70 kişinin 58'i köye dönmeyi düşünmüyor; ama neredeyse hepsi soruyu duyunca içlerinde bir şeyin kıpırdadığını fark ediyor.
---
Genel kanaat
70 kişiden 58'i (%83) net bir "hayır" dedi. Sadece 6 kişi (%9) gerçekten dönmeyi düşündüğünü söyledi. Geri kalan 8 kişi (%11) soruyu yanıtlamaktan kaçındı ya da sessiz kaldı. Ama bu rakamlar hikâyenin yalnızca dış kabuğu.
Asıl dikkat çeken şu: 70 kişinin tamamı soruyu aile çerçevesinde düşündü. Kimse "köye döneyim mi dönmeyeyim mi" diye sormadı kendine; herkes "annem orada, çocuklar burada, eşin işi burada" diye düşündü. Aile, kararın hem gerekçesi hem de engeli oldu aynı anda.
Öte yandan 41 kişi (%59) ekonomik kaygıyı açıkça dile getirdi. Kira, kredi, iş, okul — bunlar köye dönüşün önündeki somut duvarlar. Ama bu duvarları sayarken çoğu kişi bir yerde duraksadı, içinden geçen o "keşke" sesini de itiraf etti. Soruyu duymak, insanı kısa bir süreliğine o sese götürdü.
---
Ne ortak, ne ayrışan
### "Hangi köy?" — Sorunun kendisi yanlış geliyor
70 kişiden büyük çoğunluğunun ilk tepkisi bu oldu: "Hangi köy?" Çünkü pek çoğunun köyü yok. Şehirde doğmuşlar, şehirde büyümüşler. Soru onlara sanki yanlış adrese gelmiş gibi hissettirdi.
Berke Yıldırım (p_036), Eskişehir'de büyümüş 25 yaşında bir tasarımcı. "Ben köylü de değilim, Eskişehir Tepebaşı'nda büyüdüm, apartman çocuğuyum" diyor. Ama hemen ardından ekliyor: "Soru benim içimde bir yere dokunuyor aslında." Elif Demir (p_001), İzmirli bir ürün yöneticisi, benzer bir şey söylüyor: "Bu soruyu duyan herkes sanki benim bir köyüm varmış gibi bakıyor." Göçmen kökenli ya da yerinden edilmiş kişiler için soru daha da karmaşık. Hatice El-Hamevi (p_012), Suriyeli-Türkmen bir kadın; "Köy yok artık, oraya dönmek değil, sıfırdan bir yere gitmek olur" diyor. Latif Aliyev (p_026), Ahıska Türkü; "Döneceğin yer hiç olmadı" diye koyuyor ortaya.
---
### Yorgunluk köyü büyütüyor, sabah geçiyor
Cevapların içinde tekrar eden bir desen var: gece ya da zor bir anda köy aklına geliyor, sabah ya da trafik çözülünce geçiyor. Bu his gerçek ama kalıcı değil.
Hacı Mehmet Karaaslan (p_018), Konya'da 240 çalışanlı bir fabrika sahibi. "Bazen Riyad'dan, bazen fabrikadan o kadar yoruluyorum ki — 'bırakayım her şeyi, bir döneyim' diye geçiyor kafamdan. Ama bu gerçek bir istek değil, yorgunluk bu. Sabah geçiyor" diyor. Recep Kuruoğlu (p_010), Trabzonlu bir balıkçı. Sürmene'ye dönmeyi düşündüğünü söylüyor ama hemen ekliyor: "Söylersem sanki teslim olmuş gibi görünürüm." Naciye Sürmeli (p_061), 36 yıldır Esenyurt'ta yaşayan Sürmeneli bir kadın. "Sızlamak ayrı şey, gitmek ayrı şey" diyor. Bu ayrımı 70 kişinin büyük çoğunluğu bir şekilde kurdu.
---
### Köyde kalmak da bir cevap
70 kişi arasında zaten köyde ya da kasabada yaşayanlar var. Onlar için soru farklı bir anlam taşıdı.
Hatice Yıldırım (p_058), Yozgat'ın bir köyünde 72 yaşında yaşayan bir kadın. "Ben hiç gitmedim ki" diyor, soruyu neredeyse anlamsız buluyor. Hasan Eker (p_062), Mardin'in bir köyünde 78 yaşında. "Ben gidersem köy biter, bunu biliyorum, söylemiyorum ama biliyorum" diyor. Cemal Karadeniz (p_049), Of'ta köyde oturan bir öğretmen. Emekliliği yaklaşıyor ve kendine soruyor: "Köyde mi yaşıyorum, köye mi geliyorum her gün — arasındaki fark nerede?" Bu kişiler için köye dönüş sorusu değil, köyde kalıp kalmama sorusu var. Sabriye Munzur (p_063), Tunceli'nin Hozat köyünde yazları yaşayan 70 yaşında bir kadın. "Ben gidersem kim kalır" diyor; bu cümle, köyde kalmayı bir sorumluluk olarak taşıyanların sesiydi.
---
### "Dönmek" kelimesi ağır geliyor
Bazı kişiler için "geri dönmek" ifadesinin kendisi bir yük taşıyor. Sanki dönmek, bir şeyi kaybetmek ya da yenilmek anlamına geliyor.
Hatice Kavaklı (p_020), Ankara'da yaşayan eski bir öğretmen. "'Köye döndüm' demek sanki bir şeyleri kaybetmiş gibi hissettiriyor" diyor. Hasan Demirci (p_052), Yozgat'ta 71 yaşında emekli bir fabrika işçisi. "Köye dönersen sanki 'yenildin' gibi bir şey var içinde, ama niye yenildin, kime karşı?" diye soruyor kendine. Cemal Veli (p_043), Hacıbektaş'ta baharatçı bir esnaf; hiç gitmemiş ama "kalmak iyi mi ettim" diye geçiyor içinden. Selen Aydar (p_028), Tarlabaşı'nda yaşayan bir trans kadın. "Geri dönmek ne demek zaten, nereye?" diyor. Onun için köy, geride bırakılan bir kimlikle birlikte kapanmış bir kapı.
---
Yöntem notu
Bu 70 kişi gerçek değil; ama rastgele de üretilmedi. Her biri farklı bir yaş, şehir, köken, meslek ve yaşam koşuluyla tasarlandı. Amaç temsil değil, düşünme aracı sunmak. Gerçek bir anket farklı sonuçlar verir; bu metin, o anketin yerine geçmez. Aynı sorular farklı bir gruba sorulsa, başka sesler çıkar.
▸ veri sayımı (kelime-eşleşme)▾ veri sayımı
Cevaplarda hangi konu/söz-kalıbı kaç personada geçti — ham kelime-eşleştirmesi. Yorumlama değil; sayısal arka-plan.
aile/akraba bağlamı70/70
olmaz/değil dedi58/70
economic_frame42/70
geçim/ay-sonu41/70
politik söylem18/70
dini söz/çerçeve16/70
kuşak-aktarımı11/70
asker/savaş çerçevesi10/70
kararsız / 'kim bilir'8/70
kamuya açık paylaşmam8/70
kayın/namus baskısı8/70
olur/evet dedi6/70
ekonomi düzelir umudu3/70
aile-için-koruma3/70
yapısal eleştiri (sistem/eşitsizlik)1/70
atomize-aile / seçilmiş1/70
cinsiyet/erkeklik-kadınlık1/70
küme
modernler: 24
dindar-muhafazakarlar: 17
geleneksel-muhafazakarlar: 29
mahremiyet
yari-acik: 48
kapali: 21
acik: 1
Bu rapor 70 kurgusal kişinin bu soruya verdiği cevapların bir okumasıdır. Anket değil; gerçek-dünya iddiası içermez. Aynı set yeniden sorulsa farklı bir okuma çıkar.
cevaplar
70
[İş arkadaşı ya da tanıdık biri soruyor, sohbet ortamında] Köye dönmek diye bir şey düşünmüyorum açıkçası, hem köylü de değilim zaten — Diyarbakır şehir merkezinde büyüdüm. Tabii anne-baba orada, onları özlüyorum, ama hayat burada kurulmuş artık. Belki emeklilikte, kim bilir.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye dönmek mi, hangi köy? Bağlar'daki apartman mı, yoksa insanların kafasında yarattığı o "memleket" imgesi mi? Ben zaten köylü değilim ki, Diyarbakır şehir merkezinde büyüdüm — ama bu soruyu duyan herkes sanki benim bir köyüm varmış gibi bakıyor. Sonra bir de şu var: dönmek ne demek? Eşim İzmirli, çocuk kreşe yeni alıştı, ev kredisi başladı. Dönmek diye bir şey yok hayatımda, bu sorunun kendisi bile garip geliyor bana. Ama öte yandan — annem yaşlanıyor, babam sağlıklı değil, ve ben haftada bir WhatsApp'tan "nasılsın anne" diyorum. O kısmı düşününce içim sıkışıyor biraz, onu inkâr etmeyeyim.
kapalı
[Bağlam: kayınvalidenin WhatsApp grubunda "ne zaman geliyorsunuz" mesajına karşılık olarak, ya da eşle akşam yemekte] "Keşke daha sık gelebilsek, orası hep güzel tabii. Ama şimdilik İstanbul'daki işlerimiz bizi burada tutuyor, ne yapalım. Belki ileride bir tatil evi falan düşünürüz, kim bilir."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü, hangi köy? Ben Konya'nın merkezindenim zaten, köylü de sayılmam. Ama soruyu duyunca ilk aklıma gelen şu oluyor: "geri dönmek" diyorlar ya, sanki İstanbul'da bir şeyleri kaybetmişiz gibi. Kaybetmedim ki, aksine burada bir şeyler kurdum. Ama bazen — özellikle Nisan gibi günlerde, trafik tam bir felaket olduğunda, metrodan çıkıp eve girene kadar kimseyle tek kelime etmeden yürüdüğümde — Konya'daki o geniş evi düşünüyorum. Kayınvalidenin o "ne zaman geliyorsunuz" mesajları da cabası, sanki orada kalıcı bir yerimiz varmış gibi konuşuyor. Ama dürüst olayım: dönsem ne yapacağım? Muhasebe işim burada, eşin işi burada, hayatımız burada. Konya'ya tatil evi almak başka şey, geri dönmek başka şey — ikisini birbirine karıştırmıyorum.
[Bağlam: Kahvaltı grubundaki arkadaşlardan biri soruyor, muhtemelen şakacı bir edayla] "Köy mü? Ben köylü değilim ki, Kemal. Karşıyaka'da doğdum, Ankara'da okudum, otuz beş yıldır buradayım — köye dönmek için önce bir köyüm olması lazım. Sen dön, ben burada kalırım."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben İzmir'in Karşıyaka'sında doğdum, babam da orada doğdu — köylü değilim ki. Bu soru bana sorulduğunda insanların kafasında ne var, merak ediyorum; her emekliye "köye dönecek misin" diye soruyorlar sanki herkesin bir köyü varmış gibi. Ama asıl soru şu: Cihangir'i bırakmak mı? Bu daireyi, bu sokağı, bu merdiveni? Nermin'in öldüğü odayı, kitapların arasında oturduğu koltuğu? Hayır, bu soruyu bile sormak saçma. Üstelik kitap yarım, sağlık kontrolü ertelenmiş, Kerem Berlin'de — köye gidip ne yapacağım, koyun mu güdeceğim? Ama bir yandan da... bazen sabah kahvaltıda Cihangir'in gürültüsünü, inşaatı, Airbnb'leşen binaları görünce bir şeyler çekiyor içimi, tarif edemiyorum tam olarak. Kaçmak değil bu, daha başka bir şey.
kapalı
[Bağlam: kafede bir müşteri ya da tanıdık biri "memleket" muhabbeti açmış, hafif nostaljik bir hava var] "Yok ya, geri dönmek gibi bir planım yok şu an. Midyat'a gitmek istiyorum ama tatil gibi, özlem gidermek için. Buraya alıştım artık, hayatım burada."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü ya, hangi köy? Midyat'ı mı kastediyorlar? Orada ne var ki benim için — teyzemin evi, bir sürü "ne zaman evleniyorsun" sorusu, ve ablam o konuyu açmadan geçiştirmeye çalışan babam. Gitmek istiyorum tabii, kendi paramla gitmek istiyorum, ama "geri dönmek" başka bir şey. Sanki burada bir şey inşa etmeye çalışıyorum — TikTok, YKS, kafedeki vardiyalar — bunları bırakıp ne yapacağım orada? Ama bazen Esenyurt'ta o kadar yoruluyorum ki, özellikle metro kalabalığında, "keşke küçük bir yerde olsaydım" diye geçiyor içimden. Sonra kendime geliyorum, o his geçici, romantize ediyorum sadece.
