Bazı İsimler Taşınmıyor: Çocuğa Verilmeyecek İsimler Üzerine
70 kurgusal kişiye soruldu · 29 Nisan 2026
---
Bir cümle özet
"Koymam" sorusu, insanların neyi sevdiğini değil, neyi taşıyamadığını ortaya çıkardı.
---
Genel kanaat
Bu 70 kişiye "çocuğunuza hangi ismi koymazsınız?" diye sorulduğunda, büyük çoğunluğu önce duraksadı. Soru beklenmedik bir yere dokundu. 68 kişi — yani neredeyse tamamı — cevabını aile çerçevesinden kurdu. Ama bu "aile" her zaman sıcak bir şey değildi; çoğu zaman kayıp, küskünlük ya da baskı anlamına geliyordu.
Cevaplar üç büyük yığın oluşturdu. Bir yanda ölmüş ya da acı bırakan birinin ismi — bunu taşıyamam diyenler. Öte yanda siyasi ya da dini çağrışımı olan isimler — bunu yükleyemem diyenler. Bir de moda isimlere karşı çıkanlar — bunu istemiyorum diyenler. Bu üç yığın birbirinden ayrı görünüyor ama aslında aynı şeyi söylüyor: isim bir yük, ve o yükü çocuğa taşıtmak istemiyorum.
36 kişi ekonomik kaygıyı da işin içine kattı. "Okul hayatı zorlanır", "iş görüşmesinde bakarlar", "öğretmen yanlış okur" gibi düşünceler, isim seçimini soyut bir tercihten çok pratik bir hesaba dönüştürdü. Siyasi çerçeveden bakan 11 kişi, dini çerçeveden bakan 24 kişi — ama bunların büyük kısmı aynı anda hem siyasi hem dini hem de ailevi bir şey söylüyordu. Sınırlar iç içe geçmişti.
---
Ne ortak, ne ayrışan
### Ölülerin ve acıların bıraktığı isimler
En çok tekrar eden şey buydu. Bir isim, bir kaybı çağrıştırıyorsa o isim artık kullanılamaz hale geliyor. Hayat (p_029), İskenderunlu öğretmen, "Yusuf koyamam" dedi — yeğeni enkaz altında üç gün kalmıştı, sağ çıkmıştı, ama o üç gün bitmemişti içinde. Helin (p_042), Suruç'lu mevsimlik işçi, amcasının adını söyledi: "Sekiz yaşındaydım, adını bir daha ağzıma almamam öğretildi." Mehmet (p_060), Almanya'dan dönen emekli, "Hatice'yi koyamazdım" dedi, eşinin adıydı bu. Yusuf (p_051), Halep'ten gelen altın işçisi, kayınbabasının adını andı: "Her gün o ismi çağırmak..."
Bu isimlerin hiçbiri "kötü" isim değil. Ama taşıyacak güç kalmamış.
---
### Siyasi yük: hangi taraftan gelirse gelsin
11 kişi açıkça siyasi bir çerçeve kurdu, ama çok daha fazlası siyasi çağrışımdan kaçındığını ima etti. Engin (p_003), emekli siyaset bilimci, hem dini hem milliyetçi isimleri "manifesto" olarak nitelendirdi: "İsim bir kimlik değil, bir yük olmamalı." Hıdır (p_030), Gazi Mahallesi'nde edebiyat öğretmeni, "Kamuran koymam, Kenan koymam" dedi — o harflerin bile kirlendiğini hissediyordu. Elif (p_001), İzmirli ürün yöneticisi, Abdülhamit, Erdoğan ve Öcalan'ı aynı cümlede andı: "Üçü de hayır, ama farklı sebeplerden."
İlginç olan şu: bu kaçınma sadece bir taraftan gelmiyor. Dindar-muhafazakâr kesimden Yusuf (p_019), imam, "Fetullah" dedi — "O isim artık bir nesille öldü" diye ekledi. Konya'lı işletmeci Hacı Mehmet (p_018) ise "Gülenist çağrışımı olan isimler" dedi. Siyasi yük, ideolojik sınır tanımıyor.
---
### Kökü gizlemek ya da taşımak arasında sıkışmak
Azınlık kimliği taşıyan ya da göçmen olan kişilerde farklı bir gerilim belirdi. Mesele sadece "hangi isim güzel" değil, "bu isim beni ele verir mi" sorusuna dönüşüyordu. Marina (p_044), Çerkez araştırmacı, Nart mitolojisinden bir isim koymak istediğini ama "Zığo ya da Şauey koyarsam çocuğun hayatı zehir olur" dediğini söyledi. Hatice (p_012), Suriyeli-Türkmen ev kadını, "Çocuğun hayatı kolay olsun istiyorum" dedi — ama hemen ekledi: "İki şey aynı anda doğru olabiliyor, bunu insanlara nasıl anlatayım?" Reem (p_038), Sultanbeyli'deki kreş eğitmeni, kayınvalidesinin önerisine "güzel" demek zorunda hissediyordu, ama asıl kararı eşiyle kendisi verecekti.
