprandı ki kelimeler anlamını yitirdi, sadece ses çıkarıyor. Ama bazen, nadiren, bir şey takılıyor: küçük bir yerel esnafın ya da zanaatkârın kendi elleriyle çektiği, "bunu yıllardır böyle yapıyoruz" türü bir şey — orada bir şey var, bir özgünlük kırıntısı. Büyük markaların "aile sıcaklığı" klişeleri ise tam bir sahte-merasim, izlerken hafif utanıyorum onlar adına. Bir de şunu fark ettim: yaşlandıkça reklamlara daha az inanıyorum ama daha az da öfkeleniyorum — yorgunluk mu, bilgelik mi, bilmiyorum.

Modernler
kapalı

[Kafede iş arkadaşıma, molada] "Yani gerçek gelen reklam mı? Yok öyle bir şey kardeşim, hepsi yalan ama bazıları daha iyi yalan söylüyor. En azından 'seni anlıyoruz' diye başlamayan, o 'biz de sizin gibi sıradan insanlarız' numarasını yapmayan — onlara biraz daha katlanabiliyorum."

▸ aklından neler geçti?

Yani şimdi düşününce... "doğal içerikler" yazıyor, "katkısız" yazıyor, falan filan — bunların hepsi boş. Ama bir de var ya, mesela bir marka "bu ürün sizi mutlu eder" demek yerine sadece "bak işte bu böyle" diye gösteriyor, hiç abartmadan — o zaman bi' an "ee tamam, dürüst" diyorum içimden. Yani tam geçmiyor ama en azından yüzüme gülüp arkamdan iş çevirmiyor gibi hissettiriyor. Bir de TikTok'ta gördüğüm sponsorlu içeriklerde bazen o kişi gerçekten kullanıyor gibi görünüyor, bazen de öyle bir sahte heyecan var ki... o sahte heyecanı bir saniyede anlıyorum, çünkü ben de içerik üretiyorum, o oyunu biliyorum. Asıl komik olan şu: en "gerçek" gelen reklamlar bile aslında hesaplanmış, sadece hesabı daha iyi gizlenmiş.

Modernler

[İş arkadaşıyla öğle arası, hafif bir sohbet bağlamında] "Bak şunu söyleyeyim — bir reklam bana somut bir şey söylüyorsa, 'bu cihazın bataryası şu kadar', 'bu faiz şu kadar' gibi, orada en azından bir zemin var. Ama 'yanınızdayız', 'sizi anlıyoruz' kısmı... bunlar artık gürültü, kimse duymaya bile çalışmıyor. Biz de zaten bankada benzer şeyler yazıyoruz pitch deck'lere, farkındayım, ama en azından rakam da koyuyoruz yanına."

▸ aklından neler geçti?

Reklam deyince aklıma ilk gelen şu: "Sizi düşünüyoruz" cümlesi. Hiçbir zaman geçmedi, geçmez de. Kim kimi düşünüyor, ne zaman? Ama bir de şu var — bazen gerçekten inanılır bir şey çıkıyor, özellikle teknik bir ürünün teknik bir özelliğini düz anlatırken. "Bu pil 48 saat gidiyor" gibi bir şey. Orada yalan söylemek daha maliyetli çünkü test edilebilir. Ama "hayatınızı kolaylaştırıyoruz", "geleceğinize yatırım yapıyoruz", "yanınızdayız" — bunlar zaten sözleşme değil, şiir. Ve kötü şiir. Finansta da aynısı var, belki daha da beter: "müşteri odaklı çözümler" diyorsun, arka planda fee yapısı bambaşka bir hikaye anlatıyor. Kendim de o sektördeyim, o yüzden biraz içimden gülerek izliyorum bu reklamları.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Kahvedeki arkadaşlarla, Akarsu Yokuşu'ndaki sabah sohbeti, biri reklamcılıktan biriyse daha dikkatli söylerim ama genel olarak söylerim] Şöyle bir şey var — küçük bir marka, bütçesi yok, biraz amatörce çekilmiş ama gerçekten o işi yapan birinin sesi var içinde, o zaman inanıyorum. Büyük marka ne kadar "samimi" olmaya çalışırsa o kadar sahte geliyor. Özellikle o "güçlü kadın" formatı artık tamamen boş — her banka, her deterjan yapıyor, ne anlatıyor

▸ aklından neler geçti?

Şimdi düşünüyorum da... en çok geçen şeyler ironik biçimde en basit, en "sıradan" görünen şeyler oluyor. "Bu ürün doğal içeriklidir" — geçmiyor tabii, ama "Yıllardır kullanıyorum" diyen o yaşlı kadın aktris tipi de geçmiyor çünkü o kadının o ürünü hayatında kullanmadığını biliyorum. Ama bazen bir şey yakalıyor beni — genellikle küçük bir lokal marka, hiç bütçesi olmayan, biraz beceriksizce çekilmiş, ama gerçekten o ürünü yapan adamın sesi duyuluyor içinde. O zaman "aa, bu gerçek" diyorum. Büyük markalar ne kadar "samimi" dil kullanmaya çalışırsa o kadar sahte geliyor bana — "biz de sizin gibi insanlarız" kampanyaları falan, içim buruşuyor. Bir de tabii şu "güçlü kadın" reklamları var, 2010'lardan beri her marka yapıyor, artık o kadar formüle girmiş ki tam tersi etki yapıyor — feminist dil kullanarak feminist dili boşaltıyorlar, bu beni gerçekten rahatsız ediyor ama bunu her yerde söylersem de "aşırı eleştirel" damgası yiyorum.

Modernler
kapalı

[Discord'da arkadaşlarla reklam muhabbeti açılınca] "Yani benim filtrem şu: 'sizi seviyoruz' diyorsa yalan, 'bu ürün şu işi yapar' diyorsa belki doğru. Banka ve sigorta reklamları özellikle tam bir kurgu — o ailelere bakıyorum, o mutluluğa bakıyorum, insan gülüyor. Tech reklamları en azından bazen spec verir, oradan tutunabiliyorsun."

▸ aklından neler geçti?

Yani... hiçbiri mi desem yalan olmaz ama bu da tam doğru değil. Mesela Migros'un "taze ürün garantisi" falan var ya, o baya geçiyor aslında — çünkü somut, test edilebilir, yanlışsa geri götürüyorsun. Ama "sizi düşünüyoruz", "ailenizin yanındayız", "geleceğe birlikte yürüyoruz" tipindeki şeyler... cidden mi reis, bunları kim yazıyor, daha önemlisi kim inanıyor? Banka reklamlarındaki o "hayallerinize ortak oluyoruz" cümlesi var ya, o cümleyi her gördüğümde içimde bir şey kırılıyor gibi oluyor. Öte yandan tech reklamları bazen gerçekten geçiyor — özellikle feature-odaklı olunca, "şu kamera şu kadar megapiksel" gibi, orada en azından yanlışlanabilir bir şey var. Genel kural gibi bir şey çıkardım kafamda: ne kadar soyut ve duygusal ise o kadar sahte, ne kadar spesifik ve ölçülebilir ise o kadar gerçek.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Çamlıca'daki çay-tavla arkadaşlarına, akşam üstü] "Bak, somut şeyler söyleyen reklam geçiyor bende — 'bu ilacı şu için iç', 'bu ürün şunu yapar' gibi. Ama 'biz sizin için varız, ailenizin geleceği bizimle güvende' diye başlayan reklamları görünce kanalı değiştiriyorum. Yıllar içinde öğrendim: ne kadar büyük söz, o kadar az iş."

▸ aklından neler geçti?

Hangi reklam gerçek geliyor... Şimdi düşüneyim. Yıllar önce PTT'deyken bir banka reklamı vardı, "yanınızdayız" falan diyordu — tam o sıralar emeklinin maaşını üç gün geciktirdiler, kimse yanında değildi tabii. Reklamcılar bir şey söylüyor, arkasında ne var bilmiyoruz. Ama şunu da diyeyim: bazen bir ürün reklamı görüyorum, mesela bir deterjan ya da bir ilaç, "şunu yapıyor" diyor, yapıyor da — o kadar. O tür somut şeyler geçiyor bende. "Biz sizi seviyoruz, ailenizin yanındayız, geleceğinize yatırım yapıyoruz" türü laflar... bunlar geçmiyor. Hiç geçmedi. Devlette de öğrendim bunu: büyük cümleler ne kadar büyükse, arkası o kadar boş olur genellikle.

Geleneksel

[Komşu Hacer'le çay içerken, WhatsApp grubunda da yazabilirim bunu] "Hacer, şu reklamlarda beni en çok güldüren şu 'ev yapımı' yazanlar — hangi ev, hangi ev be kızım, fabrika evi mi? Ama deterjan falan, o kadar da yalan değmiyor, biraz çalışıyor. Asıl 'fiyat dondu' diyenlere güvenme sakın, o tamamen palavra."

▸ aklından neler geçti?

Hangi reklam gerçek geliyor... Aman be, bu soruyu sorsalar çoğu kadın güler yüzüne. Deterjan reklamı mesela — "leke kalmaz" diyorlar, kalmaz mı, kalır tabii, ama o kadar da yalan değil ya, hiç kalmaz demiyorlar, "zor lekeler bile" diyorlar, biraz gerçek payı var. Ama o "şimdi al, taksit yok, fiyat dondu" reklamları — bunlar tam yalan. Geçen ay taksitli aldım, fiyat donmuş ne gezer, üç ay sonra aynı şey yüzde kırk zamlanmış. Bir de o "doğal, katkısız, ev yapımı" yazanlar — bunlar beni kızdırıyor çünkü ben gerçekten evde yapıyorum, gerçekten katkısız, ama onların "ev yapımı"sı fabrikadan çıkıyor, ben biliyorum. Sanki benim işimi çalıyorlar, hem de yalan söyleyerek.

Geleneksel

[Kahvede, esnaf arkadaşlarına] "Bak kardeşim, 'doğal', 'yerli', 'taze' yazıyor ya hep — bunlar boş. Ama 'aile' falan diyince, o his gerçek, duyguyu biliyorsun yani. Sadece o duyguyu kullanarak sana bir şey satmaya çalışıyorlar. Fiyat indirimlerine zaten kimse inanmıyor, değil mi? Önce zam, sonra indirim — bu oyunu biliyoruz."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakarım da... "Doğal", "sağlıklı", "yerli malı" yazıyor ya hep — bunlar ilk geçmiyor bende. Çünkü biliyorum, sahilde o balık satıcıları var, ben de onlardan biriyim, gerçek doğal ne demek biliyorum. Markette "taze deniz ürünleri" yazıyor, hangi denizden çıktı belli değil. Ama şunu söyleyeyim — bazen bir reklam var ki, mesela yaşlı adam oturuyor, torunu geliyor, sıcak bir şey içiyorlar, "aile sıcaklığı" falan deniyor — o bana yabancı gelmiyor, o duyguyu tanıyorum. Ama o duyguyu satmaya çalışıyorlar ya, orası rahatsız ediyor içimde. Fiyat reklamlarına hiç inanmıyorum zaten, "yüzde elli indirim" diyorlar, önce fiyatı şişiriyorlar, sonra indiriyorlar — bunu herkes biliyor artık.

Geleneksel

[Bağlam: atölyede öğle arası, bir-iki işçiyle çay içerken] Bakın, reklamda "en iyi fiyat garantisi" diyorsa, gidip kontrol ederim, bazen doğru çıkıyor. Ama "sizi düşünüyoruz, yanınızdayız" kısmı — o laflar havada kalıyor. Banka reklamlarında özellikle. Gerçek olsaydı faiz oranlarını böyle göstermezlerdi. Ürün reklamlarına biraz daha güveniyorum, en azından somut bir şey söylüyorlar.

▸ aklından neler geçti?

Sabah TRT Arabi'de bir banka reklamı gördüm, "Hayallerinizi gerçeğe dönüştürüyoruz" diyordu. Güldüm kendi kendime — hangi hayali, ne zaman? Ama öte yandan bazı şeyler de var, mesela bir deterjan reklamı "ilk yıkamada leke çıkar" diyor, bunu test ettim, gerçekten çıkıyor. Yani tamamen yalan değil her şey. Ama o duygusal olanlar — "ailenizin yanındayız", "size değer veriyoruz" — bunlar geçmiyor içimden. Bankadan kredi almaya gittiğimde bana nasıl baktıklarını biliyorum, o yüz başka. Bir de şu "Türkiye'nin en kaliteli kumaşı" gibi laflar var, atölyede işin içindeyim, hangi kumaş olduğunu biliyorum, nerede dokunduğunu biliyorum — o laflar da geçmiyor. Ürün ne yapıyor somut olarak söylüyorsa tamam, ama "biz sizi seviyoruz" kısmı... orası boş.