[Eşine, akşam yemeğinde, Bodrum evi konuşması sırasında] "Köye dönmek yok tabii, ama bazen İzmir'i özlüyorum açıkçası — özellikle babanın durumu böyle olunca insan düşünüyor. Belki emeklilik sonrası bir şey olur, kim bilir. Ama şu an değil, şu an olmaz."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben Karşıyaka'da büyüdüm, apartman çocuğuyum — babam TCDD memuruydu, biz zaten "köylü" değildik hiç. Bu soru bana yanlış adreste gelmiş gibi hissettiriyor. Ama bazen — özellikle şu aralar, babanın hastane koridorlarında beklerken, ya da Boğaz'a bakan ofis camından bakıp da hiçbir şey hissetmediğim anlarda — İzmir'in o sabah kokusunu düşünüyorum. Karşıyaka'nın eski pazarı, deniz kokusu, daha az hesap. Ama bu "köye dönmek" değil, bu yorgunluk. Nostalji ile kaçış isteğini birbirine karıştırıyorum, bunu biliyorum. Zaten İzmir'e dönsem ne yapacağım — orada benim işim yok, çocukların okulu yok, hayatımın altyapısının tamamı burada.
kapalı
[Bağlam: kahvedeki tanıdık biri, biraz yüzeysel, sormak için sormuş gibi bir soru] "Köy mü, hangi köy? Ben Çankaya'dan geldim kanka, benim köyüm Kızılay'ın altındaki büfe. Geri dönmek diye bir şey yok bende, ama İstanbul'dan çıkmayı düşünüyor muyum — evet, bazen. Ama o başka bir soru."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben Ankara Çankaya'dan geldim, apartman çocuğuyum, köyle ne alıp vereceğim var. Soru bile yanlış kurulmuş — sanki herkes bir köyden gelmiş gibi, sanki ben "aslında oraya ait" olan biri gibiyim. Ama dur, belki Berlin sorusunu sormak istiyorlar dolaylı yoldan, ya da genel olarak "İstanbul'dan kaçmayı düşünüyor musun" diyorlar. O zaman cevap daha karmaşık. Cihangir'den ayrılmayı düşünüyor muyum? Evet, bazen. Özellikle kira her ay biraz daha saçmalayınca, özellikle şu kripto logo işini yaparken "ben burada ne yapıyorum" diye kafamın bir köşesinde o ses çıkınca. Ama "köy" değil bu — Berlin olabilir, başka bir şehir olabilir, ama romantik bir geri dönüş değil.
kapalı
[Bağlam: tanımadığım biri ya da genel bir sohbet ortamı] "Köyüm yok aslında, biz İstanbul'luyuz üç kuşaktır. Ama soruyu anlıyorum — hayır, öyle bir planım yok." Nokta. Konuyu uzatmam.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben Etiler'de doğdum, babam Etiler'de doğdu, dedem de burada bir şeyler kurmuş. Benim "köyüm" yok ki. Soru bile yanlış kurulmuş — sanki herkesin bir köyü varmış gibi. Ama bir yandan şunu da düşünüyorum: bu soruyu soran kişi beni kim sanıyor? Göçmen mi? Taşralı mı? Yoksa sadece genel bir soru mu, herkes için mi? Biraz garip hissettiriyor, hafifçe sinir bozucu. Sonra kendi kendime "dur, neden savunmaya geçtim" diyorum — belki de "köy" metaforik bir şey, belki "geri dönmek" başka bir şeyi kastediyor. Ama hayır, ben ABD'ye gitmeyi düşünüyorum, köye değil. Yönüm tam tersi.
kapalı
[Bağlam: Kafkas Derneği'nde yaşlılar masasında, biri soruyor] Düşünmüyor değilim hocam, düşünüyorum. Ama insan bir yere kök salıyor işte, otuz küsur yıl geçince... Eşim de burada alışmış, çocuklar burada. Köy evi duruyor, bakıyoruz, yılda bir gidiyoruz — şimdilik bu kadarı yeter herhalde. Bakalım, kim bilir.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Çilimli'deki ev hâlâ duruyor, amcaoğlu bakıyor ama ne zamana kadar? Düşünmüyor değilim tabii, ama "dönmek" dediğinde ne demek istiyorsun ki — oraya gidip ne yapacaksın, kiminle oturacaksın? Annem babam yok, akranların çoğu ya göçtü ya gitti. Gidince misafir gibi hissediyorum kendimi artık, otuz yıldır Eskişehir'de yaşayan adamın köyü mü kalır? Ama öte yandan Eskişehir de tam benim yerim değil, o da hep böyle oldu — ne tam orası ne tam burası. Kalp meselesi de var şimdi bir de, doktor burada, hastane burada, Ankara'daki oğlan burada yakın... Köye gidip aritmiyle ne yapacaksın, en yakın kardiyoloji Düzce'de. Ama bazen sabah erkenden çay içerken, şu apartman gürültüsünden, komşunun arabasından, her şeyden bıktığım anlarda — ormanı, o sesi düşünüyorum. Sadece o sesi.
[Bağlam: Boşnak Derneği'nde bir hemşehri kadın "memlekete dönmeyi düşünüyor musunuz" diye sorunca] "Hangi köy be kızım, benim köyüm burası. Annem-babam Razgrad'dan gelmiş ama ben burada doğmuşum, buraya gömüleceğim. Yalnız şunu söyleyeyim — anneannemi o kerpiç evi bir görseydim... bir kere olsun... ama neyse, geçti o zamanlar."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hangi köy? Benim köyüm yok ki. Anneannemi köyü var, Razgrad yakınlarında bir yerde, kerpiç duvarları olan, benim hiç görmediğim ama rüyamda defalarca gezdiğim o ev... Ama o köy artık yok, yani var ama benim değil, başkaları oturuyor, belki yıkılmıştır bile. Ben burada doğdum, Hürriyet'te doğdum, benim köyüm bu mahalle zaten. Ama "köy" deyince içimde bir şey kıpırdıyor, neden kıpırdıyor anlayamıyorum — hiç gitmedim oraya, neden özlem duyuyorum ki? Sonra düşünüyorum, Mahmut'un şekeri var, çocuklar Bursa'da, torunlar burada, ben nereye gidecektim? Saçmalık.
[Bağlam: kahvede, Sürmeneli hemşehrilerden biri "ne düşünüyorsun Recep abi, köy ne olacak" diye sorunca] "Aklımın bir köşesinde var tabii, yalan mı söyleyeyim. Adam gibi bir iş çıksa oğlana, teknenin hesabı da otursa... belki. Ama şimdilik buradan gitmek zor, çoluk çocuk var. Köy güzel, havasına su içilmez, ama iş yok ki orada — adam ne yapacak?"
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye dönmek... Sürmene'ye. Aklımda bu fikir var ya, bazen gecenin bir yarısı uyuyamayınca düşünüyorum — tekneyi sat, oraya çekil, az ye az iç, en azından borç yok. Ama sonra ne? Köy boş zaten, gençler gitmiş, kim kaldı ki? Annem burada, çocuklar burada, Fatma'nın bütün alışkanlığı bu mahallede. Hem gidince ne olacak, tarlayı mı süreceğim? Ellili yaşta yeniden çiftçi mi? Bunu düşününce içim bulanıyor, sanki kaçmak gibi geliyor — babam pasaport bekleyip gidememişti, ben de mi geri çekileceğim kendi köyüme? Ama öte yandan... bazen şu sahilde balık tutarken, yakıt parasını hesaplarken, Emre'yi evde ekrana yapışmış görünce... köyün sesi geliyor içimden, "gel" diyor gibi. Kafam karışık, bunu kimseye tam söyleyemiyorum çünkü söylersem sanki teslim olmuş gibi görünürüm.
[Bağlam: Reyhanlılar kahvehanesinde, hemşehrilerden biri soruyor] Yahu dönmek diyorsun da, orada ne var şimdi? Köy köy kaldı, gençler hep buralarda. Ben Hatay'a bir yer yaptırmayı düşünüyorum, yaz tatili falan için, ama iş buraya bağlı artık. Belki emeklilik... ama o da uzak.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Reyhanlı'yı kastediyorlar herhalde. Oraya dönmek mi? Ne yapacağım orada, zeytinlik mi bakayım sabah akşam? Evet aklımda var zeytinyağı işi ama o başka şey, o yatırım — oraya yerleşmek başka. Adana'da 35 işçim var, müşterim var, çocuklar burada okula gidiyor, kayınvalide burada. Bir de şu villa meselesi var kafamda, köye değil, Hatay'a bir yer yaptırmak istiyorum ama "dönmek" için değil, bayramlarda gidelim, çocuklar görsün diye. Ama içimde bir şey var, inkâr etmeyeyim — Adana beni tam almadı hiçbir zaman. "Hataylı" diyorlar hâlâ, yirmi küsur yıl oldu. Belki o yüzden bazen "gitsek mi" geçiyor aklımdan ama sonra bakıyorum, ne iş kuracaksın orada, kimin yanına gideceksin, amcanın çocukları mı — onlar zaten Adana'ya geldi.
kapalı
[Bağlam: Mahallede tanıdık bir Türk komşu sordu, samimi ama biraz da merak karışık bir şekilde] "Yok canım, burası oldu bizim yerimiz artık. Çocuklar burada, okul burada. Orada ne kaldı ki zaten..." — Gülerek geçiştiririm, fazla uzatmam. İçerisi ne kadar karışık olursa olsun, bu soruya uzun cevap vermek istemiyorum.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Hama mı kastediyor bu soran, yoksa buradan bir yere mi gitmemi mi soruyor? Hama'ya mı? Hama yok artık, köy yok. Kayınbabam yolda kaldı, ev hâlâ orada mı duruyor bilmiyorum, belki yıkıldı, belki başkası girdi içine. Çamaşır makinesinin fişi prizde kalmıştı, bunu düşünüyorum hâlâ — ne saçma şey, ev yanıyor olabilir, adam ölüyor, ben fişi aklımda tutuyorum. Geri dönmek... Mehmet'in vatandaşlığı çıkmadı daha, ben gidersem ne olur? Kızım okul ortasında, oğlum burada büyüdü, Türkçe düşünüyor artık. Almanya'daki kuzen "gelin" diyor, o ayrı mesele. Ama "köy" diye bir şey kalmadı ki zaten — oraya dönmek değil, sıfırdan bir yere gitmek olur, bu da dönmek sayılmaz.
[Bağlam: pazar yemeğinde baba sorarsa ya da eş "bir gün köyde ev alsak" diye çıkarırsa] "Develi'de bir yazlık olsa fena olmaz aslında, ara ara gidilir. Ama yerleşmek? Hayır, iş buraya bağlı, biz burada kurulduk zaten. Belki emeklilikte düşünürüz." — Ve orada bırakırım, uzatmam.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Develi mi? Ne demek yani, bırakıp gitmek mi? Baba'nın fabrikası burada, siparişler burada, müşteriler burada... Develi'de ne yapacağım, tarlaya mı bakacağım? Ama bazen — özellikle şu ihracat stresinin ortasında, euro müşterisi "fiyatı düşür" diye bastırırken — aklımdan geçiyor tabii. Dedem'in evi hâlâ orada, bahçesi var, sakin. Ama bu bir kaçış hayali, gerçek değil. Köye dönmek benim için geri gitmek demek, hem de neye geri gitmek? Ben orada büyümedim ki zaten, baba büyüdü. Benim köyüm bu site, bu fabrika, bu Kayseri. Biraz da... köy romantizmi yapıyorum sanırım, yorgunluktan.
kapalı
[Bağlam: iş arkadaşı Hülya ile öğretmenler odasında, öğle arası, hafif yorgun bir sohbet sırasında] "Köy diyorsun, bazen aklıma geliyor açıkçası — özellikle şehir gürültüsünden bunalınca. Ama çocuk küçük, Kerem'in işi burada, ne bileyim... Belki ileride düşünürüz."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... hangi köy? Cizre'deki mi, anneannelerin Tur Abdin'deki mi, yoksa kafamdaki hayali köy mü? Mor Gabriel'in oradaki o okul hayali hâlâ duruyor bir yerde ama o da bir tür kaçış senaryosu, biliyorum. Gerçekten düşününce — Kerem'i oraya götürsem ne olur, kayınvalide çıldırır, "kız çocuğu dağa mı çıkardın" der gibi bir şey. Ama asıl mesele o değil. Asıl mesele şu: ben köye döneceğim diye bir köy yok ortada. Anneannelerin köyü boşalmış, Cizre'nin köyü başka bir şeye dönmüş, Mardin'in eski mahallesi de yarı-müze yarı-otel. Nereye döneyim? Üstelik Yenişehir'de zaten bir yerde sıkışıp kalmış gibiyim, orası da tam "benim yerim" değil — ama en azından tanıdık bir sıkışıklık.
