soru · 2026-04-29

5 yıl sonra hâlâ bu mahallede oluyor musunuz?

70 cevap·2.4 dk·$1.56

Çoğu Kalmak İstiyor, Ama "İstemek" ile "Kalabilmek" Arasındaki Mesafe Büyük

70 kurgusal kişiye soruldu · 2026-04-29

---

Bir cümle özet

Bu 70 kişinin büyük çoğunluğu beş yıl sonra aynı mahallede olmayı bekliyor — ama bu beklenti çoğunlukla seçimden değil, başka türlüsünün mümkün görünmemesinden geliyor.

---

Genel kanaat

Soruyu soran kişi basit bir "evet/hayır" beklemiş olabilir. Ama cevaplar öyle gelmedi. 70 kişiden 53'ü (%76) bir biçimde "hayır" ya da "muhtemelen değil" dedi; yalnızca 9'u (%13) net "evet" diyebildi. Kalan 15 kişi (%21) soruyu doğrudan yanıtlamaktan kaçındı. Bu rakamlar ilk bakışta yüksek bir hareketlilik isteği gibi görünüyor. Ama cevapları okuyunca tablo değişiyor: "hayır" diyenlerin büyük bölümü gitmek istediği için değil, gidebileceğine inanmadığı için öyle söylüyor.

Ekonomik çerçeve ezici biçimde baskın çıktı: 70 kişiden 50'si (%71) cevabını ekonomik bir hesapla açıkladı. Bunların 49'u (%70) geçimlik bir dil kullandı — "kira tutarsa", "kredi bitmeden", "iş olursa". Aile çerçevesi ise neredeyse evrenseldi: 69 kişi (%99) cevabını bir şekilde aileyle bağladı. Bu iki şey — para ve aile — mahalle kararlarının gerçek koordinatları.

Dini bir çerçeve kullananlar da az değildi: 34 kişi (%49) "Allah bilir", "inşallah", "nasip" gibi ifadeler kullandı. Bu ifadeler çoğunlukla belirsizliği örtmek için değil, gerçekten bilmemenin dürüst bir dışavurumu olarak geldi.

---

Ne ortak, ne ayrışan

### "Nereye gideceğim ki" — en yaygın cümle

Cevaplarda en çok tekrar eden kalıp buydu. Cemal Bingöl (p_056), Tarlabaşı'ndaki 25 metrekare odasında "başka yerim olmadığı için kalıyorum" dedi açıkça. Helin Demir (p_042), Suruç'ta yılın yarısını çadırda geçiriyor; "ev kayınbabanın mülkü, biz çıkamayız, çıkacak yerimiz de yok" dedi. Şükriye Çelik (p_025), İzmir Tepecik'teki çiçekçi, yıkım söylentilerini duymuş ama "nereye gideceğiz, Salihli'ye mi? Büyük kız okulu bırakır, ben tezgâhı bırakırım" dedi. Bu üç kişi farklı şehirlerde, farklı koşullarda — ama aynı cümleyi kuruyorlar. Gitmek bir seçenek değil, çünkü gidilecek yer yok ya da gidilirse kaybedilecek şeyler çok fazla.

### Seçim mi, sürüklenme mi — bu ayrım içten içe kemiriyor

Birçok kişi kalmayı "seçmek" ile "başka türlüsü olmadığı için kalmak" arasındaki farkın farkında. Ve bu fark onları rahatsız ediyor. Burak Yıldırım (p_054), Konya'da ailesinin evinde yaşayan 28 yaşındaki eczane teknisyeni, "burada kalmak bir tercih değil, bir sürüklenme; ve ikisi arasındaki farkı hissediyorum, sadece kimseye söyleyemiyorum" dedi. Cemal Karadeniz (p_049), Of'taki köyünde öğretmenlik yapan 52 yaşındaki adam, fındık budanırken aklına geliyor bu soru: "burada kalmak 'seçmek' mi, yoksa 'gidememiş olmak' mı?" Onur Yaman (p_040), görme engelli bir bakanlık uzmanı, "beş yıl sonra hâlâ bu mahallede olmak bir tercih mi yoksa sürükleniş mi — o ayrımı yapmak giderek zorlaşıyor" dedi. Bu iç hesaplaşma yaşa, şehre, gelir düzeyine göre değişmiyor — her kesimde var.

### Aile bağı hem tutuyor hem sıkıştırıyor

69 kişi cevabını aileyle bağladı. Ama bu bağ iki farklı biçimde işliyor. Bir kısmı için aile gerçek bir güvence: Naciye Sürmeli (p_061), Esenyurt'ta 36 yıldır yaşıyor, "Mustafa aynı sokakta, Şerife on dakika, Emre haftada iki kez geliyor" dedi — bunlar onu tutan şeyler. Ama bir kısmı için aile bağı hareket etmeyi engelleyen bir yük gibi hissettiriyor. Şervan Yıldız (p_016), Diyarbakır'da KPSS hazırlığı yapan 21 yaşındaki genç, "babam geçen ay o krizi atlattı, şimdi ben gitsem... kim bakacak?" diye sordu. Esma Karadağ (p_037), Başakşehir'deki kapalı sitede yaşayan iş kadını, "baba burada, kayınvalide burada, Cumartesi öğle yemekleri burada — oradan çıkmak 'ben aileyi terk ettim' demek gibi algılanır" dedi. Aile hem liman hem de çıpa.

### Mahalle değişiyor, ama giden biz değiliz

Birçok kişi mahallesinde kalmayı planlıyor — ama mahallenin kendisinin değiştiğini de görüyor. Hıdır Aslan (p_030), Gazi Mahallesi'nde edebiyat öğretmeni, "beş yıl sonra hâlâ burada olacağım ama mahalle olmayacak, o yüksek binalar gelecek, komşu Hasan amca gidecek, sokak aynı sokak olmayacak" dedi. Sabiha Aliç (p_009), Bursa'da Boşnak göçmen mahallesi Hürriyet'te yaşıyor; "mahalle beni bırakıp gidiyor gibi hissettiriyor bazen, ben değil" dedi. Hıdır Çolakoğlu (p_039), Edirne'de Roman mahallesi Yıldırım Beyazıt'ta dört kuşaktır yaşayan klarnetçi, kentsel dönüşüm söylentileriyle boğuşuyor: "klarnet orada çalar mı, meyhane oraya mı taşınır, kahvehane halkası oraya mı gelir? Gelmez. Biliyorum gelmez." Fiziksel olarak aynı yerde kalmak, aynı yerde olmak anlamına gelmiyor artık.

---

Yöntem notu

Bu 70 kişi gerçek değil — bir tasarım disiplini içinde üretilmiş kurgusal profiller. Gerçek bir anket değil, bir düşünce aracı. Demografik çeşitlilik bilinçli kurgulandı: yaş, şehir, etnik köken, gelir düzeyi, inanç. Aynı sorular farklı bir setle yeniden sorulsa farklı cevaplar çıkar. Bu metin "Türkiye'de insanlar böyle düşünüyor" iddiası taşımıyor; ama bu 70 kurgusal sesin bir araya gelişinde tanıdık bir şeyler var.

▸ veri sayımı (kelime-eşleşme)

Cevaplarda hangi konu/söz-kalıbı kaç personada geçti — ham kelime-eşleştirmesi. Yorumlama değil; sayısal arka-plan.

aile/akraba bağlamı69/70
olmaz/değil dedi53/70
economic_frame50/70
geçim/ay-sonu49/70
dini söz/çerçeve34/70
kararsız / 'kim bilir'15/70
asker/savaş çerçevesi15/70
politik söylem14/70
kamuya açık paylaşmam13/70
kayın/namus baskısı13/70
olur/evet dedi9/70
kuşak-aktarımı6/70
aile-için-koruma5/70
yapısal eleştiri (sistem/eşitsizlik)4/70
atomize-aile / seçilmiş3/70
ekonomi düzelir umudu1/70
küme
modernler: 24
dindar-muhafazakarlar: 17
geleneksel-muhafazakarlar: 29
mahremiyet
yari-acik: 48
kapali: 21
acik: 1

Bu rapor 70 kurgusal kişinin bu soruya verdiği cevapların bir okumasıdır. Anket değil; gerçek-dünya iddiası içermez. Aynı set yeniden sorulsa farklı bir okuma çıkar.

cevaplar

70

[Eşime, akşam yemek sonrası, telefona bakmazken] "Beş yıl sonra burada mıyız bilmiyorum açıkçası. Yani kredi var, tamam, ama Lara büyüyünce okul meselesi var, mahalle meselesi var. Bir ara oturur düşünelim mi bunu, nereye gitmek istediğimizi?"

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Ev kredisi yeni başladı, yani matematiksel olarak evet, buradayız, kaçış yok. Ama "hâlâ bu mahallede mi" sorusu beni biraz tuhaf hissettiriyor — sanki Bornova'da olmak geçici bir durak gibi, ki belki öyle. İzmir'de kalmak istiyorum ama bu mahalle mi, bilmiyorum, Bornova'nın o eski sakin havasından geriye ne kaldı ki? Kreş masrafı, kredi taksiti, her ay hesap yapıyorum — "bir sonraki adım" diye bir şey kafamda hep var ama o adımın ne olduğunu tam bilmiyorum. Belki daha iyi bir okul çevresine taşınmak, belki sadece daha büyük bir ev, belki hiçbir şey değişmez ve ben hâlâ aynı yerde aynı hesabı yapıyor olurum.

Modernler
kapalı

[Eşine, akşam yemekte, sıradan bir sohbet sırasında] "Bilmiyorum be, beş yıl uzun zaman. Çocuk olursa zaten yer değiştirmek gerekir muhtemelen, daha büyük bir ev lazım olur. Şimdilik burada kalırız herhalde, neden taşınalım ki."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Beş yıl sonra ne olacağını bilmiyorum ki. Şu an bile tam oturmamış bir his var içimde bu mahallede — yani kötü değil, alıştım, ama "burası benim yerim" de diyemiyorum hiçbir zaman. Bahçelievler pratik, işe yakın, kira makul; ama o kadar. Eğer çocuk olursa zaten taşınmak gerekecek muhtemelen, daha geniş bir yer, belki Esenyurt tarafı, belki Başakşehir — kayınvalidenin aklında da o var zaten, "orada güzel siteler var" diye. Ama ya olmadı çocuk... o zaman ne? O zaman belki de hep burada, aynı dairede, aynı sokakta, ve bu soruyu sormaya devam ederek. Konya'ya tatil evi hayali de var kafamda ama o da uzak, birikim yetişmiyor bir türlü.

Dindar

[Bağlam: Cihangir kahvaltı grubundan Suat soruyor, sohbet arasında] "Büyük ihtimalle evet. Nereye gideceğim ki — İzmir'de kimse kalmadı, oğlum Berlin'de, ben buradayım. Mahalle değişiyor tabii, her şey değişiyor, ama insanın bir yerden söküp atılması da kolay değil. Hem kitabı bitirmem lazım, o bitmeden başka bir şey düşünemiyorum."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Yetmiş üç yaşında olacağım. Sağlık kontrolünü hâlâ erteliyorum ya, o zaman erteleyemem artık. Cihangir'de kalmak mı — aslında soru bu değil, soru "kalabilecek miyim" değil mi? Kira değil mesele, ev benim, ama bu mahallenin ne hale geldiğini görüyorum; her yıl bir tane daha eski sima gidiyor, yerini başka bir şey alıyor. Ama ben de gitmek istemiyorum, Nilüfer'in izi var burada, mutfak, pencere, o koltuk — bunları bırakıp nereye gidecektim? Öte yandan oğlum Berlin'den "gel" diyor, ben de "evet evet" diyorum, ikimiz de biliyoruz gitmeyeceğimi. Kitap bitmeden gidemem zaten, kitap bahane mi, bilmiyorum, belki biraz öyle.

Modernler
kapalı

[Kafe arkadaşı Selin'e, vardiya arası sigara molasında] Yani bilmiyorum ya, beş yıl sonrası çok uzak geliyor. İnşallah olmam, bir şeyler döner umarım. Ama şu an için plan yapmak zor, ne olacağı belli değil ki.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... yani 2031. Yirmi yedi yaşında. Hâlâ Esenyurt'ta mıyım? Kafam karışıyor çünkü bir yanda "hayır kesinlikle hayır, ben buradan çıkacağım" diyor içim, öte yanda bak ablam da öyle düşünüyordu, bak hâlâ burada. YKS tutarsa belki yurt, belki başka şehir — ama ya tutmazsa? TikTok büyürse para gelir, para gelirse... ne yaparım, taşınır mıyım gerçekten? Taşınmak ne demek ki, aileyi bırakmak mı? Baba zaten evlilik lafını ağzından düşürmüyor, beş yıl sonra o baskı daha da artmış olur muhtemelen. İçim "çıkacağım" diyor ama ayaklarım burada gibi hissettiriyor bazen, sanki zemin beni tutuyor.

