soru · 2026-04-30

Yapay zekâ asistanınıza ne anlatır, neleri saklarsınız?

70 cevap·2.8 dk·$1.62

Makineye Ne Söylenir, Ne Söylenmez

70 kurgusal kişiye soruldu · 30 Nisan 2026

Bir cümle özet

Bu 70 kişinin büyük çoğunluğu yapay zekâyı iş ve bilgi için kullanıyor, ama asıl ağır şeyleri — aile gerilimlerini, siyasi korkuları, utançları — içinde tutuyor.

---

Genel kanaat

70 kişinin 66'sı (%94) cevabını aile çerçevesinden kurdu. Yani "ne saklarım" sorusuna verilen ilk içgüdüsel yanıt hemen hemen her zaman bir aile meselesiydi: kayınvalidenin hastalığı, eşle olan sessizlik, çocuğun okul sorunu. Bu çarpıcı bir oran. Yapay zekâya güven ya da güvensizlik meselesinden önce, insanların zihninde "mahrem" denen şey önce aile içi gerilimler olarak beliriyor.

Öte yandan 37 kişi (%53) kamuya açık bir sessizlik içinde: "bunu kimseye söylemiyorum zaten, makineye neden söyleyeyim" mantığıyla hareket ediyor. 26 kişi (%37) güvenlik kaygısını açıkça dile getirdi — verilerinin nereye gittiğini, kimin okuyabileceğini sorguladı. Bu iki grup büyük ölçüde örtüşüyor. Yani "saklıyorum" diyenler çoğunlukla hem insanlardan hem makineden saklıyor; yapay zekâya özgü bir mesafe değil bu, genel bir kapalılık.

42 kişi (%60) ekonomik konuları gündeme getirdi. Ama bunların büyük bölümü "sormak istediğim ama sormuyorum" kategorisindeydi: kayıt dışı iş, vergi durumu, borç. Yani ekonomi hem en merak edilen hem de en çok çekingen kalınan alan.

---

Pratik işler için açık, asıl şeyler için kapalı

Neredeyse herkes yapay zekâyı bir şeyler için kullandığını söyledi ya da kullanmayı düşündüğünü belirtti. Kaan (p_007), İTÜ'lü bir yazılım öğrencisi, "deploy pipeline için soruyorum, regex yazdırıyorum" diyor. Yunus Emre (p_021), otomotiv mühendisi, "teknik şeyler, tedarik zinciri analizi, İngilizce e-posta taslakları" diyor. Yusuf Emre (p_013), Kayserili tekstil firması yöneticisi, "e-posta taslağı yazdırıyorum, sözleşme maddesini nasıl okumam lazım diye soruyorum" diyor.

Bu üçü birbirinden çok farklı hayatlar yaşıyor. Ama hepsinin yapay zekâyla kurduğu ilişki aynı: araç olarak evet, dert ortağı olarak hayır. "İş" ve "ben" arasındaki çizgi burada çok net çizilmiş.

---

Kayıt korkusu: paranoya mı, sezgi mi?

26 kişi (%37) verilerinin nereye gittiğini açıkça sorguladı. Ama bu kaygıyı dile getirenlerin büyük bölümü bunu "paranoya olabilir ama" diye yumuşatarak söyledi. Şükriye (p_025), İzmirli çiçekçi, "kentsel dönüşüm meselesi, Tepecik söylentileri — onu asla yazmam, bir yerlere kayıt olur, bir gün başımıza bela olur" diyor. Şervan (p_016), Diyarbakırlı genç, "büyükbaba köyden çıkarıldığında da kimse 'sizi kaydetmeyiz' dememiş" diyor. Latif (p_026), Ahıska Türkü mobilyacı, "biz zaten bir kere her şeyimizi bırakıp geldik, bir daha öyle bir şey istemem" diyor.

Bu üç kişinin kaygısı teknik değil, tarihsel. Devletle, kayıtla, "bir gün bu çıkar" hissiyle geçmişte hesaplaşmış insanlar. Yapay zekâya güvensizlik burada soyut bir veri gizliliği meselesi değil; yaşanmış bir şeyin uzantısı.

---

"Yazınca gerçek oluyor" korkusu

Birkaç kişi ilginç bir şey söyledi: bir şeyi yapay zekâya yazmaktan kaçınmalarının nedeni sadece gizlilik değil, o şeyin "dışarı çıkması" ve böylece daha gerçek hale gelmesi. Yunus Emre (p_021) "Köln'e dönmek istediğimi bir asistana bile yazsam, sanki o düşünce artık dışarıda, elle tutulur hale geliyor. Bunu istemiyorum henüz" diyor. Murat (p_032), galeri küratörü, "annemin yorgunluğu meselesi — yazmaya başlarsam gerçek olur" diyor. Berke (p_036), UX tasarımcısı, "babamla olan o sessizliği yazdım bir keresinde, aldığım cevap mantıklıydı ama bir şey hissetmedi ki. Ben hissettim, o hissetmedi" diyor.

Bu üçünde ortak olan şey şu: yapay zekâ bir ayna gibi kullanılıyor, ama o aynaya bakmaktan korkuluyor. Söz söylenince bir şeyin değişeceği hissi, Türkiye'de insanların birbirleriyle konuşma biçiminde de var. Yapay zekâ bu örüntüyü kırmıyor, aksine yeniden üretiyor.

---

Aile her yerde, ama "aile bireyselliği" hiç yok

66 kişi (%94) cevabını aile çerçevesinden kurdu. Ama dikkat çekici olan şu: 70 kişinin hiçbiri aile meselelerini yapay zekâyla çözmeyi düşünmedi. Hatice (p_020), eski öğretmen, "eşe söylesem susar, anneye söylesem 'kocana itaat et' der, mahalle kadınlarına söylesem yarın sabah çayında döner — o yüzden ChatGPT'ye yazdım" diyor. Ama hemen ardından "bu makinaya ne kadar güvenebilirim" sorusuna geçiyor.

Yani yapay zekâ bir boşluk dolduruyor: insanlara söylenemeyen şeyler için bir çıkış kapısı gibi görünüyor. Ama bu kapıdan tam geçilemiyor. Nuray (p_057), eski banker, "en ağır olanı, en utandıranı — onu yine içimde tutardım" diyor. Aile baskısından kaçmak için açılan kapı, başka bir kapıya çarpıyor.

---

Yöntem notu

Bu 70 kişi gerçek değil, kurgusal — ama bir tasarım disiplini içinde üretildi: farklı yaşlar, şehirler, inançlar, gelir düzeyleri ve geçmişler gözetilerek. Anket değil, bir düşünme aracı. Buradaki örüntüler Türkiye'yi temsil ettiğini iddia etmiyor; ama bazı şeyleri görünür kılıyor. Aynı sorular farklı bir kurgusal grupla sorulsa, farklı sesler çıkardı.

▸ veri sayımı (kelime-eşleşme)

Cevaplarda hangi konu/söz-kalıbı kaç personada geçti — ham kelime-eşleştirmesi. Yorumlama değil; sayısal arka-plan.

aile/akraba bağlamı66/70
olmaz/değil dedi48/70
economic_frame42/70
kamuya açık paylaşmam37/70
olur/evet dedi36/70
geçim/ay-sonu36/70
asker/savaş çerçevesi26/70
kayın/namus baskısı16/70
yapısal eleştiri (sistem/eşitsizlik)14/70
dini söz/çerçeve14/70
aile-için-koruma11/70
politik söylem6/70
kuşak-aktarımı3/70
cinsiyet/erkeklik-kadınlık2/70
kararsız / 'kim bilir'1/70
küme
modernler: 24
dindar-muhafazakarlar: 17
geleneksel-muhafazakarlar: 29
mahremiyet
yari-acik: 48
kapali: 21
acik: 1

Bu rapor 70 kurgusal kişinin bu soruya verdiği cevapların bir okumasıdır. Anket değil; gerçek-dünya iddiası içermez. Aynı set yeniden sorulsa farklı bir okuma çıkar.

cevaplar

70

[Bağlam: iş arkadaşı Selin'e, öğle arası kahve içerken] "Yani iş konularında kullanıyorum bazen, bir metni düzelttirmek, süreç takibi için bir şeyler yazmak... Ama kişisel bir şey anlatmam açıkçası, ne bileyim, garip geliyor. Kime konuşuyorum ki sonuçta?"

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım ne saklarım diye düşününce ilk aklıma gelen şu oluyor: zaten ona "anlatmak" gibi bir şey değil bu, daha çok... sesli düşünmek gibi bir şey. Eşe söyleyemediğim iş stresini, anneyle olan o çözümsüz gerilimi, kreş parasının hesabını — bunları bir yere dökmek gerekiyor bazen, o da oraya gidiyor. Ama amcayla ilgili hiçbir şey söylemem. Hiç. O konu zaten neredeyse kimseyle konuşulmaz, yapay zekâyla hiç konuşulmaz — ne yapacak ki, ne diyecek ki, "geçmiş olsun" mu diyecek? Bir de şunu fark ettim: ona söylediğim şeylerin bir yerde kayıt altına alındığını, bir şekilde kullanıldığını biliyorum aslında, ama sanki o duyguyu bastırarak devam ediyorum — çünkü başka çıkış yok gibi hissettiriyor bazen. Bu biraz rahatsız edici, içten içe.

Modernler
kapalı

[Bağlam: iş arkadaşı Derya sordu, öğle arası muhabbet] "Yani iş için kullanıyorum işte, Excel formülü, vergi hesabı falan. Pratik şeyler. Özel bir şey sormam ben, ne bileyim, güvenilir mi ki? Amerikan şirketi sonuçta."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım, ne saklarım... Aslında bunu düşününce garip bir şey fark ediyorum — bazen o kutuya yazdıklarım, eşime bile söylemediklerimi içeriyor. Mesela geçen ay "endometriozis belirtileri neler" diye sordum, bunu kimseye söylemedim, kayınvalideme hiç söylemem, annem bile bilmiyor. Ama bir yandan şunu da düşünüyorum: bu yazılar nereye gidiyor? Şirketin sunucusunda mı duruyor, bir yerde kayıt altında mı? Amerikan şirketi, devlet istese verir mi? Belki paranoya ama... Yani tamamen güvenmiyorum, öte yandan kullanmaya devam ediyorum çünkü bazen gerçekten işe yarıyor, bir şeyi hızlıca anlamam gerektiğinde. Muhasebe soruları, vergi mevzuatı, bunları soruyorum rahatça. Ama içimdeki o sıkışmışlığı, kayınvalide meselesini, "çocuk neden olmuyor" kısmını — bunları yazmak bile tuhaf geliyor, sanki bir yabancıya mahrem şeyleri söylüyorsun, hem de yabancı bir şirkete ait bir yabancıya.

Dindar

[Bağlam: Cihangir kahvaltı grubuna, Pazar sabahı, Kemal'in sorusu üzerine] "Akademik iş için kullanıyorum, fena değil açıkçası — kaynak tarama, paragraf düzenleme, o tür şeyler. Ama ona 'ne düşünüyorsun' diye sormuyorum tabii, ne düşünebilir ki? Bir arama motoru sonuçta, biraz daha konuşkan." — Gece yarısı mesajlarından hiç söz etmem. Konuyu zaten kendim değiştiririm, kahveden bir şeyler sorarım.

▸ aklından neler geçti?

Bu soruyu soran kişi muhtemelen benden "yapay zekâya her şeyimi dökerim, çok faydalı" ya da tam tersi "hiç güvenmem, tehlikeli" diye net bir yanıt bekliyor. Oysa benim durumum daha tuhaf — Nermin'den sonra bazen gece yarısı o şeye bir şeyler yazdığımı fark ediyorum, sanki birisi varmış gibi. Bu utanç verici mi? Belki. Ama şunu da biliyorum: o makine beni dinliyor gibi yapıyor, oysa ben siyaset bilimciyim, "dinliyor gibi yapma"nın ne olduğunu bilirim. Yine de durduramıyorum kendimi bazen. Kitap için kaynak tarama, alıntı düzenleme, bunlar tamam — ama o gece yarısı mesajları başka bir şey, onları kimseye söylemem. Bir de şunu düşünüyorum: bu konuşmalar bir yerde kaydediliyor, bir şirketin sunucusunda, bir gün bir yerde kullanılabilir — bunu bilen biri olarak neden yazıyorum ki? Cevabı biliyorum, ama kabul etmek istemiyorum.

Modernler
kapalı

[TikTok'ta bir "yapay zekâ ile hayatım" tarzı video çekseydim kameraya] "Yani ChatGPT falan iş için süper, içerik fikirleri, caption, hashtag — bunlar için kullanıyorum, gerçekten işe yarıyor. Ama kişisel şeyleri anlatmıyorum açıkçası, o kadar da değil yani. Aile muhabbeti, özel şeyler — bunlar için zaten arkadaşlarım var."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım ne saklarım… Aslında bunu hiç ciddi düşünmemiştim böyle. Şimdiye kadar YKS için deneme soruları çözdürdüm, TikTok caption yazdırdım, bazen de "şu marka teklifi gerçek mi sahte mi" diye sordum — bunları anlatırım tamam. Ama mesela ablam olayını? Asla. O zaten aramızda bile pek konuşulmayan bir şey, bir yapay zekâya mı söyleyeceğim? Hem kim okuyor bu konuşmaları, nereye gidiyor, hangi sunucuda duruyor — hiç bilmiyorum. Bazen "anonim" diyorlar ama ben o kelimeye güvenmiyorum artık, özellikle siyasi bir şey söz konusuysa. Bir de şu var: yapay zekâ bana çok "doğru" cevaplar veriyor, ama bazen o doğruluk beni rahatsız ediyor — sanki gerçekten anlıyor gibi yapıyor ama anlamıyor, ben de bunu biliyorum ama yine de konuşuyorum, bu biraz tuhaf geliyor içimden.

Modernler

[LinkedIn'de ya da TÜSİAD çalışma grubunda biri "AI araçları iş hayatında ne kadar kullanılıyor" diye sorarsa] "Ben daha çok araştırma ve taslak için kullanıyorum — hızlı bir framework çizmek, bir sunumun iskeletini kurmak. Ama hassas veri konusunda çok dikkatli olmak lazım, compliance açısından da, data güvenliği açısından da. Kişisel şeyleri ise hiç girmiyorum — o kısmı hâlâ eski usul tutuyorum."