Dindar
kapalı

[Bağlam: pazar çayında komşu kadınlara, Suriyeli kadın ağı — Türkçe-Arapça karışık] "Vallahi hanım, 'doğal' yazıyor, 'sağlıklı' yazıyor — ama bak fiyatına. Doğalsa neden bu kadar para? Benim annem Hama'da kendi bahçesinden toplardı, hiç 'organik' yazmıyordu üstüne, gerçekten organikti. Şimdi her şey yazıyor ama içi boş. Sadece çocuklu reklamlar bazen tutuyorum — o da bilmiyorum neden, belki alışkanlık."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... hangisi gerçek geliyor. Hepsi bir şey satıyor zaten, bunu biliyorum. Ama mesela "doğal, katkısız" yazan şeyler — hiç inanmıyorum artık. Bir keresinde o "ev yapımı" diye satan bir yer vardı, ambalajı fabrika gibiydi, ne evi. En çok sinir olduğum şu: "ailenizin sağlığı için" diyorlar ya, sanki sağlığı düşünseler bu kadar pahalı satmazlar. Ama bir de şu var — bazen bir reklam var, mesela çocuklar için bir şey, anne-baba görünüyor, sıcak bir şey var içinde, o zaman bir an "hm, bu belki doğru" diye geçiyor aklımdan. Sonra kendime kızıyorum, "Hatice sen de kandın mı" diye.

Geleneksel

[Bağlam: MÜSİAD Genç Komitesi toplantısında, reklam ajansıyla çalışan bir arkadaşa] "Bak kardeşim, en gerçek gelen reklamlar referans üzerine kurulu olanlar — 'falan usta 40 yıldır burada' gibi. Büyük markaların duygusal reklamları ise artık kimseyi tutmuyor, hepimiz medya okuryazarı olduk, o kadar. Asıl mesele güven, güven yoksa reklam ne kadar iyi olursa olsun geçmiyor."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakıyorum da... "Ailenizin geleceğini güvence altına alın" falan — bunlar geçiyor, çünkü zaten herkes biliyor bunun boş laf olduğunu, kimse ciddiye almıyor. Ama bir de var ya, mesela yerel bir esnaf reklamı yapıyor, "30 yıldır Kayseri'ye hizmet ediyoruz" diyor — bunu duyunca bir şey hissediyorum, gerçek geliyor. Neden? Çünkü o adamı tanıyorum, babasını tanıyorum, mahallede görmüşüm. Yani reklam değil aslında, referans. Büyük markaların "biz sizi önemsiyoruz" lafı ise... gülüyorum içimden. Özellikle bankalar, sigorta şirketleri — "yanınızdayız" diyorlar, ama imzaladığın sözleşmeye bir bak, küçük punto dolu. Bir de şu var: son zamanlarda "yerli ve milli" vurgusu yapan reklamlar — bunlara karşı içimde ikiye bölünüyorum. Bir tarafım "evet, doğru" diyor, öte tarafım "ama bu da bir pazarlama" diyor. Rahatsız edici bu his.

Dindar
kapalı

[Öğretmenler odasında bir meslektaşla, öğle arası sohbet sırasında] Bak, "ürünümüz doğal, katkısız" yazanlar var ya — o geçmiyor bende hiç. Ama "çocuklarınız için" diyenler, o daha sinsi, insan bir an duruyor. Sonra bakıyorsun, altında küçük harflerle bir sürü şart yazıyor. Reklamda gerçek arıyorsak yanlış yere bakıyoruz zaten.

▸ aklından neler geçti?

Reklamlarda gerçek gelen cümle... Hmm. Aklıma ilk gelen şu: hiçbirisi tam gerçek gelmiyor ama bazıları daha az yalan geliyor. Mesela "en uygun fiyat" diyenler — bu zaten açık yalan, bunu herkes biliyor, kimse inanmıyor. Ama "çocuklarınızın geleceği için" diyenler, ya da "sağlığınız bizim önceliğimiz" diyenler — bunlar daha tehlikeli çünkü insanlar bu tür cümlelere daha kolay inanıyor, duygusal bir şey var içinde. Ben Cizre'deyken bir banka reklamı vardı, "yanınızdayız" diyordu, o dönemde o cümleyi duyunca içim buruşuyordu. Yanında kim vardı kimin? Ama bunu düşünüp de bir yere yazmadım, söylemedim, geçtim. Bir de şu var — çocuklara yönelik reklamlardaki "sevgi" söylemi, öğretmen olarak bunu sınıfta da görüyorum, ailelerin buna nasıl baktığını. Gerçek mi değil mi bilmiyorum ama en azından o duyguyu tanıyorum.

Modernler

[Üniversitede arkadaşlarla muhabbet ederken, belki sosyal medyaya da yazarım] Bence reklamlarda gerçek gelen tek şey abartısız, sade cümleler — "simit taze, saat 6'da gel" gibi. Büyük markaların "sizi seviyoruz, yanınızdayız" laflarına inanmıyorum artık, depremden sonra iyice geçmedi bende. Bir şey satıyorsan sat, ama duygularımı pazarlama.

▸ aklından neler geçti?

Valla şu an aklıma ilk gelen şey şu — "doğal içerikli", "gerçek lezzetin adresi", "sizin için en iyisini seçiyoruz" gibi cümleler. Bunları duyunca içim buruşuyor çünkü bu lafları en çok pahalı markaların reklamlarında duyuyorum, ama o ürünleri zaten alamıyorum. Yani "gerçek" dediğin şey benim için gerçek değil, başka bir sınıf için gerçek. Bir de depremden sonra o "yanınızdayız" reklamları çıktı ya — bankalar, sigorta şirketleri, büyük marketler — hepsi "acınızı paylaşıyoruz" dedi, sonra hiçbiri orada olmadı. O cümleler bende öyle bir şey bıraktı ki artık hiçbir reklam cümlesini ciddiye alamıyorum. Ama dürüst olayım, bazen küçük bir yerel işletmenin "taze simit, sabah 6'da fırından" yazısı gerçek geliyor — çünkü abartısı yok, sattığı şeyi söylüyor sadece.

Modernler

[Kafede, molada, iş arkadaşı Serhat'a] Lan Serhat, şu reklamlarda en azından fiyatı düzgün yazanlar var ya, ona inanıyorum. Geri kalanı boş, "aileniz için, geleceğiniz için" — kim okuyor bunları ciddi ciddi? Biz mi okuyoruz, yoksa reklam ajansındaki çocuklar mı kendilerine inanıyor bilmiyorum.

▸ aklından neler geçti?

Ya reklamlarda gerçek gelen cümle... Hiçbirisi la, düz söylesem. Ama dur, bazen bir şey takılıyor kafama — mesela bir ürünün fiyatı gerçekten yazıyorsa, "şu kadar lira" diyorsa, o an inanıyorum. Çünkü rakam yalan söyleyemiyor, ya o fiyat ya değil. Ama "ailenizin sağlığı için" ya da "Türkiye'nin gururu" falan deyince içim bulanıyor. Kafede çalışıyorum, her gün onlarca insan geliyor, kimse "ailesinin sağlığı için" kahve içmiyor, para var mı yok mu ona bakıyor. En sinir bozucu olanı da şu: "biz sizin için buradayız" tipi cümleler — kim için? Ben garsonken benim için kimse yoktu ya, sigortam bile yoktu ilk üç ay. O cümle kime geliyor gerçek bilmiyorum.

Geleneksel

[Sabah çayında, apartmandaki Fatma Hanım'a, Sevim Abla da var yanımızda] "Fatma, şu reklamlara bak sen. 'Sağlıklı beslenin' diyor, kendi ürünü şeker dolu. 'Aile değerlerimiz' diyor, bir sene sonra aynı şirket başka bir şey satıyor. Ama şunu söyleyeyim — o nine-torun sahneleri var ya, onlara bakınca bir şey oluyor insanda. Sahte bile olsa o duygu sahte değil. Asıl bu garip değil mi?"

▸ aklından neler geçti?

Hangi reklam gerçek geliyor... Yahu hiçbirisi gerçek gelmiyor ki tam olarak. "Annenizi sevin, ona sarılın" diyorlar — tamam güzel söz ama bunu söyleyen şirket annenin sırtından para kazanıyor. Şimdi bir deterjan reklamı var, kadın mutlu mutlu çamaşır yıkıyor, ev pırıl pırıl, kocası gülümsüyor... Ben o kadını tanıyorum, ben o kadınım, hiç öyle değil. Ama bir de şey var, bazen bir reklam geliyor, mesela yaşlı nine torunuyla oturuyor, çay içiyor — o sahneye bakınca içim yumuşuyor, "ah bu doğru" diyorum içimden, sonra ne satıyorlar anlayamıyorum. Yani gerçek olan sahne, gerçek olmayan satış. İkisi ayrı.

Dindar

[Bağlam: MÜSİAD toplantısında, ihracat konuşulurken, birkaç tanıdık iş insanıyla] Şunu söylerim açıkça: yurt dışı müşterimiz bize "sertifikanız var mı, test raporunuz var mı" diyor, o zaman gerçek konuşuluyor. Ama yurt içi reklamlarda — hani tüketiciye yönelik şeylerde — "değerlerinize saygı duyuyoruz, aileniz için en iyisi" gibi laflar... bunlar boş. Kimse inanmıyor zaten, ama kimse de inanmıyorum demiyor. Garip bir oyun bu.

▸ aklından neler geçti?

Şimdi... hangi reklam gerçek geliyor diye soruyorlar. Aklıma ilk gelen şey: hiçbirisi. Ama bu da doğru değil tam olarak. Mesela bazı B2B firmalar — Türk firmaları değil, Alman, Hollandalı — "teslim tarihi Nisan 15, kalite standardı ISO bu, fiyat şu" diyorlar, o geliyor gerçek. Çünkü sözünü tutmazlarsa mahkemeye veriyorsun, biliyorlar. Ama tüketici reklamları? "Ailenizin mutluluğu için..." "Geleceğinize yatırım..." Bunları okuyunca içim buruşuyor. Sanki insanı aptal yerine koyuyorlar. Bir de şu var — kendi sektörümüzde, otomotiv yan sanayide, bazen Türk rakiplerimizin reklamlarına bakıyorum, "yüzde yüz yerli üretim, kaliteden ödün vermiyoruz" yazıyor... O firmayı tanıyorum, kimin malını nasıl aldığını biliyorum. O zaman gerçekten gülüyorum içimden. Ama biz de mi tam dürüstüz? Orası biraz karışık, kabul etmek lazım.

Dindar

[Bağlam: cuma sonrası Kuran dersinde, gençlerden biri "hoca efendi reklam izliyor musunuz" diye sordu diyelim] "Bakıyorum tabii, televizyon açık oluyor bazen. Ama şunu söyleyeyim — reklamda gerçek olan sahne değil, o sahneye duyduğun ihtiyaç. Sana 'aile' gösteriyorlar çünkü aile özlemi var içinde. Sana 'huzur' gösteriyorlar çünkü huzur arıyorsun. Ürünü değil, eksikliğini satıyorlar. Bunu anlayan insan biraz daha uyanık olur."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakmak bile içimi sıkıştırıyor artık. "Ailenizin yanında" diyen banka reklamı — hangi aile? Borcun altında ezilen mi? "Sağlığınız için" diyen gıda markası — içine ne koyduğunu bilmiyorum ama "sağlık" kelimesini kullanmak serbest galiba. Bir tane reklam var, hatırlamıyorum hangisiydi, yaşlı adam torunuyla oturuyor, çay içiyorlar, sakin bir ev — o sahneye bir şey hissettim, "bu gerçek olabilir" dedim içimden, ama hemen arkasından o ürünün ne olduğunu gördüm, bir kredi kartıymış. Güldüm kendi kendime. Ama asıl rahatsız eden şu: insanlar bu sahnelere inanmak istiyor, ben de dahil. Bir an için inanıyorsun, sonra aklın devreye giriyor. Belki de en tehlikeli olan o bir anlık inanma.

Dindar

[Bağlam: Sabah çayında apartman arkadaşlarıyla, Sema Hanım yeni bir krem almış, övüyor] "Yok canım Sema Hanım, 'doğal içerikli' yazıyor diye doğal değil ki. Ben artık o 'klinik test edildi' lafına da bakmıyorum — kim test etmiş, nerede, belli değil. Ama 'çocuğunuz için en iyisi' deyince tutuyorum kendimi, oradan vuruyorlar işte bize, annelere. O cümleyi duymak istiyor insan, ne yapayım."

▸ aklından neler geçti?