Modernler

[Bağlam: akşam yemeğinde eşe, yarı ciddi bir havada] "Büyük ihtimalle evet, ama kim bilir — çocuklar gidince bu daire gereksiz büyük kalır, o zaman belki daha küçük bir şey düşünürüz, ya da Bodrum tarafı ağır basar." Gülerek eklerim: "Ama sen Nişantaşı diyeceksin, biliyorum." Gerçek hesabı — yani "aslında bu şehirde kalmak isteyip istemediğimi bile bilmiyorum" kısmını — söylemem.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Nisan 2031. Kız o zaman 21 olur, büyük ihtimalle Londra'da ya da başka bir yerde. Oğlan 17. Eşle ikimiz bu dairede mi oturuyoruz hâlâ? Beşiktaş'ı seviyorum, bunu inkâr etmiyorum — ama bu mahalle benim için bir tercih mi, yoksa inertia mı? Dürüst olayım: eğer çocuklar giderse ve ben de family office'e geçersem, Bodrum'daki ikinci ev meselesi bambaşka bir boyut kazanır, İstanbul'da bu kadar büyük bir daireye gerek kalmaz. Ama şunu da biliyorum: Beşiktaş'tan çıkmak bir şeyi bırakmak gibi hissettiriyor, sanki o 1989'dan beri kurduğum "İstanbul'u fethettim" hikâyesini bir kenara koymak gibi.

Modernler
kapalı

[Kahvedeki sabah sohbeti, Murat'a veya Selin'e — mahalle müdavimleri] "Bilmiyorum kanka, insan 'evet buradayım' demek istiyor ama şehir sana o soruyu sordurmadan önce cevabını alıyor zaten. Bakalım, Eylül'den sonra ne olur. Umarım oluruz."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Akarsu Yokuşu'ndaki dairemi düşünüyorum, kira sözleşmesi Eylül'de bitiyor ve ev sahibi geçen ay "değerlendireceğiz" dedi, o "değerlendireceğiz" kelimesi hâlâ midemde duruyor. Berlin fikri var, kolektif mekan girişimi var, ama bunların hepsi bir nebula gibi — somut değil, sadece konuşuluyor. Gerçekten burada olmak istiyorum, Cihangir'i seviyorum, ama "istemek" ile "karşılayabilmek" arasındaki mesafe her yıl biraz daha açılıyor ve bunu kendime itiraf etmek tuhaf bir şey. Öte yandan şunu da biliyorum: buradan gitmek, sadece maddi bir karar değil, bir şeyi teslim etmek gibi hissettiriyor — neyi teslim ettiğimi tam söyleyemiyorum ama bir şeyi.

Modernler
kapalı

[Bağlam: üniversite arkadaşıyla, Zoom'da ya da bir kafede, sıradan sohbet ortamında] "Yok yani, beş yıl sonra burada olmam pek mümkün değil gibi görünüyor — ya ABD'de bir şeyler oluyor ya da en azından kendi yerim falan. Ama kim bilir, insan planlar yapar." — ve konuyu değiştiririm. Nereye gittiğime dair detay vermem, startup'ı ya da vizeyi hiç açmam.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Yani 26 yaşında. Cidden mi? Eğer her şey planlandığı gibi giderse — ki gitmez, ama giderse — ya ABD'deyim ya da en azından buradan çıkmış oluyorum. Etiler'de olmak... bilmiyorum, bunu "başarısızlık" diye okumak istemiyorum ama bir yerde öyle hissettiriyor. Annem-babam burada, tamam, güzel mahalle, konforlu, ama "hâlâ aynı odada mı uyuyorsun" sorusunun cevabı olmamalı bu. Öte yandan şu an startup offer var, vize var, doktora var — bunların hepsi havada. Belki beş yıl sonra da buradayım ve kendime "neden gitmek istedim ki" diyorum. Belki. Ama şu an o ihtimali düşünmek bile biraz... sıkıştırıcı geliyor.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Çamlıca'daki çay-tavla grubundan biri soruyor, sıradan bir sohbet] "Niye gidelim ki, her şeyimiz burada. Çocuk burada, torunlar burada, alışkanlık burada. Ayağım tuttuğu sürece bu mahalleden ayrılmayı düşünmüyorum." — Düzce meselesini açmam, aritmiyi hiç açmam.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Altmış yedi yaşındayım, beş yıl sonra yetmiş iki olacağım. Aritmi var, takip var, baba son dört yılını tanımadan geçirdi — bunları düşününce "hâlâ bu mahallede miyim" sorusu biraz tuhaf geliyor, sanki başka bir şeyi sormak istiyorsunuz aslında. Ama mahalle meselesine gelsek: burası alıştım, Çamlıca'da on yılı aşkın, apartman çevresini tanıyorum, Kafkas Derneği yürüme mesafesinde, çarşıya otobüsle on dakika — nereye gideyim ki? Oğlan Ankara'da, kız burada, eş burada, doktor burada, her şey burada. Ama içimde bir şey var, Düzce'deki ev meselesi, köy evi, orada bir şeyler çözülmeden bu soruya tam cevap veremiyorum gibi hissediyorum. Sanki orası çözülmeden burada tam yerleşmiş sayılmıyorum — kırk yıldır Eskişehir'deyim ama o his hâlâ geçmedi.

Geleneksel

[Komşu Fatma Hanım'a, kapı önünde, çay içerken] "Nereye gidecek miyiz be kızım, kökümüz burada. Çocuklar iki adım ötede, torunlar koşuyor sokaklarda — Allah nasip etsin, buradan kalkmayız. Yeni gelenler gelsin, mahalle mahalle kalır, değişmez özü."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... aman canım, nereye gidecek miyiz ki? Ama bir yandan da şu yeni binalar, şu yeni insanlar — geçen ay karşı apartmana taşınan çift, bana hiç selam vermedi, üç haftadır. Annem zamanında bu sokakta kapılar açık dururdu, şimdi herkes içine kapanmış. Hürriyet değişiyor, değişiyor ama ben de değişmiyorum, orası ayrı mesele. Kocamın sağlığı böyle giderse, merdiven olan bir yere taşınmak mümkün mü, orası da kafamda. Ama ev burada, çocuklar burada, torunlar burada — gitmek diye bir şey yok aslında, sadece mahalle beni bırakıp gidiyor gibi hissettiriyor bazen, ben değil.

Geleneksel

[Kahvede, Sürmeneli tanıdıklardan biriyle, akşamüstü] "Yok be, nereye gidecağsun? Burda kökümüz var, annem var, her şeyimiz burda. Tekne işi biraz zor şimdi ama çözülür, oğlanla bir şeyler bakarız. Adam mısın, Çömlekçi'yi bırakıp gidecen mi?"

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Beş yıl sonra burda mıyım? Bilmiyorum ya, gerçekten bilmiyorum. Tekne giderse ne kalıyor burada? Sahil esnafı diyorlar ama sahil her geçen sene biraz daha yabancılaşıyor, yazın gelenler başka insanlar artık, beni tanımıyorlar, ben onları tanımıyorum. Ama öte yandan... buradan gitmek ne demek? Annem var karşı sokakta, sülale var, Çömlekçi'de herkes beni tanıyor, esnaf tanıyor, mahalle tanıyor. Sürmene'ye dönmek aklımın bir köşesinde var ama orası da köy değil artık, köy boşalmış zaten. Rotterdam'a gidip dönmüştüm, iyi ki dönmüştüm diyorum bazen, ama bazen de... neyse. Büyük oğlan evde oturuyor, iş yok, ben de ne yapacağımı bilmiyorum, tekneyi satarsam oğlanla bir şey kurarız belki sahilde, ama bu mahallede mi olur başka yerde mi, orası muallak.

Geleneksel

[Akşam yemeğinde eşe, yarı ciddi yarı geçiştirerek] "Şimdilik buradan gitmeyiz herhalde, iş burada, kayınvalideni de taşıyamazsın. Ama ben hep diyorum — Reyhanlı'daki araziyi bir değerlendirirsek, ileride orada da bir şeyler yaparız. Beş yıl uzun zaman, kim bilir."

▸ aklından neler geçti?

Güzelyalı'da mı... beş yıl daha. Yani 2031. Vallahi bilmiyorum. Burası fena değil, apartman iyi, kayınvalide aşağıda, çocuklar alıştı mahalleye — ama bir tarafım hep "bu geçici" diyor, sanki Adana'da otururum ama tam oturmam. Reyhanlı'daki arazi var, Hatay'a villa meselesi var, zeytinyağı işi aklımda... Bir de şu sektör meselesi: atölye tutarsa burada kalırım, tutmazsa belki Reyhanlı'ya döner, belki başka bir şey yaparım. Ama "mahalle" sorusu garip geliyor bana, sanki mahalle mi seçiyorum, iş mi seçiyorum — ikisi aynı şey değil ki. Büyük kız Mersin'de, oğlan ilgisiz, küçük henüz çocuk... Eş burada kalmak ister, kayınvalide olmasa belki daha kolay karar verirdim. Beş yıl sonra Güzelyalı'da mı? Muhtemelen evet ama "isteyerek" mi, "çünkü başka türlü olmadı" mı — onu bilmiyorum.

Dindar
kapalı

[Bağlam: pazar çayında komşu kadınlardan biri soruyor, samimi ama yüzeysel bir sohbet] "İnşallah oluruz, nereye gidelim ki — alıştık artık buraya. Çocuklar okula girdi, kayınvalide burada, eşin işi burada... Ev de öyle kolay taşınılmıyor. Allah nasip etmişse buradayız, etmemişse ne bileyim." — Gülerek geçiştiririm, çayı karıştırırım, başka bir şeyden söz açarım.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... beş yıl sonra ne olacak, Allah bilir. Eşin vatandaşlığı çıkarsa belki biraz nefes alırız, çıkmazsa... o ihtimali düşünmek istemiyorum şimdi. Mahalle mi — mahalleyi sevmiyorum diyemem ama seviyorum da diyemem, arada sıkışmış bir şey bu. Kira burada ucuz, kayınvalide iki sokak ötede, hemşehriler var — bunlar bağlar insanı. Ama çocuk okulda "siz gidin" yazısı görüyor, ben de markette bazen bakışları hissediyorum, "biz Türkmen'iz, biz zaten Türk'üz" desem de ne fark ediyor ki onlara. Kızım büyüyor, üniversite meselesi var, Almanya'daki kuzen fısıldıyor kulağına... Beş yıl sonra burada mıyım bilmiyorum, ama şu an buradan gitmeyi planlayacak param da cesaretim de yok.

Geleneksel

[Eşe, akşam yemeğinde, hafif rahat bir anda] "Büyük ihtimalle buradayız, neden olmasın ki? Firma burada, aile burada. Ama kim bilir, belki bir İstanbul ofisi açarız, o zaman sık sık gidip geliriz — en azından sen biraz hava değişikliği yaparsın." Gülümseyerek söylerim, hafifçe. "Zeynep'in ne düşündüğünü" diye içimden geçeni sormam. Konuyu oraya çekmem.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Yani 37 yaşında. Baba inşallah sağlıklı, firma büyümüş, belki bir çocuk olmuş. Burada mı? Büyük ihtimalle evet, ama bunu "isteyerek" mi yoksa "öyle oldu" diye mi kabul edeceğim, onu bilmiyorum henüz. Site güzel, baba iki blok ötede, annem her pazar yemeği yapıyor — bunlar kötü şeyler değil. Ama bazen Zeynep'in yüzüne bakıyorum, o İstanbul'da okumuş, arkadaşları orada, burada tutunmaya çalışıyor; "mutlu musun?" diye sorsam ne der acaba. Bir de şu var: firma büyürse İstanbul ofisi açmak gerekebilir, o zaman soru zaten değişiyor — ama ben o ofisi başkasına mı veririm, yoksa kendim mi giderim? Gitmem. Gidemem. Baba burada.

Dindar
kapalı

[Bağlam: iş arkadaşı Serap'a, öğretmenler odasında hafif bir "ne yapacaksınız" muhabbetinde] "Şimdilik planımız burada, Ahmet'in işi burada, ailemiz burada — bakalım. Belki tayin çıkar bir gün, belki çıkmaz." Gülerim hafifçe, konuyu geçiririm.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Yenişehir'de mi? Büyük ihtimalle evet, çünkü kayın aile burada, eşin işi burada, annem-babam eski şehirde — hepsini bırakıp gitmek kolay değil. Ama "hâlâ burada" dediğimde içimde bir şey sıkışıyor, sanki seçimle değil de kalmış gibi hissettiriyor kendimi. İzmir tayin meselesi aklımda, Ahmet bilmiyor tam olarak ne kadar düşündüğümü bunu — söylersem "neden, burada ne eksiğimiz var" diyecek, haklı da sayılır bir yönden. Ama şu kayınvalide meselesi, şu "sünnet ne zaman" sorusu, şu müdürün 23 Nisan şarkı listesi... Yenişehir'de kalmak demek bunları yutmaya devam etmek demek biraz. Anneanne gitti, Süryanice konuşacak kimse kalmadı evde, Mira büyüyor — beş yıl sonra ne öğretmiş olacağım ona burada?