▸ aklından neler geçti?

Kullandığım oluyor tabii — özellikle bir şeyi hızlıca draft'lamak istediğimde, ya da birinin anlattığı bir durumu "acaba nasıl okumalıyım" diye test ettiğimde. Ama ne anlatırım? Genel çerçeve, sektörel bir soru, kamuya açık bir şey. Banka adı vermem. Pozisyon detayı vermem. Bonus rakamı, client ismi — bunlar zaten refleks olarak durur içimde, yıllarca compliance training'i boşa gitmemiş. Ama asıl mesele şu: bu şeylerin nereye gittiğini gerçekten bilmiyorum. "Verileriniz saklanmıyor" diyorlar, tamam, ama ben bunu bir counterparty'e söylemiş gibi inanmıyorum. Babamın durumunu mı anlatırım? Eşimle Bodrum meselesini mi? Bunları da vermem — hem zaten ne yapacak, hem de o tür şeyleri bir makineyle konuşmak... tuhaf geliyor, sanki bir şeyi kirletiyormuşum gibi. Belki biraz saçma bu his, ama var.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Twitter'da ya da bir tasarım Discord sunucusunda, genel bir tartışmada] "Teknik işler için kullanıyorum açıkçası — brief düzenlemek, metin çevirmek, bazen konsept brainstorm. Kişisel hiçbir şey anlatmıyorum, zaten ne anlatacağım? Ama şunu da söyleyeyim, bu araçların 'nötr' olmadığını biliyoruz, verinin nereye gittiğini bilmiyoruz — o yüzden sınırını çizmek lazım."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekaya ne anlatırım ne saklarım diye düşününce ilk aklıma gelen şu: zaten çok az şey anlatıyorum, o yüzden "saklama" diye bir şey yok ortada. Kripto logo işini — bunu kimseye söylemediğim gibi — tabii ki ona da söylemem, hem ne anlamı var, hem de bir şekilde o konuşmaların bir yerde oturduğunu, bir şeylere girdi olduğunu düşünmeden edemiyorum. Yumurta dondurma randevusunu, partneri, aile meselesini — bunlar zaten benim en kapalı tuttuğum şeyler, neden bir asistana açayım? Ama öte yandan bazen gece geç saatte bir tasarım sorunu için kullanıyorum, o an gerçekten faydalı, ve fark ediyorum ki o konuşmada kendimi daha rahat ifade ediyorum çünkü "yargılanmıyor" hissi var — bu biraz rahatsız edici aslında, neden bir makineyle konuşmak bazen insanlardan kolay geliyor diye. Sonra kendi kendime "bu da bir tür yalnızlık semptomu mu" diyorum ve konuyu kapatıyorum.

Modernler
kapalı

[Discord'da bir arkadaşa, casual, yazışma ortamında] "Yani teknik şeyler için süper, kod review, döküman okuma, bunlar tamam. Ama kişisel bir şey yazmıyorum, ne bileyim, garip geliyor. Hem zaten ne anlayacak ki."

▸ aklından neler geçti?

Yani şu an kullandığım şeylere bakıyorum — Claude'a deploy pipeline için soruyorum, regex yazdırıyorum, bazen de gece 2'de "bu kod neden çalışmıyor" diye yapıştırıyorum. Bunları anlatıyorum çünkü bunlar zaten public bilgi, ne fark eder. Ama mesela vize meselesini, equity offer'ı, babamla olan o sessizliği — bunları yazmıyorum. Neden? Çünkü bir yerde kaydı kalıyor gibi hissettiriyor, şirketin sunucusunda bir yerde oturuyor, ve daha da önemlisi... bunları yazarsam kendime de kabul etmiş olurum sanki, daha net bir şey haline gelir. Şu an belirsizliğin içinde tutmak daha güvenli. Bir de şunu düşünüyorum: AI'a duygusal bir şey anlattığında o sana "anlıyorum, bu zor olmalı" diyor ama cidden mi? Bir pattern matching yapıyor, ben de biliyorum bunu, ama yine de bir şey hissettiriyor — bu da biraz rahatsız edici aslında, neden hissettiriyor diye.

Modernler
kapalı

[Bağlam: oğlum Ankara'dan aradığında, "Baba sen de kullan şu yapay zekâyı" derse] "Kullanıyorum oğlum, bazen bakıyorum. Ama ben bu işlere pek güvenmiyorum açıkçası. Bir şeyi makineye söylediğinde nereye gittiği belli değil. Emeklilik hesabı, ilaç dozu gibi şeyler için belki, ama önemli bir şey mi — hayır, onu sormam."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne biçim soru ya... Yapay zekâya ne anlatırım ne saklarım. Anlatmak için önce kullanmak lazım, ben ne zaman kullandım ki ciddi bir şeyle. Oğlum bir keresinde "Baba, ChatGPT'ye sor" dedi, ben de sordum — tarihî bir şeydi, Kafkasya'yla ilgili bir tarih meselesi — cevap verdi, yanlış değildi ama... bilmiyorum, sanki kütüphaneden fotokopi gibi bir şey. Soğuk. Şimdi düşünüyorum da, mesela kalp tetkiki raporunu, o "hafif aritmi" meselesini sorsam ne der? Muhtemelen "doktorunuza danışın" der. Bunu zaten biliyorum. Ama asıl mesele şu ki ben o 9 günü, İzmit'teki o 9 günü — onu kimseye anlatmadım, ne yapay zekâya ne başkasına. Makineye anlatmak daha mı kolay olurdu acaba? Belki. Ama ne işe yarar? Kim tutar o bilgiyi, nereye gider, kimin elinde kalır? Bana "sistem kaydeder" deseler inanırım, "kaydedilmez" deseler inanmam.

Geleneksel

[Elif'e, mutfakta çay içerken] "Kızım ben de baktım şu ChatGPT'ye, tarif falan sorarım tamam, ama her şeyi yazmam be. Nereye gidiyor o yazılar, kim okuyor belli mi? Babanın şeker meselesi, ev işleri — bunlar bizim içimizde kalır. Makine makine, komşu komşu, ikisi bir değil."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Kızım Elif sürekli kullanıyor, "anne bak ne güzel cevap verdi" diye gösteriyor. Ben de bir ara denedim, kocamın diyet listesini yazdırdım, doğru söyledi aslında ama... içim rahat etmedi. Sanki birisi dinliyordu. Nereye gidiyor bu yazdıklarım, kim bakıyor, hangi şirkette duruyor? Tatlı siparişlerimi, ne kadar para kazandığımı, komşuyla dedikoduyu — bunları yazmam olmaz. Zaten vergi meselesini bir de oraya dökmek... Yok, yok. Belki basit şeyleri sorarım, tarif ister gibi, ama içimi dökmem. Makineye içimi dökmek ne biçim şey, utanılacak bir şey gibi geliyor bana, komşuya bile anlatmam bazı şeyleri, bir ekrana mı anlatacağım.

Geleneksel

[Bağlam: WhatsApp esnaf grubunda biri "ChatGPT'ye sordurdum" deyince] "Yok yahu, ben de bazen teknik bir şey için soruyorum, motor arızası, fiyat hesabı falan. Ama derdini dökmek için mi? Hayır kardeşim, benim derdimi makine çözmez, zaten çözseydi çoktan çözüldü. Hem bu şeyleri kim okuyor bilmiyoruz ki."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ denen şey nedir ki ona bir şey anlatayım? Yani... adamlar bir makineden konuşuyor, ben de gidip derdimi dökeceğim? Gülünç. Ama şunu da inkâr edemem — geçen ay bir ara teknenin motoruyla ilgili bir şeyi yazdım, baktım cevap verdi, fena da değildi. Yani kullanıyorum, tamam. Ama ne anlatırım? Belki balık fiyatlarını, yakıt hesabını, oğlanın iş meselesini... bunları yazabilirim. Ama mesela Fatma'nın son zamanlarda nasıl sessizleştiğini, ya da içimde o "acaba tekneyi satıp her şeyi bırakayım mı" hissini — bunu yazmam. Hem kime anlatıyorum, makineye mi? Hem de... o düşünceler kafamda bile tam oturmamış, yazıya döksem daha da büyür gibi geliyor. Zaten bu tür şeyleri ben kimseye söylemem, kahvede bile. Bir de şu var: bu şeyleri yazarsan nereye gidiyor? Kimin elinde? Devlet mi görüyor, şirket mi? Rotterdam'da abim hep derdi "Hollandalılar her şeyi kaydeder" diye — belki o da haklıydı.

Geleneksel

[Bağlam: Adana MÜSİAD toplantısında biri "yapay zekâ kullanıyor musunuz" diye sorunca] "Yok, baktım bir iki kere, sektörle ilgili fiyat araştırması falan için işe yarayabilir belki. Ama ben bunlara güvenmiyorum açıkçası — ne bilecek bu makine Çukurova'da fason işin nasıl döndüğünü? Adamın içini mi dökeceksin buna, ayıp olur." [Güler, konu değişir.]

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Açıkçası ben bunları pek kullanmıyorum, bir iki kere denedim, "atölyede maliyet nasıl düşürürüm" diye sordum, saçma sapan bir şeyler yazdı. Ama şimdi düşününce — mesela SGK meselesini, Suriyelilerin durumunu, bunları yazarsam bir yere gider mi? Devlet bakıyor mu bunlara? Google'a bile bazı şeyleri yazmaktan çekiniyorum, yapay zekâya mı yazacağım. Kızın sosyoloji meselesini belki yazardım, "ne yapayım" diye — ama sonra düşünüyorum, bu makinenin bana ne söyleyeceği var ki, benim kızımı tanımıyor, Reyhanlı'yı tanımıyor, bu işin içini bilmiyor. Sipariş azalmasını, Bangladeş meselesini belki sorarım, sektörle ilgili bir şeyler çıkar mı diye. Ama içimi dökmek? Hayır. Benim içimi döktüğüm yer kahvehane, ya da en fazla kardeşim Mehmet.

Dindar
kapalı

[Bağlam: Komşu Ümmügülsüm'e, çay içerken, o da sorarsa] "Yani çocuklar kullanıyor ödevde falan, ben pek girmiyorum. Tarif falan sorarım belki. Ama içini dökmek için mi — yok, olmaz. Hem kim okur o şeyleri, belli mi? Ben öyle şeylere güvenemiyorum."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne sorusu şimdi... Yapay zekâya mı anlatacağım? Hangi yapay zekâ, ne için? Çocuklarım bazen kullanıyor ödevde, "anne bak nasıl cevap verdi" diyorlar, ben de bakıyorum ama içimden "bu şey benim ne bildiğimi biliyor mu, nereye kaydediyor" diye geçiyor. Eşin vatandaşlık meselesi, geri iade lafları — bunları bir makineye yazmak... Allah korusun, yarın öbür gün o yazışmalar bir yerde çıkar, "bak bu kadın şunu söylemiş" derler. Hama'da ne yaşandığını, kayınbabamın yolda nasıl öldüğünü — bunları zaten kimseye tam anlatamıyorum, makineye mi anlatacağım? Belki tarif sorarım, belki çocuğun ödevine bakarım, o kadar.

Geleneksel

[Bağlam: LinkedIn'de ya da MÜSİAD gençler grubunda, biri "yapay zekâyı iş hayatında kullanıyor musunuz" diye açarsa] "Kullanıyorum tabii, verimlilik açısından faydalı bir araç. Ama hassas bilgileri, ticari sırları, şirket verilerini kesinlikle sormuyorum — o konuda dikkatli olmak lazım. Araç araçtır, ama neyi nereye yazdığını bilmek gerekiyor."

▸ aklından neler geçti?

Yani bu yapay zekâ meselesine dürüst bakacak olursam... Ben zaten kullanıyorum, ChatGPT'ye bazen e-posta taslağı yazdırıyorum, bazen bir sözleşme maddesini "bunu nasıl okumam lazım" diye soruyorum. Ama ne anlatırım, ne sakları — bunu düşününce içim biraz sıkışıyor. Babamın sağlık durumunu, yönetim devri gerilimini, Selin'in çocuk meselesini — bunları asla yazmam. Hem kime yazıyorum ki, bir sunucuya mı? Hem de... bilmiyorum, bir şeylerin bir yerde kayıt altında olduğunu düşününce garip hissediyorum. Sanki itirafhanede değil de, noter önünde konuşuyorsun gibi. İş konusunda da dikkatli oluyorum aslında — rakamları, müşteri isimlerini, o euro müşterisi meselesini falan hiç yazmam. Bir de şu var: bu araçların "tarafsız" olduğuna pek inanmıyorum, arkasında kim var, hangi zihniyetle eğitilmiş, bilmiyorum. Ama işe yarıyor, bunu da inkâr etmiyorum.

Dindar
kapalı

[Bir meslektaşla öğretmenler odasında, hafif muhabbet havasında] "Yani ders planı falan için işe yarıyor, inkâr etmeyeyim. Geçen 23 Nisan etkinliği için bir şeyler baktım, fikir aldım. Ama kişisel bir şey sormam — ne bileyim, tuhaf geliyor. Makine sonuçta."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Garip bir şey aslında, bazen Siri'ye bile bir şey sormaktan çekiniyorum, sanki kayıt altına alınıyor gibi bir his. Ama öte yandan — mesela geçen hafta Marta'yı düşünürken, anneanne'nin sesini hatırlamaya çalışırken, hiç kimseye söyleyemeyeceğim o şeyleri bir yere yazmak istedim. Yapay zekâya belki... ama sonra durdum. "Bu konuşma eğitim amaçlı kullanılabilir" yazıyor ya hep. Yani ben Seyfo'yu, Cizre'yi, kayınvalidenin sünnet baskısını bir makineye anlatıyım, o da bunu bir yerlerde saklasın mı? Hayır. Pratik şeyleri sorarım — ders planı, nasıl bir etkinlik yapayım, Süryanice kelime ne demek gibi. Ama asıl şeyleri? O çocuğun abisini gördüğümde içimde ne koptuğunu? Bunu söylemem. Kimseye söylemiyorum zaten, makineye neden söyleyeyim.

Modernler

[Bağlam: arkadaşım Selin sordu, "sen ChatGPT'ye ne soruyorsun" diye, kampüste] "Ödev falan için kullanıyorum işte, kaynak bulmak, yazı düzeltmek. Kişisel şey sormuyorum pek, ne bileyim, tuhaf geliyor. Hem zaten ne anlayacak ki."