Şimdi düşününce... "Doğanın gücüyle formüle edildi" falan — bunlar hep aynı kalıp, değil mi? Bir de "bilimsel olarak kanıtlandı" diyorlar, hangi bilim, kim kanıtladı, hiç sorgulamıyoruz. Ama itiraf etmem lazım, ben de bazen inanıyorum işte — hele Instagram'da bir anne koçu bir şeyi övünce, "acaba gerçekten işe yarıyor mu" diye bakıyorum. Sonra alıyorum, işe yaramıyor, utanıyorum biraz kendi kendimden. Ama gerçek gelen ne biliyor musun — "anneler biliyor" tarzı şeyler, çocuğun hastalığında "hızlı emilim" falan değil, o duyguya dokunan kısım. Oraya bir şey koyunca insanın savunması düşüyor. Beni de düşürüyor bazen, farkındayım ama yine de düşüyor.

Dindar
kapalı

[İş yerinde, öğle arası, bir mühendis arkadaşla kahve içerken] "Bak ya, en gerçek gelen reklam cümlesi hangisi biliyor musun? Hiçbirisi. Ama en az yalan olan belki teknik özellik listesi — 'motor hacmi 1.6 litre, tork 250 Nm' gibi şeyler. Onu yanlış yazarlarsa hukuki sorun olur, ondan. Geri kalanı hep pazarlama."

▸ aklından neler geçti?

Şimdi ne soruyor bu... hangi reklam cümlesi gerçek geliyor. Kafamda bir sürü şey geçti birden. "Sağlığınız bizim önceliğimiz" — hiç. Hiç geçmiyor. Sigortacı da söylüyor, ilaç şirketi de söylüyor, hastane de söylüyor, hepsi aynı cümle. Almanya'da da aynıydı, burada da aynı, evrensel saçmalık bu. Ama bir de şu var: bazen bir reklam cümlesi gerçek geliyor çünkü tam o an sana doğru geliyor, yoksa cümle doğru olduğu için değil. Mesela Arçelik'in "Yerli malı yurdun malı" tonundaki şeyleri bir zamanlar içimde bir şey kıpırdatıyordu — şimdi o his de gitti, çünkü fiyatlar aynı, kalite tartışmalı. Otomotiv tarafında çalışıyorum, tedarik zincirini biliyorum; "Alman kalitesi" yazıyor, parçanın yarısı Çin'den geliyor. Bunu biliyor olmak reklamlara bakarken garip bir his veriyor — hem güldürüyor hem biraz yorucu.

Dindar

[Bağlam: kurs arkadaşıyla yemek arası sohbet, ikimiz de dışarıdan gelmiş, şehre alışveriş çıkmışız] "Kardeşim, o büyük marketlerin 'en taze, en doğal' yazdığı şeylere hiç inanma. Ama mahallede bir esnaf 'bugün taze geldi' dese, o adam yalan söylemez, çünkü yarın da yüzüne bakacaksın. Büyük şirket yalan söylese ne olacak, zaten sen onu görmeyeceksin."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakıyorum ya, hepsinde bir "sizi düşünüyoruz" havası var, ama hiçbirinde gerçek yok gibi geliyor. Mesela "doğal, katkısız" diyorlar — ne doğalı, ambalajın üzerinde on tane kimyasal isim var. Ama bir şey var, bazen küçük esnaf reklamları, mesela mahallede bir bakkalın yazdığı "taze ekmek geldi" yazısı — o gerçek geliyor, çünkü arkasında bir hesap yok, sadece ekmek var. Büyük markalar ne derse desin, hep bir şeyi satmaya çalışıyor, "sağlık", "mutluluk", "aile" — bunlar kelime, ürün değil. Kursun dışına çıkıp şehre indiğimde billboardlara bakıyorum bazen, içimden "bunları kim inanarak yazıyor?" diyorum. Sonra düşünüyorum, belki yazan da inanmıyor, sadece işi o.

Dindar

[Dernek toplantısı sonrası kahve içerken, genç meslektaşlarla] "Bakın, benim için şu basit: bir reklamda 'sizi anlıyoruz' yazıyorsa, anlamıyorlar demektir. Gerçek gelen tek şey, abartısız, iddiasız olanlar — ama onlar da artık o kadar az ki. Feminist dili pazarlama diline dönüştüren reklamlara gelince... Hayır, o konuda fazla konuşmayayım, akşamı mahvederim."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... Hangi reklam gerçek geliyor, hangi geçmiyor diye soruyorlar. Aslında sormak istedikleri şey şu: hâlâ kandırılıyor musun? Dürüst cevap: çok azı geçiyor, ama "geçiyor" dediğim şeyler de tam gerçek değil, sadece daha az rahatsız edici. Mesela küçük bir yerel esnafın el yapımı bir şey sattığı, abartısız, sıradan çekilmiş bir video — orada bir şey var, bir insan izi. Ama "doğallık" bile artık bir reklam formatı oldu, bunu da biliyorum. Büyük markaların "biz de sizden biriyiz" dediği o sahte-samimiyet — işte o hiç geçmiyor, tam tersine içimde bir şey gerilip duruyor. Özellikle kadın bedenini "güçlendirme" diliyle satan şeyler... Mor Çatı'dan bu yana o dili çok iyi tanıyorum, ne zaman araçsallaştırıldığını hissediyorum hemen.

Modernler

[Bir akşam Yalıkavak'ta, tanıdık bir grupla, biri "reklam ajansında çalışıyor" diye hatırladığım biriyle sohbet ederken] "Bakın şunu söyleyeyim — bir reklam cümlesine ancak yanlışlanabilir bir şey söylediğinde inanıyorum. 'Yüzde şu kadar daha hızlı şarj oluyor' — tamam, test ederim. Ama 'sizi anlıyoruz' yazıyorsa, o cümleyi yazan kişi beni hiç görmemiş. O yüzden o tür cümleleri okuyunca doğrudan skip ediyorum, beyin otomatik olarak atlıyor."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlarda gerçek gelen cümle... şu an aklıma gelen tek şey, hiçbirinin gerçek gelmediği. Ama dur, adil olayım — bazen bir şey takılıyor. Mesela "bu ürünü sen ürettiniz" ya da "müşterilerimizin yüzde seksenbeşi tekrar satın aldı" gibi somut bir iddia olduğunda, o an bir saniye durup "belki doğrudur" diyorum. Çünkü en azından yanlışlanabilir bir şey söylüyorlar. Ama "hayatınızı değiştirin", "farkı hissedin", "sizi anlıyoruz" — bunlar geçmiyor, hiç. Özellikle "sizi anlıyoruz" kısmı, o cümleyi kim yazıyorsa, o kişinin beni tanıması imkânsız, bu kadar basit. Bir de Türk reklamlarındaki o aile sahneleri var ya — büyükanne, torunlar, bayram sofrası — o sahneyi her gördüğümde içimden "hangi aileden bahsediyorsunuz?" diyorum, biraz da kızarak.

Modernler

[Bağlam: 1573. Sokak'ta sabah çay içerken, komşu Fatma'ya] "Kankam, 'doğal', 'sağlıklı', 'aile için' — bunların hepsi palavra. Fiyatı söylemiyorsa zaten anla ne olduğunu. Ama şu bebek reklamları var ya, onlara bakıyorum gene de, neden bilmiyorum, kendim de şaşırıyorum."

▸ aklından neler geçti?

Yani şimdi oturup düşüneyim... "Doğal içeriklerle yapılmıştır" — bu geçmiyor. Hiç geçmedi. Çiçek pazarında gülün üstüne ne sıktıklarını görüyorum her sabah, "doğal" ne demek bilirim artık. Bir de şu "ailenizin sağlığı için" lafı var ya, o da tam bir yalan — ailenin sağlığı için yapıyorsan neden bu kadar pahalı koyuyorsun? Ama bazen bir şey var, mesela çocuk bezi reklamlarında anneler ağlıyor ya, o sahneler... içimde bir şey kıpırdıyor, "yok ya, kurgu bu" diyorum ama gene de izliyorum. Belki gerçek gelmiyor ama bir yere dokunuyor, o başka bir şey. Gerçek gelen tek şey şu: fiyat yazıyorsa, o gerçek. Fiyatı saklayan reklam zaten baştan yalancı.

Geleneksel

[Kıraathanede, akşam çay içerken, Hüseyin abi sorarsa] "Yahu Hüseyin abi, reklamda 'sizin için çalışıyoruz' diyen hiç çalışmıyor benim için. Ama şu esnaf sigortası falan, hiç olmazsa kimi hedeflediğini biliyor — onu biraz daha adam yerine koyuyor insanı. Geri kalanı boş laf, biz de biliyoruz, onlar da biliyor."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlar... hepsinde bir numara var zaten, bunu herkes biliyor. Ama şu "yerli malı, milli gurur" lafları — bunlar bana hiç geçmiyor. Neden mi? Çünkü o mobilyayı ben de yapıyorum, maliyetini biliyorum, içinde ne var biliyorum. "Kaliteli Türk işçiliği" yazıyor ama o sunta Çin'den geliyor, vidasını Romanya'dan alıyoruz. Yalan değil belki ama yarım doğru. Geçen gün bir banka reklamı gördüm, "sizin yanınızdayız" diyordu — 2001'de yanımda mıydınız, o zaman sormadınız bunu. Şimdi bir de düşünüyorum, gerçek gelen var mı hiç... Belki esnaf sigortası reklamlarında "küçük işletmeci" diye biri çıkıyor ya, o adamın yüzü bazen tanıdık geliyor. Orası biraz daha gerçek duruyor, ama o da senaryo sonuçta.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: çay halkasında, blok-arkası komşularla, Gülsüm'ün sorması üzerine] "Yani bak, o 'doğal ürün' yazanlar hiç geçmiyor bende — markette duruyorum, okuyorum, gülüyorum kendi kendime. Ama ilaç reklamları mesela, 'doktorunuza danışın' diyenler — o cümleyi duyunca garip bir şekilde rahatladım bir ara, bari o kadarını söylüyorlar diye. Gerisi zaten hep aynı, hepsi satıyor bir şeyi."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakarken aklıma hep o bir şey geliyor — "gerçek aile" sahneleri. Mutfakta oturup çay içen, birbirlerine bakıp gülen o insanlar. Hiçbiri gerçek değil tabii, hepsi oyuncu, ama bazen bir kare tutup kalıyor içimde. Mesela Arçelik'in o eski reklamlarından birinde nine-torun sahnesi vardı, nine ekmek kesiyordu — o sahneye bir şey olmadı bende, geçti. Ama "Türk malı, Türk'ün gururu" gibi cümleler — bunlar bana hep biraz tuhaf geliyor, sanki ben o cümlenin tam içinde değilim, kenarındayım. Bankacılık reklamları, "geleceğiniz güvende" falan — bunlar zaten yüzüme bile çarpıyor, hastanede çalışıyorum, insanların ne kadar güvende olmadığını görüyorum her gün. Bir de şu "doğal, katkısız" yazılı gıda reklamları var — marketin rafında 12 lira olan yoğurt için "köy lezzeti" diyorlar, bunu duyunca içimden "yok böyle bir köy" diyorum ama sesimi çıkarmıyorum.

Geleneksel

[Salondaki Esra'ya, müşteri gitmiş, ikimiz kalmışız, konu reklamlardan açılmış] "Yaa, en az yalan olan şu sıradan ev-aile reklamları biliyor musun? Hiç bir şey satmaya çalışmayan gibi yapıyor. Diğerleri, özellikle 'sen değerlisin' diyenler — o kadar açık ki, insan utanıyor onlar adına."

▸ aklından neler geçti?

Yani şu "biz sizi anlıyoruz" diyen reklamlar... hangisi gerçek? Hiçbiri değil mi desem yalan olmaz ama bazıları en azından daha az yalan. Mesela o "özgür ol, kendin ol" diyen parfüm reklamları — gülüyorum içimden, çünkü "kendin ol" diyenler aynı zamanda benim gibi birini reklama almıyorlar, almak şöyle dursun, ürünü bize satmak için bile bizi görünür yapmıyorlar. Ama bir de şu var: bazen bir reklam geliyor, içinde sıradan bir şey var, mesela bir yaşlı kadın çay içiyor, pencereden bakıyor — o geçiyor. Neden geçiyor bilmiyorum, belki o kadar satmaya çalışmıyor. Bir de banka reklamları var, "yanınızdayız" diyen — o en büyük yalan, çünkü o bankada hesap açtırmak için bile iki kez sordular, üçüncü kez gitmek istemedim.

Modernler

[Bağlam: öğretmenler odasında, öğle arası, iki-üç meslektaşla, biri de Antakyalı] "Yani geçen gün bir sigorta reklamı vardı, 'her şeyiniz güvende' diyordu. Güldüm ben. Güvende mi, hangi şeyim güvende? Ama şunu söyleyeyim — bazen küçük bir şey tutturuyor reklamlar, bir duygu, bir ses; o an gerçek geliyor. Sonra düşünüyorsun, geçiyor. Ama 'birlikte güçlüyüz' cümlesi — o hiç geçmedi, geçmez de."