Modernler

[Ev arkadaşlarımla akşam yemek yerken, biri "ne yapacaksın mezun olunca" diye sorunca] Yok yok, burada kalmam. Mezun olur olmaz bir şey ayarlarım, bakarsın İzmir çıkar, bakarsın başka bir şey. Adana'yı seviyorum ama buraya bağlı değilim yani, valla. Annem de zaten... onları da bir çözüme kavuşturmam lazım, öyle de öyle.

▸ aklından neler geçti?

Valla beş yıl sonra... Sarıçam'da mı? Hayır, olmam. Olmam ama bunu söylemek de garip çünkü "nerede olacaksın" sorusuna da cevabım yok. İzmir diyorum bazen kafamda, Ankara diyorum, ama bunlar da boş — staj bile bulamıyorum şu an, hangi şehirde iş bulacağım? Asıl soru şu aslında: mezun olunca aile ne olacak, Maraş'ta kalacaklar mı, ben oraya mı döneceğim, yoksa onlar benim yanıma mı gelecek? Annem yeni TOKİ'de uyuyamıyor, her hafta oraya gidiyorum, bu böyle devam edemez. Beş yıl sonra hâlâ otobüste geçiriyorsam hafta sonlarımı, bir şeyleri yanlış yapmışım demektir. Sarıçam'da kalmak... hayır, bu mahalle benim yerim değil, geçici bir yer burası, hep geçici oldu zaten her yer.

Modernler

[Bağlam: Mahalle arkadaşı Baran'la akşam çay içerken, o da benzer bir soru soruyor — "sen burada mı kalacaksın hep" diye] "Bilmiyim la, KPSS tutarsa belki başka bir şehre atarlar, o zaman giderim mecburen. Tutmazsa... ya da kalmak da fena değil yani, burası bizim yerimiz. Bakalım." — Geri kalanını içime atıyim.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... yani 2031. Yirmi altı olacam. Lan, o zaman ya memur olmuşumdur ya da... ya da hâlâ buradayım işte, kafede şef falan. Bağlar'dan çıkmak diyorum ama nereye çıkacam ki, Ofis semtine mi taşınacam, o da Diyarbakır yani. İstanbul'a gitmeyi düşünüyim bazen ama kuzenin inşaatında çalışmak ayrı bir şey, oraya gidip kaybolmak ayrı şey. Babam geçen ay o krizi atlattı, şimdi ben gitsem... kim bakacak? Küçük kardeş okuyacak, kız kardeşler evlenecek belki, anne tek başına mı kalsın babayla? Ama bir yandan da şunu biliyim, eğer KPSS tutmazsa ve kafada da şef olursam, yani ikisi de olmazsa tam istediğim gibi, o zaman burada kalmak artık seçim değil, mecburiyet oluyor. O farkı içimde hissediyim ama dışarıya söylemiyim hiç.

Geleneksel

[Bağlam: WhatsApp sesli mesajla büyük kız Fatma'ya, akşam üstü] "Kızım ne soruyorsun öyle şeyi, buradan gidecek halimiz yok. Babanın doktoru burada, komşularım burada, nereden gideyim? Siz bizi yanınıza çekmeye çalışıyorsunuz biliyorum, ama biz burada iyiyiz elhamdülillah. Kısmet olursa beş yıl sonra da bu evdeyiz, Allah nasip eder inşallah."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Mustafa'nın şekeri böyle giderse, ben burada mıyım, o burada mı, ikimiz birlikte miyiz — onu bile bilmiyorum ki. Bu soruyu soran kim, ne bileyim, sanki hayat öyle planlanıyor. Ama dürüst olayım kendi kendime: buradan gitmek aklıma gelmiyor hiç. Çocuklar "gel İstanbul'a, gel Ankara'ya" diyorlar, ben de "tamam tamam" diyorum ama içimde hiç tamam değil. Burası benim yerim. Komşularım burada, Kuran kursundaki hanımlar burada, her taşı tanıdığım sokaklar burada. Hınıs'tan gelin geldim, kırk sekiz yıldır bu mahalledeyim — şimdi mi gideyim? Bir de Mustafa'yı kaldırıp başka şehre taşımak... o da istemez zaten, benden beter tutunmuş buraya.

Dindar

[Cuma akşamı aile buluşmasında, kuzenler ve eşler masada, konu ev-mahalle çıktığında] "Biz buradan gidemeyiz artık, Sümeyye alıştı, kayınvalide alıştı, çocuklar alıştı — ben de alıştım açıkçası. Allah nasip ederse beş yıl sonra da buradayız, on yıl sonra da. Belki büyük oğlanın düğününü de burada yaparız." — Gülerek söylerim, konu kapanır.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Neden olmasın ki? Site güzel, çocuklar burada, kayınvalide karşı blokta, fabrika on dakika. Ama bazen şunu düşünüyorum — bu siteye taşındığımızda "artık yerleştik" dedim, Çumra'dan sonra Konya'ya, Konya'dan buraya... Hep "artık yerleştik" diyorum. Büyük oğlan İngiltere'ye giderse — ki içimden istemiyorum ama bir yandan "gitsin, görsün, döner" de diyorum — o zaman bu evin büyüklüğü biraz anlamsız kalır. Salih'le muhasebe meselesi çözülmezse, ortaklık dağılırsa, fabrikayı taşımak zorunda kalırsak... O zaman burayı da bırakmak gerekebilir, ama şu an öyle bir şey görmüyorum. Şu an iyi. Şikayet etmek için neden yok.

Dindar

[Akşam yemeğinde Hatice'ye, çocuklar odaya çekilmişken] "Bilmiyorum Hatice. İnşallah 3. derece çıkar, o zaman zaten karar elimizde olmaz, nereye atarlarsa. Ama çıkmasa da... buradan gitmek istiyor muyum, onu da tam bilmiyorum açıkçası. Bağcılar'a alıştık, sen de alıştın, çocuklar da. Hayırlısı ne ise."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Kira yenilendi, %35 zam yedik, mahalle aynı mahalle. 3. derece atama olursa başka bir camiye gidebilirim, o zaman belki Bağcılar'dan çıkarız — ama nereye, Esenyurt mu, Sultanbeyli mi, fark eder mi ki? İstanbul'da bir yerden bir yere taşınmak aynı şeyin başka versiyonu. Ama şunu da biliyorum: bu mahalleyi, bu cemaati, Kemalpaşa'nın o dar sokaklarını bırakmak kolay olmaz. On dört yıl burada. Adam tanıyorum, cenazesine girdim, nikâhını kıydım, çocuğuna isim koydum. Bağcılar'da kalmak mı daha iyi, yoksa atama mı — ikisini de tam isteyemiyorum içimden, bu da ayrı bir şey.

Dindar

[Bağlam: Pursaklar komşusu Sevim Hanım'la sabah çayında, hafif gülümseyerek] "Vallahi Sevim Hanım, inşallah oluruz, mahalleyi çok sevdik. Ama biliyorsunuz, eşin işi, devlet memuru, bir gün bir tayin çıkabilir — hayırlısı ne ise. Çocuklar da burada alıştı, kolay kolay kopamayız artık." — Tayinin asıl meselesine girmiyorum, "hayırlısı" deyip geçiyorum.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... beş yıl sonra ne olur kim bilir. Tayini çıkarsa zaten olmayacağız, ama "çıkarsa" derken içimde bir şey "çıksın" diyor mu "çıkmasın" mı, onu bile bilmiyorum. Pursaklar'ı seviyorum, komşularımı seviyorum, çocuklar burada kök saldı — ama bazen şunu düşünüyorum: bu mu hep bu mu? Öte yandan Berlin falan deyince içim titriyor, yabancı bir yerde üç çocukla, dili bilmeden, orada da ev hanımı olarak... en azından burada benim yerim var, ablalığım var, kim olduğumu biliyorlar. Ama şu diplomayı çekmecede tutmak da ne kadar sürecek, onu da düşünüyorum işte.

Dindar
kapalı

[Eşe, akşam yemek sonrası, bebek uyuduktan sonra] "Şu an için planımız burada, kredi var, iş var, neden taşınalım. Ama beş yıl uzun zaman, kim bilir ne çıkar önümüze." — Kalanı söylemem. Wolfsburg kısmını, babanın hastalığını, TL hesabını — bunları içimde tutarım, o an konuyu kapatırım.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Beş yıl sonra Görükle'de mi? Bilmiyorum ya, gerçekten bilmiyorum. Kredi tamam, ev oturulabilir, mahalle fena değil — ama şu an kafamda Wolfsburg hesabı dönüyor gizlice. Baba hasta, TL nereye gidecek belli değil, çocuk büyüyecek — okul meselesi başlayacak, Alman pasaportu var ama Türk okulunda ne öğrenecek? Öte yandan şirkette terfi konuşuldu geçen ay, yöneticilik çıkarsa kalış neredeyse kesinleşir, o zaman mahalle de değişir belki, Nilüfer'in daha iyi bir noktasına taşınırız. Ama "kesinleşir" diyorum ya — bu kelime beni ürküttü biraz, sanki bir kapı kapanıyor gibi hissettiriyor.

Dindar

[Bağlam: kursta oda arkadaşı Ferhat'a, yatmadan önce] "Bilmiyorum kardeşim, inşallah Konya'da olurum, ilahiyatta. Ama Allah ne nasip ederse. Urfa'da kalırsam da fena değil ya, en azından aile yanında olur." — Ferhat'a söylediğim bu kadar. İçimdeki "ya kazanamazsam, ya hep aynı yerde kalırsam" kısmını söylemiyorum. Çünkü o da aynı şeyi düşünüyordur muhtemelen, ikimiz de bunu açmak istemiyoruz.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Yani 2031. O zaman yirmi dört yaşında olurum. Mahalleyi soruyorlar ama ben zaten mahallede değilim ki şu an, kursdayım. Akabe'yi mi kastediyor, kursu mu? Eğer hafızlığı bitirirsem, YKS'yi kazanırsam — Konya'da ya da Harran'da olurum, Akabe'de değil. Ama ya kazanamazsam? O zaman baba evine dönerim, aynı mahalle, aynı sokak, amcanın oğulları gibi. Onlar da "bir şeyler yapacaktım" diyordu, hâlâ aynı yerde. Bu düşünce midemi bulandırıyor biraz. Ama öte yandan... beş yıl sonra imam olmuşsam, atama Şanlıurfa'ya çıkarsa yine bu taraflarda olurum. Belki Akabe'de değil ama Urfa'nın bir yerinde. Hiç de fena değil aslında, ailem yakın olur. Kafam karışık, "beş yıl sonra nerede" sorusu beni hep bu şekilde sıkıştırıyor.

Dindar

[Bağlam: Sosyoloji Derneği'nden bir meslektaşla, Ayrancı'daki bir kafede, sohbet arasında] "Büyük ihtimalle evet, buradayım. Dairenin başına bir şey gelmezse tabii — o kentsel dönüşüm belası her kapıyı çalıyor artık. Ama şu an niyetim Ankara. Kitabı bitireyim, arşivleri düzene sokayım; sonra bakarız." — Selin meselesini hiç açmam. "Sonra bakarız" derken ne kastettiğimi de.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... 2031. Yetmiş iki yaşında olacağım. Anne yetmiş dörtte başladı — o korku hep bir yerde duruyor. Daire meselesi ayrı bir baş ağrısı; Ayrancı'nın şu köşesi şimdiden müteahhit gözüyle bakılıyor, biliyorum. Ama dürüst olayım: bu mahalleyi bırakmak da bir tür yenilgi gibi geliyor bana — kırk yıllık Ankara'yı, Tunalı'yı, o pazarı, apartmanın altındaki meyhanecinin selamını bırakmak. Öte yandan Selin'in "gel artık anne" dediği her telefon konuşmasında bir şey kıpırdıyor içimde, inkâr etmeyeyim. Ama İstanbul'a dönmek... orası artık benim şehrim değil, zaten hiç tam benim olmadı; Şişli'nin o çocuğu da kayboldu bir yerde. Büyük ihtimalle buradayım — ama bu "buradayım" cevabı ne kadar seçimden, ne kadar tembellikten, ne kadar korkudan geliyor, onu bilmiyorum.