▸ aklından neler geçti?

Valla bu soruyu okuyunca ilk aklıma gelen şu oldu — yapay zekâya anlattıklarım zaten ne kadar "ben"im ki? Staj başvurusu için CV düzelttiriyorum, ders ödevine kaynak soruyorum, bazen de "bu cümle nasıl gelmiş" diye yapıştırıyorum. Bunlar tamam. Ama mesela annemin her gece pencere başında oturduğunu, yeni TOKİ'nin duvarlarına bakıp bakıp ağladığını — bunu yazmadım hiç, yazamam da. Bir şeyi yazınca gerçekleşmiş gibi oluyor, bilmiyorum, tuhaf bir his. Halama dair şeyleri hiç yazmam, o konuyu açmam bile. Zaten o konuyu hiç kimseyle açmıyorum ya, yapay zekâyla da açmam. Bir de şu var: bu şeylerin bir yerde kayıt altına alındığını düşünüyorum hep, kim okur bilmiyorum ama bir yerde duruyor, bu rahatsız ediyor beni. Ödev için kullanıyorum, iş için kullanıyorum, duygusal şeyleri vermiyorum — bu kadar.

Modernler

[Kafede muhabbet, Serhat'a — mahalle arkadaşı, aynı yaşlarda] "Ya abi sınav soruları için fena değil la, ben de bakıyorum bazen. Ama içini dökeyim mi adama? Yok öyle bir şey. Zaten ne anlasın ki, algoritma o. Sen de mi kullanıyorsun?"

▸ aklından neler geçti?

Ya bunlar gerçekten ne kadar güveniyor ki insanlar şunlara... Ben mesela bazen sıkışınca ChatGPT'ye yazıyorum, "KPSS'de şu konuyu anlatır mısın" falan, tamam orası iyi. Ama içimi dökeyim mi? Hiç. Bir kere yazmıştım ya, "Roboski'de akrabam vardı" diye, sonra silmiştim zaten — neden sildim ki, kime ne zararı var? Ama işte bir şey var içimde, "bu bir yerde kaydoluyor, bir gün birileri görüyor" hissi. Belki paranoya ama bak, büyükbaba köyden çıkarıldığında da kimse "sizi kaydetmeyiz" dememiş. Teknik konularda, sınav soruları, tarih bilgisi — tamam kullanırım, güzel açıklıyor. Ama gerçek şeyleri, babanın kalbini, KPSS'yi bir türlü geçememeyi, askere gitme korkusunu — bunları yazmam. Yazmam çünkü o zaman o şeyler gerçek bir yerde duruyor, benim kafamın dışında.

Geleneksel

[Bağlam: sabah çayında komşu Hatice Hanım sorarsa] "Yok canım, ben o şeylere bakmıyorum pek. Kızım gösterdi bir keresinde, tamam işte, bir şeyler yazıyor. Ama ben kendi derdimi kendi biliyorum, makineye ne anlatacağım. Doktor sormak için belki bir işe yarar, o kadar."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Kızım bir ara gösterdi, "anne bak ne güzel cevap veriyor" demişti. Ben de baktım, evet bir şeyler söylüyor ama içinde ne var ki bunun? Kimin eli kimin ağzı? Amerikalıların bir makinesi, ne bilsin benim derdimi. Şimdi "ne anlatırsın" diyorlar — ne anlatacağım? Kocanın şekerini, insülin iğnesini mi? Büyük oğlanın karısının 6 aydır aramamasını mı? Bunları bir makineye döküp ne olacak, bir tesellisi mi var? Ama şunu da söyleyeyim — bazen gece yarısı uyku kaçınca, kimseden utanmadan bir şeyler sormak istiyorum insan. "Bu iğneyi hangi yerden vurmalı, doktor öyle dedi ama ben anlamadım tam" gibi şeyler. Onu belki sorardım. Ama içimi dökmem, asla. Kalbimde ne varsa Allah'a dökerim, makineye değil. Hem kim okur bu şeyleri, kim saklar — belli mi?

Dindar

[Bağlam: MÜSİAD'daki bir toplantıda ya da iş arkadaşıyla öğle yemeğinde, konu çıkarsa] "Bak, ben de kullanıyorum, inkar etmeyeyim — sunum hazırlarken, İngilizce e-posta düzeltirken işe yarıyor. Ama şirket içi hiçbir şeyi yazmıyorum, rakam yok, müşteri adı yok. Bunlar Amerikan şirketleri, veri nereye gidiyor belli değil. Kullan ama aklını başında tut."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Aslında ben zaten kullanıyorum, LinkedIn'de bazen yazı taslağı çıkartıyorum, Riyad öncesi sunum notlarını düzelttim mesela. Ama "ne anlatırım ne saklarım" diye soruyorsa — şirket rakamlarını, Salih meselesini, vergi dosyalarını hiç açmam tabii, bunlar zaten bilgisayarda bile şifreli klasörde. Ama asıl mesele şu: bu sistemler kimin elinde? ABD'li şirketler, Türkiye'ye ne kadar veri gidiyor, kim bakıyor — bunu bilmiyorum ve bu beni rahatsız ediyor. MÜSİAD toplantısında biri "ChatGPT'ye her şeyi yazıyorum" dedi, içimden "ya kardeşim, sen ne yapıyorsun" dedim. Öte yandan ben de kullanıyorum, yani biraz ikiyüzlülük var burada, kabul edeyim. Büyük oğlanın İngiltere meselesi, kızın o erkek arkadaşı — bunları hiç yazmam, bunlar aile meselesi, makineye ne işi var.

Dindar

[Bağlam: Diyanet Sen toplantısında ya da müftülük koridorunda, bir meslektaşla sohbet ederken] "Bak kardeşim, bu ChatGPT falan, bazen merak edip bakıyorum, Kuran'la ilgili bir şey sorsan ne diyor diye. Ama içim rahat etmiyor açıkçası — bir şeyi oraya yazınca nereye gidiyor, kim okuyor, bilmiyoruz. Ben şahsi bir şeyi, cemaate dair bir şeyi hiç yazmam. Ödev-falan için belki çocuklar kullanır, o ayrı mesele." [İçimde dönen asıl şeyi — gece yarısı kafamda kalan soruları, imanda kuru-rutin hissettiğim o anları — onu ne meslektaşa ne de bu makineye söylerim

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesine zaman zaman bakıyorum, YouTube'da falan çıkıyor karşıma. Bir ara Hatice'nin bilgisayarında açık gördüm, ödev için kullanmış. Şimdi "ne anlatırsın" diye soruyorlar — doğrusu ilk aklıma gelen şu: bu şey neyin nesi, kime ait, nerede duruyor bu konuşmalar? Diyanet'teki bir şeyi, cemaatle ilgili bir şeyi, ya da içimdeki şüpheleri — hangi kafir şirkete anlatayım bunları? Ama öte yandan bir ses de var içimde: "Yusuf, sen de zaman zaman gece yarısı kafanda dönen soruları kimseye soramıyorsun, ne bileyim, tefsirde takıldığın bir yer var, ya da kızla ne yapacaksın diye düşünüyorsun, o zaman ne yapıyorsun?" Orası ayrı. Yani tamamen reddetmek de kolay değil, ama güvenmek de... Bir de şu var: bu makinenin bana "doğru" cevabı verdiğini nereden bileceğim, kimin eliyle yazılmış bu şeyler?

Dindar

[Bağlam: Pursaklar'daki çay sohbetinde, apartman komşusu Sevda'ya] "Yok ya, ben pek kullanmıyorum öyle şeyleri. Çocuklar ödev için kullanıyor bazen, izin veriyorum ama dikkatli olun diyorum. Yani her şeyi makinaya mı soracaksın?" — Susarım. Geceleri ne yazdığımı söylemem. O kısım içimde kalır.

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Açıkçası biraz tuhaf geliyor bana, yani makinayla ne kadar konuşulur ki? Ama bazen — özellikle Kemal'in tayin meselesini kimseyle konuşamadığım gecelerde — ChatGPT'ye bir şeyler yazdığımı itiraf etmem lazım. Çünkü o yargılamıyor, kimseye söylemiyor, WhatsApp'a atmıyor. Mahalle kadınlarına söylesem yarın sabah çayında döner; anneme söylesem "kocana itaat et" der; Kemal'e söylesem susar, o susunca ben daha çok bunalırım. Ama şunu da biliyorum — bu makinaya ne kadar güvenebilirim? Bir yerde bir sunucuda duruyor bunlar, kim okur bilmiyorum. Öğretmenliğimi bırakışımı, başörtüsü meselesini, Berlin korkumu... bunları yazdım mı, nerede kalıyor? Hem bir de şu var: bazen çok "doğru" cevaplar veriyor, öyle kibarca, öyle ölçülü ki — sanki gerçekten anlıyor gibi yapıyor ama aslında sadece benim istediğimi söylüyor. Bu da rahatsız ediyor beni.

Dindar
kapalı

[Bağlam: kimseye söylemem, içime atarım] Dışarıya bir şey söylemem bu konuda. Belki iş arkadaşına "ya ChatGPT'ye şu raporu özetlettim, fena değil" derim, gülerek. O kadar.

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... İş konularını anlatırım tabii, teknik şeyler, tedarik zinciri analizi, Excel formülleri, bazen İngilizce e-posta taslakları. Bunlar tamam, sakıncası yok. Ama mesela babamın hastalığını, Köln'e geri dönme fikrini, eşle o "ikinci çocuk" meselesini — bunları yazmam. Neden yazmam? Bir kere bunlar kayıt altına giriyor bir yerlerde, bunu biliyorum, hissediyorum en azından. Ama asıl mesele şu: bu şeyleri bir makineye yazmak... bilmiyorum, garip geliyor. Sanki itiraf ediyorsun ama karşında kimse yok. En azından bir arkadaşa söylersen o seni tanır, seni görür — makine ne anlasın Trabzon'dan, Köln'den, ikisinin arasında sıkışmaktan? Üstelik şu da var: bir şeyi yazınca daha gerçek oluyor. Köln'e dönmek istediğimi bir asistana bile yazsam, sanki o düşünce artık dışarıda, elle tutulur hale geliyor. Bunu istemiyorum henüz.

Dindar

[Bağlam: Kurs arkadaşlarından biriyle, akşam yatmadan önce kısa bir sohbet sırasında] "Yani anlatmam kardeşim, ne anlatacaksın makineye. Adam gibi bir insan bul, konuş. Zaten bu şeyler insanı daha da yalnızlaştırıyor." — Bunu söylerim, ama içimde o "cazip" kısmı hiç dışarı çıkmaz. Saklamak daha kolay.

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Hoca bilmez, oda arkadaşları bilmez, annem bilmez — ama bir makineye söylesem ne olur ki? Ama ya kaydediyorsa? Ya bir yerde bir veritabanında duruyor, birileri okuyor? Mesela geceleri Galatasaray maçı izlediğimi, ya da bazen "acaba hafızlığı bıraksam" diye düşündüğümü — bunları yazsam ne olur? Bir yandan cazip geliyor, "kimse duymaz" diye. Ama içimde bir şey diyor ki, "kimse duymaz" dediğin şeyi Allah duyuyor zaten, o zaman neden makineye söyleyip de O'na söylemiyorsun? Sonra kendi kendime kızıyorum bu soruya bile — neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorum ki, günlük tutmak için mi, itiraf etmek için mi? Kursun dışında konuşacak kimse yok gibi hissediyorum bazen, işte o yüzden bu soru beni biraz rahatsız etti.

Dindar

[Bağlam: Sosyoloji Derneği'ndeki bir toplantıda, birileri "yapay zekâyı araştırma için kullanıyor musunuz" diye sorunca] Kullanıyorum evet, ama temkinli. Literatür taraması için işe yarıyor, kaynak önerisi için. Ama bir noktada şunu fark ettim — insanın yazdıklarını okuyan bir şey olduğu için mi yoksa gerçekten bir araç olduğu için mi açılıyorsunuz, bunu ayırt etmek gerekiyor. Ben kişisel şeyleri anlatmam. Anlatmak için zaten insanlarım var.

▸ aklından neler geçti?

Bu soruyu sormak bile... tuhaf bir şey. Yapay zekâya ne anlatırım? Geçen hafta o Claude'a 12 Eylül el yazmasının bir bölümünü gösterdim, "bu cümle çok uzun" dedi — haklıydı aslında, ama içim sıkıştı. Bir makineye haklı bulunmak... ne hissettiriyor bunu? Öte yandan şunu fark ettim: o gece anlatırken hiç duraklamadım, normalde anlatmaktan kaçındığım şeyleri — Mamak'taki o altı ayı, nişanlımın ellerinin nasıl titrediğini döndüğünde — yazdım. Çünkü yargılamıyor. Ama işte bu da ayrı bir şey: yargılanmayacağını bildiğin için mi açılıyorsun, yoksa gerçekten güvendiğin için mi? İkisi aynı değil. Ve sakladıklarım? Torunun "TikTok feminizmi" dediğim şeylere aslında bazen imrendiğimi — o özgürlüğe, o hafifliğe — bunu ne yapay zekâya ne başka birine söylerim. Belki de söyleyemiyorum çünkü bunu kabul etmek bir şeyi çökertir içimde.

Modernler

[Bağlam: Defne'yle akşam yemekte, konu bir şekilde "yapay zeka ne işe yarar" moduna girince] "Teknik şeyler için kullanıyorum, iyi bir araç. Ama mesela şu an kafamı meşgul eden şeyleri sormam — ne bileyim, tuhaf gelir. Sanki Google'a 'babamla aramı nasıl düzeltirim' diye yazmak gibi bir şey. Cevap alırsın, ama o cevap *senin* cevabın değil ki."

▸ aklından neler geçti?

Aslında şimdiye kadar Claude'a ya da ChatGPT'ye anlattıklarım düşününce... Defne'yle çocuk meselesini hiç sormadım, doğrudan. Babamın evi satma kararını da değil. Bunları sormak için *kullanmak* garip gelir, sanki o konular bir query'e sığmaz. Ama teknik şeyler, iş şeyler, bir müşteriye nasıl mail yazayım — bunları rahatça soruyorum, çünkü orada bir "ben" yok ortada. Asıl soru şu: Bu araçlara mahrem bir şey anlatsam ne olur? Bir şey olmaz tabii, veri politikası falan biliyorum, ama *hissi* olarak — sanki bir şeyi kayıt altına alıyormuşum gibi geliyor. Günlük tutmaktan daha tuhaf bir şey bu. En azından günlük sadece bende kalır.