[Bağlam: Üniversitede tanıdık biri soruyor, fazla yakın değil] Valla şu an değil tabii, okul var, staj var. Ailem orada, her hafta sonu gidiyorum zaten. Mezun olunca bakarız ne olur. — Konuyu geçiştiririm, "bakarız" derim. Asıl düşündüğümü söylemem. Çünkü söylesem ya acıyacaklar ya da anlamayacaklar, ikisi de istemiyorum.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü, hangi köy? Ev yıkıldı, köy dağıldı, zaten köyde ne var ki? Ama sormak istediği o değil herhalde, "memlekete dönmeyi" soruyor. Pazarcık'a. Oraya dönmek... valla bazen çekiyor, annem her hafta sonu sesi kısılmış halde arıyor, "ne zaman geliyorsun" diyor, sanki ben burada tatil yapıyormuşum gibi. Ama dönmek ne demek — okulu bırakmak mı, çağrı merkezini bırakmak mı, şu yarım kalmış hayatı bırakmak mı? Bir de şunu biliyorum, dönersem bir daha çıkamam. Orada kalırsam kardeşim de okuyamaz, annem de nefes alamaz. Ben çıkmazsam kimse çıkmaz. Ama bu mantığı kendime söylerken içimde bir şey "kaçıyorsun" diyor. Bilmiyorum, belki haklı.
[Bağlam: büyükbaba akşam yemeğinde yine Lice'den bahsedince] "Bir gün gideriz büyükbaba, görürüz inşallah. Ama şimdi değil, şimdi iş-güç var." — Fazlasını söylemem. Büyükbaba'nın gözleri parlıyor o anlarda, ben de söndürmek istemiyorum. Ama içimden geçenleri söylersem — "orası artık bizim değil ki" — o acıyı ona yaşatmak istemiyorum.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Lice'deki köy mü yani? Orayı ben hiç görmedim ki, büyükbaba anlata anlata bitti, fotoğrafı bile yok düzgün. "Köye dönmek" diyorlar ya, hangi köye? Ev yok, tarla yok, komşu yok — ne döneceğiz oraya? Büyükbaba bazen "bir gün gideceğiz" diyor, ben de "evet" diyorum ama içimden "ne yapacağız gidince" geçiyor. Ziyaret falan tamam, gidilir belki, ama dönmek... dönülecek bir şey kalmış mı orada? Hem şimdi kafada KPSS var, babanın kalbi var, kira var — köy hayali lüks bile sayılır şu an.
[Bağlam: sabah çayında mahalle kadınlarından biri "siz köylüsünüz, dönmeyi düşünmüyor musunuz?" diye sorunca] "Aklımızda var tabii, Hınıs'ı çok özlüyoruz. Ama Mustafa'nın sağlığı müsaade etmiyor şimdilik, doktorsuz olmaz. Kısmet olursa yazları gidip geliyoruz ya, o da bir şey. Allah nasip ederse hac dönüşü bir de düşünürüz bakalım, hayırlısı."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye dönmek... Hınıs'a mı? Ne zaman aklıma gelse içim ürperiyor bir yandan, özlüyorum tabii — annemin evi, o dağlar, sabahın o temiz havası. Ama şimdi mi? Mustafa'nın şekeri var, insülin yapıyoruz her sabah, burada doktor var, hastane var, eczane köşe başında. Köyde ne var? Sağlık ocağında kim var kim yok belli değil. Bir de şunu düşünüyorum — köye dönmek güzel lafta, ama orada ne yapacağız ikimiz başbaşa, komşular hep gitti, yaşlılar kaldı, gençler şehirde. Hem çocuklar uzak, bir şey olsa kim koşar? Buradan İstanbul'a uçak var en azından. Köyden uçak mı var... Yok. Ama şunu da söyleyeyim içimden — bazen Yakutiye'nin bu apartman hayatından, bu gürültüden, bu kalabalıktan o kadar usanıyorum ki, "bırakayım her şeyi, gideyim" diyorum. Sonra geçiyor.
[Bağlam: Çumra derneğinin iftar yemeğinde, hemşehrilerden biri soruyor] "Dönerim tabii, dönerim — ama nasıl döneyim kardeşim, fabrikam burada, çocuklarım burada. Çumra'yı bırakmadım ben, her sene mezarlığa gidiyorum, derneğin toplantısını kaçırmıyorum. Kök orada, ama iş buraya bağladı bizi. Emekli olunca kim bilir, belki bir köşk yaparız orada da..."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye dönmek... Adam bunu neden soruyor ki, ne demek istiyor? Nostalji mi, yoksa "sen aslında oradan mısın" mı diyor? Çumra'yı severim, mezarlıkta dedem var, iftarda gideriz, ama... orada ne yapacağım? Fabrikayı oraya mı taşıyacağım, ihracat faturalarını tarladan mı keseceğim? Köy güzel bir hatıra, güzel bir kök — ama kök toprakta kalır, ağaç büyür. Zaten şimdi köy de köy değil artık, akrabalar yarısı Konya'ya geldi, yarısı İstanbul'da. Bir de içimde şu var: bazen Riyad'dan, bazen fabrikadan, bazen Salih'in o bulanık muhasebe meselesinden o kadar yoruluyorum ki — "bırakayım her şeyi, bir döneyim" diye geçiyor kafamdan. Ama bu gerçek bir istek değil, yorgunluk bu. Sabah geçiyor.
[Bağlam: Bayram ziyaretinde Niksar'dan gelen amca ya da büyükanne soruyor, sofra başında] "Düşünmüyor değilim amca, Niksar'ın havası İstanbul'a değişmez. Ama çocuklar okula alıştı, Hatice'nin de bir işi var artık, biz de burada kök saldık sayılır. Hayırlısı ne ise Allah gösterir."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye dönmek... Bu soruyu sormak için ya çok saf biri ya da beni hiç tanımayan biri lazım. Hangi köy? Niksar'daki amca tarlasının başında ne yapacağım, imam mıyım orada? Zaten orada imam var, hem de köy küçüldü, gençler hep gitmiş. Ama bazen — özellikle Ramazan sonrası bu yorgunlukta, kira zammı üstüne bir de cuma dersi velileri "biraz az versek olmaz mı hoca" diye gelince — aklımdan geçiyor değil mi, geçiyor. Niksar'da hava başkaydı, sabah ezanı başkaydı. Ama o his nostalji, gerçek değil; gerçek olan şu ki çocukların okulu burada, Hatice'nin Açıköğretim'i burada, benim 14 yıllık cemaatim burada. Köye dönmek değil bu, kaçmak olur — hem de nereye kaçacaksın, aynı sıkışmışlığı oraya da taşırsın.
[Bağlam: Pursaklar'daki sabah çayı sohbetinde, apartman komşularından biri "siz de mi taşınıyorsunuz" diye sorunca] "Yok yok, köye falan dönmeyiz. Çocuklar burada okula alıştı, büyük oğlan sekizinci sınıfta, şimdi yerinden etmek olmaz. Sungurlu'da yengem var, bayramlarda gidiyoruz, o kadar. Memleket güzel tabii ama hayat orada başka, biz buraya alıştık artık." — Gülerek geçiştiririm, konuyu çocukların okuluna çekerim.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye geri dönmek... Sungurlu'ya mı? Hangi köy? Annem orada neydi, gündelikçiydi, biz neyiz şimdi? Yani bu soru beni biraz... tuhaf bir yere götürüyor. Sanki geri dönmek bir seçenekmiş gibi soruyorlar, ama ben oradan kaçmak için Ankara'ya geldim, 16 yaşında. Şimdi ne dönüşü? Çocuklar okula gidiyor, büyük oğlan sınava hazırlanıyor, Pursaklar'da yerimiz var, komşularımız var. Ama şu tayin meselesi kafamı karıştırdığından beri bazen düşünüyorum — ya Pursaklar'dan da gitmek zorunda kalırsam, o zaman ne olur? O zaman köy mü daha iyi Berlin'den? Belki evet. En azından dil biliyorum, insan tanıyorum, yenge var, teyze var. Ama bunu kendime bile itiraf etmek zor, çünkü "köye döndüm" demek sanki bir şeyleri kaybetmiş gibi hissettiriyor.
kapalı
[Bağlam: kahvede ya da aile sofrasında, tanımadığım biri ya da uzak bir akraba sordu] "Köy mü, zaman zaman aklımdan geçiyor tabii — babam Trabzon'da, yazın gidiyoruz zaten. Ama şimdilik Bursa'da işler iyi, çocuk küçük, bir yere bağlanmak lazım." — Konuyu oradan kapatırım, devam ettirmem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Hangi köy? Of'taki amcanın tarlası mı, Şarkışla'daki anneanneler evi mi? Babam "gel oğlum, memleket" diyor ama memleket dediği yer benim için bir yaz tatili fotoğrafından ibaret — ben Köln-Mülheim'da büyüdüm, orası da köy değil tabii ama... Şimdi Bursa'dayım, o da köy sayılmaz. Ama bu soruyu duydukça içimde bir şey sıkışıyor — sanki "köy" kelimesi bana yöneltildiğinde cevap vermem gereken bir kimlik sorusu haline geliyor. Wolfsburg'u düşünüyorum aslında, Of'u değil. Ama bunu söylesem baba kırılır, eş "ne zaman karar vereceksin" der, iş arkadaşları "zaten gidecekti" der. Hepsini aynı anda tutmak yorucu.
[Kursta oda arkadaşı Hamza'ya, akşam yemeğinden sonra boş bir anda] "Köye dönmek mi, yok öyle bir şey kardeşim. Orası güzel tabii, amcam var, hava farklı — ama ne yapacaksın orada? Biz şehre alıştık artık, köy hayatı kolay değil." Gülerek geçiştiririm, daha fazla açmam.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Birecik'teki köy mü yani? Orası artık neredeyse yabancı gibi, on yıl oldu neredeyse. Amca orada hâlâ, tarlası var, ama ben ne yapacağım orada — traktör süreceğim, pamuk mı toplayacağım? Hafızlığı yarım bırakıp köye dönmek... bu aklıma gelse bile söyleyemem kimseye, babam duysa ne der. Ama bazen kursun o dar koridorlarında, yatakhanede gece herkes uyurken, şunu düşünüyorum: köyde en azından nefes alırdım. Burada her şey ezber, her şey "cüz kaç oldu, hoca ne dedi, namaz vakti geçti mi" — kafam bazen şişiyor. Sonra utanıyorum bu düşünceden, çünkü babam beni buraya vermek için ne çekti.
[Bağlam: Ayrancı kahve grubundan biri, muhtemelen iyi niyetle soruyor — "emeklilikte köye çekilen" haberlerinden etkilenmiş] "Köyüm yok ki canım, ben Şişliliyim." — gülerek söylerim, konuyu hafifçe kapatırım. Belki eklerim: "Zaten Ankara benim köyüm oldu, elli yıldır buradayım." Daha fazlasını açmam. Asıl soruyu — "peki neden hâlâ buradasın, ne tuttu seni" — onunla da kendimle de tartışmak istemiyorum o an.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben İstanbul'da Şişli'de doğdum, köyüm yok ki. Soru saçma ama saçmalığı anlamlı — insanlar benim gibi birinin bir yerlere "ait" olduğunu, bir köyünün, bir toprağının olduğunu varsayıyor. Sanki Anadolu'dan gelmiş gibi. Yoksa "emeklilikte yavaşla, doğaya çekil" türü bir tavsiye mi bu? O da başka bir şey — Ayrancı'yı bırakıp bir yere çekilmek... Kimi zaman düşündüm değil diyemem, özellikle akşam yediden sonra ev sessizleşince. Ama nereye? Bodrum'a mı, herkes gibi? Hayır, o da değil. Aslında soru beni rahatsız ediyor çünkü altında şu var: "Artık burada ne işin var?" — ve o soruyu kendime sormak istemiyorum henüz.