Modernler

[Bağlam: Defne'yle akşam yemeğinde, yarı ciddi bir sohbet ortamında] "Yalıkavak'ta mı, bilmiyorum. Bodrum'da muhtemelen evet, ama belki Datça tarafına kayarız — daha az kalabalık, daha az performans. Burası artık biraz fazla 'görünür' olmaya başladı, sen de fark ediyorsundur." — Datça'yı öne çıkarırım, "biz" kelimesini kasıtlı kullanırım, Lizbon seçeneğini hiç açmam.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Kırk iki değil, elli iki olacağım. Defne'nin sorusuna hâlâ cevap vermemişim, baba muhtemelen huzurevinde, Yalıkavak'ta yazları artık tamamen Avrupalı turistler ve İstanbullu second-home sahipleri dolacak — zaten doldu. "Hâlâ bu mahallede" derken ne kastediyorsun ki, mahalle mi kaldı burada? Bodrum'a geldiğimde "işte bu" demiştim ama o "bu" giderek daralıyor, her yaz biraz daha erozyon. Datça fikri aklımın bir köşesinde bekliyor, Lizbon da — ikisi de "kaçış planı" değil, ikisi de tam olarak "ev" de değil. Dürüst olmak gerekirse: beş yıl sonra burada olmam için Defne'yle bir şekilde çözüme kavuşmam lazım, o çözülmezse zaten koordinatlar değişir, mahalle ikincil mesele olur.

Modernler

[Bağlam: akşam eşiyle, çocuklar uyuduktan sonra, mutfakta çay içerken — bu soruyu o sordu aslında, "ne olacak biz" diye] "Kalırız gardaşım, ne yapacağız başka. Burası bizim yerimiz, biz buradan gitmeyi düşünmüyoruz. Ama şu söylentiler bitmeden rahat etmek de zor doğrusu. Bakalım, inşallah bir şey olmaz." — İçimden geçeni söylemiyorum. "Bilmiyorum, korkuyorum" demiyorum. Çünkü o da korkuyor, ikimiz birden korkarsak ne olur.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... beş yıl sonra. Bilmiyorum kankam, gerçekten bilmiyorum. Yıkım söylentisi çıktığında hep "olmaz, bize dokunmazlar" diyorum ama Hülya'yı düşününce midem bulanıyor — o da öyle diyordu Sulukule'de, ta son ana kadar. Annem o gece "sıra Tepecik'e gelir" demişti, ben "abartıyorsun" dedim, şimdi o söz kafamda dönüyor durmuyor. Ama öte yandan... nereye gideceğiz? Salihli'ye mi? Büyük kız okulu bırakır, ben tezgâhı bırakırım, eşin işi biter — oraya gidersek hepsi biter. Burada en azından bir şeyimiz var, bir yerimiz var. Hem şu an yıkılmıyor ya, belki geçer bu dalga da. Belki. Ama belki demek ne kadar dayanır bilmiyorum.

Geleneksel

[Kıraathanede, akşam çayı içerken, Hasan abi sorunca] "Hasan abi, nereye gidecez? Baba burada, atölye burada, çocuklar okula alıştı. Biz bu mahalleye kök saldık artık. Allah nasip ederse beş yıl sonra da buradayız, inşallah daha rahat bir halde."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... yani 2031. Büyük oğlan 22 olur, belki evlenmiş bile olur. Kız 13, ortanca 18. Buradan nereye gideceksin ki? Baba burada, amcalar burada, dernek burada, atölye burada — köklerin hepsi bu toprağa geçmiş artık. Ama bazen şunu düşünüyorum: biz "burada" diyoruz da, burası bizi gerçekten "buradan" sayıyor mu? Otuz beş yıl oldu, hâlâ "nereli" diye soruyorlar. Neyse, bu düşünce insanı bir yere götürmüyor. Asıl mesele şu: kredi bitmeden, oğlan atölyeyi tutmadan, kız okula gitmeden buradan kımıldamak mümkün değil zaten — istemek de ayrı mesele, yapabilmek de ayrı. Zaten gitmek diye bir şey yok kafamda, sadece bazen "bu mahalle bize mi ait, biz bu mahalleye mi aitiz" diye bir şey geçiyor içimden, hemen geçiyor.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Çay halkasında, komşu Hatice sordu "siz burada mı kalacaksınız hep" diye, öyle bir laf arasında] "Biz buradan kolay kolay çıkmayız Hatice hanım, annem var, iş var, alıştık artık. Nereye gideceksin ki..." — güldüm, geçtim.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Beş yıl sonra ya mama artık yalnız kalamayacak, ya Dilnoza üniversite için gidecek, ya da ikisi birden olacak ve ben bu dairenin içinde sıkışıp kalacağım. Mahalle değişmez, biz değişiriz — bu bloklar bizi gömer gibi bir şey var. Ama gitmek de ne demek, nereye gideceksin? Konut kredisi var, kadro var, annem var. Üstelik gitmek deyince aklıma hep 1989 geliyor, o kamyon, o gece — gitme kararı insanın elinde olmaz ki zaten, olunca olur. Kızım Sofya deyince içim burkuluyor ama ağzımı açamıyorum, çünkü ben de bir zamanlar birinin kararıyla geldim buraya, şimdi kızımın kendi kararıyla gitmesine ne diyeceğim?

Geleneksel

[Bağlam: Esra'ya, akşam çay içerken, Mırnav kucakta] "Bilmiyorum ki hadre, beş yıl çok uzun. Şu an buradayım, bu kadar. Kira çıkarsa çıkarsa Bomonti'ye falan bakarız belki. Ama şimdilik buradayım işte — nereye gideyim ki?" *(Hande'yi söylemiyorum. Neden burayı bırakamadığımı tam söylemiyorum. Esra zaten biliyor, ikimiz de biliyoruz — ama geceyi ağırlaştırmak istemiyorum.)*

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... beş yıl sonra. Kira Mart'ta zaten zıplayacak, o zaten belli. Esra'nın durumu ne olacak bilmiyorum, benim durumum ne olacak bilmiyorum. Ama şunu biliyorum — bu mahalleden çıkmak istiyorum aslında, ama nereye? Kadıköy diyorum, Bomonti diyorum, ama oralar da artık aynı. Hem burası benim yerim, değil mi? Hande'nin yürüdüğü sokaklar bunlar. Bırakıp gitmek... bilmiyorum, tuhaf hissettiriyor. Ama beş yıl sonra burada olmak da — kira ne olur, patron ne yapar, sokakta ne olur — bunları düşününce içim sıkışıyor. Dürüst olmak gerekirse: kalmak istiyorum ama kalabilir miyim bilmiyorum, bu ikisi aynı şey değil.

Modernler

[Bağlam: iş arkadaşı Gülnaz'a, öğretmenler odasında öğle arası — o da Antakyalı, o da İskenderun'da] "Vallahi Gülnaz, bilmiyorum. TOKİ'den bir şey çıkarsa döneriz, çıkmazsa... ne bileyim. Çocuklar burada okula alıştı, Serhan'ın işi de burada şimdilik. Bakalım. Antakya'ya dönmek istiyorum tabii, ama şu an elimiz kolumuz bağlı, bekleyip göreceğiz."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... beş yıl sonra TOKİ'den haber çıkmamışsa, Karaağaç'ta kalıcılaşmışsak, o zaman bu soru bile sorulmaz zaten, cevabı belli olur. Ama "oluyor musunuz" diye sorulduğunda içimde hemen bir şey sıkışıyor — çünkü "oluyoruz" demek bir şeyi kabul etmek gibi geliyor, sanki Antakya'yı bıraktım, sanki Yusuf'un mezarından uzaklaşmayı onayladım. Kira sözleşmesini her yenileyişimde de aynı şey oluyor zaten, imzalarken elim titriyor değil ama bir yerde içim daralıyor. Eşim "ne olacak" diye sormayı bıraktı, ben de sormayı bıraktım, ikimiz de biliyoruz aslında — bilmiyoruz. Beş yıl sonra hâlâ buradaysak bu mahalle "geçici" olmaktan çıkmış olur, ama ben buna "ev" diyebilecek miyim bilmiyorum, henüz bilmiyorum.

Geleneksel

[Eşiyle akşam çay içerken, sormadan önce kendisi sorar gibi bir havayla] "Beş yıl sonra mı? Herhalde buradayız, nereye gideceksin ki. Annem var, dernek var, okul var. Ama şunu söyleyeyim — bu mahalle bizi taşır mı beş yıl, onu bilmiyorum. Biz kalırız belki, mahalle değişir."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Annem hâlâ yukarıdaysa, kesinlikle buradayım. O giderse — işte o zaman bu soru gerçekten soru olur. Ama şu an "gidelim mi" diyecek ne param var ne de gidecek yerim. Zaten nereye? Esenyurt'a mı, Başakşehir'e mi — oralar Gazi'den daha mı iyi? Velhasıl bu mahalle beni sıkıyor bazen, her köşede bir yas var, '95'in gölgesi hâlâ düşüyor bazı yüzlere — ama bu sıkıntı "buradan git" sıkıntısı değil, "buraya daha derin bak" sıkıntısı. Asıl korku şu: beş yıl sonra hâlâ burada olacağım ama mahalle olmayacak, o yüksek binalar gelecek, komşu Hasan amca gidecek, annem gidecek, sokak aynı sokak olmayacak — ben orada duruyor olacağım ama "burada olmak" diye bir şey kalmayacak.

Modernler

[Bağlam: pansiyon misafiri ya da köye yeni yerleşen biri soruyor, sohbet havasında] "Tabii ki buradayım, nereye gidecek miyim! Burası bizim yerimiz, köyümüz, tarlalarımız burada. Çocuklar büyüyünce ne yapar bilmem ama ben bu vadiden çıkmam." — Gülümseyerek söylerim, içindeki "ama" kısmını söylemem.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Beş yıl sonra nerede olacağım ki ben. Kayınvalide giderse bahçeyi kim tutacak, ben tek başıma mı? Pansiyonu büyütürsem belki Fikret de döner, belki dönmez — bunu kendi kendime kaç kere düşündüm, hâlâ cevabı yok. Ama buradan gitmek... hayır, bu kafama bile girmiyor. Neresi var ki buranın yerine. Kız Trabzon'da kalırsa, oğlan şehre giderse, ben yine burada olacağım — çay tarlasıyla, arıyla, pansiyonla. Belki bu iyi bir şey, belki değil, bilmiyorum. Ama "burada olmak" ile "burada kalmak zorunda olmak" arasında bir fark var, onu da tam koyamıyorum ortaya.

Geleneksel

[Bağlam: sergi açılışı sonrası, bir tanıdık soruyor, hafif-sosyal ortam] "Büyük ihtimalle evet — annem burada, işim burada. Ama Atina'ya kısa bir dönem gitmeyi düşünüyorum, aile bağlantısı var orada, bir proje var aklımda." Kadar söylüyorum. "Beş yıl sonra ne olur bilinmez" diye bitirip bardağıma bakıyorum, konuyu kapatıyorum.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Muhtemelen evet, ama bu "evet" beni biraz sıkıyor içimden. Annem iki sokak ötede, onu bırakıp gidemem zaten — ya da kendime bunu söylüyorum, gerçekten gidemez miyim bilmiyorum. Ama şu da var: bu mahalleyi seviyorum demek kolay, ama aslında bu mahalleden çıkamıyorum demek daha doğru olur. Atina meselesi hâlâ kafamın bir köşesinde asılı duruyor — büyük-amcanın mezarını bulmak, bir dönem orada kalmak — ama bunlar "bir gün" listesinde öyle uzun süredir bekliyor ki artık gerçek bir plan mı yoksa kendimi rahatlatmak için tuttuğum bir yer mi, ayırt edemiyorum. Ve Moda'nın kendisi de değişiyor, her yıl biraz daha tanımadığım bir şeye dönüşüyor; ben burada kalsam bile "burası" aynı yer olmayacak beş yıl sonra.

Modernler

[Bağlam: Bostanlı sahil grubunda, sabah çayı içerken, Rıfat sordu "siz burada mı kalıyorsunuz yoksa kıza mı gidiyorsunuz Berlin'e" diye] Hadi oradan Rıfat, ben bu sahili bırakır mıyım? Sevim de bırakmaz zaten, "İzmir'den başka yerde nefes alamam" diyor. Beş yıl sonra da buradayız, on yıl sonra da — tabii Bostanlı bizi taşımaya devam ettiği sürece. Çay iç sen.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... yetmiş dokuz olacağım, Sevim yetmiş altı. Kalbi o halde, SGK ilaçları her ay biraz daha kısılıyor, biz burada mıyız? Mantıken evet, Bostanlı'yı bırakmak yok — sahil yürüyüşü, Cumhuriyet bayisi Ahmet, sabahki o altı-yedi kişilik grup... bunlar artık benim kemiklerim gibi. Ama içimde bir ses, Sivas'tan çıktım Ankara'ya, Ankara'dan Erzurum'a, Erzurum'dan Mamak'a, Mamak'tan İzmir'e — hayatım boyunca "burada kalacağım" dediğim her yerde bir şey oldu. Kızım Berlin'de mutlu, "gel" diyor, ben "hayır" diyorum ama neden hayır diyorum bunu kendime tam açıklayamıyorum; "burada gömüleceğim" diyorum ama bu bir karar mı, yoksa yorgunluktan mı geliyor bu söz? Sevim'in sağlığı bozulursa... işte tam o noktada her şey değişir, biliyorum, ama bunu düşünmek bile bir ihanet gibi geliyor.