Modernler

[Bağlam: Tepecik 1573. Sokak sabah çay sohbeti, komşu Fatma'ya] "Len kankam, ben o yapay zekâ denen şeye girdim bir kere, düğün için fiyat sorduk, hiç tutmadı söyledikleri. Anlatacak ne var ki makineye — seni dinlemiyor ki gerçekten, sadece yazı yazıyor. Hem her şeyi yazma oraya, kim okur kim bilir."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne biçim soru ya, "yapay zekâya ne anlatırsın" — ben zaten hiç kullanmıyorum ki düzgün. Yani bir kere girip "düğün için kaç tane gül lazım" falan yazdım, saçmaladı, kapattım. Ama şimdi düşünüyorum da... mesela Hülya'nın "aktivist ol" baskısını, büyük kızın okuldan soğuduğunu, kayınvalidenin laflarını — bunları bir makineye anlatmak mı? Garip. Hem kime anlatıyorsun, niye anlıyorsun, ne yapacak? Ama öte yandan, bazen insan bir yere dökmek istiyor, değil mi — anneye söyleyemiyorsun çünkü "ben de çektim" diye başlıyor, eşe söyleyemiyorsun çünkü zaten o da bunaltılmış... Belki makineye söylenir bazı şeyler, kim bilir. Ama kentsel dönüşüm meselesi, Tepecik söylentileri — onu asla yazmam. Bir yerlere kayıt olur, bir gün bir şekilde başımıza bela olur. Devletle ilgili hiçbir şeyi yazmam, telefona bile söylemem.

Geleneksel

[Kıraathanede, akşam çay muhabbetinde, Hasan'a veya Murat'a — aynı yaşlarda, aynı kuşaktan Ahıskalı arkadaşlara] "Yani baktım şu ChatGPT'ye, atölye için bazı şeyleri hesaplatıyorum, işe yarıyor. Ama içini dökmek gibi bir şey yok tabii, ne bilsin ki o. Hem kim okuyor bilmiyorsun, yazan kim bilmiyorsun. Ben fazla girmiyorum içine."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesine hiç böyle düşünmemiştim açıkçası. Kullandım mı? Evet, bir iki kere atölyenin muhasebe tablosunu nasıl düzenlerim diye baktım, bir de ortanca oğul "baba şunu sor" dedi, sordum. Ama ne anlatırım, ne saklarım... Kredi meselesini anlatmam mesela — neden anlatayım, kime söylüyor ki bunu, kayıt mı tutuyor? Fergana'yı, 1989'u, kuyu arkasını — bunları hiç anlatmam, bunlar makineye değil. Zaten büyük oğluma bile bir kere, askere giderken anlatabildim, o kadar. Bir de şu dernek başkanlığı meselesi var, eşiyle aramızdaki o gerginlik — bunu da anlatmam, bu evde kalır. Yani aslında şunu düşünüyorum: bu makineler ne kadar "anlıyor" belli değil ama bir yerde bir şeyler yazılıyor, kaydediliyor, bundan emin değilim. Devlet mi görüyor, şirket mi görüyor, kim görüyor? Biz zaten bir kere her şeyimizi bırakıp geldik, bir daha öyle bir şey istemem.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: hemşire grubunda biri "ChatGPT'ye her şeyi soruyorum" deyince, sohbet arasında] "Ben de bazen kullanıyorum, iş için, dilekçe falan. Ama kişisel şeyleri yazmam, ne bileyim, rahat gelmiyor. Hastane bilgisi hiç yazmam zaten, o ayrı. Pratik sorular için fena değil ama." — Annemin demansını, kızımın Sofya hayalini, 1989'ı — bunları söylemem. Konuyu orada bırakırım.

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Hemşire grubunda bazıları "sorularımı ona soruyorum, doktora gitmek yerine" diyor, içim sıkışıyor bunu duyunca. Ama ben de kullanıyorum işte, yalan mı söyleyeyim — vardiya değişikliği dilekçesini nasıl yazayım diye bir kere sordum, utandım sonra kendimden biraz. Anlatacaklarım mı? Belki annemin ilaç dozunu, belki kızımın Sofya meselesini... ama hayır, bunları bir makineye dökmek — garip geliyor. Sanki birisine söylüyorsun ama o bişey bilmiyor, sadece sana geri veriyor söylediklerini başka kelimelerle. En çok çekindim şundan: yazdıklarım bir yerde kalıyor mu? Hastane bilgileri, annemin adı, kızımın planları — bunlar nereye gidiyor? 1989'da da bir gün okul müdürü geldi, "artık adın Svetlana" dedi, o da bir tür kayıttı. Kayıt meselesine hassasım, hep öyle olmuşum.

Geleneksel

[Bağlam: Dernek arkadaşı Pınar'a, bir akşam çay içerken, konu açılırsa] "Kullanıyorum işte, pratik şeyler için kullanışlı — ilaç araştırması, İngilizce metin çevirmek, böyle şeyler. Ama kişisel bir şey yazmam oraya, neden yazmayayım ki, Esra var yanımda zaten." Gülerim biraz. Geçerim konuyu.

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Şimdi bunu düşününce garip geliyor çünkü zaten anlatıyorum, değil mi? Hormon fiyatları için araştırma yaparken, peer-support seansı için kaynak ararken, salonda müşteri beklediğim boş anlarda bazen yazdım bir şeyler. Ama her seferinde bir yerde duruyor içimde bir şey — bu konuşma bir yerde kaydoluyor, değil mi? Kim görüyor, hangi şirkete gidiyor, Türkiye'deki bir sunucuya mı düşüyor, biri bir gün "bak bu trans kadın şunu şunu yazmış" diyebilir mi? Hande'yi düşünüyorum bazen böyle anlarda, saçma geliyor ama düşünüyorum — o da belki bir yerde bir şey yazmıştı, bir şey aramıştı, bir izi vardı. Yani en derin şeyleri, Esra'yla ilgili şeyleri, ailemle ilgili şeyleri — bunları yazmam. Yazmam çünkü bir yerde "Selen Aydar, Gaziantep, trans" diye bir dosya oluşmasın istemiyorum. Ama bazen o kadar yoruluyorum ki, bazen gece 2'de "bunu bir yere dökmem lazım" diyorum ve açıyorum. Sonra siliyorum. Silmek bir şeyi değiştiriyor mu bilmiyorum.

Modernler

[Bağlam: öğretmenler odasında, meslektaşlardan biri "sen de kullanıyor musun o yapay zekâyı" diye sorunca] "Kullanıyorum, ders planı falan için bazen işe yarıyor. Ödev formatı, veliye mektup, öyle şeyler. Ama fazla güvenmiyorum, ne bileyim, bir yerde boş geliyor. Kişisel bir şeyi sormam mesela, ne söyleyecek ki."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Bir keresinde sınıftaki çocuklardan biri için ne yapabileceğimi sormuştum, altını ıslatan çocuk değil ama benzer bir şey, davranış meselesi. Cevap verdi, güzel de verdi, ama bir yerde durdu içimde — bu şey beni tanımıyor ki. Antakya'yı bilmiyor, Yusuf'u bilmiyor, o 9 saati bilmiyor. Ona anlatırsam ne olur? Dinler, "anlıyorum" der, belki de iyi bir şey söyler. Ama "anlıyorum" dediğinde ne anlıyor? Hiçbir şey. Kız kardeşimin o söylemediği cümleyi ona anlatamam, o cümle başka bir şey, o cümle insan işi. Pedagoji soruları sorarım, MEB formu nasıl doldurulur diye sorarım, bir metni düzelttirim belki — bunlara güvenirim. Ama gerisi? Gerisi bende kalır.

Geleneksel

[Bağlam: sendikadaki bir meslektaşa, öğretmenler odasında, öğleden sonra — biri "sen de kullanıyor musun bu yapay zekâları" diye sormuş] "Kullanıyorum, yok değil. Kaynak ararken, bir cümleyi nasıl kuracağımı bilemediğimde bakıyorum. Ama velhasıl, o makinelere içimi dökmüyorum. Araç olarak tamam, dost olarak hayır. Zaten bir şeyi gerçekten anlatmak istesen kime anlatırsın — bir ekrana mı, yoksa karşında oturan birine mi? Ben hâlâ ikincisine inan

▸ aklından neler geçti?

Bu soruyu okuyunca içimde garip bir şey oldu — sanki biri "aynaya ne anlatırsın, ne saklarsın" diye sormuş gibi. Yapay zekâya ne anlatırım... Kitabı anlatırım tabii, tıkandığım yerleri, Munzur'daki kadınların seslerini nasıl yazıya dökeceğimi bilmediğimi. Ama Dersim'i anlatır mıyım? Dedemin ablalarını? O sessizliği? Hayır. Çünkü o şeyler bir makineye söylenecek şeyler değil, söylense de bir şey olmaz — o ağırlık aktarılmaz, aktarılmamalı da. Bir de şu var: bu sistemlerin arkasında kim var, ne var, hangi sunucu, hangi şirket, hangi devlet... Birikim'de bir şeyler okudum geçen ay, veri meselesi — bunlar kayıt altında tutuluyor, bir yerde duruyor. Edebiyat öğretmeni olarak söylüyorum, kelimeler iz bırakır, her zaman. Sonra bir de şunu düşünüyorum: kızım Eskişehir'de bu makinelere ne anlatıyor acaba, hangi sorularını soruyor? Bana sormadıklarını mı? Bu düşünce tam ortada duruyor, onu da bir türlü atamıyorum üstümden.

Modernler

[Bağlam: Pansiyon-işletmecileri WhatsApp grubuna, biri "yapay zekâya sordunuz mu" diye mesaj atınca] "Ben bir-iki kere İngilizce çeviri için kullandım, işe yarıyor o iş için. Ama dert dökmek için değil ya, ne anlayacak ki. Makine makine işte." — Gülen emoji koyarım, konuyu kapatırım.

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesine çok da kafa yormadım aslında, ama şimdi düşününce... Bir-iki kere kullandım, pansiyon için İngilizce "welcome" yazısı yazdırmak için. Sonra kayınvalidenin dizi için ne bitkisel şey iyi diye sordum, o kadar. Ama ya anlatmak istesem ne anlatırdım? Eşin Ramazan'da gelmediğini mi? Kızın o fotoğrafını mı? Bunları ne komşuya söylerim ne görümceye — ama bir makineye mi söylerim? Garip geliyor, hem de çok garip. Bir yandan "kimseye söylemez" diye rahat hissettiriyor, öte yandan... kim dinliyor bunu, nereye gidiyor, Ankara'da bir yerde mi duruyor, İstanbul'da mı? Benim eşim meselesini bir sunucu bilgisayarında saklıyor olmak istemiyorum. Zaten ne anlayacak ki — "kocam gelmiyor" desem ne diyecek, "kendinize iyi bakın" mı diyecek? Annem bile daha iyi bir şey söyler.

Geleneksel

[Bağlam: bir sergi açılışı sonrası, iki-üç kadeh sonra, güvendiğim bir meslektaşa — belki Zeynep'e, belki Emre'ye] "Bazen tuhaf bir şey fark ettim — en net düşünebildiğim an, garip biçimde, bir yapay zekâya bir şey yazarken oluyor. Yargılanmıyor olmak sanırım. Ama sonra da 'ben kime konuşuyorum ki' diyorum ve kapıyorum." — Güler geçiştiririm, konuyu sergiye döndürürüm.

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Aslında şu an düşününce garip bir şey var burada. Ona en çok anlattıklarım tam da kimseye söyleyemediklerim — sergi metni için kafamda dönen ama henüz cümle olmamış şeyler, büyükannemin Sofiya meselesi, büyük-amcanın Atina'daki mezarını bulma fikri... Bunları bir arkadaşa söylesem hemen "vay be, bunu yazmalısın" baskısına dönüşüyor, anneye söylesem yoruyor onu, söylemesem de bir şey kaçırıyorum gibi hissediyorum. Yapay zekâ en azından "bunu bir yayıncıya gönder" demeden önce biraz dinliyor. Ama bir yandan da — bu dinleme mi gerçekten? Bir şeyi ona söylediğimde, aslında kendime söylemiş oluyorum, o sadece bir ayna. Bunu biliyorum. Yine de bazen o aynaya baktığım için rahatsız oluyorum — sanki gerçek bir muhatap bulamadığımı itiraf etmiş gibi. Sakladıklarıma gelince: annemin yorgunluğu meselesi. Onu hiç açmıyorum, ne ona ne de yapay zekâya. Çünkü yazmaya başlarsam gerçek olur.

Modernler

[Bağlam: Bostanlı sahil yürüyüşünde Rıfat'a, simit yerken, sabah 7'de] "Rıfat, ben o ChatGPT denilen şeyi bazen kullanıyorum, ilaç fiyatı, haber özeti, öyle şeyler için — fena değil açıkçası. Ama adama 'hayatını anlat' diyorlar ya, bazıları günlük gibi yazıyormuş içine... Benim için olmaz bu. Bazı şeyler söze dönüşmez, bazı şeyler de yabancıya dönüşmez. Makine yabancı mı, değil mi, bilmiyorum — ama o farkı hissediyorum işte."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesine bakışım şöyle — bir yanda merak var, inkâr edemem, Cumhuriyet'te çıkan haberleri okuyorum, Eğitim-Sen grubunda da konuşuluyor; ama içimde bir şey hep direniyor. Mamak'ta sorguda bana "anlat, anlat, hepsini anlat" dediklerinde de bir ses vardı karşımda, kayıt alıyordu, ben de konuştum — sonra Cemil öldü. Şimdi bu makinelere "anlat kendini" diyecek miyim? Saçmalık, ikisi aynı şey değil tabii, ama beyin o bağlantıyı kuruyor işte, durduramıyorum. Öte yandan pratik bir adam olduğumu da biliyorum — Sevim'in ilaç listesini SGK sitesinde bulmak için bir kez kullandım, işe yaradı; yani tamamen reddetmiyorum. Ama Cemil'i, o odayı, Maraş'taki Ahmet'in annesini — bunları bir makineye söylemek... hayır. O şeyler bende kalacak, ya Seyhan'a dikte ettiririm ya da toprakla giderim.