Bu kişilerin cevaplarında bir ortak his var: isim seçmek, kim olduğunu ne kadar göstereceğine karar vermek demek.
---
### Moda isimlere itiraz: söylenen ile söylenemeyen
70 kişinin büyük bir kısmı moda isimlere karşı çıktı — Rüzgar, Deniz, Ege, Bora gibi. Ama bu itirazın altında farklı şeyler yatıyordu. Şükriye (p_025), İzmirli çiçekçi, "çok gösterişli isimler bize yakışmaz" dedi, mahalle gerçekliğinden konuşuyordu. Şerife (p_035), Milaslı zeytinci, "bunlar bizim çocuklarımıza yakışmıyor" dedi, ama gelininin kızacağını da biliyordu. Furkan (p_045), Niksar'lı genç, "köyde imam bile garip bakar" dedi.
Öte yanda Tarık (p_053), vergi müfettişi, "ne aşırı dinî ne aşırı ideolojik" dedi — çocuğun ismin altında ezilmemesini istiyordu. Pelin (p_055), görme engelli çağrı merkezi çalışanı, bambaşka bir şey söyledi: "Ekran okuyucu tuhaf bir şey yapmasın." Aynı "moda isim istemiyorum" cümlesi, çok farklı hayatlardan geliyordu.
---
Yöntem notu
Bu 70 kişi gerçek değil — ama rastgele de üretilmedi. Her biri farklı bir yaş, şehir, köken, inanç ve ekonomik koşulu temsil edecek biçimde tasarlandı. Bu bir anket değil, bir düşünme aracı: Türkiye'nin farklı kesimlerinden insanlar aynı soruyla karşılaşsaydı ne söylerdi? Aynı set yeniden sorulsa farklı isimler, farklı vurgular çıkardı. Ama bazı şeyler — kaybın bıraktığı isimler, siyasi yükten kaçış, kimliği gizleme ya da taşıma gerilimi — büyük ihtimalle yine ortaya çıkardı.
▸ veri sayımı (kelime-eşleşme)▾ veri sayımı
Cevaplarda hangi konu/söz-kalıbı kaç personada geçti — ham kelime-eşleştirmesi. Yorumlama değil; sayısal arka-plan.
aile/akraba bağlamı68/70
olmaz/değil dedi54/70
economic_frame36/70
geçim/ay-sonu26/70
dini söz/çerçeve24/70
yapısal eleştiri (sistem/eşitsizlik)15/70
kamuya açık paylaşmam14/70
kayın/namus baskısı12/70
politik söylem11/70
kuşak-aktarımı9/70
asker/savaş çerçevesi9/70
kararsız / 'kim bilir'4/70
olur/evet dedi2/70
aile-için-koruma2/70
cinsiyet/erkeklik-kadınlık1/70
küme
modernler: 24
dindar-muhafazakarlar: 17
geleneksel-muhafazakarlar: 29
mahremiyet
yari-acik: 48
kapali: 21
acik: 1
Bu rapor 70 kurgusal kişinin bu soruya verdiği cevapların bir okumasıdır. Anket değil; gerçek-dünya iddiası içermez. Aynı set yeniden sorulsa farklı bir okuma çıkar.
cevaplar
70
[Bağlam: eşiyle akşam, çocuk uyuduktan sonra, sohbet arasında] "Çok siyasi yük taşıyan isimler koymazdım, ne sağdan ne soldan. Bir de aileden birinin ismi varsa, özellikle... kayıp biri varsa — o ismi taşıtmak çocuğa ağır olur bence. İsim hafif olsun istiyorum, kendi yükünü taşısın, bizimkini değil."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen — Abdülhamit, Erdoğan, Öcalan. Üçü de hayır, ama farklı sebeplerden, farklı ağırlıklardan. Abdülhamit'i zaten kimse koymaz çocuğuna, orası kolay. Ama öbür ikisi... ikisi de siyasi yük, ikisi de beni bir tarafa çekiyor gibi hissettiriyor. Sonra aklıma geliyor — amcam. Adı Seydo'ydu. Hiç koymam çocuğuma. Hem çünkü o isim artık o boşluğa ait, hem de ailem duysa ne düşünür bilmiyorum. Bir de şu var: çok moda olan isimler — Yiğit, Mira, Defne — bunları da istemiyorum aslında, ama bu "koymam" değil, "tercih etmem" kategorisi. Seydo meselesi farklı. O isim bende bir yerde kilitli duruyor.
kapalı
[Bağlam: eşiyle akşam yemekte, hafif bir konuşma sırasında] "Doğa isimleri koymayalım, Yağmur-Rüzgar gibi şeyler... biraz moda gibi geliyor, beş yıl sonra her sınıfta üç tane olur. Onun dışında seninle oturup konuşuruz, acele etmeyelim."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen şey şu — Yağmur, Rüzgar, Ateş gibi o "doğa ismi" modasına hiç sıcak bakmıyorum. Bir de Alp, Kağan gibi aşırı milliyetçi tonlu isimler... bilmiyorum, biraz zoraki geliyor bana. Ama asıl mesele şu: kayınvalidenin aklında kesin bir isim var, Fatma ya da Zeynep koyalım diyecek, geleneksel olsun diye. Ben de o isimlere karşı değilim ama "büyüklerin istediği için" koymak içimde bir yere oturmuyor. Bir de — bunu kimseye söylemesem de — eski nişanlısının adını taşıyan bir isim koymam, ne olursa olsun. Öyle bir şey yok hayatımda ama diyelim ki olsaydı, o isim kapı dışarı ederim.