Modernler

[Bağlam: mevlüt halkasından Fatma ablayla, akşam çay içerken, ikisi baş başa] Fatma abla, ben buradan gitmem diyorum, ama insan her şeyi bilemez ki. Hüseyin'in sağlığı, Mustafa'nın işi... Ağaçlar durduğu sürece ben buradayım, gari. Ama şunu biliyorum — beni buradan zorla çıkarmak isterlerse, o zaman konuşuruz. Hayırlısı olsun.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... beş yıl sonra. Vallaha bu soruyu kendime sormaktan korkuyorum açıkçası. Mustafa hâlâ santralde, Hüseyin'in böbreği giderek... eee işte, her şey bir arada. Ağaçlar dursa, maden geri çekile, tamam — ama ya çekilmese? O zaman ne olacak, İzmir'e mi gidecez Ahmet'in yanına, sıkışıp mı kalacaz bir apartmanda? Orası benim yerim değil, benim yerim burası, bu toprak benim. Ama içimden bir ses de diyor ki — Şaban da böyle dedi, 'ben gitmem' dedi, gitti. Gitmek zorunda kaldı yani, santralin yanına. Mustafa'ya bakıyorum bazen, aynı bakışlar... Dur dur, hayır, bu düşünceyi kafadan at. Buradayız, burada kalacaz. Ama beş yıl sonra dersen — elim ayağım tutuyor mu, zeytinlik yerinde mi, Mustafa'nın ciğerleri sağlam mı — bunları bilmeden "evet buradayım" demek kolay değil.

Dindar

[Bağlam: Defne veya Can'la Moda'da bir kafede, hafif sarhoş, o tür sohbet] "Vallahi beş yıl sonra? Umarım burada değilimdir ya, Berlin planı var biliyorsun — ama kim bilir. Mahalleyi bırakmak zor olur açıkçası. Belki Prenzlauer Berg'de Yeldeğirmeni'ni arıyor olacağım." — gülerim, konuyu geçiririm.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Otuz bir yaşında olacağım. *Hâlâ* bu mahallede mi? Bir yanda "tabii ki hayır, Berlin planı var, master var, büyük şirket var" diyorum ama şu an CV'yi bile güncelleyemedim, o boş Notion sayfası hâlâ orada duruyor. Yeldeğirmeni'ni seviyorum gerçekten — Pamuk'u balkona çıkarıyorum, Defne iki sokak ötede, Can'ın podcast kayıtlarına yürüyerek gidiyorum — ama "seviyorum" ile "beş yıl sonra da buradayım" arasında ciddi bir fark var. Kira zammı gelirse zaten karar benim değil, ev beni atacak. Ve içimden geçen şu: belki de bu "beş yıl sonra Berlin'deyim" hikâyesi biraz... kendimi rahatlatmak için tuttuğum bir şey, gerçek bir plan değil henüz. Bunu düşündüğümde hafif bir şey sıkışıyor göğsümde.

Modernler

[Bağlam: eşiyle akşam yemeğinde, yarı ciddi yarı sohbet havasında] "Beş yıl sonra mı? Yani 2031'de... Bilmiyorum Kerem, platform tutarsa belki daha mobil bir şey olur hayatımız, ama şu an için burası mantıklı, aile yakın, ev hazır. Bakalım, inşallah hayırlısı olur ne olursa."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... yani 2031. Vallahi bu soruyu kendime hiç bu kadar net sormamıştım. Körfez yatırımı gelirse, platform büyürse, Dubai-İstanbul arası bir şey kurarsam burada ne işim var? Ama bir yandan baba burada, kayınvalide burada, Cumartesi öğle yemekleri burada — oradan çıkmak "ben aileyi terk ettim" demek gibi algılanır, özellikle de çocuk meselesi hâlâ çözümsüzken. Açıkçası mahalle beni sıkıyor bazen, herkesi tanıyorum, herkes beni tanıyor, kim ne giyiyor kim ne iş yapıyor — bu kapalı-site şeffaflığı yorucu. Ama bunu söylersem "Londra'da kafayı yedi" dedirtmiş olurum kendime. Yani cevap: büyük ihtimalle buradayım, ama bunu "seçtim" diye anlatırım kendime.

Dindar
kapalı

[Akşam Şahin'e, yatmadan önce, telefon bırakmışken] "Bilmiyorum ya, büyük ihtimal buradayız. Annem burada, alışkanlık oldu mahalle de. Leyla büyürken en azından dedesi yakın olsun istiyorum." Esenyurt meselesini açmıyorum, o konuyu ben açarsam tartışma olur, bırakıyorum.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Leyla doğmuş olacak, yürüyor olacak, belki konuşuyor. Şahin'in o Esenyurt meselesini hâlâ çözemedik, çözemeyeceğiz de galiba — ben buradan ayrılırsam annem kim görecek onu, kim götürecek muayeneye, kim oturacak yanında? Ama bir yandan da şunu düşünüyorum: bu mahalle bizi tutuyor mu, yoksa biz mi tutuyoruz kendimizi burada? Kreşte kıdeme geçersem, eğitmen olursam, belki biraz daha seçenek çıkar. Ya da çıkmaz. Beş yıl sonra hâlâ aynı katta, aynı sokakta, annem üst katta, kayınvalide haftada iki gün — bu resim aslında beni korkutmuyor, ama korkutmaması biraz tuhaf geliyor bazen.

Geleneksel

[Bağlam: Cumartesi sabahı kahvehanede, Necati abi yanında, iki-üç mahalle büyüğü etrafta — biri "ne olacak bu mahalle" diye açtı lafı] "Kalırız kardeşim, beş yıl sonra da buradayız. Bizi buradan söküp atmak kolay değil — bak, dört kuşaktır buradayız. Ama şunu da söyleyeyim, boş oturmayacağız. Dernek işi yürüsün, o raporu da takip edeceğiz. Hayırlısı ne ise o olur."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... beş yıl önce de aynı soruyu soruyordum kendi kendime, o zaman "değerlendirme raporu" yoktu ama söylenti vardı. Şimdi rapor var, söylenti değil. İçim "kalırız" diyor ama kafam "kalırız mı" diyor — ikisi aynı anda çalışıyor, birbirini dinlemiyor. Sulukule'deki Hayri de "kalırız" diyordu, telefon kapandı. Ama Hayri'nin durumu başkaydı, onlar çoktan çevrilmişlerdi, biz hâlâ buradayız, baba hâlâ bu sokakta, abi hâlâ bu sokakta, 4 kuşak bu sokakta — bunu bir yere yazacaklar mı, bilmiyorum. Tuğçe üniversiteyi kazanırsa zaten bir ayağı çıkacak dışarı, o ayrı mesele, ama ben, Sevdiye, Mert, küçük Leyla — biz nereye gideceğiz, 5 km ötede beton kutuya mı? Klarnet orada çalar mı, meyhane oraya mı taşınır, kahvehane halkası oraya mı gelir? Gelmez. Biliyorum gelmez.

Geleneksel

[Abla Demet'e, WhatsApp sesli mesajında, akşam üstü] "Büyük ihtimalle evet, buradayız. Annenin rutini burada, benim güzergahlarım burada — her şeyi sıfırdan kurmak kolay değil. Ama beş yıl uzun bir süre, ne olur bilinmez." — Kiradan bahsetmem, "sürükleniş" hissini de söylemem. Demet zaten "gel Berlin'e" diyecek, o tartışmayı şu an açmak istemiyorum.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Otuz üç yaşında olacağım. Anne altmış üçünde. Mırıl on yaşında, yaşlı kedi sayılır artık. Kavaklıdere'nin kirası şu hızla giderse biz burada mıyız gerçekten? Ama şunu da biliyorum: buradan taşınmak demek Tunalı'ya yürüme mesafesini kaybetmek demek, otobüs hatlarını yeniden ezberleme demek, yeni bir güzergahı sesle-dokunuşla yeniden öğrenmek demek — bu sadece lojistik değil, yorgunluk. Demet Berlin'de kalırsa, ben burada annemi bırakıp nereye gidebilirim ki zaten? Ama "bırakıp nereye gidebilirim" diye düşünmek bile... bunu düşündüğüm için kendimi biraz suçluyorum şu an. Beş yıl sonra hâlâ bu mahallede olmak bir tercih mi yoksa sürükleniş mi — o ayrımı yapmak giderek zorlaşıyor.

Modernler

[Bağlam: Yeldeğirmeni'nde tanıştığım, biraz daha yerleşik, İstanbul'lu bir tanıdıkla — belki o UX meetup'tan biri — kahvede, sohbet arasında] "Bilmiyorum ya, beş yıl çok uzun. Şu an iyi hissediyorum burayı — mahalle güzel, işler de fena değil. Ama ben biraz... hani, adım adım gidiyorum. Haziran'da bir karar var önümde, ona göre şekillenir her şey sanırım." — Ve orada bırakırım. Haziran'ın ne olduğunu açmam.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... yani 2031. Otuz yedi yaşında. Tamam dur bir saniye — bu soruyu soran kim, neden soruyor, ne bekliyor benden? Çünkü içimden gelen ilk şey "hayır, muhtemelen değil" ama bu cevap bile garip hissettiriyor, sanki şu an burada olmak da tam gerçek değil. Altı ay daha dedim anneye, ama ev sahibine hâlâ söylemedim — bu ne demek, bunu kendim de bilmiyorum. Yeldeğirmeni'ni seviyorum, yani gerçekten seviyorum, sabah Moda'ya yürüyüş, kahve, deniz — ama "beş yıl sonra" diye sorulunca birden bu mahallenin benim olmadığını, ben burada misafir gibi gezdiğimi hissediyorum. Ve o his utandırıcı çünkü Berlin'de de aynı his vardı, sonunda — Kreuzberg'de büyüdüm ama orada da bir noktada "sen buradan değilsin" dediler, söylemeden. Beş yıl sonra nerede olacağımı bilmiyorum, ama "hâlâ burada" cevabını vermek için önce "burada" olmam lazım gerçekten, şu an öyle hissettirmiyor.

Modernler
kapalı

[Bağlam: komşu Fatma'nın kapısında, çay içerken, o da aynı soruyu sorar gibi bir havada] "Herhalde buradayız, nereye gideceğiz. Ev var, çocuklar alıştı, kayınvalide de burda. Berfin okursa o belki Şanlıurfa'ya geçer, ama biz burdan kolay kolay kalkmayız."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... beş yıl sonra ne bileyim, beş yıl önce de "bu yıl konteyner olacak" diyordu dayıbaşı, hâlâ çadır. Ev kayınbabanın mülkü, biz çıkamayız, çıkacak yerimiz de yok zaten. Berfin üniversite okursa belki o çıkar buradan, ama ben... ben nereye gidecektim ki. Suruç'ta kalmak mı, Düzce'de çadır mı, ikisi arasında gidip gelmek mi — bu mu hayat? Ama aklımın bir köşesinde şunu da biliyorum: en azından ev var, sokak tanıdık, kayınvalide 2 sokak ötede, çocuklar okula yürüyerek gidiyor. Başka yere gitsek o da olmaz. Yani kötü de değil, ama "iyi" de diyemiyorum, ne bileyim.

Geleneksel

[Bağlam: Pazarda abi Mustafa'yla öğle arası çay içerken, soru laf arasında çıktı] Hele yav, nereye gideceğiz? Biz bu toprağın içindeyiz, bu toprak bizim içimizde. Dedem buraya kök salmış, biz de öyle. Beş yıl sonra da buradayız, on yıl sonra da — Hak nasip ederse. Dükkân ayakta, cemevi ayakta, biz de ayaktayız.

▸ aklından neler geçti?

Ne sorusu bu ya... Beş yıl sonra burada olacak mıyım? Nereye gidecektim ki? Bu dükkânın kapısını dedem açmış, babam oturtmuş içine, ben otururum. Ama bazen, özellikle Şenlik günleri geçince kasaba boşalınca, o Ekim-Kasım sessizliğinde düşünüyorum — Hıdır burayı gerçekten taşıyabilir mi, yoksa bir gün "baba, ben de bir şeyler deneyeyim" mi diyecek? Hatice işletmeyi bitirirse e-ticaret lafını edecek, belki o zaman dükkân ayakta kalır ama ben... ben orada ne olacağım, kasada mı oturacağım? Annem de var, annem gidince bu mahallede beni tutan son ip de gevşeyecek gibi hissediyorum bazen — ama bu düşünceyi hemen bastırıyorum, günah gibi geliyor.