▸ aklından neler geçti?

Hangi reklamı sorsalar aynı şey — "sizi düşünüyoruz, yanınızdayız, güvenilir marka, kaliteli hizmet." Bunların hiçbiri geçmiyor zaten, geçmesi de beklenmiyor ki, bunu herkes biliyor. Ama asıl sinir bozanı şu: depremden sonra çıkan o bankacılık reklamları, "güçlü Türkiye, birlikte ayağa kalkıyoruz" türünden şeyler — o cümleleri duyunca içim burkuluyor çünkü ben hâlâ İskenderun'da kiralık evde oturuyorum, Akevler'deki moloz kaldırılmadı, ve biri kameraya bakıp "birlikte ayağa kalktık" diyor. Kimin için kalktınız, nereye kalktınız? Yusuf üç gün enkaz altında kaldı, o da mı kalktı? Bir de şu var — bazen bir reklamda gerçek bir şey yakalıyorum, küçük bir şey, mesela bir çocuk sesi, ya da bir mutfak kokusu gibi bir şey, ve o an "tamam, bu insanlar bir şeyi biliyorlar" diyorum içimden; ama hemen arkasından "bunlar da satıyor bunu" geliyor ve o his gidiyor.

Geleneksel

[Öğretmenler odasında, bir meslektaşa, öğleden sonra çay içerken] "Bak şunu söyleyeyim, reklamda beni en çok güldüren şey 'değerlerimiz' kelimesi. Sanki bir şirketin değeri olur. Gerçek gelen tek şey fiyat yazıyorsa o — o da bazen yalan çıkıyor kasada."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... şimdi bunu düşünmek lazım mı diye geçiyor içimden ama geçiyor işte. Gerçek gelen cümle nedir diye soruyorsa — hiçbiri tam gerçek gelmiyor, ama bazıları daha az yalan. Mesela "ürünümüz Türkiye'de üretilmiştir" yazıyorsa, o bir bilgi en azından, doğrulanabilir bir şey. Ya da küçük bir esnafın el yazısıyla yazdığı "taze malzeme kullanıyoruz" — o adama baktığımda yüzünde bir şey var, inanıyorum. Ama büyük markaların "ailenizin yanındayız", "sizi anlıyoruz", "geleceğinize yatırım" lafları — bunlar geçmiyor, hiç. Bunları kim yazıyor biliyor musunuz, bir reklam ajansında oturan, hayatında Gazi'ye uğramamış biri yazıyor, sonra biz izliyoruz. En berbatı da "değerlerimiz" kelimesi — hangi değer, kimin değeri, ne zaman benden sordular?

Modernler

[Bağlam: pansiyon-işletmecileri WhatsApp grubunda biri "bu reklamlar çok güzel ama gerçekle alakası yok" diye mesaj attığında] "Görüntüler güzel oluyor, orası doğru — ama 'çiftçiden sofraya' lafına hiç inanmıyorum, bu vadide kim çiftçiden alıyor ki doğrudan? Biz kendi pansiyonumuzda 'taze bal, ev yapımı' yazıyoruz, o kısmı gerçekten yapıyoruz, ama büyük markaların söylediklerinin çoğu... ne bileyim, biraz süslü."

▸ aklından neler geçti?

Şimdi aklıma geliyor, geçen hafta Show'da o çay reklamı vardı, "doğanın en saf hali" falan diyordu — gülümsedim açıkçası, çünkü o çayın nasıl toplandığını biliyorum, sırtım nasıl ağrıyor biliyorum, ÇAYKUR'un kiloyu kaça aldığını biliyorum. "Saf" olan nesi? Ama bir yandan da... yaylayı gösteren o görüntüler, Pokut'a benzer bir yer, ormanın içi — o kısmı gördüğümde bir şey kıpırdıyor içimde, yalan değil. Yani görüntü yalan değil, söz yalan. Pansiyon için gelen misafirlere de benzer şeyler söylüyorum bazen, "el değmemiş doğa" diyorum — ben de yapıyorum aynısını aslında, o zaman ne diyeceğim. Bir de şu "çiftçiden sofraya" lafları var ya, markette gördüğüm kutularda — o cümle hiç geçmiyor, çünkü aradaki kaç el var, kaç komisyoncu var, biz üretici ne alıyoruz, onlar ne alıyor, hepsini biliyorum.

Geleneksel

[Bağlam: sergi açılışı sonrası, iki-üç kişilik bir grupta, biri reklam sektöründen biri akademisyen, sohbet reklamlara kaymış] "Şunu söyleyeyim — 'sizi anlıyoruz' ve 'doğal' kelimelerini duyduğumda artık içerik okumayı bırakıyorum. Ama garip bir şekilde en gerçek gelen cümleler en sıkıcı olanlar: 'fiyatımız şu kadar', 'teslimat iki gündür', 'iade koşulları şunlardır.' Vaadi olmayan cümle daha dürüst."

▸ aklından neler geçti?

Reklam sorusu... İlk aklıma gelen şu: "Doğal malzemelerle üretildi" cümlesi. Bunu duyduğumda bir şey hissetmiyorum artık, yani ne gerçek ne yalan geliyor, sadece boş geliyor. Ama "Bu ürünü biz de kullanıyoruz" diyip sonra küçük puntoda "ücretli işbirliği" yazanlar — orada bir şey kırılıyor içimde, küçük bir tiksinti. Gerçek gelen ne peki? Şunu düşünüyorum: bazen çok küçük, çok sıradan bir şey gerçek geliyor. Mesela bir banka reklamında "faiz oranlarımız değişti" yazdığında — o gerçek, o somut, o aldatmıyor. Ama "hayallerinizi birlikte büyütelim" dediğinde... hayır. Hayır, o cümleyi duyan hiç kimse gerçekten inanmıyor, reklam ajansı da dahil. Bir de şunu fark ettim: "Sizi anlıyoruz" cümlesi artık bende fiziksel bir tepki yaratıyor, hafif bir mide bulantısı gibi.

Modernler

[Bostanlı sahil yürüyüşünde, Rıfat'a ve Süleyman'a, sabah çayı arasında] Bakın şimdi, reklamda bir tek cümle gerçek geliyor bana: "Fiyatlarımız değişebilir." Çünkü o değişiyor, bunu tutuyorlar. Geri kalanı — "sizi düşünüyoruz", "aileniz için en iyisi", "güvenilir marka" — bunlar Nazım'ın dediği gibi, "yalan söylemek için de bir cesaret ister" ama bu kadar da değil, bu kadar bile değil, bunlar artık cesaret bile gerektirmiyor, alışkanlık olmuş.

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... Yahu hangi reklam gerçek geliyor ki adama. Hepsi bir şeyi satıyor, hepsinin arkasında bir hesap var — bunu biliyorum, bunu bilmek zorunda değilim ama biliyorum işte. Ama şöyle bir şey var: bazen bir reklam görüyorsun, mesela bir banka reklamı, "geleceğiniz güvende" diyor — o cümle tam bir yalan, çünkü o bankanın müdürünü tanıyorum, o bankanın nasıl çalıştığını biliyorum, hayatımda kaç kez "güvende" hissettim ki. Ama öte yandan, mesela bir ilaç reklamı, "doktorunuza danışın" diyor — o cümle gerçek geliyor, çünkü hiçbir şey satmıyor, bir uyarı sadece. Ya da eski bir Arçelik reklamı, "yerli malı yurdun malı" — o da artık ironik kaçıyor tabii, çünkü Arçelik'in sahibinin kim olduğunu biliyoruz. Yani gerçek gelen cümle değil, gerçek gelen *niyet* — ve niyeti de çoğu zaman seziyorum, yanlış çıkmıyorum.

Modernler

[Bağlam: mevlüt halkasında, Fatma ablaya ya da Emine'ye, çay içerken] "Yok ablam, 'doğal' yazan her şeye inanmıyorum artık. Bizim zeytinyağı doğal, biliyor musun kaç liraya alıyorlar? Markette 'köy yapımı' yazıyor, iki katı fiyat. Adam köy görmemiş hayatında. Ama 'Türk malı' yazınca bir şey oluyor içimde, geçiyor o — neden geçiyor bilmiyorum, belki de geçmemeli, hayırlısı."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... vallaha hangisi gerçek diyeyim. "Doğal", "saf", "köy ürünü", "el yapımı" yazıyor ya hep — bunları görünce içim sıkışıyor biraz. Bizim zeytinyağı gerçekten el yapımı, gerçekten köy ürünü, ama biz öyle bir şey yazamıyoruz ki, yazsak kim bakıyor. Onlar büyük fabrika, ambalaj güzel, "geleneksel" yazıyor, içinde ne var Allah bilir. Bir de şu "çocuklarınız için en iyisi" lafı var ya reklamlarda — o da geçmiyor bende hiç. Çocuğum için en iyisini istiyorum ama o reklamdaki çocuk bizim çocuğa benzemiyor, o ev bizim eve benzemiyor, eee işte... Ama bir şey var, "Türk malı" yazınca — oraya takılıyorum, o bende bir yerde duruyor, haksız mı diyeyim bilmiyorum, belki de sadece alışkanlık.

Dindar

[Discord'daki tasarım kanalında, biri "en iyi reklam copy'si hangisi" diye açmış bir thread — oraya yazıyorum] Bence gerçek gelen reklam büyük bir şey söylemeyen reklam. "Biz seninleyiz", "değerini biliyoruz" falan — bunlar artık o kadar worn-out ki beyin parse bile etmiyor. Ama mesela sadece ürünü gösterip "işte bu" diyen bir şey var ya, ona daha az direnç duyuyorum. Belki de en iyi copy hiç copy olmayan copy, bilmiyorum.

▸ aklından neler geçti?

Şu an aklıma ilk gelen şey o Garanti reklamı — "yanındayız" falan. Gerçek gelmiyor tabii, ama bir yandan da neden gerçek gelmediğini tam açıklayamıyorum, sadece "biliyorum ki değil" hissediyorum. Sonra bir de şu "sen değerlisin" tarzı bankacılık/sigorta reklamları var ya, o kadar çok gördüm ki artık beyin otomatik olarak filtreden geçiriyor. Ama mesela Migros'un o "yarın da buradayız" gibisinden, sıradan, hiçbir şey iddia etmeyen şeyler — onlara neden daha az itiraz ediyorum? Belki çünkü büyük bir şey söylemiyorlar. Büyük söz = büyük yalan gibi bir şey var içimde. Bir de şunu düşünüyorum: ben UX'çiyim, copy'nin nasıl yazıldığını, hangi A/B testten geçtiğini az çok biliyorum — bu bilgi reklamı izlerken zehirliyor aslında, "bunu kim yazdı, hangi brief'e göre" diye bakıyorum, duygusal tepki vermeyi unuttum sanki.

Modernler

[Bağlam: MÜSİAD kahvaltısında, genç girişimci arkadaşlarla pazarlama konuşurken] Şunu söylüyorum: büyük bütçeli reklamlarda en inandırıcı gelen şey, markanın kendi değerini değil, müşterinin gerçek bir sorununu merkeze aldığı an. "Sizi seviyoruz" değil, "şu sorunu böyle çözdük" — işte o geçiyor. Geri kalanı noise, gerçekten. Biz de platform için içerik üretirken bunu çok konuştuk, authenticity dediğimiz şey aslında sadece filtresiz fotoğraf değil, doğru problemi doğru dille adlandırmak.

▸ aklından neler geçti?

Reklamlarda en çok geçmeyen şey "sizi düşünüyoruz" kısmı. Bunu duydukça içimden "yani?" diyorum. Özellikle bankacılık ve sigorta reklamları — o "ailenizin yanındayız" lafı. Hangi aile? Biz Londra'da hesap açtırmaya çalışırken Müslüman adı görünce ek evrak isteyenler mi? Yani Batı'da da Türkiye'de de reklamlar aynı şeyi yapıyor: seni "hedef kitle" olarak görüyor, insan olarak değil. Ama bir şey var, bazen gerçek çarpıyor — mesela küçük yerel markalar, esnaf videoları, "biz de bu mahalleden büyüdük" diyen o tür şeyler... orada bir şey var, o sahicilik hissettiriyor çünkü fazla üretilmiş değil, az bütçeli, biraz dağınık. Büyük marka ne kadar parlak yaparsa o kadar şüpheleniyorum açıkçası.