[Kahvaltı grubuna, Cihangir'deki arkadaşlara, yarı şakacı bir havada] "Çocuğa isim koyarken iki uçtan kaçınmak lazım — ne ideolojik bir bayrak, ne de salt dinî bir işaret. İsim taşınabilir bir şey olmalı, Kerem gibi — ne Anadolu'da sorun çıkarır ne Berlin'de. Benim tercihim buydu, hâlâ doğru buluyorum."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Tuhaf bir soru aslında, çünkü çocuğum zaten var ve Kerem koydum, o mesele kapandı. Ama "koymazdım" diye düşününce... Muhammed, Ömer, Fatma gibi isimler aklıma geliyor — bunları koymazdım, doğrusu. Ama bunu söylemek bir tür ayrımcılık mı, yoksa sadece kendi dünya görüşümün tutarlı bir uzantısı mı? İkisi arasındaki fark bazen bana da belirsiz geliyor. Bir de şu var: Atatürk, Mustafa, Kemal gibi isimler de koymazdım — o kadar yük yüklüyor ki çocuğa, adı bir manifesto haline getiriyorsun. İsim bir kimlik değil, bir yük olmamalı.
kapalı
[bağlam: TikTok'ta soru-cevap formatında, hafif esprili] "Çocuğuma kesinlikle Musa ya da İbrahim koymam, dede ismi enerjisi çok ağır 😭 Bir de o yıllarda çok moda olan isimler — sınıfta üç tane aynı isim olunca kimlik kalmıyor ki. Özgün bir şey olsun isterdim." — Kürt ismi meselesini söylemiyorum, o kısım kamera önüne çıkmaz.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Çocuk falan çok uzak bir şey şu an, ama soru güzel aslında. Koymazdığım isim... Hmm. Mesela Fatih ya da Ömer gibi çok "mahalle abisi" kokan isimler istemezdim, ama bunu söylesem annem kalp krizi geçirir. Bir de şu var — kız çocuğum olsa kesinlikle Berfin gibi "Kürt ismi belli" bir şey koymak isterdim ama o zaman okul hayatı, devlet dairesi, iş görüşmesi... ablam hep "adın yüzünden bakıyorlar sana farklı" dedi. Yani hem koymak isterim hem de içim sıkışıyor. Erkek çocuğa kesinlikle Musa ya da İbrahim gibi "dede ismi" koymam — ailede baskı gelir ama hayır. Bir de şu var, çok popüler olmuş isimler rahatsız ediyor beni, sınıfta beş tane aynı isim olan çocuk olmak nasıl bir şeydir.
[Bağlam: eşiyle akşam yemeğinde, çocuklar odada, alçak sesle] "Bilmiyorum, çok dinî çağrışımlı isimler koymak istemezdim sanırım — yani kişisel bir şey bu, kimseye dayatmıyorum. Ama çocuk büyüyünce kendi olsun, ismi önünde bir etiket gibi durmasın."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen şey aslında komik — "Murat koymazdım" diye düşündüm, çünkü bankada bir Murat var, tam bir... neyse. Ama ciddi düşününce: Fatih, Ömer, Bilal gibi isimler... yani bunlar kötü isimler değil, ama ben o çocuğa o yükü yüklemezdim. Çocuk okula gidecek, iş görüşmesine girecek, CV'si okunacak — isim bir şey söylüyor insanlara, ister kabul et ister etme. Bunu söylemek çok mu elitist? Belki. Ama ben de Mehmet Cem koydum çocuğuma, iki isim — bilerek. Hem Türk hem nötr. Hem geçer hem tutunur. Bir de şu var: benim babam TCDD memuruydu, ben Boğaziçi'ye girdim, Londra'ya gittim — isim mi yaptı beni? Hayır. Ama kapıyı biraz daha zor açıyor bazı isimler, bu kadar.
kapalı
[Bağlam: Selin ile akşam yemekte, hafif gülümseyerek] "Bak sana sordular bugün, hangi ismi koymam çocuğuma diye. Dedim ki, 'dedenin ismini koyacaksın' baskısına gelmezdim kesinlikle. Neyse, bizim için teorik bir soru bu zaten." — ve güleriz, geçeriz.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Bekle, bu soru bana mı geliyor? Çocuk yok, olmayacak da büyük ihtimalle — Selin ile hiç ciddiye almadık o konuyu, ikimiz de istemiyoruz zaten. Ama soru eğlenceli aslında, düşüneyim. Muhtemelen çok "siyasi" isimler koymam — Erdoğan falan, şaka gibi. Ya da aşırı milliyetçi çağrışımlı şeyler. Ama bir yandan da şunu düşünüyorum: aile baskısıyla konulan isimler, "dedenin ismi olsun" mantığıyla dayatılan şeyler — o da olmaz bende. Sonra bir de şu var: çok moda olan isimler rahatsız ediyor beni, sınıfta beş tane aynı isimli çocuk olan türden. Ama bunların hiçbirini gerçekten düşünmek zorunda değilim ki, neden bu kadar derine girdim?