Dindar

[Bağlam: KAFFED toplantısı sonrası, bir-iki arkadaşla Moda'da oturmuş, sohbet böyle bir yere kaydı] "Bilmiyorum açıkçası. Beş yıl çok uzun. Tez biterse, iş neredeyse oraya giderim — ama 'iş nerede' sorusunun cevabı da belli değil ki. Caferağa'yı seviyorum, ama 'burada kalacağım' diye karar vermiş biri gibi değilim hiç. Şamil'i taşımak zor olur tabii, o ayrı mesele."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Otuz yedi yaşında olacağım. Yani ya post-doc'tan döndüm ve bir yerde pozisyon buldum, ya da hâlâ "yakında" diyorum. Caferağa'da kalmak — bu soruyu sormak bile garip çünkü ben buraya "geçici" diye geldim, 2021'de, ama şimdi Şamil'in sevdiği pencere kenarı var, bakkalın Mehmet Bey beni tanıyor, merdivende komşu Nilüfer Hanım'la "nasılsınız" dışında da konuşabiliyoruz. Ama beş yıl sonra bu kira ile burada olmak... şu an 32.000 TL gider diyorum, beş yıl sonra bu daire ne kadar olur, düşünmek bile istemiyorum. Aslında asıl mesele şu: Berlin'e gidersem, oradan dönüp dönmeyeceğimi bilmiyorum. Ve bunu kendime dürüstçe söylemek... biraz ağır geliyor. Caferağa'yı bırakmak Düzce'yi bırakmaktan farklı bir şey, ama bırakmak yine bırakmak.

Modernler

[Bağlam: kahvehanede, akşam çayında, köyden bir-iki arkadaşa] "Yani şimdilik buradayım gardeş, baba da var tarla da var, bir anda bırakıp gidemezsin. Belediye kadrosu çıkarsa zaten kalırım, askerlik de dönerse bakarız. N'olcek bilmem, hayda hele."

▸ aklından neler geçti?

Vallaha bu soruyu sorsalar "evet tabii" demek geliyor içimden ama... beş yıl sonra 24 yaşında olacağım, askerlik dönmüş, belki belediye kadrosu belki değil — ne olacak ki burada? Baba dizini daha da zorlayamaz, tarla benim omuzumda kalacak, tamam da ben de burada mı çürüyeceğim? Mehmet'e bak, gitti, en azından bir şey denedi. Ben denedim, bir ay dayanamadım İstanbul'a — ama o "dayanamama" mı yoksa "gitmek istememe" mi, onu da tam bilmiyorum. Beş yıl sonra hâlâ buradaysam ve TikTok'um hâlâ 3-4K'da, belediyede de bir şey çıkmamışsa... o zaman ne olacak bilmiyorum, o kısmı düşünmek istemiyorum açıkçası.

Geleneksel

[Akşam yemeğinde Filiz'e, çocuklar odada] "Biz buradayız tabii, nereye gideceğiz. Dükkân burada, annem burada. Sıla gider okur, döner — ya da dönmez, onu da görürüz. Ama ev burada, biz buradayız." *(İçindeki "ama biz kim olacağız" kısmını söylemez. Filiz anlar zaten, ikisi de bilir, ikisi de o cümleyi kurmaz.)*

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Sıla o zaman 21 olur, büyük ihtimalle İzmir'de. Eren 16. Ben 47. Annem 71. Yani asıl soru şu: ben burada olacağım, ama "biz" kim olacak? Filiz'le ikimiz mi? Annem için zaten kalmak zorundayım, ama "zorunda" diyince içimde bir şey sıkışıyor — sanki Salihli beni tutmuyor da ben tutunuyorum gibi geliyor bazen, onu da tam düşünmek istemiyorum. Dükkân var, anne var, esnaf odası var, mahalle var — bunlar gerçek, bunlar benim. Ama Sıla gidince evde ne kalacak, onu düşününce Filiz'in yüzü geliyor aklıma, o da bir şeyler hissediyor muhtemelen, konuşmuyoruz tam.

Geleneksel

[Bağlam: komşu Pakize hanımla çay içerken, öğleden sonra mutfakta — o da aynı soruyu sorar gibi bir hal almış, "sen hiç düşündün mü buradan gitmeyı" diye] "Vallahi Pakize hanım, Mustafa'nın aklında bir ev var Demirkapı tarafında, bakalım nasıl olacak. Ama kolay değil ya, insan alıştığı yeri bırakıyor — siz de buradasınız, Sevgi yenge de... Neyse, hayırlısı ne ise o olur. Beş yıl sonra ne olur, Allah bilir."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Demirkapı meselesi çözülürse belki değiliz, ama o da ne zaman çözülür? Kredi onaylanacak mı, onaylanmayacak mı — Mustafa "bu yıl bakacağız" dedi geçen ay, geçen yıl da öyle demişti. Ama şunu da biliyorum: bu binadan çıkmak istiyorum, çatlak her kış biraz daha büyüyor, merdiven boşluğundaki o çatlak artık iki parmak genişliğinde, ev sahibi "taşımam" diyor ama kentsel dönüşüm gelirse bizi zaten sökecekler. Öte yandan... komşular, Sevgi yenge karşı, Pakize hanım alt katta — bunları bırakmak da kolay değil, yeni yerde kim bilir kim çıkar karşına. Sümeyye atanırsa İstanbul'a, Esma liseye geçerse, Yasin askere giderse — o zaman bu ev bana çok büyük kalır, o zaman zaten taşınmak daha kolay olur belki. Ama beş yıl sonra hâlâ buradaysak... inşallah en azından bina yıkılmadan önce çıkmış oluruz.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Esra'ya, akşam yemeği sonrası çocuklar odaya çekilince] "Kuzum beş yıl sonra ne olur bilemem, inşallah Akıncılar'daki o tarafa geçeriz, bahçesi olan bir yer. Ama acele etmiyorum, şimdi dükkân meselesi hallolsun, ondan sonra ev de konuşuruz. Burada da fena değiliz ya — çocuklar alıştı, okul yakın, biz de alıştık. Bakalım, hayırlısı ne ise o olur."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Akıncılar'daki o villa-bahçeli evi düşünüyorum, Esra da biliyor planı, ben de biliyorum — ama şu an kredi onayı bile belli değil, ortak meselesi hâlâ havada. Şimdiki dubleks fena değil aslında, 220 metrekare, çocuklar büyüdü burada, Hamza'nın ilk adımları bu evde atıldı — bunu küçümsemek doğru olmaz. Ama Yazır'da kalmak da... bilmiyorum, mahalle değişiyor, yeni yapılar geliyor, eski komşular gidiyor, bir yabancılaşma var. Beş yıl içinde ya ikinci dükkân açılır, ortak-pay gelir, o zaman ev de değişir — ya da değişmez, burada oturmaya devam ederiz, bu da mahkûmiyet değil. Ama içimde "beş yılda hâlâ burada mıyım" sorusu biraz sıkıştırıyor — sanki yerinde saymak gibi geliyor, haksız da olsa.

Dindar

[Bağlam: köy kahvesinde, Recep amca veya Hasan komşu "hocam ne yapacaksın emeklilikten sonra, gidecek misin" diye sorunca] "Gardaş, nereye gideceğim? Baba burada, bahçe burada, Necla'nın kökü burada. Emekli olunca daha rahat bakarım zaten her şeye — şimdi okul-köy arası gidip geliyorum, o da biter. Kıyıcık'tan gitmek aklımın ucundan geçmiyor."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Şerafettin baba o zaman 84 olur — Allah ömür verirse. Necla 55. Ben 57. Ahmet üniversitede olur, belki İstanbul'da. Aysun hemşire olmuş bir yerde çalışıyor. Mustafa'nın çocuğu bile olmuş olabilir o zamana kadar. Yani... köy-evi boşalır mı acaba, dolup taşar mı — ikisi de mümkün. Ama ben burada olur muyum sorusu... Emekli olmuşum artık, o kesin. Peki nereye gideceğim? Trabzon-merkeze mi ineyim, Necla'yı söküp? Necla buradan kopar mı? Kopmaz. Ben de kopmam zaten. Fındık bahçesi var, baba-anne var, köy-mezarlığı var. Ama bazen şunu düşünüyorum — burada kalmak "seçmek" mi, yoksa "gidememiş olmak" mı? İkisi arasındaki fark var ya, o fark beni rahatsız ediyor bazen. Gece yatarken değil, sabah fındık budanırken aklıma geliyor işte.

Geleneksel

[Bağlam: akşam yemeğinde Selma sordu, "nereye gidecektik ki zaten" havasında] "Beş yıl sonra da buradayız Selma, ne olacak. Depo burda, baba burda. Sibel nereye giderse gitsin, Doğan üniversiteye kadar burda. Belki Wrocław anlaşması tutarsa oraya sık sık gidip geliyorum ama ev burası. Bak, baba 1991'de Kestel'e geldi, hâlâ burada — ben de öyle olacağım herhalde."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra… 2031. Hasan-baba 83 olur, kalp-pili bir kez daha değişmiş olur belki, ya da değiştirilmemiş olur. Sibel o zamana kadar ya Sofya'dan döner ya da Almanya'da bir yere yerleşmiş olur. Doğan 19'unda üniversite sınavına hazırlanıyor olur. Ben burada, aynı bahçede, sabah kahvaltısında babanın "Razgrad" dediği masada oturuyorum. Peki neden gideyim ki? Depo OSB'de, ev Kestel'de, Selma'nın muhasebe sistemi bu evin içine işlemiş, çocukların okulu, babanın doktoru, sürücülerin telefonu — hepsi buraya bağlı. Ama bir yandan da şunu düşünüyorum: bu evi 2009'da aldım, "yerleştik" diye düşündüm — babam da 1991'de Kestel'e gelince "yerleştik" demişti. O "yerleştik" 35 yıl sürdü. Benim "yerleştik"im de öyle mi sürer? Yoksa Polonya anlaşması tutarsa, Wrocław deposu açılırsa, ben de bir gün "Bursa-Kestel'de bir yerimiz var" diye konuşur muyum? Bilmiyorum. Ama şu an için evet, buradayız. Depo var, baba var, iş var.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Kahvehanede, Halepli kuyumcular arkadaşlarından biri soruyor — "Yusuf abi, burada mı kalacaksın hep?"] Şimdilik buradayız, çocuklar okula alıştı, iş Mahmutpaşa'da, kolay değil kımıldamak. Bakalım, inşallah hayırlısı ne ise öyle olur.

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... beş yıl sonra. Bilmiyorum vallahi, gerçekten bilmiyorum. Bir yanda Ohannes Usta'nın atölyesi — eğer o iş gerçekten olursa, ortaklık falan, o zaman belki Mahmutpaşa'ya yakın bir yere taşınmak mantıklı olur, ama para nereden çıkacak. Bir yanda Reem'in annesi — eğer gelirse, bu daire iki+bir, nereye sığacağız, Halid henüz bebek, Ömer büyüyor. Bir yanda da şu gerçek: Esenler'de on iki yıldır varım, sokağı biliyorum, kasabı biliyorum, çocuklar burada büyüdü — kalkıp nereye gideyim? Ama "buralıyım" diyemiyorum da tam, bir türlü diyemiyorum, komşu hâlâ "Suriyeli abi" diyor, ben de düzeltemiyorum. İçimde bir şey "dur, daha bekle, henüz değil" diyor ama neyi beklediğimi tam bilmiyorum.

Dindar

[Kahvede, Recep sorduğunda — "Hasan abi, siz hiç buradan gider misiniz?" diye] "Gidemeyiz oğlum, nereye gideceğiz. Çocuklar İstanbul'da, Ankara'da, Almanya'da — biz burada kaldık. Ev bizim, bahçe bizim, mezarlık yakın. Beş yıl sonra da buradayız inşallah, Allah ömür verirse. Başka türlüsünü düşünmüyorum."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... yetmiş altı olacağım. Hatice yetmiş iki. Diz-protezleri tamam olmuş olur inşallah, ya da... ya olmamışsa? Buradan gidemeyiz zaten. Nereye gideceksin, Köln'e mi? Süleyman istiyor ama ben orada ne yapacağım, duvara bakacağım. Burası benim yerim — vişne ağaçları, Mustafa'nın mezarı, kahve, dernek defteri. Ama şunu da düşünüyorum bazen, gece yatarken — ya Hatice giderse, ben burada tek başıma ne yapacağım bu evde? Beş yıl sonra hâlâ burada olacağım, evet, ama "hâlâ" kelimesi içimde biraz ağır duruyor şu sıralar.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: hafta sonu Banu ile akşam yemeğinden sonra, çocuklar odalarında, çay içerken — Banu "bir gün başka bir yere taşınmayı düşünüyor musun?" diye sorar gibi bir havada] "Beş yıl sonra da buradayız büyük ihtimalle, efendim. Ev oturmuş, mahalle tanıdık — gereksiz yere yerinden oynamak ne anlamına gelir ki? Annemin durumuna göre belki bir şeyler konuşuruz, ama şu an aklımda somut bir şey yok."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Ev tamamen bizim, kredi yok, mahalle sakin, çocuklar burada büyüdü — neden gidelim ki? Ama bir yandan şunu da düşünüyorum: Defne o zamana kadar büyük ihtimalle İstanbul'da olacak, Bora lise son sınıf, annem... annem hâlâ Cebeci'de mi oturuyor olacak, yoksa artık bir şey olmuş mu — bunu düşünmek istemiyorum ama aklın bir köşesinde duruyor. Mahalle değişiyor yavaş yavaş, iki blok ötedeki eski bakanlık konutlarının yerine ne yapacaklar bilmiyorum, ama benim için asıl soru şu: 2027'deki o pozisyon olursa Çankaya'da kalmak mantıklı, olmaz ve işler 2019 gibi dönerse — o zaman "mahallede mi oluyoruz" sorusu değil "bu şehirde ne yapıyoruz" sorusu gelir. Ama şu an gerçekten şikâyetçi değilim; ev benim, mahalle tanıdık, Banu'nun okulu yakın, çocuklar alıştı — kökten bir neden olmadan kımıldamak aklımın ucundan bile geçmiyor.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Pazar yemeğinde abla Esra ya da anne sorarsa, ya da Naciye Hanım eczanede "oğlum planın ne" diye girerse] "Yani şimdilik buradayım, ne bileyim, anne-baba var, iş iyi gidiyor — bakalım, Allah ne gösterirse. Konya'dan kaçacak değilim ya, insan memleketini bırakır mı."