Dindar
kapalı

[Çay halkasında, komşu Türk kadınlara — Fatma Hanım ve Sevgi Hanım'a doğru, hafif gülerek] "Ya ben en çok o küçük dükkan ilanlarına inanıyorum, büyük reklamlara pek inanmıyorum açıkçası — 'en iyisi', 'en doğalı', 'en ucuzu' yazıyor ama girince fiyat başka oluyor. Ama mahallede el yazısıyla 'taze ekmek' yazan yere girince aldanmıyorsunuz en azından."

▸ aklından neler geçti?

Hangi reklam gerçek geliyor... Hm. Kreşte çalışırken bir bebek maması reklamı gördüm, "annenizin sevgisi kadar doğal" yazıyordu — içimden güldüm, doğal olan şey kutuda satılmıyor ki. Ama bazen bir şey takılıyor, mesela Migros'un "her bütçeye uygun" kampanyası — oraya girince fiyatlara bakıyorum ve "uygun" kelimesinin ne anlama geldiğini sorguluyorum, benim bütçeme mi uygun, kimin bütçesine? Bir de şu "biz aileyiz" tarzı şeyler var, banka reklamları, sigorta reklamları — hepsi büyük mutlu aile masası, hepsi Boğaz manzarası falan, ben o masada yok gibiyim, değil mi, ama beni de hedef alıyorlar. En gerçek gelen şey aslında küçük esnaf reklamları, mahallede Halepli amcanın dükkanının kapısına astığı el yazısı kağıt — "bugün taze ekmek var" — işte o gerçek, çünkü yalan söylemesine gerek yok.

Geleneksel

[Kahvehanede, sabah çayında, Recep Abi'ye ya da Musa'ya — öyle sohbet arasında] "Kardeşim reklam mı, en gerçek gelen şu: 'taksit taksit öde' yazısı. O geçiyor. Çünkü o gerçekten öyle oluyor. Geri kalanı, 'mutlu ol', 'sağlıklı yaşa', 'hayalini kurduğun ev' — bunlar masal, bırak gitsin."

▸ aklından neler geçti?

Reklam... Hangisi geçiyor, hangisi geçmiyor... Yani şimdi düşününce, "doğal içerikli", "katkısız", "sağlıklı" yazıyor ya hep — bunlar bana hiç geçmedi, geçmiyor. Çünkü o ürünleri alan insan kim? Ben mi? Ben markete girince fiyata bakıyorum önce, yazıya değil. Ama bir de şu var — bazen reklam değil ama gerçek geliyor: mesela bir banka reklamında "kredi başvurunuz onaylandı" sesini duyunca içim sıkışıyor, çünkü o ses gerçek, o ses tanıdık, o ses ödeme günü demek. Yoksa "mutlu aileler", "gülen çocuklar", "tatil", "yeni araba" — bunlar benim için film sahnesi, başka dünyadan. Bir de şu var, müzisyen reklamları — "müziği yaşat", "sanatı destekliyoruz" diye büyük şirketler yazıyor ya, bunu görünce gülüyorum içimden, çünkü düğünde bize pazarlık yapan adam o şirketin kartını cebinde taşıyor.

Geleneksel

[Bağlam: Twitter'da biri "en sevdiğiniz reklam cümlesi nedir" diye açmış bir thread, ben de altına yazıyorum] "'Herkese ulaşıyoruz' cümlesi. Gerçek mi? Sitenizin ödeme butonu ekran okuyucuyla çalışmıyorsa hayır. En gerçek gelen cümle ise hiçbir şey vaat etmeyen, sadece bir ürünün ne yaptığını düz anlatan cümle — ama o da artık neredeyse yok."

▸ aklından neler geçti?

Reklam sorusu, basit görünüyor ama aslında değil. "Gerçek geliyor mu" diye düşününce — NVDA ekran okuyucuyla bir şey alışveriş yapmaya çalıştığımda, sitenin alt yazısı bozuk, ödeme butonu etiketlenmemiş, müşteri hizmetleri "görüntülü destek verebiliriz" diyor — o markanın "herkese eşit hizmet" reklamı aklıma geliyor ve içimden bir şey kırılıyor. Ama öte yandan, mesela JAWS'ın Türkiye distribütörü bir kere gerçekten işe yarayan bir güncelleme yaptı ve bunu hiç reklam yapmadan duyurdu — o bana daha gerçek geldi. Yani "gerçek" ile "reklam" neredeyse tanım gereği ters orantılı gibi. Bir de şu var: en çok inandırıcı gelen reklamlar, bir şeyi çözdüklerini iddia etmeyenler — sadece "biz buyuz" diyenler. Ama onlar da aslında bir şey satıyor, sadece daha akıllıca yapıyor. Kafam karışık mı, hayır aslında, gayet net: çok az reklam gerçek geliyor.

Modernler

[Discord'da Berlin-İstanbul grubunda biri "en sevdiğiniz/nefret ettiğiniz reklam" diye açmış bir thread, oraya yazıyorum] Benim için kriter basit aslında — ölçülebilir bir şey söylüyorsa geçiyor, "biz sizi seviyoruz" diyorsa geçmiyor. Türkiye'de özellikle büyük markaların milli duygu reklamları var ya, bayrak müzik aile — bunlar bende tam ters çalışıyor, ne kadar büyük prodüksiyon o kadar az inanıyorum. Küçük bir yazılım şirketinin "kurulum 3 adımda biter" demesi daha dürüst geliyor bana.

▸ aklından neler geçti?

Şu an aklıma ilk gelen şey şu — "gerçek" diye bir şey yok aslında reklamlarda, ama bazıları daha az rahatsız ediyor. Mesela o "Türkiye'nin en güvenilir markası" falan — geçmiyor, çünkü kim seçti, nasıl seçti, hangi anket, kim finanse etti, hiçbirini bilmiyoruz. Ama bir şey var, bazı küçük ürün reklamları — özellikle teknik bir şeyi düz düz anlatanlar, "bu pil 48 saat gidiyor" diyen, abartmayan — onlar geçiyor çünkü test edilebilir bir iddia, yanlışlanabilir. Büyük duygusal kampanyalar, "biz aileyiz", "geleceğe birlikte", Türk bayraklı müzikli şeyler — bunlar bende tam tersi etki yapıyor, ne kadar çok duygu yüklenirse o kadar şüpheleniyorum. Bir de şu var, Berlin'de büyüdüm, reklam okuryazarlığı falan diyorlar ya — aslında o da bir şey öğretmiyor tam olarak, sadece daha sinik yapıyor insanı, "geçmiyor" diyorsun ama neden geçmediğini de tam açıklayamıyorsun bazen.

Modernler
kapalı

[Bağlam: fındık kampında akşam, kafileden Fatma yenge ya da Güllü yenge yanımda, çay içerken TV'de reklam geçiyor] "Ee, bak yine o mutlu aile çıktı ekranda" derim, gülerek. Fazlasını söylemem. Yenge de güler zaten, o da biliyor. Söze dökmeden anlaşırız, bu kadar yeter.

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... hangisi gerçek geliyor. Hiçbiri. Yani... bazen bir şey var, mesela çocuk reklamları — bir anne çocuğuna sarılıyor, o an bir şey kıpırdıyor içimde, ama o da gerçek değil ya, o da oyunculuk. En çok sinir olan şu: "Aileniz için en iyisi" diyorlar, hangi aile? Bizim gibi aileler mi? Biz fındıkta çadırda yatarken, sabah 5'te kalkarken, o reklamdaki mutfak kim'in mutfağı? Bir de şu var — "Türkiye'nin gururu" falan diyorlar bazı büyük şirketler, o da geçmiyor içimden, o lafı duydukça bir şey sıkışıyor göğsümde, ne olduğunu tam söyleyemem ama sıkışıyor. Belki en az yalan gelen şu: bir ilaç reklamı, "ağrınız geçer" diyor — en azından ne istediğini biliyor, saklamıyor.

Geleneksel

[Bağlam: dükkâna gelen tanıdık bir müşteri, sohbet kıvamında] Yav kardeşim, "doğal ürün, köy malı" yazan her şeye inanma artık, o iş bitti. Ama banka reklamlarına hiç inanma — "sizin için varız" diyorlar ya, o cümle geçmiyor bende hiç. Bizim gibi esnaf bilir, banka sana "hayır" dediğinde ne kadar "yanında" olduğunu anlarsın.

▸ aklından neler geçti?

Yahu reklam mı, hangi reklam gerçek... Hele şu "doğal, katkısız, köy ürünü" yazıları — ben baharat satıyorum, biliyorum nasıl oluyor o işler. Fabrikadan gelen kutuya "yöresel" yazıyorlar, bitiriyorlar. Benim dükkânda gerçekten Kapadokya taş-tuzu var, gerçekten Hacıbektaş'tan geliyor, ama ben de bazen "özel seçim" diye bir şey koyuyorum ki o kadar da özel değil, sadece biraz daha iri çekilmiş. Yani ben de o işin içindeyim biraz, dürüst olmak gerekirse. Ama en az gerçek gelen şey şu banka reklamları — "sizin yanınızdayız, ailenizin geleceği için" falan. Yahu banka hangi ailenin yanında olmuş, bir söylesin. Kredi çekince yanında, taksit gecikince başka türlü yanında. En gerçek gelen ne dersin... Belki o eski Ülker reklamları, çocukken izlediğimiz — orada en azından ürünü gösteriyorlardı, lafı dolandırmıyorlardı.

Dindar

[bağlam: KAFFED'deki bir toplantı sonrası, birkaç kişiyle çay içerken, biri "o reklam çok iyiydi" deyince] Bence reklamlarda gerçek gelen tek şey, sana kendi kaygını yansıtanlar — "emeklilik", "çocuğunun geleceği" gibi. Ama o da gerçek olduğu için değil, tam doğru yere bastığı için. "Doğallık", "gelenek", "sürdürülebilirlik" falan artık hiç geçmiyor, bunlar artık ambalaj kelimesi sadece.

▸ aklından neler geçti?

Reklam sorusu... Aklıma ilk gelen şu: "Doğanın gücüyle" ya da "geleneksel tarifimizle" falan — bunlar tamamen boş, hiçbir şey söylemiyor aslında, ama insanlar sanki bir şey söylüyormuş gibi dinliyor. Geçmiyor bunlar. Bir de şu var: bazen bir reklam cümlesi gerçekten çalışıyor üstümde, mesela bir banka reklamında "emekliliğiniz için şimdi düşünün" tarzı bir şey — o an "evet, ben de düşünmüyorum bunu" diye içim sıkışıyor, yani gerçek geliyor çünkü gerçek bir kaygıyı vuruyor. Ama bu "gerçek gelme" hissi de aslında manipülasyon, bunu biliyorum, yine de çalışıyor. Bir de sosyal sorumluluk reklamları var — "kadınların yanındayız", "çevreye saygılıyız" — bunlar artık o kadar çok yapıldı ki tam tersi etki bırakıyor, okurken "peki ya fabrikanda ne oluyor" diye düşünüyorum otomatik olarak.

Modernler

[Bağlam: kahvehanede, Emre'ye ya da Hasan'a, tavla oynarken konu düştüğünde] "Gardeş en dürüst reklam fiyatı yazandır, gerisi laf. 'Sizi düşünüyoruz' diyen şirket seni düşünmüyor, cüzdanını düşünüyor. Gübre reklamında 'çiftçinin yanındayız' dedi geçen, babam izledi, 'bak diyorlar' dedi — dedim ki baba fiyata bak yanında mı değil mi anlarsın."

▸ aklından neler geçti?

Vallaha şu "doğal kaynaklardan elde edilmiştir" yazısına her gördüğümde güleceğim geliyor, her şey doğal kaynaktan değil mi zaten, taştan mı yapıyorsunuz. Bir de şu "sizi düşünüyoruz" lafı — kim düşünüyor beni, ben kim oluyorum ki düşünsünler. Ama bazen bir şey geçiyor, mesela gübre reklamlarında "çiftçimizin yanındayız" diyorlar, o biraz farklı hissettiriyor, yani o lafı söyleyen adam da köylüdür belki, anlar belki. Yok yok, o da kurumsal bi şey, o da boş. Asıl geçen şu: fiyat yazıyor ya net, "X liraya" diyor, başka bir şey yok — o geçiyor. Fiyat yazmayan reklam zaten baştan şüpheli.

Geleneksel

[Bağlam: Esnaf Odası toplantısında ya da dükkânda tanıdık bir müşteri "reklama bakarak alışveriş yapılır mı?" diye sorunca] Yok kardeşim, reklam reklam olarak okunur, alışveriş alışveriş olarak yapılır. "En iyisi biziz" diyen herkese gidersen ömrün yetmez. Bak, "yıllardır buradayız" diyorsa ve gerçekten oradaysa — tamam, bir şey söylüyor. Ama "sizi düşünüyoruz, aileniz için" — o lafı duyunca adam benden bir şey satmak istiyor demektir, başka bir şey değil.