kapalı
[Bağlam: arkadaşlarla muhabbet, hafif ortam] "Yani Ahmet ya da Mehmet koymam herhalde, beş tane sınıfta olur. Bir de çok ağır dini çağrışımlı isimler istemem — ne bileyim, Fethullah falan 😂 — ama bunun ötesini çok düşünmedim açıkçası, henüz erken."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Yani... çocuk sahibi olmak bile uzak bir şey şu an için, 21 yaşındayım, ama soru eğlenceli aslında. İlk aklıma gelen şey dini isimler — Fatma, Zeynep, Mehmet, Mustafa gibi şeyler koymam büyük ihtimalle, sadece dini çağrışımından değil, biraz da "çok yaygın, okul listesinde beş tane var" hissinden. Ama bir yandan şunu da düşünüyorum: annem-babam bana Kaan koydular, hem Türkçe hem de "modern" sayılır, o dengeyi tutturmuşlar. Ben de muhtemelen benzer bir şey ararım — ne çok egzotik, ne çok klişe. Bir de şu var: Türkiye'de isim siyasi bir şey haline geldi biraz, Kürtçe isim koyanlar hâlâ sorun yaşıyor duyuyorum, Ermeni kökenli isimler zaten kimse koymuyor, bunları düşününce isim seçmek sandığımdan daha karmaşık bir şey. Ama gerçekten en sıkıcı cevap: "Ahmet" koymam, sadece çok sıradan geldiği için.
kapalı
[Bağlam: Kafkas Derneği'ndeki yaşlılar masasında, birileri torun ismi konuşurken] "Ben şahsen moda isimlere karşıyım. Bugün herkes koyuyor, beş yıl sonra modası geçiyor. İsim kalıcı bir şey, çocuğun ömrü boyunca taşıyacağı. Siyasi de olmasın, dini de abartılı olmasın — sade, köklü bir şey olsun. Bizim köyde güzel isimler vardı, unuttuk hepsini."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Çocuğum diye bir şey kalmadı zaten, ikisi de büyüdü, evlendi, torunlar da oldu — ama soru bu değil, soru şimdi olsa ne koymazdım. Düşününce... Adıgece isimler aklıma geliyor önce, Aslan, Batır, Şamil gibi — bunları koymak istedim zamanında, eşim "okullarda gülerler" dedi, ben de sustum. Haklıydı mı, bilmiyorum. Şimdi bazen toruna bakıyorum, Emre koymuşlar, güzel de bir isim, ama içimde bir şey eksik gibi. Koymayacağım isim mi... Moda olanları koymam. Şu an her yerde gördüğüm, beş yılda bir değişen, yarın unutulacak isimler. Bir de siyasi rengi olan isimler — hangi taraftan olursa olsun, isim çocuğun değil artık, başkasının propagandası oluyor. Çocuk o ismi taşıyor, sen taşımıyorsun.
[Bağlam: Kuran kursu halkasında, sohbet ederken, kadınlara] "Be kızım, ben çocuğuma Bulgar ismi koymazdım hiç — annem o günleri öyle anlatırdı ki, o isimleri duymak bile içimi sıkıştırır. Bir de şu moda isimleri koymazdım — her yıl değişiyor bunlar, çocuk büyüdüğünde 'neden böyle bir isim koydunuz' der. Güzel, köklü, dinen de güzel bir isim olsun; hem burada hem nerede olursa olsun taşısın o ismi."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Aman be, bu soru aklıma hemen o komşunun kızını getirdi — Zeynep'in kızına "Kardelen" koymuştu, hâlâ içimden gülüyorum biraz. Ama koymazdım diye net bir şey var mı... Mesela Bulgar ismi koymazdım, annem hep "onlar bizi sürdü" diye anlatırdı, o isimleri duymak bile tuhaf geliyor kulağa. Bir de çok modaya uyan isimler — "Defne", "Ela", "Ada" gibi — bunlar güzel ama sanki bir yılda gelip bir yılda geçiyor, on yıl sonra çok yaygın olacak, çocuk bunun altında kalacak. Boşnak tarafından bir isim olsun istedim hep, hem Türkçe hem orada da geçsin diye — Fatma, Zehra, Hasan gibi; bunlar köklü, hem burada hem orada hem de dinen güzel. Ama şunu da söyleyeyim, Türkçe olmayan ama dinen güzel olan isimler de olur — "Amira" mesela, güzel ama bizim mahallede "yabancı" gibi durur, komşular "ne ismi bu" diye sorar durur.