[Bağlam: Yalıkavak'ta bir tanışma sofrasında, beni ilk kez gören biri soruyor] "Köy derseniz, ben aslında hiç köylü olmadım ki — Ankara çocuğuyum, sonra Avrupa, şimdi Bodrum. Buraya 'döndüm' demiyorum açıkçası, 'yerleştim' de demiyorum henüz. Test ediyorum diyelim." Hafif gülerek bardağı kaldırır, konuyu kapatırım.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
"Köye geri dönmek" — hangi köy? Ben Ankara Bahçelievler'de doğdum, orada ne köyü var? Soru yanlış kurulmuş zaten, ama insanların kafasında Bodrum = tatil = geçici, dolayısıyla "gerçek yerim" bir yerde bekliyor sanıyorlar. Oysa ben Lizbon'dan dönerken de "geri dönüyorum" demedim, sadece adres değiştirdim. Şimdi dördüncü kış burada, ilk defa "sıkıldım" kelimesi içimden geçti ama bu köye dönmekle falan alakalı değil — başka bir şey o. Belki Datça meselesi, belki Defne meselesi, belki babanın evi satma meselesi... Hepsini "köye dönmek" diye paketlemek çok kolay, çok temiz, çok yanlış.
[Bağlam: komşu kadın ya da tanıdık biri sormuş, sohbet havası var] "Yok gardaşım, burası benim yerim. Ben nereye gideyim, Salihli'yi bilmiyorum ki, orada yeğen var, amca var, onlarla bayramda görüşürüz olur biter. Tepecik'te doğdum, çocuklarım burada okula gidiyor — köy falan değil bizim için."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü, hangi köy? Benim köyüm yok ki. Babam Salihli'den gelmiş, ben burada doğdum, ben burada büyüdüm — Tepecik benim köyüm. Ama şimdi bunu soran kişi muhtemelen "Roman'sınız, bir yeriniz vardır, geri dönün" der gibi soruyor, o his var içimde. Salihli'deki akrabalar var evet, ama onları bayramda görürüz, üç gün sonra bunalırım zaten. Hem büyük kız orada ne yapacak, okul yok, iş yok, kız evde oturur, tamam mı? Hayır. Ama öte yandan — Tepecik'ten sürülürsek başka nereye gideceğiz diye de aklımın bir köşesi hep hesap yapıyor, o hesabı kapatamıyorum bir türlü.
[Bağlam: Kıraathanede, birisi "memlekete dönmeyi düşünüyor musun" diye sorarsa — muhtemelen Ahıskalı biri, nostalji muhabbeti açmaya çalışıyor] Kardeşim, benim memleket burası artık. Ahıska'yı babam anlattı, ben görmedim. Fergana'yı da bıraktım on bir yaşında. Burada büyüdüm, burada evlendim, çocuklarım burada doğdu. Dönülecek yer olsa dönerdim, ama o yer yok.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hangi köy? Ahıska mı, Fergana mı? İkisi de yok zaten. Ahıska'ya gidip ne yapacaksın, Gürcüler oturmuş evlerde, 1944'ten beri. Fergana'ya mı? Orası da yok artık, 89'dan sonra zaten kalmadı bizden kimse. Türkiye'ye gelmeden önce bile "köy" diye bir yer yoktu elimizde — baba anlatırdı, dedeler anlatırdı, ama ben hiç görmedim Ahıska'yı. Fergana'yı gördüm, evet, ama orada kalmak istediğimi hatırlamıyorum, sadece kuyu arkasını hatırlıyorum. Mustafakemalpaşa'dan başka nereye gideceksin? Atölye burada, çocuklar burada, baba burada. "Geri dönmek" diye bir şey yok ki — döneceğin yer hiç olmadı.
kapalı
[Bağlam: dernek toplantısında, 1989 Anma Günü sohbetinde, bir abla soruyor] "Dönmek mi... bilmiyorum abla, bazen aklıma geliyor tabii. Dede mezarı var orada, her yıl gidiyorum ziyarete. Ama dönmek başka şey. Çocuklar burada büyüdü, annem burada. Belki emeklilikte bir düşünürüz." — ve orada bırakırım, devam ettirmem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hangi köy? Trigrad mı, Smolyan mı? Dede mezarı orada ama ben orada ne yapacağım — Bulgarca'yı zar zor tutuyorum, Pomakça'yı annemden duyduğum kadar biliyorum, oraya gidip ne olacak? Ama bir yandan... kızım "Sofya'da okusam" dedi geçen hafta, o söyledi de içim burkuldu, hem gurur hem korku karıştı bir arada. Geri dönmek değil bu, başka bir şey. Annem her gece oraya gidiyor zaten, uyurken — biz mi gitmiyoruz yoksa o mu gelemiyor buraya artık. Emeklilik altı yıl, konut kredisi var, annenin durumu var, nasıl döneceksin Sevda, kime döneceksin, orada kim kaldı ki?
[Bağlam: Dernek toplantısında, yeni tanıdığım biri "memleket özlemi" muhabbeti açtığında] "Özlerim tabii, annem var orada, yemekleri falan. Ama dönmek başka şey, o iş olmaz şimdilik." — Gülümserim, konuyu geçiririm. "Sen nereli?" derim.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü ya, hangi köy? Antep'e mi döneyim, abi kapıdan geri mi çevirsin? Annem "gel kızım" diyor ama abi "bu halde gelme" demiş bir kere, o söz hâlâ içimde oturuyor. Zaten "köy" diye bir yerim yok ki, Şahinbey'de büyüdüm, apartman dairesi, ama orası da benim yerim değil artık — Selen oraya ait değil, oradaki kız başka bir isimle gömülü. Tarlabaşı benim köyüm, Esra benim ailem, Mırnav benim ailem, bu 4. kat benim köyüm — kötü de olsa bu. Geri dönmek... geri dönmek ne demek zaten, nereye?
[Bağlam: hemşehri tanıdık biri, çarşıda ya da okulda koridorda, "ne zaman dönüyorsunuz Antakya'ya" diye sormuş gibi] "İnşallah döneriz, TOKİ'nin listesi netleşsin bakalım. Ev meselesi çözülsün, eşimin kurumu da belli olsun — ikisi aynı anda tutmazsa zor. Ama tabii dönmek istiyoruz, Antakya'mız orası."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... "köy" diyor. Antakya köy değil ki, şehir. Ama ne fark eder, dışarıdan bakınca hepsi aynı şey — Hatay, köy, taşra, işte. Geri dönmek... geri dönmek istiyorum tabii, ama hangi eve? Moloz hâlâ orada duruyor, TOKİ listesinde adım yok, Akevler'in o sokağında şimdi ne var bilmiyorum, bakmak da istemiyorum. "Geri dönmek" diyorum ama aslında o Antakya yok artık, bunu biliyorum — bunu bilmek başka bir şey, kabul etmek başka bir şey. İkisi aynı anda olmuyor içimde. Ve kız kardeş Mersin'de, Yusuf'un mezarı Antakya'da, ben İskenderun'da — bu dağılmışlık içinde "geri dönmek" kelimesi çok büyük geliyor, boş geliyor, neredeyse kızıyorum bu soruya.
[Bağlam: Hozat derneğinin toplantısında, birisi "memlekete dönmeyi düşünüyor musunuz" diye soruyor, genel bir sohbet] "Düşünmüyor değilim açıkçası, özellikle şu son yıllarda... Ama 'dönmek' dediğimizde ne kastediyoruz, orada bir hayat var mı artık? Yani romantik tarafı var işin, ben de anlıyorum o özlemi, ama pratikte — annem gidince bir kez daha gideceğim, o zaman belki daha uzun kalırım. Velhasıl, insan memleketi kafasında taşıyor, oraya gidip gitmemesi ayrı mesele."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Karaca köyü mü yani? Orada ne var ki? Bir harabe, belki iki üç ev kalmış, yolun sonu. Babam ölmeden bir kez gittik, o da dernek minibüsüyle, "ziyaret" diye. Ben orada durup "işte burası" diyemedim kendime, bir şey hissetmeyi bekliyordum, gelmiyor. Sonra utandım bundan — adam Dersim diye yanıp tutuşuyor, gidince taş gibi duruyor. Ama "geri dönmek" ne demek zaten, hangi köye, kim var orada, anne orada doğmadı bile, ben orada doğdum ama yedi yaşımda çıktım, hatırladığım bir dere sesi ve bir kapı eşiği. Şimdi oraya gitsem ne yapacağım, emekli öğretmen olarak mı? Kızım İstanbul'da bile durmadı, Eskişehir'e gitti; ben Hozat'ta ne arayacağım. Ama şunu da biliyorum: annem giderse, o gün orada bir şeyi kapatmak zorunda kalacağım, kapamadan da dönemeyeceğim.
[Bağlam: Pansiyon misafiri, İstanbul'dan gelen biri, kahvaltı sohbetinde sordu] "Ben zaten hep burdayım hanım, hiç gitmedim. Kocam gitti, ben kaldım. Burası bizim yerimiz, ne dönmesi." — Gülerek söylerim, hafif. Konuyu çaya ya da yaylaya çekerim. "Siz ne zaman Pokut'a çıkıyorsunuz, o güzellikleri göreceksiniz" derim. Asıl soruyu — gitmek ister miyim, gidebilir miyim, gitseydim ne olurdu — ağzıma almam.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye geri dönmeyi düşünüyor musunuz... Kim soruyor bunu bana, ben buradayım zaten. Ben hiç gitmedim ki. Ama o "geri dönmeyi" kısmı... Yani sanki ben bir yerde kaybolmuşum da şimdi dönmem mi gerekiyor. Belki soruyu soran beni İstanbul'daki biri sanıyor, ya da şehirde sıkışmış biri. Benim sıkışmam burada, vadinin içinde. Kaçmak istediğim zaman kaçacak yerim de yok zaten — ya Pazar'a inerim, ya Rize'ye, ya Trabzon'a. Ama "geri dönmek" diye bir şeyim yok. Gitmek isteyip istemediğimi sorsaydı... o soruya cevabım daha uzun olurdu. Daha karışık da. Ama onu sormadı.
[Bağlam: Bir tanıdık ya da sergi ziyaretçisi, sohbet kıvamında soruyor — "memleket neresi" faslından sonra] "Köy derseniz... orada gerçekten bir şeyim kalmadı, dört kuşak önce çıkmış aile. Trabzon-Maçka tarafı, ama ben hiç gitmedim. Belki bir gün araştırma vesilesiyle giderim, ama 'dönmek' değil o — orası benim için bir yer değil henüz, belki hiç olmayacak da."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hangi köy? Maçka mı? Orada bir tanıdığım bile yok artık, büyükanneanneden kalma bir taş evin yarısı belki hâlâ ayaktadır, belki de yoktur — hiç gitmedim, gitmeyi de düşünmüyorum aslında, ya da düşünüyorum ama başka bir şey gibi düşünüyorum, araştırma gibi, ziyaret gibi. "Köye dönmek" diye bir şey yok benim için, çünkü köy hiç benimki olmadı. Kadıköy'den başka bir yer düşünemiyorum kendim için, ama Kadıköy de bazen o kadar dar geliyor ki... Soru saçma değil aslında, sadece yanlış kişiye sorulmuş. Ya da tam doğru kişiye sorulmuş ama cevabı yok.
[Bağlam: Bostanlı sahil yürüyüşünde, emekli arkadaşlardan biri sormuş gibi — "Hakkı abi hiç köye dönmeyi düşündün mü?" diye] Yok kardeşim, benim köyüm yok ki döneyim. Babam öğretmendi, biz kasabadan kasabaya taşındık hep. Şarkışla'da bir avlu var aklımda, bir de babanın kitaplığı — o kadar. Ama dürüst söyleyeyim, bazen bu şehrin gürültüsünden bunalıyorum, "bir dağ evi olsa" diyorum kendi kendime... Sonra Sevim'in ilaç saatini hatırlıyorum, geçiyor.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Şarkışla'ya mı? Adam ne soruyor böyle bir şey. Babam öğretmendi, biz zaten köylü değildik ki tam anlamıyla — kasabalıydık, memur çocuğuyduk. Oraya "geri dönmek" diye bir şey yok bende, orası zaten hiç tam benim olmadı. Hem ne var orada şimdi, kim kaldı? Akrabalar dağıldı, eski mahalle yarı yıkık, birkaç yaşlı... Ama bazen — bazen sabah yürüyüşünde denize bakıyorum da, içimde bir şey sıkışıyor, "burası da tam senin değil" diyor. Şarkışla da değil, İzmir de tam değil, Mamak kesinlikle değil — nereye gömüleceğim ben? Sevim'i de oraya götüremezsin zaten, hastanesi ne, doktoru ne. Saçma bir soru ama içimde bir yerde dokundu bir şeye.