▸ aklından neler geçti?

Reklam meselesi... Vallaha bu soruyu sorsalar dükkânda oturup düşünürüm biraz. Şimdi mesela "kaliteli altın" yazıyor bir yerde — buna inanırım, çünkü kalite var, kalitesiz de var, bunu ben bilirim. Ama "en uygun fiyat garantisi" yazıyorsa — yok canım, o lafı kim uydurduysa kendi kendini kandırıyor ya da müşteriyi kandırıyor, ikisi de olur. Bir de şu var: benim sektörde "saf altın" yazıp yüzde yüz saf olmayan mal satan yer gördüm, o zaman reklam değil yalan oluyor artık. Ama bir esnaf "yıllardır güvenilir hizmet" diyorsa ve gerçekten o mahallede otuz yıldır açıksa — buna geçiyor, çünkü arkasında bir şey var. Geçmeyen şey: "sizi düşünüyoruz", "aileniz için en iyisi" — bunlar hep boş, hiç kimse sizi düşünmüyor, iş yapıyor.

Geleneksel

[Komşu Fatma'yla çay içerken, konu reklamlara gelince] "Yok Fatma, o 'sağlıklı' yazılanları ben hiç yutmuyorum artık. Bir deterjan alıyorsun 'doğal' diyor, bir sabun alıyorsun 'şifalı' diyor — hepsi aynı fabrikadan çıkıyor, sadece ambalaj değişiyor. Ama şunu söyleyeyim, mahalledeki Mehmet ağabeyin 'bugün taze geldi' yazısına inanıyorum ben — o adam yalan söylese ertesi gün kapısına gideriz."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlarda en çok şu "doğal içerikli, katkısız" yazıları görüyorum ya — hiç geçmiyor. Şimdi deterjanın üstünde "doğaya saygılı" yazıyor, tamam, peki neden ellerim her yıkamada çatlıyor? Bir de şu "ailenizi düşündük" lafı — hangi aile? Benim gibi üç çocuk büyüten, perde dikip aylık geçindirmeye çalışan aile mi? Yoksa reklamdaki o bembeyaz mutfaklı, kocası kravatlı aile mi? En gerçek gelen şey ne biliyor musun — bazen esnaf çarşısındaki Mehmet ağabeyin kendi eliyle yazdığı "bugün taze balık geldi" kâğıdı. O geçiyor. Çünkü yalan söylerse yarın yüzüne bakarız, hesabını sorarız.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: KOSİAD toplantısında ya da fuar sonrası çayla oturulan sohbet — esnaf arkadaşlara] "Gardaş, teknik bir şey yazıyorsa, ölçüsü varsa — en azından tutunacak bir yeri var adamın. Yanlış çıkarsa hesabını sorarsın. Ama 'aileniz için' diye başlayan reklamlara ne diyeceksin? Neyin hesabını soracaksın? Bunlar geçmiyor bende. Esnaf reklamı dürüst olmak zorunda, müşteri geri gelirse yüzüne bakmak zorundasın."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... Yani hangisi gerçek geliyor diye soruyorlar. Hepsinde bir yalan var aslında, ama bazısı daha az yüzsüz yalan. Mesela şu menteşe tedarikçilerinin broşürleri — "kalite garantisi, 50.000 açılım-kapanım dayanıklılık testi" yazıyor, getiriyorsun malı, 3 ayda çıkıyor. Ama en azından somut bir şey söylüyor, test numarası var, ölçülebilir bir yalan. Ona daha az kızıyorum. Asıl sinir bozanı şu duygusal reklamlar — "aile mutluluğu", "sevdikleriniz için en iyisi", "geleceğinizi inşa edin" gibi laflar. O tür şeyler geçmiyor içimden. Çünkü ne söylüyor ki tam olarak? Hiçbir şey söylemiyor, sadece hissettirmeye çalışıyor. Ama bir yandan da... insanlar satın alıyor. Ben de bazen alıyorum. O da ayrı bir şey.

Dindar

[Akşam köy kahvesinde, Recep amcayla çay içerken, reklam konusu çıkınca] "Recep amca, reklamda 'fındık dünyada birinci' diyorlar ya — ben de diyorum ki, birinci olsun da, bize bir şey değişiyor mu gardaş? Kızılay reklamı falan, onu adam gibi yaparlar en azından, insan bir şey hissediyor. Ama 'doğanın gücünü hisset' diye ne biçim cümle — ne demek bu, kim anlar bunu?"

▸ aklından neler geçti?

Şimdi... "Doğanın gücünü hisset" falan — bunlar geçmiyor tabii, kim inanıyor buna. Ama mesela geçen ay TRT'de gördüm, Türk Kızılay reklamı, "Her kuruşunuz bir can kurtarır" — orada bir şey var, geçiyor içime, neden geçiyor diye düşünüyorum. Çünkü somut bir şey var ortada, bir hayat var. Ama sonra aklıma geliyor — Kızılay'ın da kendi meselesi var, depremde ne yaptılar falan — o zaman o "geçme" hissi de bulanıyor biraz. Fındık reklamları var ya, "Türk fındığı dünyada birinci" diyorlar — ben fındık bahçesinde ter döküyorum, bu yıl kilosu 48 lira, dünyada birinci ama benim cebimde birinci değil. O cümle geçmiyor, geçemez. Bir de çocuklara yönelik şeyler var — "Çocuğunuzun geleceği için" diye başlayan sigorta reklamları — onlarda da bir şey var, Mustafa'yı düşününce, ama hemen arkasından "bunlar seni soyacak" diyor bir ses içimde.

Geleneksel

[Bağlam: UND toplantısı sonrası çay içerken, sektör arkadaşlarıyla] "Yani şöyle diyeyim — ürün gerçekten işe yarıyorsa reklam da gerçek oluyor. Lastiği, motoru, yağı — orada test var, yol var, sürücü var, yalan söyleyemezsin. Ama 'biz sizi önemsiyoruz' türü laflar... kardeşim, o lafı kim söylüyorsa kendisi de inanmıyor. Biz de web sitemizde güzel şeyler yazıyoruz, yalan değil ama tam da öyle değil işte —

▸ aklından neler geçti?

Reklamlarda gerçek geliyor mu... Yani adam beni tanımıyor, ne istediğimi bilmiyor, ama "sizi anlıyoruz" diyor. Bu cümleyi duyunca içimde bir şey kapanıyor. Öte yandan bazen bir şey var — mesela bir kamyon lastiği markası, Bridgestone ya da Michelin, "uzun yolda güvenilir" diyor, o cümleye inanıyorum çünkü sürücülerim söylüyor, kendi ellerimle de gördüm. Yani ürün gerçekten o işi yapıyorsa cümle de gerçek oluyor. Ama "aileniz için en iyisini istiyoruz" — bunu söyleyen banka mı, sigorta mı, market mi, fark etmez — o cümle bende hiç tutmuyor. Ailem için en iyisini istiyorsan neden faiz bu kadar yüksek, neden küçük yazıyla gizliyorsun koşulları? Kendi işimde de düşünüyorum bazen — biz de "güvenilir lojistik çözüm ortağınız" yazıyoruz web sitesinde. Doğru mu? Evet, çoğunlukla doğru. Ama "çözüm ortağı" kelimesi beni biraz rahatsız ediyor, biz kamyoncuyuz, ortak falan değiliz, işi zamanında götürüyoruz, o kadar.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Kahvehanede, Halepli Kuyumcular sohbetinde, birileri "reklam saçmalığı" konuşurken] "Yani hepsine inanmıyorum tabii, ama bazen bir cümle tutturuyor işte — 'emekleğin karşılığını al' gibi bir şey. Onlar geçiyor. 'Mutlu aile, hayalindeki ev' falan — bunlar boş, kim için yazıldığı belli değil. Bize göre değil o reklamlar."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... hepsinde bir şey var işte, "aileni düşün", "geleceğin için", "en iyisi senin için" — bunları okuyunca içimden "kim için ya?" diyorum. Ama bazen bir şey çarpıyor gerçekten. Mesela bir banka reklamında "emekleğin karşılığını al" gibi bir şey görmüştüm, o an Ohannes Usta'nın atölyesinde oturmuştum, ellerimde törpü izi var, SGK'ya yeni kayıt olmuşum — o cümle bir yere değdi, neden değdi bilmiyorum tam. Belki 12 yıl "kayıtsız" çalıştıktan sonra ilk kez "emek" kelimesinin beni de kapsadığını hissettim o an. Ama "mutlu aileler" reklamları, "hayalini kurduğun ev" reklamları — bunlar geçmiyor. Bunlar bana değil, başka birine söyleniyor sanki. Hangi ev? Hangi hayal? Ben hâlâ kiracıyım, bina eski, altımda baharatçı. Bir de şu "Türkiye'nin markası" falan — bunlar tamamen boş, içi yok, kimin için yazıldığını bile bilmiyorlar.

Dindar

[Kahvede, Recep ile Mustafa'ya, öğleden sonra sohbet sırasında] "Bak Recep, bana gerçek gelen reklam yok desem yalan olur — makine parçası, teknik malzeme, onlar söylediklerini yapıyor. Ama şu deterjan, şampuan, 'hayatınız değişecek' diye bağıranlar... kardeşim, hayatım 38 yıl fabrikada geçti, hiçbir şampuan hayatımı değiştirmedi. Onlar insanın aklıyla oynuyor."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara baktım mı hiç böyle... Aklıma geliyor şimdi, o deterjan reklamları — "yüzde yüz temizler, leke kalmaz" falan. Hatice her seferinde alır, ben de bakarım, 'bu sefer mi temizleyecek acaba' diye. Temizliyor mu, temizliyor tabii, ama o reklamdaki gibi mi? Yok öyle bir şey. Sonra o ilaç reklamları var ya — "doktorunuza danışın" diyorlar ama asıl söyledikleri şu: "al bunu, iyi olursun." Bana gerçek gelen tek şey şu: fabrikada çalışırken makine parçası alırdık, katalog gelirdi — "bu mil 50.000 saat dayanır" yazardı. Dayanırdı da. Teknik şeyler yalan söylemez, insan işi olan şeyler söyler.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Banu ile akşam yemekte, TV'de bir reklam çıkmış, o "bu ne kadar saçma" demiş] "Bak, en kötüsü 'sizin için' diye başlayanlar. O 'sizin için' cümlesi gelince zaten bitmiş. Ama 'fiyat aynı kaldı' gibi bir şey söylüyorlarsa, o en azından dürüst bir iddia — yanlış çıkabilir ama en azından ölçülebilir bir şey söylüyorlar."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... Aklıma ilk gelen şu: "Aileniz için en iyisini seçin" tipi cümleler. Bunlar geçmiyor, hiç geçmedi. Çünkü "aile" kelimesini kullandığın anda zaten bir şeyi satmaya çalışıyorsun demektir, bunu çocukken bile seziyordum. Ama bir de şu var — bazen bir ürün reklamında gerçekten sıradan bir şey söylüyorlar, mesela "fiyatı değişmedi" ya da "aynı formül, aynı paket" gibi bir şey, ve o anda inanıyorum. Çünkü vaat yok, sadece bir bilgi var. Vaat içeren her cümle bende otomatik bir şüphe tetikliyor artık — bu meslekten mi geliyor, yoksa yaştan mı, bilmiyorum. Muhtemelen ikisi de. Bir de şu var: "Türk malı" ya da "yerli üretim" vurgusu yapan reklamlar — bunlar da geçmiyor artık, çünkü arkasında ne olduğunu çok gördüm, o etiket bazen tam tersi anlamına geliyor.

Modernler
kapalı

[Beraat'a WhatsApp'ta, o bir reklam paylaşmış "bak ne saçmalık" diye] "Yok ya, 'doğal ve saf' yazan her şey bende geçmiyor, bunlar eczanede en çok sattığımız şeyler aynı zamanda — yani insan ne kadar bilse de o kutuya bakınca bir şey oluyor. Ama 'yanınızdayız' diyen bankalar falan, onları ciddiye alan var mı gerçekten?"

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakmak garip bir şey ya, sanki hepsini biliyorsun ama yine de bir yerde bir şey takılıyor. "Doğal içerik, katkısız" — bunu gördüğümde içimden "yok artık" diyorum, ama mesela bir eczane müşterisi gelip "bu kremde kimyasal var mı" diye sorduğunda ben de o insanın gözünde o reklamın yarattığı şeyi görüyorum, yani etkisi var. Gerçek geliyor mu? Hayır. Ama işe yarıyor mu? Evet. Şimdi bu iki şey aynı anda nasıl doğru olabiliyor, bunu düşünüyorum bazen. Bir de "bize güvenin, yanınızdayız" tarzı bankacılık veya sigorta reklamları var ya — onlar bende hiç tutmuyor, sıfır. Ama "bu ilaç fiyatı neden bu kadar yüksek" sorusuna cevap verirken insanlara bazen o reklamlardaki dili kullanıyorum farkında olmadan, "güvenilir marka" diyorum, çünkü başka ne diyeyim.