[Kahvede ya da cuma sonrası sohbette, birileri "ne koysak" diye sorunca] "Yabancı isim koymam — Kevin, Jason, ne bileyim, bunlar bizim çocuğa yakışmaz. Bir de siyasi isimler var ya, onlardan da Allah korusun. İsim temiz olsun, taşınabilir olsun, dedesini hatırlatsın — o kadar."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İsim meselesi... Aklıma hemen geliyor — Avrupa'da gördüğüm o isimler. Rotterdam'dayken abimin komşusunun çocuğuna "Kevin" koymuşlardı, Türk çocuğuna. Gülünçtü, içimden "ne biçim iş bu" dedim. Ama bir de öte tarafı var — burada da moda olan o şeyler var ya, Zeynep, Yusuf, tamam bunlar güzel, ama bir de "Emir Kaan" falan... Hem dini hem laik hem ne idüğü belirsiz. Benim çocuklarıma Karadeniz'de yaşayacak isimler koydum, dedemi, babaanneyi yaşatacak isimler. Bir de şunu düşünüyorum — siyasi isimler. Bir dönem bazıları çocuğuna "Öcalan" koyuyordu, bir dönem başka şeyler... Bunlardan uzak durursun tabii. İsim insanın yakasına yapışır, çocuk taşır onu bütün ömrü boyunca.
[Eşiyle, akşam sofrasında, çocukların isim meselesi çıksa] "Bilmiyorum, çok uç şeyler olmasın yeter. Ne çok modaya uyan, ne çok yabancı. Türkçe güzel isimler var, Müslüman isimler var, onlardan bakarız. Ama 'Rami' falan koymayalık, yani... öyle bir şey yok aramızda zaten."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hemen aklıma şu geliyor — Kürt ismi koymam, Ermeni ismi koymam, Hristiyan ismi koymam derken... bunlar zaten "koymam" değil ki, hiç aklıma bile gelmez. Ama asıl mesele şu: benim için en hassas yer Arap isimleri. Yani benim kendi köküm. Mesela "Muhammed" koysam, atölyede işçiler arkasından ne der? "Aa Arap'ın oğlu da Arap ismi koymuş" diye. Zaten bana "Mahmut abi" derler ama "Arap Mahmut" diyenler de var, biliyorum, duymuyormuş gibi yapıyorum. Bir de şu var — Halep'ten gelen kuzenlerin çocuklarının isimleri var ya, mesela "Rami", "Lina" falan, o isimler şimdi bende garip bir his bırakıyor, koysam "mülteci ismi gibi" mi derler? Utanıyorum bu düşünceden açıkçası. Kendi köküme böyle bakıyor olmak...
kapalı
[Bağlam: kayınvalidemle çay içerken, isim konuşması çıkarsa] Rami ismi koyamam, Allah rahmet etsin, o isim bende başka bir yerde duruyor. Başka isimler... bilmiyorum, çocuğun burada rahat olmasını isterim, ne diyeyim. — Rami meselesini söylerim, ama "Suriyeli isim zor olur" kısmını söylemem. O kısım içimde kalır.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hemen aklıma Rami geliyor — kayınbabamın adı. Yolda öldü, Kilis sınırında, kucağımda çocuk vardı. Kimse ona "Rami" demedi bir daha, ben de koyamam o ismi bir çocuğa, taşıyamam bunu. Bir de... Suriyeli isimler meselesi var, burada çocuklar çok zorlanıyor. Komşunun oğlu Muaz, okulda "Muaz mı ne biçim isim bu" demişler. Ama bunu söylesem sanki Suriyeli olmaktan utanıyormuşum gibi görünür, öyle değil. Sadece çocuğun hayatı kolay olsun istiyorum. İki şey aynı anda doğru olabiliyor, bunu insanlara nasıl anlatayım ki.
[Eşiyle akşam yemeğinde, isim konuşulurken] "Yusuf, Ömer, Hamza — bunlar güzel, hem anlamlı hem kulağa yakışıklı. Kemal falan değil tabii, biraz siyasi yük var üstünde, gereksiz. Ege, Deniz de değil — çok İstanbul oluyor, bize uymaz pek."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen... Kemal. Kemal koymam. Yani koymam derken, koysam da bir şey olmaz tabii, ama içimden bir şey "yok" diyor. Babam duysa ne der bilmiyorum, muhtemelen kaşını çatar, bir şey demez ama kaşını çatar. Sonra bir de şu var — Develi tarafında hâlâ "Alevi ismi" diye bir şey var kafada, Hüseyin mesela, Ali mesela, onlara da biraz temkinli bakılır, söylenmez ama bakılır. Öte yandan eşim İstanbul'da büyümüş, ona "Kemal olmaz" desem gülecek, "ne alakası var" diyecek, haklı da aslında — çocuğun ne suçu var. Ama yine de... koymam işte. Bir de moda isimler var ya, Bora, Ege, Deniz gibi — bunlar da pek benim dünyama oturmuyor, ne Müslüman ne Türk ne bir şey, havada asılı duruyor.