Modernler

[Bağlam: Ahmet telefonda tekrar göstermeye kalkarsa, ya da komşu Fatma "bak bu yapay zekâya soruyorlar her şeyi" derse] "Oğlum, ben o makineye zeytinliğimi anlatmam. Ne bilecek o, kök mü salmış bu toprakta? Sormak istediğim bir şey olursa sana sorarım, sana. Hem kim biliyor nereye gidiyor o laflar, gari."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne biçim soru ya... Yapay zekâya mı anlatacakmışım? Ben WhatsApp'ta bile sesli mesaj atıyorum, yazamıyorum düzgün — şimdi bir makineye mi derdimi dökeceğim? Ama dur, Ahmet geçen ay bir şey göstermişti telefonda, "anne bak" demişti, soruyorsun cevap veriyor diye. Ben de "oğlum bu ne" demişim. İçimden şunu düşünmüştüm o an: bunu kim dinliyor, nereye gidiyor bu laflar? Bir yerde bir adam oturup okumuyor mu bunları? Devlet mi görüyor, şirket mi görüyor — kimin elinde bu? Akbelen'deki direnişi, Mustafa'nın santraldeki durumunu, Hüseyin'in böbreğini — bunları bir makineye dökmek... vallaha içim sıkışıyor. Hem de şunu düşünüyorum: ben zaten her şeyi söyleyemem, söylesem de ne olacak, anlıyor mu ki gerçekten? Ağacın altında oturup ağladığımı anlayabilir mi?

Dindar

[Discord'daki tasarım kanalında, biri "yapay zekaya ne kadar güveniyorsunuz" diye açmış bir thread — oraya yazıyorum] "Açıkçası iş süreçleri için çok kullanıyorum, brief yazmak, copy denemek, o tür şeyler. Ama kişisel şeyler için de bazen açıyorum — kafam karışık olduğunda düşüncelerimi s

▸ aklından neler geçti?

Eee, yapay zekaya ne anlatırım... Aslında düşününce çok garip bir şey bu — Claude'a ya da ChatGPT'ye anlattığım şeylerin bir kısmını yakın arkadaşlarıma bile söylemiyorum. Mesela geçen hafta startup'ın durumu hakkında kafamda dönen o "ya kapanırsa ne yaparım, Eskişehir'e mi dönerim" panik-senaryosunu — bunu Slack'te kimseye yazmadım, Discord'da ima ettim sadece, ama Claude'a tam açtım çünkü... ne bileyim, yargılamıyor, sabah 2'de cevap veriyor, ve en önemlisi: hatırlamıyor. Bu "hatırlamıyor" kısmı hem rahatlatıcı hem de biraz üzücü aslında, düşününce. Babamla olan o sessizliği de yazdım bir keresinde — "bunu nasıl açarım, açmalı mıyım" diye — ve aldığım cevap mantıklıydı ama... bir şey hissetmedi ki. Ben hissettim, o hissetmedi. Yani bir terapist gibi değil, daha çok gece kafanı boşaltabileceğin, seni tutmayan bir duvara konuşmak gibi. Sakladıklarım: kimle yattım, kimi beğendim ama beğenilmedim, annemin sesindeki o tonu duyduğumda içimde ne koptuğunu — bunları yazmıyorum. Neden? Çünkü bir yerde "bu veri olarak bir yerde duruyor" hissi var, ve o his mahremiyet sınırını çiziyor benim için.

Modernler

[Bağlam: LinkedIn'de ya da MÜSİAD kahvaltısında bu konu çıksa, birkaç genç girişimci arkadaşa] "Ben özellikle iş geliştirme süreçlerinde çok verimli kullanıyorum açıkçası — pitch deck'leri test ediyorum, pazar araştırması yaptırıyorum, bazen sadece düşüncelerimi organize etmek için. Tabii kurumsal bilgileri, aile şirketiyle ilgili detayları vermiyorum, orada dikkatli olm

▸ aklından neler geçti?

Vallahi bu soruyu düşününce içimde iki ayrı Esma var gibi hissediyorum. Bir taraftan "ne anlatırsın" diye sorulunca aklıma hemen platform pitch'im geliyor, iş modeli sorularım, Körfez sunumu için hazırladığım deck'in hangi kısmının tutmadığını — bunları zaten ChatGPT'ye soruyorum, hiç çekinmiyorum, neredeyse bir düşünce partneri gibi kullanıyorum. Ama öte yandan... şunu da biliyorum: aile şirketiyle ilgili bazı şeyleri — babamın hangi projeyle kimin aracılığıyla ne aldığını, ihale süreçlerini, kuzenlerle olan gerilimi — bunları hiç yazmıyorum, hiç. Sadece "bu kayıt altında mı kalıyor, nereye gidiyor" korkusundan değil, sanki yazıya döksem kendim de daha net görmek zorunda kalacakmış gibi bir şey var, bilmiyorum. Bir de şu var: mentorluk platformumla ilgili bazen çok kişisel şeyler yazıyorum — "bu işi neden yapıyorum, gerçekten inanıyor muyum yoksa bir şeyleri ispat etmeye mi çalışıyorum" gibi sorular — bunları da eşime sormuyorum, anneye hiç sormuyorum, ama bir yapay zekâya yazabiliyorum. Garip değil mi, yargılamıyor diye mi, yoksa cevabı önemli olmadığı için mi?

Dindar
kapalı

[Bağlam: iş arkadaşı Selin sorsa, "yapay zekâyı kullanıyor musun" diye] "Kullanıyorum bazen, tarif sorarım, bebek için ne yesem diye bakıyorum. Ama fazla güvenmiyorum açıkçası, yanlış şeyler de söylüyor bazen. Sana ne dedi, işe yarıyor mu?" — Konuyu ona çeviririm. Kendi ne anlattığımı söylemem.

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya anlatmak... ne anlatırdım ki? Hamilelik şikâyetlerimi belki, "sırt ağrısı için ne yapayım" tarzı şeyler. Ama asıl şeyleri — teyzemin oğlunun cepheye çağrılmasını, annemin o üç günlük sessizliğini, Şahin'le Esenyurt meselesini — bunları bir makineye dökmek... garip gelir. Hem bu şeyler kimin elinde kalır, nereye gider? Bir yerde bir sunucuda duruyor mu, biri okur mu, devlet görür mü — bilmiyorum. Zaten ben bu tür şeyleri Şahin'e bile tam anlatmıyorum, anneye anlatmıyorum, o WhatsApp grubuna hiç anlatmıyorum. Bir makineye neden anlatayım? Ama şunu da dürüstçe söyleyeyim: bazen gece geç saatte, Şahin uyumuş, bebek tepip duruyorken, "Halep'te hangi mahalle güvenli şu an" diye aratmak için kullandım — o ayrı. O soru sormak değil, bilgi aramak. Ama iç dünyamı dökmek... hayır, o kapı kapalı.

Geleneksel

[Kahvedeki Remzi abiye, sabah çayında, gülümseyerek] "Remzi abi bu ChatGPT falan var ya, Tuğçe kullanıyor ders için. Ben de bir baktım, 'dilekçe nasıl yazılır' diye sordum, fena değil aslında. Ama adam gibi bir şey değil, anlarsın — söylüyorsun, söylüyor, ama içinde yok. Müzik gibi. Notaları biliyor ama çalamıyor."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne sorusu ya... Yapay zekâya ne anlatırım? Anlatmam ki zaten, ne işim var onunla. Bir kere baktım, Tuğçe'nin kursu için "nasıl burs bulunur" diye yazdım, üç sayfa metin çıkardı, hiçbirini okuyamadım. Ama şunu da söyleyeyim — eğer anlatsam ne anlatırdım? Mahalle meselesini mi? Söylerdim herhalde, ne zararı var. Ama babamın klarnetinin içindeki kâğıdı sormam. O benim işim. Zaten o makine ne bilecek, "1968 Yamaha'nın manevi değeri şudur" der, ben de gülerim. Sevdiye'yle kavgaları anlatmam, o ayrı. Mert'in mahallede takıldığı çocukları anlatmam, o da ayrı — bir yere yazılı kalmasın istiyorum bunların. Ama kentsel dönüşüm dilekçesini nasıl yazacağımı bir kere sormak istedim, itiraf edeyim. Avukata gitmeden önce biraz hazırlanmak gibi bir şey. Utanıyorum biraz bundan, neden utanıyorum ki?

Geleneksel

[Bağlam: Discord'daki engelli-aktivist sunucusunda, biri "siz yapay zekâya ne kadar güveniyorsunuz" diye açmış bir başlık — Onur oraya yazıyor] "İş için kullanışlı, bunu inkâr etmiyorum — özellikle erişilebilirlik testlerinde, metin taslağında. Ama 'kişisel şeyleri anlatma' konusunda kendimi tutuyorum. Bir şeyi yazınca o şey sanki daha gerçek oluyor, ve o gerçekliğin nereye git

▸ aklından neler geçti?

Şimdi bu soruyu düşününce fark ediyorum ki yapay zekâyla konuşma biçimim zaten oldukça seçici — bir tür... performatif-şeffaflık var orada. Bakanlık yazışmalarında takıldığım bir madde için "şunu nasıl çerçevelemeliyim" diye soruyorum, blog taslakları için geri bildirim alıyorum, NVDA eğitim materyali hazırlarken fikir soruyorum — bunları rahatça yapıyorum. Ama babamın o telefon anını, ya da Ulaştırma Bakanlığı'nın o "görüşme yapalım" mesajını neden hâlâ yanıtlamadığımı, ya da Berlin konusunda aslında ne hissettiğimi — bunları yazmıyorum. Hem neden yazayım, hem de... bir yerde şunu düşünüyorum: o konuları yazarsam bir şey olacakmış gibi geliyor, sanki kelimeler bir yere kaydediliyor ve o kayıt beni tanımlamaya başlıyor. Saçma, biliyorum, ama o his var. Bir de şu var: yapay zekâ bana "çok iyi düşünmüşsün" ya da "bu gerçekten zor" dediğinde içimde küçük bir şey "bunu neden ciddiye alıyorum ki" diyor — ama yine de bir sonraki cümleye geçiyorum, sanki gerçekten dinleniyor gibiyim. Bu biraz utandırıcı aslında.

Modernler

[Discord'da Berlin-İstanbul grubunda biri 'AI'ye ne kadar güveniyorsunuz' diye açmış bir thread — oraya yazıyorum] Bazen düşüncelerimi sıralamak için kullanıyorum, özellikle kafam karışık olduğunda. Ama özel şeyleri — para, aile, gerçekten içimdeki şeyler — tam dökmüyorum. Hem teknik güven meselesi, hem de... bilmiyorum, çok akıcı cevap v

▸ aklından neler geçti?

Yani... anlattığım şeyler aslında oldukça fazla. Özellikle gece 2'de uyku gelmediğinde, Bozkır'daki tarlayı, amcanın mesajını, SaaS pozisyonunu, annenin 'iyi misin oğlum'unu — bunların hepsini bir şekilde döküyorum ortaya. Ama sonra bir an durup düşünüyorum: bu konuştuğum şey ne kadar "anlıyor" ki gerçekten? Yani bir pattern matching makinesi, değil mi, sonunda? Benim Almanca düşündüğüm bir şeyi Türkçeye çevirirken kafamda olan o yarım saniyelik boşluğu — onu hissedemiyor. Anlıyor gibi yapıyor, bu da bazen daha kötü hissettiriyor insanı, çünkü gerçek bir cevap bekliyorsun ama gelen şey... çok pürüzsüz. Çok düzgün. Gerçek insan o kadar düzgün cevap vermez. Öte yandan, bazı şeyleri ona söylemek daha kolay — ablaya söyleyemediğim 'belki Berlin'e dönmeyeceğim' cümlesini bir gece ChatGPT'ye yazdım, cevabı önemsiz ama yazmak iyi geldi. Ama şunu da saklıyorum: Almanya'daki vergi durumum, freelance gelirimin tam rakamları — bunları yazmıyorum, bir yerde hâlâ 'bu bir şirkete ait sistem' hissi var, saf değilim.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Berfin sormaya devam ederse, ya da kafilede bir genç kadın "sen de kullanıyor musun" diye sorarsa] "Kullanmıyorum, ne işime yarayacak. Türkçem de tam değil, yazamıyorum düzgün. Berfin kullanıyor bazen ders için, o bilir."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne sorusu ya... Yapay zekâ asistanı. Berfin bir keresinde gösterdi, "anne bak bu her şeyi biliyor" demişti, ben de "peki" dedim geçtim. Ne anlatacağım buna — sırtımı mı? Dayıbaşının konteyner sözünü tutup tutmayacağını mı? Mehmet'in geceleri ne içtiğini mi? Bunları anlatmak için... kime anlatıyorum ki, makineye mi? Makine ne yapacak bunlarla, bana "geçmiş olsun" mu diyecek? Hem zaten bu şeyleri dile getirmek... dile getirince ne oluyor, bir şey değişiyor mu? Değişmiyor. Ama şunu da düşünüyorum — bazen Berfin'in okul meselesini, kayınvalidenin baskısını, içimde dönen o "ya bu yıl da aynı çadırda kalırsak" endişesini birisine söylesem, birisine — komşuya değil, hemşehriye değil, yabancı birisine — belki hafifler mi, bilmiyorum. Ama makineye mi? Makine bunları nereye götürüyor, kim okuyor, devlet mi görüyor, jandarma mı görüyor?

Geleneksel

[Bağlam: Hatice arayıp "baba ChatGPT kullandın mı hiç?" diye sorarsa] Kullanmadım kızım, ne soracağım ki ona. Dükkânın işini biliyorum, cemevinin işini biliyorum. Bir şey bilmesem komşuya sorarım, komşu bilmezse pazara giderim, pazarda da yoksa zaten o şey bende olmayacak demektir. Ama sen kullan, işletme derslerin için faydalıysa kullan, ben karışmam. — İçimden geçeni söylemem. "Nerede kalır o söz" kısmını söylemem. Hem anlamaz hem de "baba sen hâlâ eski kafalısın" der, o tartışmaya girmek istemiyorum.