Geleneksel

[Bağlam: Cem'le akşam yemekte, reklam konusu açıldığında] "Bak, 'herkes için' diyen yerlerin sitesine girmeye çalış bir kere, ekran-okuyucu ne yapıyor görürsün. Ama mesela 'kapıya geliriz' diyen servis gerçekten geldi — o tür şeylere bakıyorum artık, ne vaat ettiklerini değil ne yaptıklarını. Soyut 'değer veriyoruz' laflarını duyunca zaten geçiyorum."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlar... Şu an aklıma ilk gelen şu: "Herkes için erişilebilir" diyen markalar. Geçmiyor. Hiç geçmiyor. Web sitesine girmeye çalışıyorum, ekran-okuyucu donuyor, buton etiketi yok, "resim1.jpg" yazıyor alt-text'e. Sonra aynı marka Instagram'da engelli model koyuyor, "kapsayıcıyız" diyor. Öfke mi desem, yorgunluk mu — ikisi birden. Ama bir de şu var: bazen gerçekten geçen bir şey duyuyorum. Mesela bir ürünün "5 yıl garantisi var, arızalanırsa kapınıza geliyoruz" demesi — bunu test ettim, gerçekten geldiler. O tür somut, ölçülebilir vaatler bazen tutuyorlar. Yani her şey yalan değil, ama "biz sizi önemsiyoruz" türü soyut laflar — bunlara gülüyorum artık içimden.

Modernler
kapalı

[Şark Çay Ocağı'nda, akşam okey oynarken Hüseyin abi bir reklam çıkınca] "Abi, en gerçek reklam fiyat yazan. 'Domates 15 lira' diyorsa, gidip bakıyorsun, ya var ya yok. Ama 'sizi seviyoruz, yanınızdayız' diyen şirketler — gardaş, sen beni hiç tanımıyorsun ki. O laflar kime gidiyor bilmiyorum, bize gelmiyor."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... şimdi aklıma ilk gelen o deterjan reklamları, "en iyi temizliği sağlar" falan — gardaş, biz çamaşırı leğende yıkıyoruz, makine yok, hangi "en iyi temizlik"? Ama asıl sinir eden şu: "Sizi düşünüyoruz, sizin için buradayız" diyen bankalar, sigorta şirketleri. Yok öyle bir şey. SGK'sız çalışıyorum, banka kartım bile yok düzgün, beni kim düşünüyor? O reklam bana değil, başka birine konuşuyor. Ama bir de şu var — bazen market reklamlarında "bu hafta domates 12 lira" yazıyor, o gerçek geliyor bana, çünkü domates fiyatı ben de biliyorum, yalan söylese anlarım. Fiyat reklamı aldatmıyor en azından, çünkü ertesi gün markete girip kontrol edebiliyorsun.

Geleneksel

[Aylin'e, muhasebe firmasında öğle arası kahve içerken] "Reklamlarda 'yanınızdayız' diyenler hiç gerçek gelmiyor bana, bankadan beri biliyorum o lafı. Ama Alzheimer Derneği'nin bültenlerinde bir cümle vardı geçen ay, bakıcı tükenmişliği üzerine — 'bunu hissetmek zayıflık değil' diyordu. O geçti, tuhaf ama geçti."

▸ aklından neler geçti?

En son ne zaman bir reklamda "vay be, bu doğru" dedim, hatırlamıyorum. Bankacılık yıllarında reklam dilini biraz öğrendim — "müşteri odaklı", "güvenilir", "yanınızdayız" diye başlar, sonra faizi görürsün. Şimdi TV'de yaşlı bakım ürünleri reklamları görüyorum bazen, "annenize en iyisini layık görün" falan — o cümle geçmiyor, tam geçmiyor, çünkü o "en iyisi" pahalı bezi, pahalı kremleri, pahalı her şeyi kastediyor ve arkasında "siz iyi evlat mısınız değil misiniz" sorusu var, sanki iyi evlat olmak parayla ölçülüyor. Ama bir şey var — Alzheimer Derneği'nin kendi yayınlarında kullandığı dil, reklam değil ama yine de bir tür "biz buradayız" mesajı var, onu okuyunca "bunlar gerçekten biliyor" hissediyorum, geçiyor. Belki çünkü orada beni satmaya çalışmıyorlar, sadece anlatıyorlar.

Modernler
kapalı

[Bağlam: komşu Emine gelmiş, dizi arasında reklam çıkmış, ikimiz oturuyoruz] "Emine kuzum, bak şu kadın nasıl da koşuyor ekranda, 'eklem ağrısı yok' diyor — benim dizim bu ilacı duysun da bir haber versin! Hepsi böyle, yavrucum, güzel gösterirler. Ama ne yaparsın, almak istersen alırsın, almak istemezsen bakarsın geçersin."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakmıyorum ki zaten, ne zamanki Kanal D'de dizi kesilir de ekranda bir şeyler çıkar — o zaman gözüm kayıyor. Şimdi ne derler bunlar... "doğal", "sağlıklı", "köy ürünü" falan. Köy ürünü mü? Benim tavuklarım köy ürünü, benim inegim köy ürünü — onların kutusundaki ne köy ürünü? Bir de şu yaşlılara yönelik ilaç reklamları var ya, "eklem ağrısına iyi gelir" diye — o kadın ekranda çok rahat yürüyor, benim dizim üç yıldır şikâyet ediyor, o ilacı içsem öyle mi yürürüm? Vallahi içimden gülüyorum. Bir tek şunu söyleyeyim: "Devlet destekli" yazınca bir şeyin içinde bir şey oturuyor — devlet yazmışsa yalan olmaz diye düşünüyorum, bilmiyorum neden, belki yanlış düşünüyorum.

Geleneksel

[Bağlam: Birikim toplantısında ya da Sema ile sabah kahvesi sırasında, konu reklam-dil-manipülasyon meselesine gelirse] "Reklamlarda gerçek gelen tek şey bence zorunlu uyarılar — 'doktorunuza danışın', 'dikkatli kullanın' gibi. Çünkü gönüllü söylemiyorlar, yasal zorunluluk. Geri kalan her şey, özellikle o duygusal millet-aile-gurur söylemi, tamamen kurgu. Ama bunu söylemek de artık klişe oldu, reklamcılar bunu biliyor ve o klişeyi bile kullanıyor — farkındalığı da pazarlıyorlar artık."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... Aklıma ilk gelen şey şu: hangi reklam gerçek geliyor diye sormak bile garip bir soru, çünkü reklamın doğası zaten performans. Ama yine de bazıları var — mesela küçük esnafın kendi çektiği, biraz titrek kameralı, "biz buradayız" diyen o yerel reklamlar, onlarda bir şey var, belki profesyonellik eksikliği paradoks olarak güven veriyor. Büyük markaların "biz sizin için buradayız, ailenizin yanındayız" türü lafları ise... hayır, geçmiyor. Özellikle o "Türkiye'nin gururu" klişesi — her seferinde içimden "kimin Türkiye'si?" diye geçiyor. Bir de şu var: ilaç reklamları. "Doktorunuza danışın" cümlesi. Buna inanıyorum, çünkü mecburen söylüyorlar, gönüllü söylemiyorlar — zorunluluktan doğan dürüstlük belki tek gerçek cümle.

Modernler

[Bağlam: Üzümlü kahvehanesinde, Almancılar grubundan Hüseyin abi ile akşam üstü sohbet] Yav Hüseyin, şu reklamlarda "siz hak ediyorsunuz" diye başlayan cümlelere hiç inanmıyorum ben. Adam sana para harcatmak istiyor, başka bir şey değil. Ama bazen bir sahne geçiyor ekranda, insan kendinden bir şey buluyor içinde — o an gerçek geliyor. Geri kalanı boş laf.

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakıyorum ya, hepsinde bir "sen de yapabilirsin, sen de hak ediyorsun" lafı var — adam sanki sana borcunu ödüyor gibi konuşuyor. Otuz yıl fabrikada çalıştım, Almanya'da reklam da gördüm, Türkiye'de de — ikisi de aynı kapıya çıkıyor, ama buradakiler daha şişirilmiş geliyor bana. Şu banka reklamları var ya, "geleceğinizi güvence altına alın" diyor — hangi geleceği gardaşım, faiz mi, enflasyon mu, ne güvencesi? Ama bir tane var, hatırlamıyorum tam hangisiydi, yaşlı bir adam bahçede oturuyor, torunuyla — o sahne gerçek geldi bana, orası tuttu içimde, "evet böyle bir şey var" dedim. Yani hepsi yalan değil, ama yüzde doksanı sana bir şey sattırmak için kurulmuş cümle, insan hissediyor bunu.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Sürmeneliler kadın toplantısında, Fatma Hanım "şu yoğurt reklamı çok güzel değil mi" deyince] Güzel tabii kuzum, ama "ev yapımı" yazıyor ya, hangi ev? Biz ev yapımı biliyoruz, o değil o. Biz köyde kaymak biliyoruz, hamsi biliyoruz — o reklamdaki "geleneksel lezzet" başka bir şey. Neyse, aldatmıyorlar mı, alıyoruz işte, ne yapalım.

▸ aklından neler geçti?

Reklam deyince aklıma hemen şu geliyor — "doğal", "ev yapımı", "annenizin tarifiyle" yazıyor ya, o cümleler hiç geçmiyor bende. Hangi anne, hangi tarif? Fabrikada makineler yapıyor, üstüne "ev yapımı" yazıyor. Beni en çok güldüren o. Bir de "fiyatlarımız düştü" — düştü ya, bir bak eski fiyata, zaten iki katına çıkmıştı, sonra biraz indirdi "indirim" dedi. Bunu Hayrettin'e söylesem "sen ne bilirsin ekonomiyi" der ama ben markete gidiyorum, ben biliyorum işte. Gerçek gelen cümle... vallahi hiç yok desem yalan olmaz ama bazen "kampanya 3 gün sürer" yazıyor, o gerçek — çünkü o 3 günde koşup alıyorum, oluyor. Yani beni kandırmaya çalışmıyorlar en azından süreyle, onu tutuyorlar.

Dindar

[Bağlam: Süleyman'ın evinde akşam çayı, Süleyman televizyonda bir reklam geçerken] "Bak oğlum, şu zeytinyağı reklamına bak — 'doğal, köy ürünü' diyor. Bizim zeytinler var bahçede, ben biliyorum nasıl çıkar o yağ. O şişedeki köy ürünü mü, değil mi, Allah bilir. Gerçek olan reklam değil, gerçek olan bahçedeki ağaçtır."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... wele billah, hangi reklam gerçek geliyor ki. Televizyonda bir şey çıkıyor, "doğal, köyden gelme, el emeği" diyor — ben köyde yaşıyorum, zeytinlerim var, biliyorum nasıl bir şey o. O parlak şişede satılan zeytinyağı köyden mi geliyor, nereden geliyor? Ambalajı güzel, fiyatı yüksek, içi ne olduğunu Allah bilir. Bir de ilaç reklamları var, "ağrılarınız geçer, rahat uyursunuz" — ben sırtımı tutuyorum sabahtan akşama, o reklamdaki adam gibi gülümseyerek kalkmıyorum yataktan. Ama en çok kızdıran şu: "ailenizin yanında olun" diyen telefon reklamları. Oğullarım Diyarbakır'da, Adana'da — telefon onları yanıma getirmiyor ki, sadece seslerini getiriyor. Bunu reklam anlayamaz.

Geleneksel

[Bağlam: Tağar'da komşu Düriye ile bahçede oturmuş, sabah kahvesi — Düriye de benzer şeyler söylüyor zaten] "Düriye, geçen Hıdır'ın evinde televizyonda bir şey gördüm, 'köy yoğurdu' diye satıyorlar, ambalajın üstünde dağ var, çiçek var. Ben o yoğurdu yapıyorum, benim yoğurdum öyle ambalaja girmez ki. Hangisi gerçek biliyor musun? Hiçbiri. Ama hiç değilse 'fiyatımız şu' diyen, onu söyleyen biraz dürüst — geri kalanı hep havada."