kapalı
[Eşimle akşam yemekte, çocuğun ismi konuşması yeniden açıldığında] "Çok siyasi çağrışımı olan isimler istemiyorum açıkçası — ne aşırı dini ne de aşırı etnik. Sade bir şey olsun, çocuk büyüdüğünde ismiyle bir yük taşımasın." Marta'yı söylemiyorum. İçimde kalıyor.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen — Türk-Sünni bir isim koymam, yani Fatma, Ayşe, Ömer gibi şeyler. Ama bunu düşünürken hemen kendimi tutuyorum, çünkü eşim Sünni, kayınvalidem de orada, bu düşünce yanlış anlaşılır. Asıl mesele şu: anneannemi düşünüyorum — Marta. O ismi çok istiyorum ama korkuyorum. Hem Süryani hem Hristiyan çağrışımı var, hem de burada Mardin'de bile "ne biçim isim" diyenler çıkar. Sonra Cizre'yi düşünüyorum, oradaki çocukları — o sekiz yaşındakini, ağabeyini. Onların isimlerini bile söyleyemiyorum hâlâ içimden. Bir isim koyarken ne kadar çok şey taşıyoruz, farkında mısın... Yani "koymam" sorusu değil bu aslında, "koyamam" sorusu.
[bağlam: arkadaşlarla öğrenci evinde, laf lafı açtı, böyle bir sohbet döndü] Valla Fatma, Zeynep gibi isimler koymam herhalde — çok klişe geliyor bana, her sınıfta üç tane var. Ama bunun ötesinde... bazı isimler var, aileden kalan, taşıması zor olan. Onları da koymam. Çocuğum kendi ismiyle hafif yürüsün istiyorum, geçmişin yükünü sırtında taşımasın.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen — Fatma, Zeynep, Hatice gibi isimler koymam. Yani koymam değil de... valla koymam işte. Hem çok yaygın hem de bizim evde bu isimler hep biraz ağır taşıdı, dindar-muhafazakâr bir şey gibi hissettiriyor kulağa. Ama bunu düşünürken içimde bir şey kıpırdıyor — annem Fatma mesela, bu ismi "ağır" bulmak ne demek, annemle ne alıp veremediğim var ki? Sonra bir de... Maraş'taki amcamın ismi Hüseyin, öldürülen büyük amcamın ismi de Hüseyin'di sanırım, hiç sormadım ama hissediyorum — o ismi koyamam, taşıyamam onu. Bir de şu var: çocuğuma çok "Türk" ya da çok "Kürt" gibi algılanacak isim koymak istemiyorum, ikisi de bir şekilde yük oluyor bu ülkede, ortada bir yerde kalmak istiyorum ama "ortada kalmak" da aslında kendi seçimi gibi görünüp seçim olmayan bir şey.
[Bağlam: kafede muhabbet ederken arkadaşa, yarı ciddi yarı şaka havasında] "Lan Uğur, Berkin gibi isimleri koymam — ne bileyim, ağır geliyor bana. Bir de Bozkurt falan, o da değil. Geri kalanı açık, ne güzel gelirse." Daha fazlasını söylemem, konuyu uzatmam.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İsim meselesi... Aklıma hemen Roboski geliyor, Uğur geliyor, Berkin geliyor — bu isimleri koymam. Yani koyamam. Hem acı hem bir şey daha var içinde, sanki o ismi koysam çocuğum da o kadere ortak olacak gibi, saçma biliyorum ama öyle hissediyim. Bir de Türk milliyetçisi çocuklara konulan isimler var ya — Turan, Bozkurt gibi — onları da koymam, hem bana yabancı hem içimde bir şey sıkışır. Ama bunu açıktan söylesem "siyasi yapıyorsun" derler, o yüzden genelde "kulağa güzel gelmiyor" diye geçiştiririm. Bir de babanın ya da dedenin ismi meselesi var — büyükbaba "oğluna benim adımı koy" diyecek, o baskıdan nasıl çıkacağım onu da bilmiyorum henüz.
[Bağlam: Perşembe mukabelesinden sonra, komşu Hatice Hanım'ın kızı hamile, isim konuşuluyor] "Vallahi kızım, güzel Müslüman ismi koy, Yusuf, Zeynep, Fatma — bunlar hem kulağa hoş gelir hem de manası var. Şu Ege, Bora gibi şeylere gitme, ne anlama geliyor ki? Çocuk büyüyünce 'annem niye böyle koydu' diye sorar."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hemen aklıma Yavuz geliyor, Selim geliyor — yani benim koyacağım isimler bunlar zaten, ama koymayacağım... ne bileyim, Cem mesela. Cem koymazdım, Alevi ismi gibi geliyor kulağa, haksızlık mı ediyorum bilmiyorum ama böyle yerleşmiş içimde. Bir de şu modaya uymuş isimler var ya — Ege, Bora, Deniz — bunlar isim mi be? Köyde bir Deniz olsa herkes güler. Ama kızım Sema, torununun adını Ela koydu, ben bir şey demedim, içimden "bu ne biçim isim" dedim ama... Onların zamanı, onların çocuğu. Bir de Ferhat koymam, Ferhat ile Şirin'den kalma, hüzün var üstünde, uğursuz gibi hissettiriyor bana.