▸ aklından neler geçti?

5 yıl sonra... 2031. Otuz üç yaşında olacağım. Otuz üç. Hâlâ bu odada, hâlâ bu sokakta, hâlâ Naciye Hanım'ın eczanesinde reçete kayıt ediyorsam... bilmiyorum, bunu düşününce içimde bir şey sıkışıyor. Ama dürüst olayım kendi kendime — "5 yıl içinde İstanbul'a geçerim" diyorum, bu planı kaç yıldır söylüyorum? Beraat da artık dinlemiyor bu lafı, gülümsüyor sadece. Baba emekliye ayrılacak, annenin dizi ağrıları var, "şimdi olmaz" bahanesi 2027'de de 2028'de de çıkar önüme. Ama şunu da biliyorum — burada kalmak bir tercih değil, bir sürüklenme; ve ikisi arasındaki farkı hissediyorum, sadece kimseye söyleyemiyorum.

Geleneksel

[Cem'e, akşam yürüyüşünde, sohbet arasında] "Bilmiyorum, beş yıl uzun bir süre. Ama şu an buradan gitmek gibi bir planım yok. Sekiz yıldır buradayım, her şeyimi buraya göre kurdum — işim, alışkanlıklarım, yollarım. Kolay kolay söküp atmam."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... şu an otururken bile "bu mahalle benim yerim" diye düşünüyorum açıkçası. Otobüs durağı 80 metre, ev sahibi yan blokta, kombi bozulunca yarım saatte geliyor — bunları küçümseyemezsin, bunlar benim için gerçekten önemli. Ama bir yandan Cem meselesi var, bir yandan belediye kadrosu meselesi var — ikisi de beni burada tutabilir, ikisi de değiştirebilir. Selin'in "gel İzmir'e" baskısı da artar muhtemelen anne-baba yaşlandıkça. Beş yıl sonra hâlâ burada mıyım bilmiyorum ama "gitmek istiyorum" da demiyorum içimden — şu an Eskişehir benim şehrim, Yenibağlar benim mahallem, bunu ben seçtim.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Şark Çay-Ocağı'nda, Hasan abi soruyor — "Cemal, bu mahalle yıkılırsa ne yapacaksın?"] "Abi ne bileyim, Allah ne verirse. Yıkılırsa bir yol çıkar, çıkmadan düşünmeyeyim. Zaten 22 yıldır buradayım, bir yere gitmedim — şimdi de gitmem herhalde."

▸ aklından neler geçti?

5 yıl sonra... Allah bilir ya. Kentsel dönüşüm diyorlar 2 yıldır, hâlâ bir şey olmadı — belki 5 yıl daha olmaz, belki yarın kapıya gelirler. Ama şunu biliyorum: ben burada kalmak istediğim için değil, başka yerim olmadığı için kalıyorum. Esenyurt'a gitsem Murat var, ama o da zaten ayakta durmaya çalışıyor, ikimiz de aynı çukura düşeriz. Bağcılar'da kim var, kim tanır beni? Şark Çay-Ocağı'nı, Hasan abi'yi, sabah 5'te Bayrampaşa'ya giderken tanıdık yüzleri — bunları bırakıp nereye gideyim. Ama içimden bir ses "bu bina bir gün yıkılacak, sen de yıkılacaksın onunla birlikte" diyor, o sesi kapatıyorum çünkü şu an başka seçeneğim yok.

Geleneksel

[Hakan'a, bir akşam yemekte, o evde olduğu 6-10 günlük dönemde, sıradan bir an — zorlamadan, geçerken] "Bilmiyorum, Hakan. Fatma'dan sonra bir bakalım. Ama sen emekliliği çözersen, ben de bir şeyler oturtursam — Karşıyaka planını ciddiye alalım bence. Burada kalmak için bir sebebimiz kalmıyor o zaman."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Fatma gitmişse — ki gidecek, doktor öyle dedi — o zaman bu ev tekrar ev olacak. Salon salon olacak, o yatak orada olmayacak. Ama beş yıl sonra burada mıyız, orası başka mesele. Hakan'ın Karşıyaka planı var, benim de var aslında, ama plan demek kolay — Bornova-evi sat, Karşıyaka'da bir şey al, anne-baba mahallesine dön. Kâğıt üstünde çok güzel. Ama Hakan emekli olacak mı gerçekten, sırtı tutacak mı, satacak ev o fiyatı bulacak mı, ben de bir şey kuracaksam nerede kuracağım... Beş yıl uzak değil aslında, beş yıl önce kayınvalide taşınmıştı buraya, bak ne kadar hızlı geçti. Belki buradayız, belki değiliz — ama "burada olmak" ile "burada kalmak istiyorum" aynı şey değil.

Modernler
kapalı

[Bağlam: Fatma'nın kapısında, akşam üstü, sıradan bir sohbet arasında — Fatma "anne sen hiç düşünüyor musun şuradan gideyim diye" diye sorunca] "Gideceğim mi kuzum? Nereye gideyim ben. Ahmet burada, annem burada. Mezarlık yolunu biliyorum, bahçemi biliyorum, tavuklarımı biliyorum. Şehirde ne yapacağım ben? Hayır yavrum, ben buradayım, Allah ömür verirse burada da olurum. Beş yıl mı, on yıl mı — o Allah'ın bileceği iş."

▸ aklından neler geçti?

Ne sorusu bu ya... "5 yıl sonra" dersin, 5 yıl sonra ben 77'deyim, Ahmet'in yanında mı olurum köyde mi olurum Allah bilir. Ama köyden gideceğim diye bir şey yok, gitmeyi aklımın ucundan bile geçirmiyorum. Yusuf "şehir merkezi" dedi geçen yıl, o söz hâlâ içimde duruyor, sinirimi bozuyor ama belli etmedim. Burası benim yerim — annem burada, babam burada, Ahmet burada. Beni buradan söküp götüremezler. Ama bir yandan da... gece eli titreyince, Fatma'nın iki gün uğramayınca, içimde bir şey "ya olmazsa" diyor. Onu da kimseye söylemiyorum.

Geleneksel

[Bağlam: Defne ile haftalık görüntülü, Defne "Ankara planlarınız nasıl baba" diye soruyor] "Şimdilik hiçbir şey değişmez kızım, bu daire bizim yerimiz. Annen de alışkın buraya, ben de. Belki beş yıl sonra da buradayız, belki koşullar bir şey söyler — ama şu an için Bahçelievler'den gitmek aklımızın ucundan geçmiyor."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... 2031. Yetmiş üç yaşında olacağım. Sema yetmiş. Mart kontrolü geçti, iyi çıktı, ama beş yıl sonra ne olur — bunu kimse bilmiyor, oncolog da bilmiyor, ben de. Bu daire 1996'dan beri bizim, evin içinde her köşede bir şey var — babanın kitapları, Defne'nin çocukluk fotoğrafları, Bora'nın bıraktığı bisiklet zinciri hâlâ balkonda. Buradan gitmek... nereye gideceksin ki? Defne Berlin'de, Bora İstanbul'da — "yanımıza gelin" diyecekler bir gün, zaten Defne yarı ima etti geçen ay. Ama ben bu mahallede, bu sokakta, Mephisto'ya yürüyerek gidebiliyorum; Tunalı beş dakika. Bahçelievler benim için sadece adres değil, bir tür... çalışma düzeni. Buradan çıkarsam ne olacağımı bilmiyorum açıkçası. Ama beş yıl sonra hâlâ burada olmak için Sema'nın sağlığının tutması lazım, benim sağlığımın tutması lazım — kolesterol, tansiyon, babanın geni. Bunları düşününce "evet buradayız" demek biraz büyük laf geliyor.

Modernler

[Bağlam: Yusuf'un "baba 1 hafta sonra geliriz" mesajına karşılık, ya da Aysun'un görüntülüsünde "baba sen nasılsın" sorusuna] "Oğlum ben buradan gitmiyorum, 5 yıl sonra da buradayım inşallah. Sağlık versin, ayakta dursun, bu ev duruyor, ben de duruyorum. Siz gelin, ben bekliyorum."

▸ aklından neler geçti?

5 yıl sonra... 80 yaşında olurum. Yani burada mı olacağım, gardaşım, bu soruyu sormak bile... Yani nerede olacağım, mezarda mı, evde mi, Allah bilir. Ama şunu biliyorum — gitmeyeceğim. Nereye gideyim? Aysun "baba Berlin'e gel" diyor, Yusuf "baba Ankara'ya gel" diyor, ikisine de "olur olur" diyorum, ikisini de biliyorum olmayacak. Bu ev benim, bu mezarlık benim, babam burada, annem burada. Hatice burada değil, o Stuttgart'ta — onu da düşünüyorum, 5 yıl içinde bir kez gidebilir miyim acaba, onu ziyaret etmeden 80'e girsem... Ama köyden gitmek yok. Hüseyin de zayıflıyor, kahvehane arkadaşları eksildi, ben de eksiliyorum bir bakıma, ama bu toprak beni tutmuş, ben de tutuyorum onu.

Geleneksel
kapalı

[Bağlam: Mustafa sabah uğramış, çay içerken, 'anne siz burada mı kalacaksınız' diye bir şey çıkmış aralarından] "Kuzum, nereye gideceğiz ki? Babanın sırtı tutulunca sen beş dakikada buradasın, Şerife on dakikada. Biz buradayız, burada kalırız inşallah. Hayrettin de alışmış bu mahalleye, kahvesi var, camisi var. Allah sağlık versin, kalanı kolay."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Hayrettin'in sırtı, prostatı — o kadar yıl kaldırır mı bu apartmanı, dördüncü kat, asansör bozulduğunda zaten merdivenden çıkamıyor. Ama nereye gideceksin, Naciye? Mustafa aynı sokakta, Şerife on dakika, Emre haftada iki kez geliyor — bunları bırakıp nereye? Köye mi, Hatice'nin yanına mı? Hatice'nin dört çocuğu var, o da yorgun, ben de yorgun, birbirimizin yükü oluruz. Ama vallahi bu mahalle artık o mahalle değil — Talatpaşa'nın eski haline bak, eski haline bak. Komşular değişti, sesler değişti, sokak değişti. Biz de değiştik tabii, ama... bilmiyorum, içimde bir şey 'bu senin yerin mi' diye soruyor hâlâ, otuz altı yıl sonra bile soruyor. Gömüleceğim yer Sürmene'nin tepesi, bunu biliyorum. Ama o güne kadar buradan mı bakacağım, başka bir yerden mi — bunu bilmiyorum.

Dindar

[Bağlam: Süleyman'a, akşam kapıda dururken, kısa] "Oğlum ben buradan çıkmam. Benim yerim belli, mezarlıkta annenin yanında. Beş yıl sonra da buradayım — Allah ömür verirse. Sen de burada olacaksın, Hawre de gelir tatilde. Köy kalır, merak etme."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... beş yıl sonra ben burada olur muyum, o ayrı mesele. Seksen üç yaşında olacağım, kalp o zamana kadar taşır mı — bunu Allah bilir, ben bilmem. Ama "burada olur muyum" diye sordun, ben de şunu düşünüyorum: ben olmayabilirim ama köy olacak. Olması lazım. Süleyman burada, Hawre tıp okuyacak, Eylül mevlüdünü yapacağız... ama içimde bir şey var, söyleyemiyorum — Hawre geçen sene köye geldiğinde bana baktı, "dede burası güzel" dedi, ama gözleri başka yere bakıyordu. Benim gözlerim görmüyor mu? Görüyor. Köy-okulu on iki çocuktu, şimdi sekize düştü, bir daha sormayacağım sayısını. Ben buradayım, burada kalacağım — ama "köy beş yıl sonra ne olur" sorusunu aklımın bir köşesine koyuyorum, açmıyorum.