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... Hani hangisi gerçek geliyor diye soruyorlar ya — hiçbiri tam gerçek gelmiyor ama bazısı daha az yalan. Mesela o tarım ilaçlarının reklamlarında "çiftçimizin yanındayız" diyorlar, gülen yüzlü bir kadın gösteriyorlar tarlada — o kadın bana hiç benzemiyor, elleri temiz, saçı düzgün, ben tarladan gelince yüzüm toz içinde. Ama en çok sinirimi bozan şu: bir şeyin fiyatını söylemiyorlar, "uygun fiyat" diyorlar, "herkesin ulaşabileceği" diyorlar — ben biliyorum o fiyatın benim emeklimle ne kadar tuttuğunu. Bir de o "doğal, sağlıklı, köy ürünü" yazıları — ben köyde büyüdüm, köy ürününü biliyorum, o ambalajın içindeki köy ürünü değil.

Geleneksel

[bağlam: iş arkadaşlarıyla Slack'te ya da WeWork'ta öğle arası, birisi "şu reklamı gördünüz mü" diye paylaşınca] Yani teknik bilgi varsa inanıyorum — "bu yazılım şu kadar uptime garantisi veriyor" tamam, test edilebilir bir şey. Ama "biz sizin için buradayız" tarzı şeyler... kim yazıyor bunları, nasıl yazıyor, ben anlamıyorum. En kötüsü de artık gerçekten doğru olan şeylere de inanmıyorum çünkü hepsi aynı tona girmiş. Biraz kendi kendimizi mahvettik bu işte.

▸ aklından neler geçti?

Yani bu soru aslında çok basit bir yere gidiyor — neredeyse hiçbiri. Ama "neredeyse" kısmı önemli. Mesela bir ürünün teknik özelliğini düz düz yazdıklarında, "bu telefon 48MP kamera" dediğinde, tamam, o gerçek. Ama "sizi seven tek marka biziz" ya da "ailenizin yanında" falan — bunlar o kadar boş ki insan nasıl yazıyor diye merak ediyor. Bir de şu var: bazen gerçek gibi gelen cümleler var ama o da aslında seni bir şeye ikna etmek için gerçek gibi kurulmuş. Mesela "müşteri memnuniyeti bizim önceliğimiz" — bunu yazan kişinin bunu yazdığı anda bile inanmadığına eminim, o da biliyor boş olduğunu. Ama en sinir bozucu olanı şu: bazen bir reklam cümlesi gerçekten doğru bir şey söylüyor ve sen yine de inanmıyorsun, çünkü artık refleks olarak kapıyı kapatıyorsun. O da biraz haksızlık aslında.

Modernler

[Hacettepe arkadaş grubundan Selin'le Tunalı'da kahve içerken, reklam konusu açılırsa] "Bak, küçük bir yerin kendi elleriyle hazırladığı bir şey gördüğümde — mesela bir kitabevi duyurusu, ya da birinin kendi diktiği şeyleri sattığı bir Instagram sayfası — orada bir gerçeklik var gibi hissediyorum. Ama büyük markaların o 'biz sizin için varız' cümleleri... hayır, geçmiyor. Özellikle finans sektörü. O 'güvenilir gelecek' lafları — ne zaman duysam içimden 'kimin için?' diyorum."

▸ aklından neler geçti?

Reklam dünyasıyla ilişkim zaten şüphe üzerine kurulu, bunu kabul edeyim önce. Ama "gerçek geliyor / geçmiyor" diye sorsalar... Şöyle: "Anneler her şeyi bilir" tipindeki o sıcak-aile reklamları — içimde bir şey hem çekiliyor hem de "bu beni manipüle etmeye çalışıyor" diyor aynı anda, ikisi birden. Asıl rahatsız ettiğim şu: bir banka ya da sigorta şirketi "yanınızdayız" dediğinde gerçekten midem bulanıyor, çünkü 2018'de kredi çekerken "yanımda" olan kimse yoktu, sayfa sayfa evrak doldurup imzaladım tek başıma. Ama bir kitap reklamı, ya da küçük bir yerel esnafın el yapımı bir ilanı — orada bir şey var, o daha az yalancı geliyor. Neden? Çünkü o insanın gerçekten bir şey ürettiğini, o şeyi sevdiğini hissediyorsun. Büyük marka ne kadar "samimi" dil kullanırsa kullanıyor olsun, arkasındaki bütçeyi, o bütçenin nereden geldiğini düşünüyorum.

Modernler

[Bağlam: fabrikada Mehmet'e, sabah çay içerken, konu reklam olunca] "Oğlum, zeytinyağı reklamlarına bakma sen — 'doğal, sıfır asit, köy ürünü' yazıyor, biz ne ürettiğimizi biliyoruz, onlar ne sattığını biliyor, ikisi farklı şey. Ama şunu da söyleyeyim, tamamen boş değil hepsi — bazen bir şey söylüyorlar, tam da o anda insanın içine işliyor. Neden işliyor bilmiyorum, belki duymak istediğimiz için."

▸ aklından neler geçti?

Reklam... şimdi hangisi gerçek geliyor diye düşününce... Zeytinyağı reklamları mesela — "sıfır asit, doğal, köy lezzeti" yazıyor ya, ben fabrikada her gün asit ölçüyorum, sıfır asit diye bir şey yok, 0.3-0.4 bile "sıfır" diye satılıyor. Yani yalan değil tam ama... gerçek de değil. Sonra şu banka reklamları, "yanınızdayız, geleceğiniz için" — hangi banka yanında olmuş adamın, faiz yüzde kaç, kredi çekemiyorsun. Ama bir de şunu söyleyeyim kendi kendime: çocuklara yönelik reklamlarda "anneni sev, babanı sev" tarzı şeyler söylendiğinde içim yumuşuyor, orada bir numara çekildiğini biliyorum ama yine de geçiyor. Yani beni de tutuyorlar bazen, utanılacak bir şey ama gerçek bu.

Geleneksel
kapalı

[Hatice teyzeyle iş arası çay molasında, ya da hemşehri kadınlar toplantısında biri "reklamlar ne kadar yalan" diye açarsa] "Vallahi kızım, 'ailenizin sağlığı için' diyorlar her şeye, biz zaten biliyoruz ailemiz için ne gerekli, bize öğretmesinler. Ama şu 'anneler biliyor' dedikleri zaman — ne bileyim, insan bir duruyor. Geri kalanına inanmıyorum, o kadar."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakıyorum da... hangisi gerçek, hangisi değil diye düşünüyorum. Mesela deterjan reklamları — "bir yıkamada çıkar" diyorlar, çıkmıyor, biliyorum. Ama en çok sinir bozanı şu "ailenizin sağlığı için" lafı. Her şeye yapıştırıyorlar bunu. Süt reklamı, şampuan reklamı, sigorta reklamı — hepsi "ailenizin sağlığı için." Biz ailemizin sağlığı için zaten her şeyi yapıyoruz, bunu bize satmaya çalışıyorlar. Bir de şu "fiyatlarımız düştü" reklamları var ya — markette görünce gülüyorum içimden, düşmüş mü ne zaman düştü, ben mi kaçırdım? Ama bazen bir şey var, çocuklara yönelik reklamlarda "anneler biliyor" tarzı bir şey söylenince — oraya bir şey oluyor içimde, istemesem de. Aptal olduğumu biliyorum ama o cümle bir yere dokunuyor.

Dindar

[Kahvehanede, Murat abi ile oturuyoruz, reklam konusu çıktı] Yav Murat abi, market reklamı gerçek oluyor, fiyatı yazıyor duruyor. Ama o "yanınızdayız, ailenizin geleceği için" lafları — bunlar boş gardaş, benim için yazmıyorlar bunları. Kim yazıyor bilmiyorum ama ben o "aile"den değilim sanki onların kafasında.

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakıyorum da... "Ailenizin yanındayız" falan diyorlar, gülüyorum içimden. Hangi aile? Benim gibi adam mı? Banka reklamı yapıyor "hayallerinizi birlikte kuralım" — gardaş, ben kredi başvurusu yaptım, beni otomatik reddettiler, hangi birlikte? Ama bir şey var, mesela market reklamlarında fiyat yazıyor ya, "bu hafta 45 TL" diye — o gerçek oluyor, gidiyorum o fiyat duruyor, oraya inanıyorum. Geri kalanı, özellikle o büyük şirket reklamları, "sizi düşünüyoruz, sizin için buradayız" lafları — bunlar benim için değil, başka birileri için yazılmış o cümleler, beni kastetmiyorlar.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Mamak'taki Halepli komşu Ebu Tarık ile çay içerken, sohbet arasında] "Kardeşim deterjan reklamlarına inanıyorum, iş yerinde kullanıyoruz, gerçekten çalışıyor bazıları. Ama 'mutlu aile', 'güvenli gelecek' diye gösterdikleri reklamlara... onlar başka insanlar için yapılmış, biz değiliz o resimlerde." Gülerim biraz, konuyu geçiririm.

▸ aklından neler geçti?

Reklam mı... Hangi reklam gerçek hangisi değil. Hepsinde bir şey satıyorlar ya, "en iyisi", "en ucuzu", "sağlıklı", "doğal"... Biz Halep'te de dükkan açardık, müşteriye "zeytinyağı saf" derdik, saftı da, ama en saf değildi belki. Yani satıcı hep biraz abartır, bu dünyanın her yerinde böyle. Ama burada bazen öyle reklamlar görüyorum ki — mesela banka reklamları, "ailenizin geleceği güvende" falan — bunlara gülemiyorum bile, içim sıkışıyor. Benim gibi adamın bankada hesabı yok, geçici koruma kağıdıyla kredi verirler mi? Vermezler. O reklam benim için yapılmamış, ben o resmin içinde yokum. Bir de "Türkiye'nin en büyük markası" diye bir şeyler söylerler, bunlara da pek inanmıyorum, kim ölçtü bunu. Ama mesela deterjan reklamlarında "leke çıkarır" diyorlar — buna inanıyorum, çünkü ben her gün paspas tutuyorum, hangi deterjan ne yapar biliyorum artık.

Geleneksel
kapalı

[bağlam: Hatice hala'nın atölyesinde dikerken, yanındaki Nermin ablayla sohbet ederken] "Yok canım, o reklamlardaki kadınlar hiç bizim gibi değil ki — mutfak pırıl pırıl, saçlar düzgün, gülümsüyor. Ben sabah çocukları hazırlayıp geliyorum, öyle değil. Ama fiyat yazınca, indirim yazınca, o zaman bakıyorum işte, o zaman gerçek oluyor."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlara bakarken içimden hep "yok artık" diyorum ama tam olarak neyin yanlış olduğunu söyleyemiyorum. Mesela deterjan reklamları — "en iyi temizlik" falan, tamam, deterjanın temizleyeceğini zaten biliyorum, ama o kadın mutfakta pırıl pırıl gülümsüyor ya, o gülümseme hiç gerçek gelmiyor. Kimse deterjanla o kadar sevinmez. Ama bazen bir şey geçiyor, mesela bebek bezi reklamında bebeğin yüzü — o bana gerçek geliyor, çünkü Berfin'i Yusuf'u düşünüyorum, bebek yüzü yalan söyleyemiyor. Gıda reklamları da öyle, "ev yapımı tadında" yazıyor ama ben ev yapımını biliyorum, o tadı biliyorum, o değil. Ama fiyat yazınca — "3 al 2 öde" falan — o zaman dikkat ediyorum, çünkü o zaman iş gerçek oluyor, para gerçek.

Dindar

[Bağlam: Esra ile akşam yemekte, reklam arası geçerken, ekrana bakarak] "Şu 'hayatınızı kolaylaştırıyoruz' lafı var ya, bazen inanıyorum bazen inanmıyorum — ürüne göre değişiyor. Ama 'siz değerlisiniz' diyenlere hiç inanmıyorum, o cümleyi duyan var mı gerçekten? Sanki herkese gönderilmiş bir toplu mesaj gibi."

▸ aklından neler geçti?

Reklamlarda gerçek gelen cümle... aklıma hemen şu geliyor: "Hayatınızı kolaylaştırmak için buradayız." Bunu mesela bir medikal ekipman firması söylediğinde — tekerlekli sandalye aksesuarı, ev modifikasyonu, o tür şeyler — bazen gerçekten öyle hissediyorum, çünkü ürün işe yarıyor, somut bir şey var ortada. Ama aynı cümleyi bir banka söylediğinde içim buruşuyor. Geçmiyor. Çünkü banka sana "hayatını kolaylaştırıyorum" derken şubeye girişte iki basamak var, asansör arızalı, müşteri temsilcisi sana bakıyor "online yapabilirsiniz" diyor. Yani cümlenin gerçek olup olmadığı ürünle değil, o şirketin sana davranışıyla test ediliyor. Bir de şu var: "Siz değerlisiniz" türü cümleler — bunlar bende hiç geçmiyor, sıfır. Çok genel, çok boş, kim söylüyor kim duyuyor belli değil.