[Bağlam: direniş kampına gelen bir gazeteci ya da aktivist sordu, yüz yüze] "Geri dönmek mi? Ben hiç ayrılmadım ki ablam, nereye döneyim. Burası benim köyüm, babamın köyü, ağaçlarım burada. Orası kesilmeden, o sınır geri çekilmeden ben bu topraktan kalkmam. Ağaçlar durduğu sürece ben de duruyorum."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Geri dönmeyi düşünüyor muyum... Vallaha bu soru beni güldürüyor biraz. Ben hiç gitmedim ki. Burası benim yerim. Ama sormak istedikleri şeyi anlıyorum — yani "baskı artarsa, maden gelirse, kaçar mısın" diyorlar aslında. Onu sormak istiyorlar. Eee işte... Ahmet'in yanına mı gideyim İzmir'e? Onun evinde oturayım, torunlarına bakayım, sabah kalkayım balkonda çay içeyim, aşağıda araba sesi dinleyeyim? Hayır. Olmaz. Ama Mustafa'yı da düşünüyorum — o santralde çalışıyor, Şaban gibi olmasın diye içim sıkışıyor bazen. Belki ben gitmesem de onu göndermem lazım bir gün. Ama onu gönderirsem burada kim kalır, Hüseyin mi yalnız? Kafam karışık gari. Ağaçlar duruyor, ben duruyorum, bu iş bitmeden gidemem zaten.
[Bağlam: Defne veya Can ile Moda'da bir yerde otururken, konu bir şekilde "İstanbul artık çok pahalı" noktasına geldiyse] "Köy yok bende zaten, ama Eskişehir'e dönmeyi düşündüm mü? Düşündüm tabii, özellikle şu aralar. Ama gidip ne yapacağım — freelance mı çalışacağım Odunpazarı kafelerinden? Hayır, dönmem. Ama İstanbul da artık eskisi gibi değil, bilmiyorum, belki Berlin planı daha mantıklı."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
"Köye geri dönmeyi" — hangi köy ya? Ben köylü de değilim, Eskişehir Tepebaşı'nda büyüdüm, apartman çocuğuyum. Sanki herkes bir köyden geliyormuş gibi... Ama soru benim içimde bir yere dokunuyor aslında, çünkü startup sallanıyor, kira her ay biraz daha nefes kesiyor, ve bazen — bazen gerçekten düşünüyorum, Eskişehir'e dönseydim ne olurdu diye. Sonra hemen bastırıyorum çünkü biliyorum ne olurdu: annemin mutfağında oturuyor olurdum, Pamuk'u taşımış olurdum, ve her Cuma akşamı "ne zaman evleniyorsun" sorusunu yutmaya çalışıyor olurdum. Ama şu an İstanbul'da da tam olarak "buradayım" diyemiyorum — ne orası ne burası, tam ortada asılı bir his bu, ve bunu kabul etmek garip geliyor.
[Bağlam: MÜSİAD kahvaltısında tanışılan biri sohbet arasında soruyor] "Köye dönmek?" diye gülerek tekrarlıyorum, hafif bir ironiyle. "Akşehir kökenimiz var ama ben İstanbul'da doğdum, köy benim için daha çok bayram ziyareti demek. Köklerimizi unutmuyoruz tabii, orası ayrı — ama şu an işlerimiz, projelerimiz burada, İstanbul'da kalıyoruz inşallah."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Akşehir'de son kaldığımda amcamın evi bile artık yarı boş, gençlerin hepsi gitmiş. Benim için "köye dönmek" bir seçenek olarak hiç var olmadı ki — bu soru bana sanki "ata binmeyi düşünüyor musunuz?" diye sormak gibi geliyor. Ama bir yandan... bazen Başakşehir'de, sitede, güvenlik bariyerinden geçerken, komşuyu tanımadan yaşarken, "bu da mı hayat" diye geçiyor içimden. Akşehir'de dedemin değirmeninin olduğu yerde şimdi ne var bilmiyorum, hiç gitmedim bakmaya, sanki gidersem bir şey kırılacakmış gibi. Köy romantizmi değil bu, tam tersi — orayı idealize etmek istemiyorum çünkü orada kalıp ne yapacaktım, anneannem gibi mi kayıt yaptıramayacaktım? Ama bu soruyu duymak garip bir şey dokunduruyor, tam tarif edemiyorum.
kapalı
[Bağlam: komşu ya da tanıdık biri soruyor, dışarıda, sohbet arasında] "Yani... Suriye şu an ne halde biliyorsunuz, koşullar çok zor. Biz burada yerleştik, ailem burada, çocuğum burada doğacak. Dönmek diye bir şey düşünmüyoruz şu an." — Güler, konuyu kapatır, başka bir şeye geçer.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ezziyeh artık yok, biz zaten köylü değildik, babam tekstil dükkanı açardı Halep'in ortasında. "Köye dönmek" diye bir şey yok benim için, bu soruyu soran kişi kafasında ne canlandırıyor acaba — zeytinlikler mi, beyaz duvarlar mı? Suriye şimdi ne halde, teyzem hâlâ orada, oğlu cepheye çağrıldı, annem bunu düşününce üç gün konuşmuyor. Ben dönmeyi düşünmüyorum ama bazen annem öyle bir bakıyor ki pencereden, sanki o düşünüyor, ve o baktığında içim bir yere düşüyor. Ben buradayım, Şahin burada, çocuk burada doğacak, sigortalıyım, vatandaşım — ama bu soruyu duymak bile bir şeyi oynatıyor içimde, tam ne olduğunu bilmiyorum, bir ağırlık gibi.
[Kahvehanede, soruyu soran biri — belki dışarıdan biri, belki iyi niyetli bir gazeteci ya da aktivist — "zor günlerde köye dönmek aklınıza geldi mi?" diye sormuş] "Yok öyle bir köyümüz kardeşim, biz buradan çıkmadık ki. Edirne'yiz, Yıldırım'ız — dört kuşaktır buradayız. Gidecek yer yok, zaten gitmek de istemiyorum. Burası benim işim, müziğim, her şeyim."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben Yıldırım'da doğdum, babam Yıldırım'da doğdu, dedem de... Biz köylü değiliz ki, biz şehirliyiz — ama bunu söylesem "siz zaten oradan geldiniz" diye bakıyorlar. Soru saçma ama saçmalığına sinirlenemiyorum çünkü soruyu soran muhtemelen iyi niyetle soruyor, "zor durumdayken köye çekilirsiniz" falan düşünüyor. Ama ya ben Edirne'yi bırakırsam klarnet işi biter, meyhane biter, düğün bağlantıları biter — ben Edirne'nin müzisyeniyim, Edirne'siz ben ne yapacağım? Köyde kim tutar beni? Üstüne bir de "köy" diye bir yerim yok elimde, Yıldırım'ı yıkacaklar diye başka bir yere gideceksem o da köy değil, sürgün.
[Bağlam: soruyu soran biri — diyelim bir tanışma ortamında, "nereli misin" faslından sonra gelen o klişe "köye dönmeyi düşünüyor musun" sorusu] "Köyüm yok ki döneceğim — ben Ankaralıyım, Çankaya doğumluyum. Babam Şarkışla'dan ama ben hiç yaşamadım orada. Zaten şehirde yaşayan görme engelli biri için 'köye dön' çok teorik bir soru, altyapı açısından da. Ankara'nın tam ortasındayım, iyi de gidiyor."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Babam Şarkışla'dan gelmiş ama ben hiç orada büyümedim, ben Çankaya'da doğdum, Çankaya'da büyüdüm — bu soru bana mı geliyor gerçekten? Sanki "köklere dön" diye bir nostaljim olması gerekiyor, ama yok. Şarkışla'yı bilmiyorum, babaannem gitti, amcalarla yılda bir telefon. Bir de şunu düşünüyorum: köyde ne yapacağım? Beyaz bastonla hangi kaldırımda yürüyeceğim? NVDA kurulumu için kim yardım edecek? Annem de zaten buradan. Bu soru beni biraz şaşırttı açıkçası — sanki "yerinden kopmuş biri" varsayılıyor, oysa ben tam da yerindeyim, Kavaklıdere'deyim, Tunalı yürüme mesafesinde. Ama bir yandan da... babanın memleketi diye bir şey var, hiç gitmemiş olmak da tuhaf bir boşluk gibi duruyor içimde bazen.
[Bağlam: Kadıköy'de tanıştığım biri, belki bir Türkiye-diaspora muhabbeti, "sen de Berlin'den geldin değil mi, köye dönmeyi düşünüyor musun" tarzı bir soru] "Köy derken... yani ailenin memleketi mi? Bozkır'da amcam var, bu yaz belki gidebilirim. Uzun zaman oldu. Ama 'dönmek' biraz büyük kelime, ben orada hiç yaşamadım ki — daha çok ilk kez gitmek gibi hissettiriyor her seferinde."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... yani Bozkır'ı mı kastediyorlar? Yoksa genel bir "köye dönüş" romantizmi mi bu soru? Çünkü ikisi çok farklı şey. Bozkır'a "dönmek" diyemem zaten — ben hiç gitmedim ki, yaz ziyaretleri sayılmaz, amcanın evinde misafir olmak dönmek değil. Ama soru bu değil aslında, soru şu: amca Hasan mesajı bekliyorum hâlâ, "bu yaz gelir misin" dedi, su yok sokakta dedi, ve ben üç gündür o mesajı açık bırakmışım. Neden? Çünkü "evet" dersem bir şey başlar, "hayır" dersem bir şey biter. Dedesinin tarlası başkasının elinde, ben 2018'de orada dilsiz kaldım, şimdi ne söyleyeceğim — "evet amca geliyorum, Türkçem biraz daha düzeldi" mi diyeceğim? Düzelmedi. Düzelmedi ve bu beni içten kemiriyor ama bunu kendime bile tam kabul ettirmiyorum.
kapalı
[Bağlam: Eşi Mehmet akşam çay içerken, "köylüler toprak satıyor" diye bir şey çıkmışsa sohbette] "Ne dönmesi, Mehmet. Kim var orada, ne var. Berfin'in okulu var burada, çocukların okulu var. Köye dönmek diyorsun, dönülecek bir şey kalmış mı ki." — Gerisini söylemem. Annemin bahçesini, Halil amcayı, o taş duvarları — bunları söylemem. Konuyu kapatırım.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Mağaracık'ta ne var ki şimdi? Ev yıkık, tarla kayınbabanın kardeşlerine kaldı, komşuların yarısı Suruç'a inmiş öbür yarısı Halep'e gitmiş. "Köye dönmek" diyorlar ya, sanki köy orada duruyor, bizi bekliyor. Durmuyorki. Berfin'i oraya götürsem ne olur, okul yok, lise yok, bir yıl içinde "kız büyüdü" diye kapıya dayanırlar. Ben de 14'ümde öyle olmadım mı zaten. Ama bazen — bazen yorulduğumda, özellikle fındıkta sırtım tuttuğunda, Düzce'nin o ıslak sabahlarında — aklıma geliyor, köyün o taş duvarları, annemin bahçesi. Sonra kendime geliyorum, o bahçe de yok artık, annem de yok. Hayali bir yere dönmek bu.
[Bağlam: Şenlik günlerinde gelen bir İstanbul'lu ya da Ankara'lı ziyaretçi bu soruyu soruyor, dükkânda, samimi bir merakla] "Yahu kardeşim, ben zaten buradayım! Köye dönmek ne demek, ben hiç gitmedim ki. — güler — Dedem burada, babam burada, ben buradayım, inşallah oğlum da burada kalır. Hacıbektaş'ı bırakıp nereye gideyim? Burası hem işim hem yolum hem her şeyim."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye dönmek mi... Yahu ben zaten köyde değil miyim? Hacıbektaş'tayım, burası benim yerim, dedemin yeri, babanın yeri. "Köy" diyince ne anlıyor bu soran? Şehirden mi döneceğim sanıyor? Ben hiç gitmedim ki. Ama... bir yandan şunu da düşünüyorum — Nevşehir merkeze, Kayseri'ye, Ankara'ya gidip yerleşmek aklıma hiç gelmedi mi? Geldi tabii, lise yıllarında Nevşehir'de kalırken bir ara "burada kalayım mı" diye geçti içimden. Kalmadım. Döndüm. Pişman mıyım? Hayır. Ama bazen, özellikle Hatice'nin Kayseri'de kalıp kalmayacağını düşünürken, "ben burada kaldım, iyi mi ettim" diye bir şey geçiyor içimden — hemen geçiyor, ama geçiyor. Dükkân var, cemevi var, anne var, yol var. Zaten benim yerim burası.