[Bağlam: Cuma akşamı kuzen buluşmasında, konu açılmış, birileri yeni bebek bekliyor] "Bak, ben şunu derim — isim basit bir şey değil. Anlamlı olsun, Türkçe ya da Arapça kökü sağlam olsun. Moda diye Batı'dan devşirme, ne memleketi belli ne manası olan isimler koymam. Bir de şu dönemde bazı isimlerin üstünde gölge var, bilirsiniz — öyle çağrışımlı isimlerden de uzak dururum. Çocuk büyüdüğünde ismini rahat taşısın, bu kadar."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İsim meselesi... Bir kere Sümeyye ile dördünü de koyarken ne kadar düşündük, tartıştık. Önce dini olsun, anlamlı olsun, Türkçe karşılığı güzel olsun dedik. Ama şimdi ne koymam soruluyor... Aklıma ilk gelen: Gülenist çağrışımı olan isimler. Hizmet'in yüksek döneminde bazı aileler öyle isimler koydu ki, şimdi o çocuklar büyüdü, mahcup oluyorlar. Bir de moda-lüks isimler var ya — Zeynep'i Zeynep koymak varken "Zeynep" yazıp "Zeynep" okumayan, Batı'dan devşirme, ne Türkçe ne Arapça ne anlam taşıyan isimler. Onları hiç koymazdım. Bir de şunu düşünüyorum: isim sadece isim değil, o çocuğun omzuna yüklediğin bir şey. Hafif olsun, köklü olsun, utandırmasın onu.
[Bağlam: Hatice'yle akşam yemeğinde, ya da bir cemaatçi komşu "oğlana ne isim koysanız" diye sorarsa] "Fetullah koymam, açık söyleyeyim. Güzel mana taşısa da artık o isim bu toplumda yük. Çocuk okula gidecek, hayatı boyunca açıklamak zorunda kalacak. Gerisi niyete bakar, ama bu isim için niyetten önce akıl lazım." — Yezid'i ise hiç ağzıma almam, o zaten konuşulmaz bile.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen... Fetullah. Yani bunu düşünmek bile garip geliyor, ama gerçek bu. Bir zamanlar güzel bir isimdi, "Allah'ın lütfu" manasında, şimdi o ismi duysam içim buruşuyor. Sınıf arkadaşım Fetullah vardı Marmara'da, iyi çocuktu, sonra ne oldu... Bir de Yezid tabii, onu zaten koymam, ama o ayrı bir mesele, o tarihten geliyor. Fetullah meselesi daha taze, daha acı — çünkü biz o insanları tanıdık, el sıkıştık, aynı sofrada oturduk. İsim bile kalmadı o adamdan geriye, kirletildi. Bir de şunu düşünüyorum: bazı isimler moda olur, geçer; Enes, Hamza, Yusuf — bunlar kalıcı. Ama bazı isimler bir nesille ölür. Fetullah da öyle oldu.
[Bağlam: apartman kadınları sabah çayında, Nermin Hanım'ın "isim koymak zor iş" dediği bir sohbette] "Yani ben diziden çıkmış isimlere de karşıyım, Türkçe güzel isim çok — ama bir de çocuğun taşıyamayacağı isimler var, ne bileyim, okula gittiğinde arkadaşları arasında zor duruma düşürecek isimler. Hayırlısı tabii, Allah nasip etmez zaten şimdi, ama öyle düşünüyorum işte."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hemen aklıma geliyor tabii — Ceren, Dilan, Beren gibi isimler. Diziden çıkmış gibi, ne anlamı var ki bunların? Ama asıl koyamayacağım isimler... Yılmaz'ın annesi Fatma Hanım'ın adını koymak zorunda kalırsam ne yaparım diye bir korku var içimde, maşallah kadın sağ olsun ama isim de insan gibi olacak. Bir de şu Sungurlu'da uzak akraba çocuklarına konan o eski köy isimleri var ya — Döndü, Gülizar, Raziye — bunları koyamam, çocuk okula gidince çekeceği var. Ama söylesem "modernleştim" mi diyecekler, bilmiyorum. Bir de şu an kafamda dönüyor: dördüncü çocuk ihtimali yok zaten, bu soruyu neden düşünüyorum ki ben...
kapalı
[Eşiyle akşam yemekte, bebek uyuduktan sonra] "Uydurma çift isim koymayalım, ne Alman ne de aşırı siyasi çağrışımlı bir şey olsun. Sade, güzel bir Türkçe isim yeterli. Aileden isim meselesine gelince — saygıyla dinleriz ama son kararı biz veririz."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hemen aklıma Alman isimler geliyor — Kevin, Justin, falan. Köln'de büyüdüm, orada Türk çocuklara "entegre olsun" diye Alman isim koyarlardı, sonra ne Türk ne Alman olurdu çocuk. Biz öyle olmayacağız. Bir de şu moda şeyler var ya, Türkçe ama uydurma, "Rüzgar", "Deniz" değil de "Rüzgâr-Kaan" gibi çift isimler... Annem de bir şeyler söyleyecek tabii, "baba adını koy" diyecek, amca hattından bir isim önerecekler. Oğlumun adını Of'taki amcanın ölmüş dedesinden koymayacağım, saygısızlık gibi görünür ama hayır, çocuk kendi adıyla yaşayacak. Bir de şu siyasi isimler var, biliyorsun, son yıllarda moda olan, belli bir çevreye ait gibi görünen isimler — onlardan da uzak durmak istiyorum, çocuğum bir grubun bayrağı olmasın.