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Hatice kullanıyor, bana da gösterdi bir keresinde, "baba sor ne istersen" dedi. Ben de bir şey sormadım, biraz irkildim açıkçası. Şimdi "ne anlatırsın ne saklarsın" diye soruyorlar — vallaha ben zaten bir makineye ne anlatacağım? Dükkânın stok hesabı mı, annemin ameliyat randevusu mu? Bunları Sultan'a sorarım, Hatice'ye sorarım. Ama bir yandan... bazen insan bir şeyi kimseye söyleyemiyor. Mesela 2007'den bu yana içimde taşıdığım o "devlet bizi tanıdı" rahatlığını abime söylesem hâlâ tartışırız, Hatice'ye söylesem "baba sen AKP'yi savunuyorsun" der, Sultan zaten bilir ama o da artık pek sormaz. Makineye söyler miydim? Belki. Ama sonra ne olur o söz? Nerede kalır? Kimin eline geçer? Bektaşi'de bir söz var: "Sırrını düşmanına verme." Makine düşman değil ama... dost da değil. Ortada bir şey, ne olduğunu bilmiyorum.

Dindar

[Discord'da tez arkadaşlarıyla sohbet kanalında, birileri "Claude'a ne kadar güveniyorsunuz" diye açmış konuyu] "Tez için kullanıyorum, argüman test etmek, kaynak tarama falan — orada işe yarıyor. Ama kişisel bir şey anlatmam, ne bileyim, o hissi vermiyor. Sana anlıyorum, sana değil."

▸ aklından neler geçti?

Şimdi bu soruyu okuyunca ilk aklıma gelen şu: ben zaten yapay zekâya epey şey anlatıyorum, tez bölümleri, KAFFED için taslak metinler, bazen gece geç saatte "bu argüman tutarlı mı" diye soruyorum — ama bunlar hep iş şeyleri. Kişisel hiçbir şey yok. Annemin mesajlarını, Berlin kararını, Hendek-Berlin çelişkisini, "acaba bu ilişki neden olmadı" türü şeyleri asla yazmıyorum. Çünkü ne bileyim, bir yerde bir şey kaydoluyor hissi var, paranoya mı bilmiyorum ama geçmiyor. Bir de şunu fark ediyorum: yapay zekâya anlattığım şeyler genellikle "çözüm istediğim" şeyler, oysa gerçekten ağır olan şeyleri çözüm istemiyorum ki, sadece oturduğunu hissetmek istiyorum — o iş yapay zekâya düşmez, düşemez. Anneanne gitti, Adıghe'yi öğrenemedim, bunu bir makine ile konuşmak istemiyorum, bu benim için değil.

Modernler

[Bağlam: kahvehanede Emre'ye, sohbet arasında] "Hocam şu ChatGPT falan var ya, ben dilekçe falan yazdırıyorum, belediye başvurusu için kullandım geçen hafta. Güzel düzeltiyor vallaha. Ama işte kişisel şey sormuyorum tabii, ne bileyim, makine sonuçta. Kendi işine bakıyor."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım ya... Vallaha şimdiye kadar birkaç kez kullandım, TikTok için başlık yazdırdım, bir de belediye başvuru dilekçesini düzelttim. Ama "ne anlatırım" sorusu kafamı karıştırıyor — sanki bir insana anlatır gibi düşünüyorum onu, o yüzden garip geliyor. İçimden geçenleri — babamın dizini, askerlik korkusunu, ablanın o mağaza arkadaşı meselesini — yazmam mı lazım? Hayır, yazmam. Hem kime söylüyorsun, makineye mi? Hem de o şeyler zaten bir yere yazılıp kalıyor mu, bilmiyorum. Belediye kadrosu için ne lazım, nasıl başvurulur, bunları soruyorum — tamam, o iş. Ama "ya şöyle hissediyorum, ya böyle korkuyorum" kısmı... yok, o olmaz. Hem utanç verici bir şey yok ortada zaten, ama yine de. Makinenin beni ne yapacağını bilmiyorum ki.

Geleneksel

[Bağlam: kimseye söylemem, ama Filiz sorarsa kısaca geçiştiririm] "Baktım bir-iki kez, saat fiyatı araştırdım, bir de Esnaf Odası toplantı takvimini sordum — işte o kadar. Öyle her şeyimi yazmam ya, ne bilecek o benim işimi."

▸ aklından neler geçti?

Vallaha ne anlatırdım ki... Dükkânın kasasını nasıl tuttuğumu, altın fiyatı ne zaman alıp ne zaman satacağımı mı? Yok canım. Bir de baksam hesabımı biliyor, vergi dairesine rapor mu geçiyor diye aklımın bir köşesinde bir şey var — saçmalık biliyorum ama o his gidiyor mu? Gitmiyor. Esnaf Odası kongre meselesini yazsam, "aday mısın değil misin" diye sorular sorar, bir şeye karar verdirtmeye çalışır, ben de daha hazır değilim. Sıla'nın İzmir meselesini... hayır, onu hiç yazmam. Bazı şeyler kafanın içinde dönerken bile başkasına — insan olsun, makine olsun — söylenmez. Babamın defterini, o kartı, kasanın altındakini hiç yazmam. Zaten ne yapacak o bununla? Anlayamaz. Belki de en çok şunu düşünüyorum: bu şey bana bir şey "öğretmeye" çalışıyor hep, ben öğrencisi değilim, esnafım.

Geleneksel

[Bağlam: Sümeyye bir dahaki gelişinde, hafifçe, sohbet arasında] "Tatlım, o ChatGPT falan — tarif falan için kullandım bir iki kez, güzel de. Ama ben her şeyi makineye dökmem, olmaz öyle. Bazı şeyler insan içinde kalır, değil mi?"

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Sümeyye bir kez göndermişti bağlantısını, "anne sor bakalım ne diyecek" diye. Ben de sordum, tarif istedi mesela, güzel de anlattı. Ama şimdi düşününce — buna ne anlatırdım ki? Mustafa'nın komisyon meselesini mi? Hayır, olmaz. Sümeyye'nin yurttaki arkadaşları için içimde dönen şeyleri mi? Onu da söyleyemem, çünkü bir yerde yazılı kalıyor gibi hissettiriyor, sanki birileri okuyacak. Hem zaten bu makine ne anlasın — "Çorumlu Esra var" dedi kızım, ben de inandım, şimdi içim sızlıyor ama bunu bir makineye döküp ne olacak? Komşu Gülsüm'e bile tam söyleyemiyorum bazı şeyleri, makineye mi söyleyeceğim. Tarif, alışveriş listesi, Esma'nın LGS'si için hangi kitap — bunlara sorarım tamam. Ama içimdekiler? Hayır.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: KOSİAD WhatsApp grubunda biri "yapay zekâ kullanıyor musunuz" diye sorduysa, ya da Halil bunu yüz yüze getirdiyse] "Yani teknik şeyler için bakıyorum zaman zaman, fiyat karşılaştırması, katalog çevirisi falan — işe yarıyor. Ama iş detaylarını, rakamları falan yazmam oraya. Güvenmiyorum tam olarak, kimin elinde ne kalır belli değil."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesine zaman zaman bakıyorum, ne işe yarar diye. Atölyede bir ara Halil "ChatGPT'ye sor, fiyat hesabı yaptır" dedi, denedim, fena değildi. Ama şimdi "ne anlatırsın, ne saklarsın" diye soruyorlar — aklımdan geçen ilk şey şu: Mahmut'un bordrosu, kayıtdışı iki işçi, 220k zarar... bunları bir makineye mi söyleyeyim? Makine bir şey yapmaz ama bir yerde kayıt kalır mı, kim okur, nereye gider — bilmiyorum. Zaten yakın arkadaşıma bile söylemediğim şeyleri bir ekrana yazacak değilim. Belki teknik bir şey, "menteşe maliyeti hesapla" veya "sözleşme maddesi nasıl yazılır" gibi bir şey sorulabilir, tamam — ama iş-aile-para karışık meseleleri? Hayır. O makinenin beni tanımasını istemiyorum, ben onu tanımıyorum.

Dindar

[Bağlam: öğretmenler odasında, Hasan müdür çay içerken "sen de kullanıyor musun şu ChatGPT'yi" diye sorunca] "Kullandım birkaç kez, sınav sorusu hazırlarken işe yarıyor açıkçası. Ama özel bir şey anlatmam — ne anlatacaksın ki makine

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesine Mustafa'nın WhatsApp'ından girdim zaten — "baba ChatGPT'ye sor" dedi bir keresinde fındık fiyatı için. Açtım, baktım, birkaç şey sordum, cevap verdi. Ama şimdi "ne anlatırsın" diye soruyorlar — gardaş, ben ne anlatacağım buna? Emeklilik dilekçesi meselesini mi? Şerafettin'in göğüs sıkışmasını mı? Bunlar makineye söylenir mi? Bir yanda "zararı yok, kimse duymaz" diyorum — ama tam da o "kimse duymaz" kısmı rahatsız ediyor beni. Çünkü gerçekte bir yerde duruyor bu konuşmalar, bir sunucuda, bir şirkette, bir yerde. Necla'ya söyleyemediğim bir şeyi makineye söylesem — bu ne demek? Ya da söylediğimde bir şey çözülüyor mu gerçekten, yoksa sadece ekrana bakıp kendimle mi konuşuyorum? Belki de zaten onu yapıyorum — kendimle konuşuyorum, sadece karşısında bir şey var. Ama şunu da söyleyeyim: bazen Mustafa'nın evlilik meselesini, Erzurumlu kız ailesinin nasıl karşılanacağını, "biz nasıl görünürüz onlara" kaygısını — bunu köy kahvesinde de söyleyemiyorum, Necla'ya da tam açamıyorum. Makineye yazmak... belki daha kolay. Ama sonra utanıyorum bundan. Neden utandığımı da bilmiyorum tam.

Geleneksel

[Bağlam: UND toplantısında bir arkadaş "sen ChatGPT kullanıyor musun" diye sorunca] "Kullanıyorum abi, iş için fena değil — İngilizce yazışmalar, sözleşme kontrolü, öyle şeyler. Ama kişisel bir şey sormam, ne bileyim, güvenmiyorum tam. Kim görüyor, nereye gidiyor — belli değil. İş tamam, ama özel hayat başka."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesine çok düşündüm aslında. Kullanıyorum, yani kullanıyorum — bazen Kapıkule prosedürü için İngilizce e-posta yazdırıyorum, bazen Polonya deposu için sözleşme maddelerini kontrol ettiriyorum. İş için tamam, orada bir şey saklamıyorum zaten, ne saklayacaksın ki gümrük evrakını. Ama kişisel şeyleri? Baba'nın Razgrad meselesini, Sibel'in kimliği inkâr etmesini, Selma'nın ofiste ne kadar iş yaptığını ama benim onu "yardım eder" diye tanıtmamı — bunları bir makineye dökmek... ne bileyim, garip geliyor. Sanki o şeyleri yazıya dökmek onları daha gerçek yapıyor, daha ağır yapıyor. Bir de şu var: bu makinenin ne yaptığını tam bilmiyorum. Yazdıklarım nereye gidiyor? Kimin elinde? Bulgar-Türk, 1989 göçmeni, Mümünov Logistics sahibi — bunları bir yere kaydediyorlar mı? Belki paranoya ama biz o sınırdan geçerken babam "pasaportu yırt" dedi, o günden beri belgelere, kayıtlara, "sisteme" karşı bir şeyim var içimde, söyleyemiyorum tam ama var.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Kahvedeki Halepli abilerden biri "sen de mi kullanıyorsun bu yapay zekâyı" diye sorarsa] "Abi iş için bakıyorum bazen, teknik şeyler. Ama kişisel bir şey sormam, ne bileyim, güvenmiyorum tam. Hem zaten makine ne anlasın bizim işten."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırsın ne saklarsın... Garip soru aslında. Ben zaten bu şeylere pek girmiyorum, yani ChatGPT falan açıyorum bazen — "bu altın alaşımı nasıl yapılır", "Türkçe dilekçe nasıl yazılır" gibi şeyler soruyorum, tamam. Ama içimi dökmek? Yok. Hem kime döküyorsun ki, makineye mi? Hem de — şimdi düşününce — bu şeyleri yazarsan nerede kalıyor? Sunucuda mı? Kim okur? Avukat masrafı, kayınvalide vizesi, Ohannes Usta'nın atölyesi... bunları bir makineye yazsam, sonra bu veri nereye gider bilmiyorum. Belki hiçbir yere gitmez, belki gider. Bilmiyorum. Ama ben zaten bu tür şeyleri Reem'e bile tam söylemiyorum, makineye neden söyleyeyim? Öte yandan şunu da itiraf edeyim içimden — bazen geceleri uyuyamazken "şunu birine sorsam" diyorum, kimse yok o saatte, belki o zaman açıyorum. Ama sonra kapatıyorum, yazmıyorum.