[Bağlam: KAFFED toplantısında ya da bir tanıdık sohbetinde, "kökenlerinle bağın var mı" havasındaki bir konuşmada] Dönmek derken... Hendek'e her 21 Mayıs'ta gidiyorum zaten, annem var orada, köy var. Ama kalıcı dönüş mü — şu an değil, tez var. Belki ileride, kim bilir. Aslında "dönmek" kelimesini biraz sorgulamak lazım, orası hep orada, ben de hep oradan geliyorum.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Kim soruyor bunu bana şimdi? "Köye geri dönmeyi" — hangi köy, hangi geri? Hendek'teki amca evi mi, yoksa insanların kafasındaki o pastoral "köklerine dönen genç" imgesi mi? İkisi çok farklı şey. Ama içimden geçen şu: bazen evet, özellikle Nisan gibi günlerde, İstanbul'da sıkışıp kaldığımı hissedince — kiranın artması, kredi kartı, tez bölümü tıkandı, Şamil'in veteriner parasını nasıl karşılayacağım — o mutfak geliyor aklıma, anneannin çay demliği, köyün sessizliği. Ama bu "dönmek" değil, bu kaçmak. Dönmek diye bir şey yok çünkü ben oradan çıkmak için çok çalıştım ve bunu biliyorum. Hem şunu da biliyorum: köye gitsem ne yapardım, üç günde boğulurdum, bunu kendime itiraf etmek biraz acı veriyor.
[Bağlam: kahvehanede, tanımadık biri ya da şehirli biri sorduysa] "Abi ben zaten buradayım, gitmedim ki. Köyden ayrılmayı düşünmüyorum şimdilik — tarla var, baba var, iş var. Haziranda belediyede kadro açılacakmış, ona bakıyorum." — Konuyu oraya çekerim, geri dönüş meselesini fazla uzatmam.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Yani bu soruyu soran kim, nerede? "Geri dönmeyi düşünüyor musunuz" — ben zaten buradayım, hiç gitmedim ki. Bir ay Bahçelievler'de kaldım, o kadar. Mehmet'in yanında. Ama o "gitmek" sayılmaz bence, dönünce zaten köydeyim. Şimdi buradayım, babanın dizini sabah bağlıyorum, tarla bakımı başladı, belediye kadrosu çıkarsa haziranda başvuracağım — ne geri dönmesi? Ama bir yandan... bu soruyu duyunca içimde bir şey kıpırdadı, vallaha. Sanki "sen aslında gittin de geri döneceksin" gibi bir şey var bu sorunun içinde. Yoksa ben mi gittim? Ben mi köyden kaçtım? Hayır. Ama kaçmak isteyen var mı içimde — bunu da tam bilmiyorum. Belediye kadrosu çıkmazsa, askerlik Hakkari'ye düşerse, baba dizini daha da kötüleşirse... o zaman ne olur bilmiyorum. Şu an geri dönmeyi düşünmüyorum çünkü gitmiyorum. Bu kadar.
[Bağlam: Kahvede ya da esnaf toplantısında, tanımadığı biri ya da muhabir tipi biri sorduysa] "Yok canım, ben zaten buradayım, nereye döneyim? Salihli'de doğdum, Salihli'de büyüdüm, dükkânım burada, annem burada, her şeyim burada. Ben dönmüş değilim ki, hiç gitmedim. Gidenler sorar bunu, bana yanlış sordunuz."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Benim köyüm yok zaten, ben Salihli'liyim, burası benim köyüm. Soruyu soran muhtemelen "kasabaya dönmeyi düşünüyor musunuz" demek istiyor ama o da yanlış çünkü ben hiç gitmedim ki. Manisa'ya iki yıl gittim, döndüm. İzmir'e gitmedim, kalmadım. Benim "geri dönüş" derdim yok — tam tersi, Sıla İzmir'e gidecek, ben onu bırakmak zorunda kalacağım gibi hissediyorum bazen. Şimdi bana "köye dönüş" sorusu soran kim? Şehirli biri mi, beni taşralı mı sanıyor? Yoksa gerçekten bir anket mi bu? Ne demek istiyor bu soru tam olarak, anlayamadım.
[Bağlam: Sevgi görümce ya da komşu Fatma Hanım çay içerken, "memleket özlemi" konusu açılınca] "Yok canım, geri dönmek mü, ne işimiz var köyde şimdi. Özleriz tabii, annem orada, babam orada yatıyor. Ama çocuklar buraya kök saldı, Mustafa'nın işi burada. Tatile gideriz, ziyarete gideriz — o kadar." Sonra konuyu değiştiririm, "çay koyayım mı bir daha" derim.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye dönmek... ne demek köye dönmek? Hangi köy, ne zaman kaldı orada? Anne 78'inde abimin yanında oturuyor, tarla kiraya verilmiş, babam mezarda. Gidecek ev mi var? Hani o ev yıkıldı zaten, yerine amcaoğlu bir şeyler yaptı. Ama bazen — bazen şu binada duvarlar çatlarken, kirayı düşününce, Mustafa'nın tansiyonunu düşününce — aklıma geliyor, "ya gitsek" diye. Sonra hemen kendim siliyorum: Sümeyye'nin ataması burada, Esma'nın okulu burada, Yasin baba ile pazarda. Köyde ne yapacak Mustafa, ne yapacak çocuklar? Ben zaten 8 yaşında geldim, köyü bildiğimi mi sanıyorum — köy benim içimde kalan bir şey, gerçek değil artık. Gerçek olan şu mutfak, şu çatlak duvar, şu 18 bin lira kira.
kapalı
[Bağlam: kahvede ya da cuma sonrası sohbette, birisi "köylere dönüş olsa iyi olur" deyince] "Gardaş, köy güzel tabii, kökümüz orası — yılda bir gidiyoruz, dede mezarı, mevlüt, hepsine katılıyoruz. Ama dönmek ayrı mesele. İş kurmuşsun, çocuklar okula alışmış, hayat burada kurulmuş. Biz Konya'yı köy yapacağız, köye gitmeyeceğiz." der, gülerim, konuyu kapatırım.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy, Akşehir'deki mi? Yılda bir gidiyoruz zaten, dede mezarı, mevlüt... O da yeter. Orada ne yapacağım, tarlada mı çalışacağım? Atölye burada, işçiler burada, kredi burada, Sümeyye'nin okulu burada. Baba da zaten Konya'da oturmuyor mu, o da köye dönmedi. "Köy" diyince insanın içinde bir şey kıpırdıyor tabii — temiz hava, geniş yer, çocuklar toprakta oynasın falan — ama bunlar hayal. Gerçekte köyde ne var? Ne iş var, ne okul var, ne fırsat var. Ben buraya emek verdim, bu şehre. Şimdi 38 yaşında, kredi başvurusu var, 2. dükkân hesabı var... köy lafı bile tuhaf geliyor kulağa.
[Köy kahvesinde, Recep amcayla, akşamüstü çay içerken — amca "hocam emekli olduktan sonra ne yapacaksın" diye sorunca] "Recep amca, ben zaten buradayım ya, ne dönmesi. Emekli olunca daha rahat olurum, sabah arabaya binmem, bahçeyle daha iyi ilgilenirim. Baba da yaşlandı, annem de — yanlarında olmak lazım. Köy güzel, gardaş, biz nereden kaçacağız."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye geri dönmeyi düşünüyor musun... Gardaş, ben zaten köydeyim. Nisan ayında buradayım, fındık budaması bitti, bahçe çıktı, baba sabah kahvesini içti, Hatice ana eklem ağrısıyla yavaş yürüdü mutfağa — ben buradayım. Ama soruyu anlıyorum tabii, "gerçekten döndün mü" diye soruyor aslında. Ve o soruya dürüst cevap vermek biraz zorlanıyorum içimden. Köyde yaşıyorum, evet — ama sabah 7'de arabaya binip 12 km aşağı iniyorum, öğleden sonra 3'te çıkıyorum, akşam yemeğinde buradayım. Köyde mi yaşıyorum, köye mi geliyorum her gün — arasındaki fark nerede? Emekli olursam belki o fark kapanır. Belki o zaman gerçekten dönerim. Yoksa şu an yarı-yoldayım, ne tam orada ne tam burada, ve bu beni bazen rahatsız ediyor — çok da belli etmiyorum.
[Bağlam: kahvede ya da dernek toplantısında, tanıdık biri bu soruyu sorarsa — biraz muğlak, biraz kapatıcı bir tonla] "Köye dönmek mi, hangi köy aslan? Ben Kestel'de doğdum, Kestel'de büyüdüm, iş burda, çoluk çocuk burda. Razgrad'ı soruyorsan — orası memleket ama dönülecek bir yer değil artık, ev bile yok ki. Babam arada 'gidelim' diyor, gidiyoruz ziyarete, ama dönmek başka şey. Dönmek için önce bir yerin olması lazım seni bekleyen."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Razgrad'ı mı kastediyorlar yoksa Kestel'i mi? İkisi de tam olarak "köy" sayılmaz benim için, ama ikisi de tam olarak "ev" de sayılmaz. Razgrad'a dönmek — ne demek bu? Ev yok, bahçede erik ağacı var, mezarlıkta dedem var, hepsi bu. Orada ne yapacaksın, kimi bulacaksın? Babam "bir kez daha gitsek" dedi geçen ay, ben cevap vermedim — çünkü cevabım yok, "evet gidelim" desem ağlar, "hayır gitme" desem yine ağlar. Kestel'e gelince — zaten buradayım, 47 yıldır buradayım, buradan nereye döneceksin? 24 TIR, 18 sürücü, Polonya anlaşması, Doğan'ın okulu, Sibel'in yüksek lisansı... "Dönmek" diye bir şey yok benim hayatımda, hep ileri gidiyorsun, geri gidecek bir yer zaten kalmıyor.
kapalı
[Bağlam: Esenler kahvehanesinde, hemşehri akşamında biri soruyor — muhtemelen Halep'te bir şeyler değişince "siz ne yapacaksınız" havasında] "Vallahi abi, insan düşünüyor tabii. Ama şu an değil. Çocuklar burada, iş burada. Bakarsın bir gün Allah nasip eder, ziyarete gideriz en azından." — Orada bırakırım. Devamını sormalarını istemem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
"Köy" diyor — hangi köy? Ben köyde büyümedim ki, Halep'in doğu mahallelerindeyim, şehirliyim ben. Ama soruyu anlıyorum tabii, "Suriye'ye dön" demek istiyor. Şimdi ne diyeyim buna... Bazen düşünüyorum, yalan değil. Özellikle Reem'in annesi öksürüyor haberi gelince, ya da Ömer'e "Suriyeli defol" dediklerinde — o anlarda bir şey sıkışıyor içimde. Ama sonra düşünüyorum: babamın aleti hâlâ Lazkiye'de, "belki dönerim" diye bıraktı, 12 yıl geçti. Ben de aynı şeyi yapıyorum sanki, sadece alet değil, fikri tutuyorum bavulda. Gerçekte dönmek ne demek? Çocuklar burada doğdu, Ömer Türkçe düşünüyor artık, Ohannes Usta atölyeyi bana bırakmayı ima ediyor — şimdi mi gideyim? Halep'te ne var, kim var, hangi atölye? Ama "kesinlikle hayır" da diyemiyorum, bu da garip, bu da bir şey söylüyor bana.
[Kahvede biri — belki yeni tanışılan biri, belki muhabbet arasında — sorar; Hasan kısa keser] "Köy mü, ne köyü kardeşim. Babam orada yatıyor, ben burada yaşıyorum. Bayramda gidip geliyorum, o kadar. Burası benim yerim artık."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Doğankent'i sormuyorlar mı acaba? Orası köy değil artık, mezarlık. Babam orada, amcam orada, iki tane de çocukluk arkadaşım orada. Bayramda gidiyorum, iki saat duruyorum, dönüyorum. Oraya "dönmek" diye bir şey yok — ne döneceksin, kime döneceksin? 49 yıldır bu sokaktayım, vişne ağaçlarımı ben büyüttüm, cevizi ben diktim. Hatice buraya alışmış, dizi buradan çıkıyor, doktoru burada. Köye dönmek... bunu soran adam benim hayatımın yarısını bilmiyor. Bir de şu var — köye dönersen sanki "yenildin" gibi bir şey var içinde, ama niye yenildin, kime karşı? Bunu düşününce kendime kızıyorum.
kapalı
[Bağlam: Hafta sonu Beypazarı'na giderken arabada, Banu'nun "köy özlemi" diye bir şey söylemesi üzerine] "Benim köy özlemim yok Banu, dürüst söyleyeyim. Şarkışla'ya gittiğimizde dedemin mezarını ziyaret ediyoruz, o başka bir şey — ama 'geri dönmek' diye bir his hiç olmadı içimde. Ankara'dan daha yerli nereye gideyim?"