Geleneksel

[Bağlam: Murat akşam telefon etti, "anne beş yıl sonra ne yaparsın" diye sordu, Devran'ın tez savunması konuşmasından döndü konu oraya] "Murat'ım, ben bilmiyorum. Xwedê mezin e, O bilir. Ama şunu biliyorum — köyüm varken ben köyüme giderim, yaz-kış değil ama yaz mutlaka. Maltepe'de kışlıyorum, kışlıyorum, ama bu ev benim evim değil yani — sizin eviniz, ben misafirim burada. Beş yıl sonra da öyle olur herhalde, ne yapayım."

▸ aklından neler geçti?

Maltepe mi, beş yıl sonra da mı... Wele billah, bu soru beni içten sıkıştırıyor. Ben burada kışlıyorum, kışlıyorum ama "buralıyım" demiyorum kendime hiç. Hıdır'ın evi güzel, Hatice iyi kız, torunlar yanımda — ama sabah kalktığımda pencereden baktığımda beton görüyorum, Munzur'u göremiyorum, o dağı göremiyorum. Beş yıl sonra... Hıdır her yıl biraz daha "anne artık köye gitme" diyor, ben her yıl biraz daha yoruluyorum ama "gitmem" diyorum kati. Ama içimden bir ses var — 75 olacağım, belim tutmuyorsa, köyde tek başıma kışlarsam kim gelir? O sesi bastırıyorum çünkü kabul etmek istemiyorum. Maltepe'de beş yıl sonra da kışlıyor olabilirim, evet — ama bu benim tercihim değil, yaşın zorlaması olur, o fark büyük fark.

Geleneksel

[Bağlam: Selin ile akşam yemeğinde, Ali uyuduktan sonra, yarı-ciddi yarı-yorgun bir tonda] "Bilmiyorum canım, gerçekten. Vize çıkarsa hayır, çıkmazsa... o zaman yeniden konuşuruz. Ama şu an 'hâlâ burada mıyız' sorusunu sormak bile tuhaf geliyor — sanki her şey o zarfın içinde asılı duruyor."

▸ aklından neler geçti?

Nisan 2026... Vize başvurusu Mart'ta gitti, sonuç hâlâ beklemede. Yani "5 yıl sonra bu mahallede miyiz" sorusunun cevabı şu an gerçekten bilmiyorum — ve bu beni hem korkutuyor hem de garip bir şekilde rahatlatıyor, çünkü en azından bir şeyler yapıyoruz, yerinde saymıyoruz. Ama ya vize reddedilirse? Plan-B'yi Selin'le hâlâ tam konuşmadık, o konuşma hep bir sonraki haftaya erteleniyor. Bomonti'yi seviyorum aslında — mahalleyi, WeWork'teki o sabah kahvesini, Ali'nin parkta koşuşturmasını, stadın ışıklarını akşam 7. kattan görmeyi — ama "seviyor musun" sorusu ile "kalmalı mısın" sorusu artık aynı soru değil benim için, o ikisi birbirinden ayrıldı bir noktada. Mahmut'a hâlâ söylemedim, o da ayrı bir yük, sanki söylediğim anda her şey gerçek olacak gibi.

Modernler

[Bağlam: Filiz veya Hacettepe arkadaş grubundan biri sorduğunda, Tunalı'daki kafede] "Büyük ihtimalle evet. Çocuklar burada, annem-babam burada, okulum burada — zaten başka bir senaryo yazmak için çok fazla şeyi aynı anda hareket ettirmek lazım. Ama şunu söyleyeyim, 'mahalle' meselesi değil artık benim için, ev meselesi. O evi ben tutunmak için aldım, şimdi o ev beni tutuyor. İkisi de doğru aslında."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Defne 17, ÖSS'ye girecek. Çağrı 14, ortaokulun ortasında. Buradan nereye gideceksin ki Aysel? Kredi 2030'a kadar devam ediyor zaten, fiziksel olarak gidemezsin bile istesen. Ama "istesen" mi — aslında istiyor musun gitmek? Hayır. Yani... bu mahalle benim. Babam ODTÜ'ye asistan olarak geldiğinde biz Yıldız'a yerleştik, ben dört yaşındaydım, şimdi 41'im. Annem-babam 800 metre ötede. Çocukların okulu burada. Ben buradayım. Ama bazen düşünüyorum, bu "buradayım" ne kadar seçim, ne kadar sadece... olduğu gibi kalmak? Çankaya'dan çıkmak aklıma gelmiyor çünkü gerçekten istemiyorum — ama bunu "kök" diye mi çerçeveleyeyim yoksa "yerinden kıpırdayamıyorum" diye mi, ikisi arasındaki fark bazen bulanıklaşıyor.

Modernler

[Bağlam: Kahvehanede, kasabadan biri "ya hocam siz de gider misiniz buradan" diye soruyor — deprem sonrası gidenler konuşulurken] "Nereye gideyim oğlum, benim zeytinlerim burada, babamın mezarı burada. Biz Hoca ailesi altı kuşaktır bu topraktayız. Deprem vurdu, ev ayakta kaldı, fabrika tamir oldu — Allah büyük. Mehmet de burada, torunum da burada. Biz gitmeyiz."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Yani 2031. Mehmet fabrikayı tam almış olacak, Yusuf da yanında. Ben ne yapıyor olacağım, sabah erken kalkıp fabrikaya inip "oğlum şöyle yap" mı diyeceğim yoksa gerçekten çekilebildim mi kendimi? Bilmiyorum. Ama buradan gitmek — bu soru aklıma bile gelmiyor, yani gerçekten gelmiyor. Baba burada, anne burada, mezarlık tepede. Zeytinler orada. Karayılan'ın toprağını başka bir yerde bulamazsın. Ama şunu da biliyorum: depremden sonra bir şey değişti içimde, "bu ev ayakta kaldı şükür" diyorum ama geceleri hâlâ o 80 saniyeyi hissediyorum bazen. Burada olmak istiyorum, evet — ama "burada olmak" artık eskisi gibi rahat değil, bir yerde bir şey gerilmiş gibi duruyor.

Geleneksel
kapalı

[Sürmeli-teyze'ye, öğle çayı içerken, kısa tutarak] "Anne Allah ne yazdıysa o olur, ama inşallah buradayız. Belediye erteledi ya, belki düzelir. Biz bu mahalleyi bırakmak istemiyoruz, çocuklar burada büyüdü, siz de iki adım ötedeydiniz — Allah nasip eder kalırız inşallah."

▸ aklından neler geçti?

Nisan oldu, Mart geçti — belediye "yıkım ertelendi, süreç devam ediyor" dedi, ne demekse. Yani ne yıktılar ne bıraktılar, öyle asılı kaldık. Beş yıl sonra... vallahi bilmiyorum. İçimden "evet buradayız" demek istiyorum çünkü başka nereye gideceğiz, ama o "başka nereye" sorusu geceleri kafamı kemiriyor. Süleyman "belediye iyi yapar, yeni bina olur, biz de kalırız" diyor, belki haklı, ama yeni bina olursa aidatlar ne olacak, kira tazminatıyla o iki yıl nerede oturacağız, Mehmet'in okulu değişecek mi, Zeynep üniversiteye giderse zaten o ayrı mesele — bunların hepsini bir arada düşününce beş yıl sonrasını görmek çok uzak geliyor. Cemaat de dağılıyor yavaş yavaş, Emine'ler gitti Ümraniye'ye, Hüseyin abi Gebze'ye taşındı, mahalle artık o mahalle değil zaten.

Dindar

[Akşam kahvehane, amca Yusuf ve mahalle erkekleri, belediye yol-projesi konuşulurken] "Gardaş, biz nereye gideceğiz ki? Baba evi burada, çocuklar burada büyüyor. Ben gitmem. Ama şu belediye işine de gözümü dikiyorum, toplantıya gideceğim yine — ne yapacaklarını net söylesinler. Beş yıl sonra da bu sokaktayız inşallah, yeter ki bizi kendi halimizde bıraksınlar."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... yani 2031. Sema 11 olmuş, ortaokula geçiyor o zaman. Ahmet 9, ilkokul. Hatice 7. Hepsi burada, bu sokakta, bu evde. Nereye gidecek ki adam? Baba-evi burada, amca-evi burada, kayınbaba dört ev ötede. Ama şu belediye yol-projesi meselesi kafamı kemiriyor ya — "altyapı iyileştirme" diyorlar, tamam, ama bu şehirde "iyileştirme" başlarsa ardından ne gelir bilmiyorum. Komşu mahallede ne oldu, gördük. Önce yol genişletti, sonra iki yıl içinde üç ev yıkıldı, insanlar Yüreğir'in dışına çıktı. Biz çıkamayız. Çıkarsak ne olur ki? Kira mı tutacağız başka yerde? Hangi parayla? Ama şunu da biliyorum — bu ev benim babamın evi, altı kuşak burada, ben bu toprağı bırakmam kolay kolay. Beş yıl sonra da buradayım, Allah bilir başka türlüsünü.

Geleneksel
kapalı

[Akşam yemeğinde Aisha'ya, çocuklar odada] "Beş yıl sonra mı... Bilmiyorum Aisha. Vatandaşlık gelirse, Mariam okursa, Yusuf işini bulursa — neden gidelim ki buradan. Ama Allah ne yazarsa. Şu an yerimizden oynamak aklımda yok."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Yusuf o zaman yirmi altı olur, Mariam yirmi üç, Ahmed on dokuz, Layla on dört. Vatandaşlık gelirse — gelirse — belki o zaman başka bir şey konuşuruz, ama şu an kafamda net bir "gideceğiz" yok, "kalacağız" da yok, ikisi arasında asılı duruyoruz. Bu mahalle bizi tanıyor artık, on bir yıl geçti, Hassan bey biliyor, bakkal Mehmet biliyor, caminin imamı biliyor — başka bir yere gitsek sıfırdan başlamak var. Ama kira her yıl artıyor, sırtım daha da tutarsa bu üçüncü katı çıkamam, çocuklar büyüdükçe iki oda yetmez... Almanya'daki Ebu Tarık bazen mesaj atıyor "gel buraya Sefer abi, iş var" diyor — aklımın bir köşesinde duruyor o mesaj, silmiyorum ama cevap da vermiyorum.

Geleneksel
kapalı

[Çarşamba akşamı mahalle kadın sohbetinde, Sevda kuzenim veya Fatma komşu sorarsa] "Yani şimdilik buradayız, nereye gidelim. Selim'in işi burada, annem karşıda. Berfin okula alıştı, Mehmet de büyüyünce devlet anaokuluna yazacağız. Bakalım, Allah nasip ederse daha iyi bir eve geçeriz belki, ama mahalle değişmez herhalde."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl sonra... Berfin o zaman on bir olur, ortaokula geçiyor. Mehmet sekiz. Yani hâlâ buradayız büyük ihtimalle, nereye gideceğiz ki? Kira ucuz burada, annem karşı apartmanda, Selim'in işi buraya bağlı. Ama içimden geçiyor bazen — bu mahallede kalırsak Berfin için ne olur, kızımı nasıl koruyacağım, Aysel'in başına geleni... Oradan düşünüyorum aslında soruyu, "burada mıyız" değil "burada kalırsak ne olur" diye. Sonra da kendi kendime "dur, abartma, sen de burada büyüdün" diyorum ama tam ikna olamıyorum.

Dindar

[Bağlam: Esra ile akşam yemeğinden sonra, Doruk uyuduktan sonra, yarı ciddi yarı muhabbet havasında] "Büyük ihtimalle buradayız canım, ama 3+1 erişilebilir bir şey bulursak Nilüfer'de — ki bulmak kolay değil, biliyorsun — o zaman düşünürüz. Şu an bu evi bırakmak bana lojistik kabus gibi geliyor açıkçası."

▸ aklından neler geçti?

Beş yıl... Doruk 9 yaşında olur, ilkokul 3. sınıf. Esra 40. Ben 43. Şu an bu evi düşününce — zemin kat, rampa, tezgah alçaltılmış, her şey bize göre ayarlanmış — başka bir yere taşınmak sadece "ev değiştirmek" değil, her şeyi sıfırdan kurmak demek. 38 bin lira harcadık 2019'da bu eve, şimdi aynısını yapmak için ne kadar gerekir bilmiyorum ama iki katı en az. Ama öte yandan Doruk büyüyor, 2+1 artık gerçekten dar hissettiriyor bazı akşamlar — oğlumun odası yok diye düşününce içim sıkışıyor. Mahalle iyi, Bursaray 600 metre, annem-babam 7 kilometre, Esra'nın okulu burada — bunları bir kenara bırakmak kolay değil. Ama "5 yıl sonra hâlâ burada mı" sorusu aslında "ev büyütebilecek miyiz" sorusu, ve o soruya dürüst cevap vermek biraz ürkütüyor.