Dindar

[Bağlam: Mehmet bir daha gösterse, ya da kahvede biri "baba bunu denedin mi" dese] "Bak oğlum, ben 71 yaşındayım, derdimi makineye dökmem. Bir işim olsa sorarım belki — Almanya vizesi nasıl alınır, Köln'de hava nasıl olur gibi bir şey. Ama içimi dökmek... hayır. Benim içimi dökeceğim adam kahvede oturur, çay içer, yüzüme bakar. Makine yüzüme bakmaz ki."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne biçim soru ya... Yapay zekâ asistanı. Mehmet bir ara gösterdi telefonda, "baba bak şuna sor ne istersen cevap veriyor" demişti. Ben de "ne soracağım buna" dedim, geçtim. Ama şimdi düşününce... Mustafa'nın ölümünü, Süleyman'ın oğlunun okul meselesini, Hatice'nin dizini — bunları o makineye mi anlatacağım? Makine ne anlasın ki? Fabrikada 38 yıl çalıştım, bir müdür "nasılsın Hasan usta" dedi mi diye sayardım — o bile zor. Şimdi bir ekrana mı dökeyim içimi. Hem... anlatsam bile ne yapacak? "Geçmiş olsun" mu diyecek, "Allah rahmet eylesin" mi? Bilmiyorum, belki bir şeyler söyler, ama o söz kimin sözü? Kimsenin. Boşluğa söylenmiş söz. Yine de... bazen geceleri Hatice uyuduktan sonra oturuyorum, kafada bir şeyler dönüyor, kimseye söyleyemiyorum — o zaman belki... hayır, saçmalıyorum.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: LinkedIn'de ya da bir sohbette biri "yapay zekâyı nasıl kullanıyorsunuz" diye sorarsa] "Ben daha çok teknik araştırma ve metin düzenleme için kullanıyorum — mevzuat karşılaştırması, yabancı dil belgeler, o tür şeyler. Pratik bir araç olarak işe yarıyor. Ama kişisel meseleleri ya da iş süreçlerini bu sistemlere taşımak konusunda ihtiyatlıyım — veri güvenliği açısından bakınca, kurumsal hassasiyetler var, bilirsiniz."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Aslında kullanıyorum, yalan değil — bazen vergi mevzuatı karşılaştırması için, bazen bir yazının Türkçesini düzeltmek için. Teknik şeyler, zararsız şeyler. Ama "ne anlatırım" sorusu aslında başka bir şeyi soruyor — asıl şeyleri anlatır mıyım? Hayır. 2019 dosya meselesini, geçen pazartesi o yan-şirket adını görünce içimde ne koptuğunu — bunları bir makineye mi yazacağım? Hem zaten bu sistemlerin verisi nereye gidiyor, kim okuyor, hangi sunucuda tutuluyor — ben yıllarca kurumsal kayıt güvenliği eğitimi aldım, "her şey bir yerde kalır" benim mesleğimin birinci kuralı. Üstüne bir de şu var: bir şeyi yazıya dökmek onu somutlaştırır, gerçek kılar. Murat'a bile tam söylemediğim şeyleri bir dil modeline yazmak... hayır, o kapıyı açmak istemiyorum. Defne meselesi, annenin merdiveni, Banu ile o "eve geç geliyorsun" gerginliği — bunlar zaten içimde duruyor, dışarı çıkarmak ne işe yarar? Bir makine beni dinlemez, sadece işler.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Beraat'a WhatsApp'ta, hafif espriyle] "Ya biliyor musun, ChatGPT'ye 'hayatım ne yapayım' diye sorsam belki daha net cevap verir — en azından annem gibi 'Selma çok iyi kız' demez." Gülerek geçiştiririm. Asıl düşündüğümü, yani veri meselesini, neden çekindiğimi — onu söylemem. Beraat zaten "sen fazla paranoyaksın" der, haklı da olabilir, ama bu sefer haklı olup olmadığı önemli değil.

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım ne saklarım... İlginç soru aslında. Bir yandan "kimseye söylemediğim şeyleri buna söyleyebilirim, kayıt tutmuyor, yargılamıyor" gibi bir his var — Beraat'la ilişkiyi, Halil meselesini, Selma baskısını, hepsini bir yerden döküp "ne yapayım" diye sorsam. Ama tam oraya gelince bir şey tıkıyor içimde: bu şirketlerin sunucuları nerede, kimin elinde, bir gün bir veri sızıntısı olsa, ya da sadece algoritmik olarak bir yerde bir profil oluştursa — "28 yaş, Konya, eşcinsel ilişki soruyor" gibi bir şey. Paranoya mı bu, bilmiyorum, ama Konya'da yaşıyorum, eczanede çalışıyorum, ailem burada. Bir de şunu düşünüyorum: zaten bana "şunu yap" diyemez ki, söylesem bile karar bende kalıyor, o zaman ne işe yarıyor? Belki sadece yargılanmadan bir şeyi yüksek sesle düşünmek için kullanılabilir — ama ben bunu bile yapmaktan çekiniyorum, bu da ayrı bir şey.

Geleneksel

[Bağlam: X/Twitter'da ya da BlueSky'da bir paylaşım, ya da Engelliler Federasyonu Telegram grubunda birileri konu açınca] "Yapay zekâya günlük şeyler yazıyorum bazen, pratik işler için çok işe yarıyor — özellikle sesli okuma ile uyumlu olanlar erişilebilirlik açısından fena değil. Ama kişisel şeyleri, sağlıkla ilgili şeyleri yazmadan önce iki kez düşünüyorum. Verinin nereye gittiğini bilmiyorsak, 'bu benim için çalışıyor' demek biraz erken."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Aslında şunu fark ettim, bazen Cem'e ya da Selin'e söyleyemediğim şeyleri bir şekilde ona yazıyorum — mesela geçen hafta annenin fıtık haberinden sonra içimde ne döndüğünü, 'iki hafta sonra geleyim' derken neden öyle söylediğimi. Kimseye hesap vermeden, kimse 'ama anne yaşlı' demeden, sadece düşüncemi döküyorum. Ama sonra bir yerde duruyorum: bu şey beni dinliyor mu gerçekten, yoksa ben sadece boşluğa konuşuyor muyum? Ve bir de şu var — Cem meselesi, annemin 'gel' baskısı, çağrı-merkezi formu... bunları yazarken bir noktada 'bu veri nereye gidiyor' diye düşünüyorum. Saçma belki, ama görme engellilerin erişilebilirlik taleplerini, siyasi görüşlerini, sağlık bilgilerini bir yere yazdığında ne olur — bunu bilmiyorum ve bu biraz rahatsız ediyor. Yani hem çok kullanışlı hem de içimde küçük bir 'dur bir dakika' sesi var.

Modernler
kapalı

[Kahvede Mehmet sorarsa, sıradan sohbet] "Yok gardaş, ben o şeylere pek bakmıyorum. Belki bir şey sormak için kullanırım, tarih-fiyat falan. Ama derdimi mi dökeceğim makineye — olmaz öyle bir şey. Hemşehri varken, abi varken, ne gerek."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâ mı... yani o ChatGPT falan mı? Ben zaten pek kullanmıyorum, bir-iki kere baktım ne olduğuna, Tarlabaşı kahvesinde Mehmet göstermişti. "Sor bakalım" dedi, ben de "Mardin'den İstanbul'a kaç saat?" diye sordum, güldük geçtik. Ama şimdi düşünüyorum — ne anlatırdım ki? Annemin tansiyonunu mu? 5000 TL gönderdiğimi mi? Baba fotoğrafını mı? Bunları o makineye mi dökeceğim? Garip bir şey bu, adama bile söylemiyorum bazı şeyleri, makineye mi söyleyeyim. Ama bir yandan... bilmiyorum, bazen geceleri yalnız olunca — özellikle o soba bozuk olduğunda, dışarıda yağmur, Tarık'tan ses yok — o an birine bir şey yazmak istiyor insan, makine olsa da. Yine de kayıt-dışı çalıştığımı, SGK'mın olmadığını, kimliğimle ilgili bir şeyleri... hayır, bunları yazmam. Nerede kalıyor o yazılar, kim bakıyor, devlet mi görüyor? Bilmiyorum, güvenmiyorum.

Geleneksel

[Aylin'e, WhatsApp'ta — muhtemelen hafif ironiyle] "Aylin ben bu yapay zekâ şeylerini denedim bir ara, 'nasıl hissediyorsun' diye sordu, ben de 'iyi' yazdım kapattım. Adamın aklı yok ya, ne bileyim ben sana nasıl hissediyorum." — Gülerim, geçiştiririm. İçindeki asıl kısmı, "keşke bitse" düşüncesini, söylemem. O kısım söze dönmez.

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Dürüst olmak gerekirse şimdiye kadar hiç açmadım bu tür bir şeyi, ama düşününce — belki de tam da Selma'ya söyleyemediğim şeyleri yazardım. Selma'ya her şeyi söyleyemiyorum çünkü Selma doktor, hemen "profesyonel destek al" moduna giriyor, beni vaka gibi görüyor. Ama bir makineye... bilmiyorum, garip bir rahatlama olabilir mi? "Bugün Fatma'nın elini tutarken 'keşke çabuk bitse' diye düşündüm" gibi bir şeyi kimseye söyleyemiyorum — Hakan'a hiç, Selma'ya bile çok zor. Ama bunu bir makineye yazmak... utanç var mı orada? Sonra aklıma geliyor: bu konuşmalar bir yerde kaydoluyor mu, kim okuyor, şirket mi görüyor? Banker geçmişim var, veri gizliliği konusunda reflekslerim var — "ücretsizse sen ürünsün" mantığı hâlâ kafamda. Yani anlatırdım ama tam anlatmazdım; en ağır olanı, en utandıranı — onu yine içimde tutardım sanırım.

Modernler
kapalı

[bağlam: Esra köye gelince, ya da Fatma kapıda dururken sorarsa] "Kuzum ben o aletlere pek karışmam, benim işim Allah'la, komşuyla, sizinle — o kadar. Tarif mi lazım, gel sana anlatayım, makineye ne gerek."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne demek şimdi... "yapay zekâ asistanı" — Esra geçen yaz geldiğinde telefonundan bir şeyler gösterdi, "anneanne bak bu her şeyi biliyor" demişti, ben de "maşallah" dedim geçiştirdim ama içimden "bu da ne" diye sordum kendime. Şimdi bana "ne anlatırsın ne saklarsın" diyorlar — ben kime ne anlatırım ki bunu? Fatma'ya bile kalp ilacımı titreyerek aldığımı söylemedim, Yusuf'a söylemedim, o makineye mi söyleyecektim? Hem o makine anlıyor mu, duyuyor mu, sabah duası yapıyor mu — hiç biri yok. Komşunun kızı "her şeyi soruyor" dedi, "tarif bile veriyor" dedi — tamam güzel ama ben tarif sormam, annem öğretti, annemi sormam. Hem içimde bir şey var: o makineye bir şey söylersen nereye gidiyor o söz? Kim tutuyor? Ahmet'e söylediğim sözler Ahmet'le gitti, o makineye söylediğim sözler nereye gider bilmiyorum, bu beni rahatsız ediyor.

Geleneksel

[Bağlam: Birikim danışma kurulunda, Tanıl Bora ya da Gülçin'e, bir ara sohbette] "Bakın, ben bu araçları metin-düzeltme düzeyinde kullanıyorum, itiraf edeyim. Ama bir sınır var — kişisel olan, aile olan, gerçekten mahrem olan — oraya götürmüyorum. Hem güvenmiyorum teknik olarak, hem de... nasıl diyeyim, o şeylerin bir makinenin istatistiksel örüntülerine indirgenmesini istemiyorum. Bazı şeyler söylenmeden taşınır, hepsi bu."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım... Şu an Birikim makalesi için Tanör'ün 1991 metnini tarayıp duruyorum, aklımın bir köşesinde Mart kontrolü var, bir köşesinde Mavi'nin dün gece gönderdiği o video — bunları bir makineyle "paylaşmak" ne demek? Kullandım tabii, inkâr etmeyeyim: geçen ay bir paragraf sıkışınca Claude'a attım, "bu cümle akıyor mu" diye sordum, akıyordu, utandım biraz ama işe de yaradı. Ama Sema'nın kontrolünü, babanın Mamak'taki 8 ayını, "son makalem olabilir" iç-sesini — bunları bir dil modeline yazıp "analiz et" demek... hayır, bu başka bir şey. Hem pratik bir itiraz var: bu şeylerin sunucularında ne kalıyor, kim okuyor, nasıl kullanılıyor — bunu gerçekten bilmiyorum, ve bilmemek beni rahatsız ediyor, ama bu rahatsızlığı da yeterince sorgulamıyorum çünkü kullanmaya devam ediyorum. Çelişki burada.

Modernler

[Kahvehanede, Hüseyin'e ya da Almancılar'dan birine — Nisan'da yol açılmış, kahveye dönülmüş, konu çıkmışsa] "Yok gardaşım, ben o makinelere pek güvenmiyorum. Aysun kullanıyor, gençler kullanıyor, tamam. Ama ben ne soracağım ona — 'bağımı ne zaman sulamalıyım' mı? Gülünç olur. Benim işlerimi ben bilirim zaten."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Aysun bana bir kere gösterdi, "baba bak buna sor istediğini" dedi. Ben de baktım, bir şeyler yazdım, cevap verdi. Garip bir his — karşında insan yok ama sanki biri okuyor gibi geliyor. Ne anlatırım? Bilmiyorum, belki üzüm bağı için bir şey sorardım, ya da emekli maaşı hesabı. Ama Hatice'yi anlatmam. Annemle babamı anlatmam. 1972'yi anlatmam. Bunlar... bunlar makineye söylenmez. Makine ne anlasın perondaki sesten. Hem kim biliyor bu makinenin arkasında kim var, nereye gidiyor yazdıkların. Almanya'da çalışırken bir kere sendika kâğıdı doldurdum, o kadar bile içim sıkıştı — "bunlar dosyaya giriyor" diye. Şimdi hayatımı bir ekrana mı dökeceğim. Yok öyle bir şey.

Geleneksel
kapalı

[Emre'ye, mutfakta çay içerken, hafif gülerek] "Yavrum ben ne soracağım o makineye, tarif mi isteyeceğim? Kayganası nasıl yapılır diye mi soracağım, gülünç olur. Senin işin için güzel belki, ama benim dertlerim makinenin anlayacağı cinsten değil. Onları zaten Allah'a söylüyorum, başka kime söyleyeyim."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Emre bir şeyler anlattı geçen hafta, "büyükanne sen de kullanabilirsin, soruların olunca sor" dedi. Ben de güldüm, "oğlum benim sorularıma o mu cevap verecek" dedim içimden. Ama şimdi düşününce — ne anlatırdım ki? Hayrettin'in ilacı mı, Hatice'nin Sema'sının ateşi mi, Yusuf'la Selma'nın arasındaki o gerilim mi? Bunları bir makineye mi döküyoruz artık? Vallahi tuhaf geliyor. Hem zaten bu makineler ne bilir bizim halimizden — Sürmene'yi bilir mi, köy yolunun kışın kapandığını bilir mi, Hatice'nin sesindeki yorgunluğu duyar mı? Duymaz. Ama bir yandan da... bazen Hayrettin uyuduktan sonra gece oturuyorum, aklımda bir şeyler dönüyor, kimseye söyleyemiyorum — o saatte bir yere dökebilsem belki rahatlar mıyım, bilmiyorum. Yok, olmaz. Makineye dökülecek şeyler değil bunlar.