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hangi köy? Babamın tarafı Şarkışla'dan 1948'de gelmiş, annemin tarafı Konya Ereğli'den 1953'te — ikisi de öğretmen okulu için gelmiş, geri dönmemiş, geri dönmeyi de düşünmemiş. Ben Çankaya'da doğdum, Çankaya'da büyüdüm, Karşıyaka mezarlığında babam yatıyor. Benim "köyüm" yok ki. Bu soru bana sorulduğunda içimde hafif bir şey kıpırdıyor — sanki bir eksiklik mi var, bir kök mi yok — ama sonra düşünüyorum: Ankara benim köyüm zaten, üç kuşaktır. Şarkışla'ya gitsem turist gibi gezerim, orada kimseyi tanımam, kimse beni tanımaz. Kökten kopmuş değilim, köklerim burada, sadece görünmüyor çünkü beton altında.
kapalı
[Bağlam: Naciye Hanım eczanede, sohbet arası "köylü müsün sen" diye sormuş gibi bir havada] "Yok hocam, biz zaten Selçuklu'luyuz dört kuşaktır, köyle bağım yok öyle. Bayramda falan gidiyoruz Akşehir'e, o kadar. Köye dönmek diye bir şey aklımda yok, tam tersi zaten — biraz daha büyük şehir istiyorum açıkçası, kariyer açısından."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Babamın köyü mü, Akşehir'deki? Oraya gitmek bile tatil gibi hissettiriyor, "geri dönmek" diye bir şey yok ki. Ben Selçuklu'da doğdum, büyüdüm — orası zaten "köy"den daha çok benim yerim. Ama soru şu değil aslında, soru şu: "Konya'dan çıkacak mısın?" Bunu soran biri "köy" demiş, ben "İstanbul" duyuyorum. Gülünç. Beraat "gel" diyor, ben "şimdi olmaz" diyorum — ama "şimdi olmaz"ın altında ne var, onu kendime bile tam söylemiyorum. Köye dönmek... yani tam tersi istiyorum, daha da uzağa gitmek istiyorum, ama o da olmuyor işte.
[Bağlam: soruyu soran biri — tanımadığım biri, belki bir anket, belki tesadüf sohbeti] "Köye dönmek derken tam olarak neyi kastediyorsunuz? Ben Karşıyaka'lıyım, köy bağlantım yok. İzmir'e dönmeyi düşünüyor musunuz diye soruyorsanız — şu an hayır, Eskişehir'de kurduğum bir hayatım var." Orada bırakırım. Annemin fıtığını, Selin'in "sen de gel" mesajlarını, o iç-sıkışmayı söylemem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben İzmir-Karşıyaka'da doğdum, Karşıyaka köy değil ki — büyükbabam Salihli'den gelmiş ama o da 1948'de, ben hiç gitmedim oraya. Soru yanlış adrese geldi sanki. Ama "geri dönmek" derken İzmir'i mi kastediyor acaba — onu da bilmiyorum, belki. İzmir'e dönmek mi... Hayır, oraya da "geri dönmek" değil bu, çünkü ben 2010'dan beri Eskişehir'deyim, 16 yıl olmuş, burada kalmak benim kararım. Ama şu an annemin sırtı fıtık, Selin yardım ediyor, ben "2 hafta sonra geleyim" dedim — o cümleyi kurarken içimde bir şey sıkıştı. Köy değil, geri dönüş değil ama "sen olmasan kim bakar" sorusu yavaş yavaş şekilleniyor, bunu biliyorum.
kapalı
[Bağlam: Şark Çay-Ocağı'nda, Hasan abi soruyor — "Cemal, hiç aklına gelmiyor mu köy?" diye] "Gardaş, aklıma gelir tabii. Anne orada, baba orada yatıyor. Ama şimdi değil — daha birkaç yıl, biraz daha biriktirim, köye düzgün bir ev yapayım, sonra bakarız. Şimdi gidersem ne olacak, boş elle mi gideyim?"
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Dönmeyi düşünüyor musun... bu soruyu sorsalar içimden "22 yıldır düşünüyorum zaten, her sabah düşünüyorum" derim. Ama dönmek ne demek? Anne'nin yanına mı, köye mi, yoksa sadece "İstanbul bitti" deyip kaçmak mı? Bunlar ayrı şey. Geçen hafta Tarık'ın o telefonu geldi, anne'nin tansiyonu, ben burada yağmurda el-arabası çekiyorum — o an içimde bir şey "git artık" dedi, ama hemen arkasından baba'nın sesi geldi, "oğlum sen burada yetişeceksin" dedi. İkisi aynı anda kafamda. 65 bin TL biriktirdim, köye ev yapacaktım, ama 280 bin lazım — döneyim de ne yapayım, tarlada mı çalışayım Tarık gibi? Tarık 28 yaşında, ben 34'üm, Tarık'ın yaptığını ben yapamam artık. Ama burada da 50'ye gelince bu sırt ne kadar kaldırır, bunu da bilmiyorum, bilmek de istemiyorum açıkçası.
[Bağlam: soruyu soran biri varsa, tanımadığım biri, sohbet ortamında] "Köyüm yok benim, İzmir'liyim zaten. Ama Bornova'dan Karşıyaka'ya taşınmayı düşünüyoruz evet, birkaç yıl içinde — orada büyüdüm, aile mezarlığımız orada, biraz daha 'kendi yerim' hissi var. Köy diyemem ona tabii, ama geri dönmek gibi bir şey sayılır belki."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben Karşıyaka'lıyım, dört kuşaktır. Hakan'ın annesi Akhisar'dan geldi, o köy. Benim köyüm yok ki. Ama soruyu soran muhtemelen bunu kastetmiyor — "İstanbul'a, büyük şehre gitmeyi düşünüyor musunuz" anlamında soruyor sanki, tersinden. Yani "buradan kaçmak ister misiniz" gibi bir şey. Kaçmak mı... Şu an evden çıkamıyorum zaten, köy bir yana. Ama Karşıyaka'ya dönmek var aklımda, evet — o ayrı şey. Orası köy değil, orası benim yerim. Selma'nın yanına, baba evinin yakınına. Hakan ile konuşuyoruz bunu, Bornova-evi sat, Karşıyaka'ya geç diyoruz. Ama "köye dönmek" diye çerçevelemek... biraz tuhaf geliyor. Sanki ben hiç yerinden olmamış gibi, sanki bir yere aitmiş gibi.
kapalı
[Bağlam: Yusuf telefonda "anne hava nasıl" tarzı sorular sorarken, ya da Fatma'nın yanında oturulurken bu konu çıksa] "Kuzum ben nereye döneceğim, ben zaten burdayım. Köyden çıkmak mı? Allah'ım, Ahmet'i bırakıp nereye gideyim. Burası benim yerim, başka yerim yok."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Geri dönmeyi düşünüyor musun... Ne sorusu bu ya. Ben hiç gitmedim ki. Burası benim evim, bahçem, Ahmet'in mezarı burada, annem-babam burada. Gitmek ne demek? Yusuf geçen yıl "anne şehir merkezinde sağlık tesisi" dedi, ben biliyorum ne demek istediğini — huzurevi işte, başka bir şey değil. Ondan korkuyorum içimde, onu düşünüyorum. Ama bunu "geri dönmek" diye sormak... sanki ben bir yerlere gitmiş de geri mi dönecekmişim. Karayakup'tan başka bir yerim yok, hiç olmadı. Esra bu yaz gelecek, bahçede helva yapacağım, köyü toplayacağım — bunu başka nerede yapabilirim?
[Bağlam: tanımadığım biri, belki bir seminer sonrası sohbet ya da böyle bir soru] Köye dönmek derken... ben Ankara'lıyım aslında, üç kuşaktır. Bizim ailenin köyle öyle bir bağı olmadı pek. Ama sorunuzun ruhunu anlıyorum — "şehirden bunaldın mı, bir yere çekilmek ister misin" diye soruyorsunuz sanırım. Şu an Bahçelievler'de gayet iyiyim, şikâyetçi değilim.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Ben Cebeci doğumluyum, üç kuşak Ankara. Babam CHP ilçe sekreteri, annem devlet okulu öğretmeni — bizim ailenin "köyü" yok ki. Bu soru bana soruluyor ama ben bu sorunun muhatabı değilim, bu soruyu soran kişi beni yanlış kategoriye koymuş. Sonra bir de şu var: "köye dönmek" deyince insanlar sanki Ankara'dan kaçmak gibi bir şey hayal ediyor — neden kaçayım? Bahçelievler'deki dairem var, Sema burada, Mephisto kitabevi beş dakika, Birikim toplantıları İstanbul'da bile olsa gidip geliyorum. Ama şunu da kabul edeyim — bazen Tunalı'da yürürken, ya da sabah çalışma odasında pencereden bakınca, "bu şehir artık benim şehrim mi" diye bir his geliyor, o farklı bir şey. Ama o his "köye dön" değil, o his başka bir şey, adını koyamıyorum.
[Kahvehanede biri — köylü ya da dışarıdan biri — bu soruyu sorarsa] "Gardaşım ben köydeyim ya, ne dönüşü? Burası benim yerim, babam burada, annem burada, ben de buraya gömüleceğim. Almanya'dan döndüm 2002'de, o kadar. Gurbetten döndüm, memlekete geldim — başka bir şey yok."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye geri dönmeyi düşünüyor musun... yani ben zaten köydeyim, gardaşım. 2002'den beri buradayım, 24 yıl oldu. Soran kim bilmiyorum ama bu soruyu soran beni hiç tanımıyor demek. Yoksa... bekle, belki "Almanya'dan döndüğüne pişman mısın" mı demek istiyor? O ayrı. Pişman değilim. Ama bazen — özellikle şöyle kar zamanı, Yusuf'un "1 hafta sonra geliriz" mesajını okuyunca, Aysun'un ekranda gözleri sulandığında — bir ağırlık var içimde, tarif edemiyorum. Köyde olduğuma pişman değilim. Hatice'nin burada olmamasına pişmanım. Hatice burada olsaydı bu soru zaten sorulmazdı, ben de sormaz olurdum kendime.
kapalı
[Bağlam: Sürmeneliler Derneği toplantısında bir komşu hanım soruyor, sohbet arasında] "Canım, köyü özlüyorum tabii, kim özlemez. Ama dönmek başka iş. Hayrettin'in sağlığı, çocuklar burada, torunlar burada — Mustafa'nın Emre'si bu yıl üniversiteye başladı, ben şimdi kalkıp gideyim mi? Köy güzel, Hatice orada, ama ben de burada kök saldım artık. Allah ne nasip ederse öyle olur yavrum."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Dönmek... vallahi bu soruyu kendime kaç kere sordum bilmiyorum. Köy diyince içim sızlıyor hâlâ, ama sızlamak ayrı şey, gitmek ayrı şey. Hayrettin orada ne yapacak, kahvehane mi yok, doktor mu yakın — prostatı var, altı ayda bir kontrol, Sürmene'de ne bulacak? Ben de şimdi oraya gitsem Hatice'nin evine mi sığınacağım, gelininin evine? Hayır, olmaz öyle. Ama Esenyurt da tam benim yerim değil ki — 36 yıldır buradayım, hâlâ "memleket" diyemiyorum içimden. Köyde annemin mezarı var, babamın mezarı var, ben de oraya gömüleceğim zaten — ama gömülmek ayrı, yaşamak ayrı. İkisi aynı yer olmak zorunda değil galiba. Bunu düşündükçe biraz üzülüyorum açıkçası, neden bilmiyorum tam.
[Bağlam: oğullarından biri — Mehmet ya da Süleyman — yine "baba sen şehre gel" lafını döndürünce] "Oğlum, ben nereye döneyim? Ben burdayım zaten. Annenin yanındayım, babanın yanındayım. Siz iyiyseniz ben iyiyim. Merak etmeyin beni."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Ne sorusu bu ya... Ben zaten burdayım, köydeyim, gitmedim ki. Kim soruyor bunu bana? Şehirden biri mi, yoksa oğullarımdan biri mi yine 'baba gel' diye dolaştırıyor soruyu? Yirmi altı yıldır buradayım, 1999'da bırakmadım, o zaman bırakmadım — şimdi mi bırakacağım? Hadiye burdadır, yüz metre ötede. Babam burdadır. Amcalarım burdadır, isimleri taşta yazılı. Ben buradan gidersem kim kalır, kim okur o isimleri Eylül'de? Süleyman mı? Süleyman'ın başı kendi derdiyle meşgul. Hawre tıp okuyacak Diyarbakır'da, tamam, o genç, o gidecek — ama ben? Ben gidersem köy biter, bunu biliyorum, söylemiyorum ama biliyorum. Bir de şu var: ben şehirde ne yapacağım, apartman katında, camdan bakarak mı oturacağım? Ölürüm orada, gerçekten ölürüm.