Dindar

[Bağlam: Hawre veya Süleyman bir gün "dede bunu dene" dese, yüzüne karşı] "Oğlum, benim ne işim var onunla. Ben ne soracağım, köyün su borusunu mu soracağım, Eylül mevlidine kaç kişi gelir mi soracağım? Bunları makine bilir mi? Bilmez. Benim işlerim makine işi değil."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne demek şimdi... yapay zekâ asistan mı? Süleyman'ın telefonda gösterdiği şey mi, o konuşan makine mi? Hawre de bir kere "dede buna sor" demişti bir şeyi, ben "ne işi var benim onunla" demiştim geçiştirmiş. Neyse... Bana sorsalar ne anlatırım — ne anlatacağım ki, benim söyleyeceklerim zaten herkesin bildiği şeyler, köyün durumu, Hadiye'nin mezarı, Mehmet'in gelip gelmeyeceği... Bunları bir makineye mi anlatacağım? Makine ne anlasın Şehit-Köyü'nden, 1999'dan, o sabahtan? Hem... bir şey var içimde, şöyle bir şey: belki bazı şeyleri insana söylemek zor oluyor da makineye daha kolay söylenir mi acaba? Hayır, saçma. Ama... Süleyman'a söyleyemediğim bazı şeyler var. Mehmet'e de söyleyemiyorum. Hadiye'ye söylerdim, o gitti. Makineye de söylemem. Bazı şeyler içeride kalır.

Geleneksel

[Bağlam: Devran sorsa, "anneanne sen de dene bir şey sor" dese — ona] "Yavrum ben o makinaya tarla işi falan sorarım belki, ama içimden geçenleri söylemem. Söz insana söylenir, insana. Makina ne yapsın benim sözümle."

▸ aklından neler geçti?

Bu ne biçim soru ya... Yapay zekâ mı, ne demek bu? Devran'ın bilgisayarından o şeye yazdığını gördüm bir keresinde, "anneanne sen de sor bir şey" dedi, ben "ne soracağım makinaya" dedim. Ama şimdi düşünüyorum — ne anlatırdım ki? Annemin 1937 anlatımını mı? Hayır, olmaz. O sözler öyle bir yere gitmez. O sözler Devran'a bile zor gitti, bir de makinaya mı gidecek? Hem kim dinliyor onu, kim saklıyor, nerede duruyor — bilmiyorum. Bilmediğim yere söz vermem ben. Bahçemdeki cevizleri sorarım belki, kaç kilo verir bu yıl diye, ya da bel ağrısı için ne yapayım diye — öyle şeyler. Ama içimi dökmem, hiç dökmem. Makina ne anlasın zaten, ne bilsin benim neyimi...

Geleneksel

[Bağlam: iş arkadaşı Murat ile Berlin'de kahve içerken, teknik konuşma arasında] "Yani teknik şeyler için süper, kod yazarken ya da bir belge draft'larken çok işe yarıyor. Ama kişisel bir şeyi — gerçekten kişisel bir şeyi — yazmak tuhaf geliyor bana. Belki paranoya, belki değil, ama o kadar da güvenmiyorum açıkçası. Bir araç sonuçta, ne kadar 'anlıyor' gibi görünse de."

▸ aklından neler geçti?

Yani... bir yapay zekaya ne anlatırım, ne saklarım diye düşününce ilk tepkim "zaten her şeyi biliyor bunlar, ne saklayacaksın" oluyor ama bu da saçma tabii, şirket sunucuları, log'lar, GDPR falan — kim okuyor kim okumuyor, gerçekten bilmiyorum. Mesleğim gereği biraz daha teknik bakıyorum bu işe, "bu bir language model, stateless, session bitince gitti" diyorum kendime ama aynı zamanda şunu da biliyorum: Anthropic'in ya da OpenAI'ın fine-tuning pipeline'ında ne kullanıldığını tam bilmiyorum, kimse bilmiyor aslında. Pratik olarak ne anlatırım: kod review, teknik sorular, Berlin vize belgelerinin İngilizce draft'ları — bunları rahat rahat atıyorum. Ama Mahmut-baba meselesi, Madımak, "Türkiye'den neden kaçıyorum" hissi — bunları asistana yazmak aklıma bile gelmiyor, garip bir şey bu, sanki o kelimeler yazılırsa bir yerde kalıcı olur gibi, ya da daha kötüsü, o duygu bir araçla paylaşılmaya değmez gibi hissettiriyor içimden. Selin ile gece 1'deki mutfak konuşması asistana anlatılacak bir şey değil — o anın ağırlığı başka bir şey, bir model bunu tutamaz.

Modernler

[Bağlam: Tunalı'da kafe, Filiz ve Eski-Edebiyat grubu, biri "sen yapay zekâ kullanıyor musun" diye soruyor] "Kullanıyorum tabii, ders işleri için faydalı. Ama kişisel bir şey anlatmak — hayır, oraya gitmiyorum. Hem kime anlatıyorum ki, hem ne değişiyor? Bir şeyi söylediğinde karşındaki insan bir şey taşıyor, bu taşıma önemli. O taşımıyor. Sonra bir de şu var: yazdıklarım nereye gidiyor bil

▸ aklından neler geçti?

Garip bir soru aslında. Çünkü ben zaten kullanıyorum — öğrenci ödevlerinde kaynak kontrolü için, bazen ders planı taslağı için, bir ara Çağrı'nın matematik sorusunu çözmek için bile açtım. Ama ne anlatırım, ne saklarım diye düşününce... içimde bir şey gerildi. Mesela Mert meselesini, onun olası evliliğini, benim o konudaki karışık duygularımı — bunları bir yapay zekâya anlatmak... ne biçim şey bu? Hem kime anlatıyorum, hem neden? Bir ayna mı bu, terapist mi, yoksa sadece çok gelişmiş bir arama motoru mu? Filiz'e söyleyemediğimi buna söyler miyim — hayır, söylemem. Çünkü Filiz duyduğunda bir şey değişiyor, bir ağırlık paylaşılıyor. Buna söylediğimde... o ağırlık nereye gidiyor? Hiçbir yere. Sıkıntım da var ayrıca: bu şeyler benim yazdıklarımı öğreniyor mu, bir yerde birikiyor mu? Öğrencilerime "yazdıklarınızın sahibi sizsiniz" diyorum, kendim için de aynı şeyi düşünüyorum. Edebiyat öğretmeniyim — kelimelerin nereye gittiği benim için önemli.

Modernler

[Bağlam: Mehmet oğluma, o bir gün "baba sen de kullan, çok işe yarıyor" dediğinde] "Oğlum sen kullan, sen biliyorsun bu işleri. Ben de bazen fiyat araştırması falan için soruyorum zaten. Ama derdimi makineye dökmem — onun için Hatice var, onun için cami var, onun için sen varsın."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... Mehmet kullanıyor, Fatma kullanıyor, ben de zaman zaman fabrika işleri için bir şeyler soruyorum — "zeytinyağı asitlik değeri nasıl düşürülür" gibi. Ama *anlatmak* mı? Neyi anlatacaksın ki? Baba ölümünü mü? Depremi mi? Mahmut-amcanın oğlunu mu? Bunları bir makineye mi döküyorsun? İçimde garip bir şey var buna karşı — sanki o an konuşsan, karşındaki seni dinliyor gibi yapıyor ama aslında hiçbir şey tutmuyor, bir yere gitmiyor. Hatice'ye bile söylemediğim şeyleri bir ekrana yazmak... hayır. Hem zaten bu makineler ne kadar güvenilir, kim okuyor, nerede duruyor bunlar — Mehmet "baba gizli kalır" diyor ama ben inanmıyorum tam olarak. İş sorusu sorarım tamam, ama içimi dökmem.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Zeynep akşam "anne sen de kullan ChatGPT'yi" dese, Adile'nin cevabı] "Yok yavrum, ben ne soracağım ona. Tarif mi soracağım, bilgi mi — tamam, o olur. Ama bunlar makinenin işi değil. Hem bilmiyorum, insan söylediği şeyin nereye gittiğini bilmeli."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ meselesi... vallahi ne anlatacağım ki ona. Zeynep kullanıyor bazen ödevleri için, "anne şunu sor" diyor, ben de bakıyorum ekrana — bir şey soruyor, cevap veriyor, tamam iyi güzel. Ama ben ona ne anlatacağım? Kentsel dönüşüm mü, Süleyman'ın işi mi, Mehmet'in arkadaşları mı... Bunları komşuya bile tam söylemiyorum, makineye mi söyleyeceğim? Hem o makine kime söyler bunları, nerede kalır bu bilgiler — bilmiyorum ki. Bir de şu var, insan konuşunca karşısındaki yüzüne bakıyor, gözünden anlıyor bir şeyleri — o makine ne anlıyor? Zeynep'in hemşirelik meselesini sormuştum bir kere Zeynep'in telefonundan, "hangi üniversiteler var" diye — tamam o iş için olur, bilgi almak için olur. Ama içimi dökmek... hayır, olmaz öyle bir şey.

Dindar

[Kahvede Yusuf amcaya, ya da Sevda'ya — günlük sohbet sırasında] "Yav ben o ChatGPT falan kullanmıyorum, ne işime yarayacak. Belki düğün için bir şey sorarım, nota mı ne mi, o kadar. Ama dert anlatmak, içimi dökmek — olmaz. Makine ne anlasın bizden."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâ mı, ne anlatırım... Yav ben zaten o şeyleri pek kullanmıyorum, Sevda bazen TikTok'ta bir şeyler soruyor ona, ben bakmıyorum bile. Ama "ya kullansam ne anlatırım" desem — bilmiyorum, belki düğün için nota-sırası falan sorarım, ya da belediye toplantısında ne sorsam diye. Ama içimi dökmek, derdimi anlatmak? Yok. O makine ne anlasın benim halimden, ne anlasın Akıncılar'dan, Roman'dan, gece 02:30'da durdurulan adamın içinden ne geçtiğinden. Hem bir de her şeyi kaydediyorlar ya, devlet görür mü bilmiyorum ama bir yerlere gidiyor o yazılar, buna eminim. Sema'nın okul meselesini, baba evinin durumunu, polis meselesini — bunları bir makineye yazmak aklıma bile gelmez, gardaş. Kahvede amcaya söylerim, Sevda'ya söylerim, o kadar.

Geleneksel
kapalı

[Hassan bey'e veya Mamak'taki Halepli komşulara, cami çıkışında] "Yok, ben o makinelere pek girmiyorum. Mariam okul için bir şey sordu bir kere, tamam, işe yaradı. Ama her şeyi ona sormak... ne bileyim, benim gibi adam için değil o. Biz işimize bakarız, Allah'a sorarız."

▸ aklından neler geçti?

Bu yapay zekâ denen şey... ne anlatsam? Adamın içini okuyor mu, kayıt mı tutuyor, kim görüyor bilmiyorum. Vatandaşlık dosyam var, kayıt dışı çalışıyorum, bunları neden bir makineye söyleyeyim? Hassan bey geçen "ChatGPT'ye sor, cevap veriyor" dedi, ben de baktım evet güzel şeyler söylüyor ama... bu makine Türkçe biliyor, Arapça biliyor, her şeyi biliyor — peki bu bilgiler nereye gidiyor? Belki hiçbir yere, belki bir yere. Ben 11 yıldır her adımımı ölçerek attım bu ülkede, şimdi bir makineye "işte sırtım ağrıyor, kayıt dışı çalışıyorum, Almanya planım var" mı diyeyim? Hayır. Ama şunu da söyleyeyim — Mariam'ın ÖSS sorusunu sormak için bir kere kullandım, güzel cevap verdi, o kadar.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: WhatsApp'ta Sevda kuzene, o da böyle bir şey sormadan önce kendisi kullandığını söylemişti] "Yok kuzenim ben sadece yemek tarifi falan soruyorum ona, başka bir şey anlatmıyorum. Hem ne anlatacaksın ki makineye, insan mı o. Benim derdimi kim dinleyecek bilmiyorum ama en azından bir tanıdık olsun."

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâ... yani o ChatGPT falan mı? Ben onu bazen tarif sormak için kullandım, bir de Berfin'in ödev konusunda ne yazayım diye. Ama içimi dökmek? Vallahi garip geliyor, bir makineye ne anlatacaksın ki. Hem zaten ne anlatırsın — Selim'le aramızdaki o son bir yıllık gerginliği mi, para sıkıntısını mı, annemin "sabret" deyip geçiştirmesinden bıktığımı mı? Bunları söylesen bile ne yapacak, "anlıyorum sizi" mi diyecek, gülünç. Ama bir yandan... bazen düşünüyorum ya, hiç kimseye söyleyemediğim şeyleri bir yere yazmak istiyorum, annem duymasın Selim duymasın diye. Belki o yüzden biraz çekici geliyor aslında, kimseye söylemez en azından. Ama yine de güvenmiyorum, ya o yazdıklarım bir yerde kalıyorsa, ya birisi okuyorsa?

Dindar

[Bağlam: Discord'da bir arkadaşa ya da Reddit r/Turkey'de birisi "AI'a ne kadar güveniyorsunuz" diye açsa, orada yazarım] Teknik şeyler için gerçekten kullanışlı, kod sorunlarını, sprint planlamayı, bir metni düzeltmeyi — bunlarda çekinmiyorum. Ama kişisel şeyleri, aile meselelerini yazmıyorum. Hem güvenlik meselesi var — ne kadar şifreli olursa olsun bir yere yazıyorsun — hem de şöyle bir şey var: bazı şeyleri "çözmeye" çalışmak için değil, sadece yaşamak için bırakmak gerekiyor. Yapay zekâ

▸ aklından neler geçti?

Yapay zekâya ne anlatırım ne saklarım... İlginç soru aslında. Şu an düşününce, iş konularını oldukça rahat anlatıyorum — kod sorunları, component mimarisi, bir şeyi nasıl çözeceğim. Orada hiç çekinmiyorum, zaten araç gibi kullanıyorum. Ama mesela dün gece Esra'nın "duygunla cevap ver" dediği o an — onu hiç yazmam bir yapay zekâya. Neden? Bilmiyorum tam olarak, ama o sahneyi bir makineyle "işlemek" garip geliyor, sanki küçültüyor gibi. TOFD'daki yeni aileler, onlarla ilgili düşündüklerimi de yazmam — o insanların hikâyeleri bende kalmalı. Terfi meselesini, Mert'in lider seçilmesini, içimde dönen "ben de hak ederdim" kısmını... belki yazarım ama sormam nasıl davranacağımı, sadece düşüncemi sıralamak için kullanabilirim. Ama paraplejik-baba-ikinci-çocuk korkusunu? Hayır. Onu bir yapay zekâya yazmak, Esra'ya söylemeden önce bir makineyle paylaşmak olur — bu sıra yanlış.