[Bağlam: Murat oğlum soruyor, akşam yemeğinde, Maltepe'de] "Geri dönmek mi, ben zaten oradan geldim Murat'ım, oraya gideceğim. Yaz gelince evimi açacağım, bahçemi ekiyorum, cevizlerimi topluyorum — o benim yerim. Kış burada kalıyorum, tamam, ama köy bitti demiyorum. Bitmedi. Ben varken bitmez."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Geri dönmek mi... ben zaten döndüm, her yaz gidiyorum, ne demek "geri dönmek"? Ama soruyu anlıyorum, "kalıcı dön" demek istiyorlar. Kalıcı... Sabri'nin mezarı orada, annemin mezarı orada, babamın mezarı orada — ben nereye gideyim ki? Ama kışın tek başıma o evde, bel ağrısı, doktor 25 kilometre, bir şey olsa kim gelir? Hıdır her yıl "anne kış burada kal" diyor, içimden "evet haklısın" diyorum ama ağzımdan çıkmıyor. Köy gidiyor zaten, biliyorum — her yaz bir iki kişi daha eksilmiş, kapılar kilitli, bahçeler sararmış. Ben orada olursam biraz daha ayakta durur gibi geliyor, saçma mı? Belki saçma. Ama ben gidersem kim kalır, Fatma Nine mi tek başına? Devran'ın tezi bitti, Munzur-Cem geçti, şimdi ne diyeyim kendime — "artık İstanbul'a yerleş" mi? Olmaz. Olmaz ama... bazen yoruluyorum da.
[Bağlam: bir tanıdık ya da uzak akraba soruyor, sohbet ortamında] "Köy derken Çamşıhı'yı mı kastediyorsun? Oraya hiç yerleşmedim ki, gidip gelmek var tabii, büyükbabanın yeri. Ama şu an tam tersi bir süreçteyiz, Berlin tarafına bakıyoruz. Köye dönmek... hayır, öyle bir plan yok."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Çamşıhı'yı kastediyorsa soran kişi, oraya son gittiğimde 2019'du, büyükbabanın mezarını ziyaret için. Köyde kalan amca çocukları var, onlar da yarı-İstanbul yarı-köy yaşıyor zaten. "Geri dönmek" diye bir şey yok ki benim için — ben oraya hiç gitmedim ki. Maltepe'ye mi döneyim o zaman? Orası da "köy" değil benim için, anne-baba evi. Soru biraz yanlış geliyor kulağa, sanki bir yerde köklerim var da ben oradan kopmuşum gibi... Ama şu an Nisan 2026, vize kağıtları masada, Berlin Eylül'de — şimdi bu soruyu sormak komik bile. Yani "köy" derken ne anlatıyoruz, Türkiye mi, Maltepe mi, Çamşıhı mı? Hepsine ayrı cevap var, hepsine "hayır" ama hepsinin ağırlığı farklı.
[Bağlam: Tunalı'da kafe, Filiz ya da başka bir arkadaş sohbet arasında soruyor — "köy özlemi yok mu hiç?" gibi bir şey] "Köy deyince Tokat'ı mı kastediyorsun? Ben oraya zaten hiç yerleşmedim ki, babanın memleketi. Yaz tatilinde giderdik çocukken, dut yerdik, o kadar. Benim köyüm burası, Yıldız Sokak. Otuz yedi yıldır."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hangi köy? Tokat-Almus-Çat mı? Orası benim köyüm değil ki, ben oraya 4 yaşında gitmedim, 4 yaşında *geldim* buraya. Yani soru yanlış kuruluyor zaten. Köy deyince aklıma gelen tek şey büyükannenin bahçesindeki dut ağacı ve 1993 yazında baba haberle eve girdiğinde annemin mutfakta ağlaması — o kadar. Köy romantizmi yapmak için o köyle gerçek bir ilişkim olması lazım, yok. Üstelik şu an Defne ergenliğin ortasında, Çağrı ortaokula geçiyor, ben 18 yıldır aynı okulda öğretmenim, annem-babam 800 metre ötede, kredi ödüyorum — hangi köye, nasıl, neden? Soru biraz... sormak için sorulan cinsten.
[Kahvehanede, kasabadan biri "Dörtyol'a ya da İskenderun'a taşınmayı hiç düşündün mü" diye sorunca] Yok öyle bir şey, hocam. Ben buradan nereye gideyim? Zeytinlik burada, fabrika burada, babamın emeği burada. Mehmet de burada, torunum da burada. Zaten "köy" falan değil burası, kasabamız, her şeyimiz burada. Kaderimiz bu toprak.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye geri dönmek mi... Zaten köydeyim hocam, zaten buradayım. Yani soru ne demek istiyor tam olarak bilmiyorum, ama herhalde "şehre taşınmayı düşünüyor musun" diye sormak istiyor. Taşınmak mı? Nereye, neden? Fabrika burada, zeytinlik burada, baba mezarı burada, annem mezarı burada. Mehmet'in çocuğu 200 metre ötede büyüyor. Ben buradan nereye gideyim? Ama şunu da söyleyeyim — depremden sonra bazen geceleri Hatice uyurken "başka bir yerde olsaydık" diye geçiyor içimden, hemen bastırıyorum o düşünceyi, utanıyorum bile aklıma geldiği için. Baba burada kurdu bu fabrikayı, ben burada büyüttüm, Mehmet burada devralıyor — bu zinciri kırmak aklıma bile gelmiyor açıkçası, ama o gece düşüncesi bazen geliyor, geldiğinde de "ne biçim adam" diyorum kendime.
kapalı
[Sürmeli-teyze uğradığında, ya da hemşehri kadınlardan biri "siz ne yapacaksınız yıkım olursa" diye sorunca] "Köy mü, vallahi köy de uzak kuzum, çocukların okulu burada, Zeynep liseyi bitirmeden bir yere gidemeyiz. Süleyman da ne iş bulacak orada. Hayırlısı ne ise Allah öyle yazar, biz buradayız inşallah bir çözüm çıkar."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köye mi... Nisan'da böyle bir soru. Köy derken ne köyü, baba evinin yarısı yıkık, anne-baba mezarlıkta, amca oğulları kendi dertlerinde. Gidip ne yapacağız orada, Süleyman inşaat mı bulacak Sivas'ta? Ben mi temizliğe gideceğim köyde, kime? Zeynep'in okulu, hemşirelik hayali, Mehmet'in arkadaşları — hepsini bırakıp mı? Ama şu kentsel dönüşüm meselesi kafamı öyle yoruyor ki bazen 'bari köyde bir şey dikseydik' diye geçiyor içimden, hemen geçiyor ama. Sonra düşünüyorum, ben dört yaşında geldim buraya, otuz dört yıldır bu mahalle benim mahallem, köyü ben nereden bileyim artık. Orası da benim değil, burası da mı olmayacak, ne bileyim...
[Bağlam: kahvehanede tanımadığım biri sorsa, ya da belediye toplantısında biri sorsa] "Köy mü gardaş, biz buralıyız. Ben burada doğdum, babam burada doğdu, dedem burada doğdu. Akıncılar bizim yerimiz — gidecek başka bir yerimiz yok, gitmek de istemeyiz zaten. Bu mahalle bizim."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy gardaş, ben köyde doğmadım ki. Biz burada doğduk, babam burada doğdu, dedem burada doğdu. Akıncılar bizim köyümüz zaten, ne farkı var. Soruyu soran herhalde bizi buraya sonradan gelmiş sanıyor — "nereden geldiniz, geri dönmez misiniz" modunda bir şey bu. Biraz içim sıkıştı açıkçası, sanki burada yabancıymışız gibi bir his veriyor soru. Ama belki kasıt başka bir şeydir, yanlış anlamayım.
kapalı
[Bağlam: Cami çıkışı Hassan bey veya mahalleli bir hemşehri "Sefer abi ne zaman dönüyoruz Halep'e" diye şakalaşarak soruyor] — Vallahi kardeşim, Allah izin verirse... ama çocuklar burada büyüdü, Layla Ankara'yı biliyor Halep'i değil. Biz artık buraya kök saldık biraz. Halep'i özlüyoruz tabii, her zaman, ama dönmek kolay değil şimdi — ne iş var ne ev var. Allah nasip eder bir gün görürüz inşallah.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü, hangi köy? Halep'teki evimiz köy değildi ki — şehir ortasıydı, çarşı vardı, babamın dükkânı vardı. "Köye dönmek" diyorlar ya, sanki biz bir yerden kaçıp geldik de orada hâlâ bir şeyler duruyor. Şarkıyye'de ne kaldı şimdi? Amcamın evi yarı yıkık, babamın dükkânı yok, komşular dağılmış kim Almanya'ya kim Türkiye'ye kim bilmem nereye. Yusuf 9 yaşında gitti oradan, Ahmed hiç görmedi, Layla'nın Halep'le bağı sadece anlatılarımız. Ben gitsem bile döneceğim bir şey yok aslında, döneceğim yer yok — sadece bir toprak parçası ve üstündeki yıkık duvarlar. Ama bunu kimseye açık söylemek... içim sıkışıyor bazen, "dönmek" kelimesi bile garip geliyor, sanki Halep başka bir hayattı, başka bir Sefer'in hayatıydı.
kapalı
[Bağlam: Anne Hatice'ye, yan apartmanda çay içerken, böyle bir sohbet açılırsa] "Yok anne, ne dönüşü. Babam bile bir daha bakmadı arkasına. Berfin okula gidiyor, Selim iş bulamaz orada. Biz buralıyız artık." Sonra konuyu değiştiririm — "Mehmet bugün ne yedi" falan derim.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü... Hilvan-Çat'ta ne var ki şimdi? Babam 2005'te kaçtı oradan, tarla kurumaya yüz tutmuştu, iş yoktu. Ben zaten 4 yaşındaydım, ne hatırlıyorum ki — sadece o kamyonetin penceresinden baktığımı hatırlıyorum, o kadar. Şimdi gidip ne yapacağız orada, Selim'e inşaat işi mi çıkar köyde? Çıkmaz. Berfin okula nasıl gidecek, ortaokul yok köyde zaten. Ama bazen... bazen şu kira 7.500 TL'yi görünce "köyde ev kira yok en azından" diye geçiyor içimden, hemen sonra kendim güldürüyorum kendimi. Orası artık benim yerim değil, ben Eyyübiye'de büyüdüm, annem burada, çocuklarım burada. Köye dönmek diye bir şey yok kafamda gerçekten, sadece kira öderken "keşke" diyorum bazen, o kadar.
[Bağlam: Akçaabat'tan uzak akraba ya da tanıdık biri "memlekete dönmeyi düşünüyor musunuz" diye sorarsa] Güler misin ağlar mısın, Mudanya'da büyüdüm ama "köy" demedik hiç oraya. Bursa'da işim var, Doruk okula başlıyor, Esra'nın kadrosu burada — hayat burada kurulu artık. Mudanya'ya gidip ne yapacağım, tatilde gidiyoruz zaten, o da yeterli.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Köy mü? Hangi köy? Mudanya'yı mı kastediyorlar, Akçaabat'ı mı? Mudanya köy bile değil, ilçe — orada büyüdüm ama "köye dönmek" lafı bana hiç oturmadı, sanki orası bambaşka bir dünya gibi konuşuluyor. Akçaabat'a gidip ne yapacağım, dedem de yok artık, baba-tarafından kimse kalmadı neredeyse. Ama asıl mesele şu: ben buraya dönemem bile, "dönmek" kelimesi sanki ayakta yürüyen biri için kurulmuş bir cümle — sen nereye döneceksin, rampa var mı orada, kaldırım var mı, doktor var mı, internet var mı? Bursa'da bile bazen sokak taşlı diye 200 metre tur atıyorum, köyde ne olacak? Bir de Doruk var, Esra var, iş var — "köye dön" lafı güzel bir nostalji gibi geliyor ama benim için o nostalji çoktan kapandı, 2010'da kapandı.