[bağlam: koğuşta yatmadan önce, oda arkadaşıyla laflarken, soru kendiliğinden çıkmışsa] "Kadir koymam herhalde, sormayın neden," derim gülerek, geçiştiririm. Başka bir şey söylemem. Batı isimleri meselesini açmam — orası uzun bir yere gider, gerek yok.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen... Kadir. Kadir koymam. Neden bilmiyorum tam, ama kursta bir Kadir vardı, herkes ona "Kadir abi" derdi, yaşı bizden büyük değildi ama hep o havayı verirdi, sonra bir şey oldu aralarında, hocayla bir şey, detayını bilmiyorum ama o isim artık bende o his. Mantıklı değil, biliyorum, isim suçlu değil. Bir de... Batı'dan isimler, Arda, Bora, Kaan gibi şeyler — babam koymaz zaten, ben de koymam sanırım, ama bunu söylerken içimde küçük bir şey var, "neden koymayacaksın ki" diye. Peygamber isimlerinden biri olur muhtemelen, Muhammed, Ömer, Ali, Yusuf — ama Muhammed koyarsam benim adım da Muhammed, o da garip, sanki kendini tekrar ediyorsun gibi. Henüz 19'undayım, bu soruyu neden bu kadar ciddiye alıyorum.
[Bağlam: Sosyoloji Derneği'ndeki bir toplantı sonrası, dağılırken birinin "isim kültürü değişiyor mu Türkiye'de" diye açtığı sohbet] "Ben Defne'yi koyarken çok düşündüm aslında — ismin bir şey söylemesini istedim ama slogan gibi olmasın istedim. Koymayacağım isimler mi? Açıkçası siyasi bir ikon haline gelmiş isimler beni rahatsız eder, bir çocuğu o yükün altına gömmek gibi geliyor. Ama bunun ötesinde çok katı kuralım yok — isim güzel durursa, çocuğa yakışırsa yeter."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Tuhaf bir soru aslında — çocuğum zaten var, Defne, ve onun adını koyarken ne kadar düşündüğümü hatırlıyorum. Ama "koymam" kısmı... İlk aklıma gelenler dini isimler, açıkçası. Fatma, Zeynep — bunlara karşı bir şeyim yok, güzel isimler, ama o dönemde bende bir refleks vardı: "Bu ismi koyarsan ne söylemek istiyorsun?" diye sorardım kendime. Sonra utandım bu düşünceden biraz — çünkü bu tam olarak o "isimden adam tanımak" meselesi, kendimde sevmediğim bir şey. Öte yandan gerçekten koymayacağım isimler var: Türk milliyetçiliğinin ikonlarına ait isimler, ya da şu son yıllarda siyasi figürlere yapılan atıflar — Recep, Binali... Hayır. Bunu söylemek daha dürüst. Ama Fatma'ya itirazım yoktu aslında, bunu kabul etmeliyim.
[Bağlam: Defne'yle akşam yemekte, böyle bir konu çıksa] "Bilmiyorum, ama bir isim koyacak olsam 'mesaj içeren' hiçbir şey istemezdim — ne 'Ömer' ne 'Mustafa Kemal', ikisi de aynı şey bana kalırsa, sadece farklı taraftaki insanlar için bayrak. İsim sadece isim olsun, bir ideolojinin rozeti değil."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Çocuğum yok, olmayacak da muhtemelen — bu soruyu sormak için biraz garip bir yer bu. Defne'yle hiç ciddiye almadık o konuyu, zaten ikimiz de "neden olsun ki" tarafındayız. Ama soru gelince kafam otomatik gidiyor: "Muhammet" koymam, "Fatih" koymam — hem babanın gölgesi hem de bir tür siyasi mesaj gibi hissettiriyor artık o isimler, özellikle 2020'den sonra. "Atatürk" de koyamazsın zaten yasal olarak, ama babam muhtemelen isterdi. Sonra bir de şu var: "Kerem Jr." gibi bir şey de istemezdim — kendi ismimi çocuğuma yüklemek ne biçim bir narsisizm. Aslında en çok kaçınacağım şey, ismin bir manifesto gibi okunması — ister dini ister laik taraftan.
[Bağlam: 1573. Sokak'taki sabah çay muhabbeti, komşu kadınlar] "Len kankam, Serkan koymam, Yıldız koymam — zaten biliyorsunuz neden, anlatmaya gerek yok." *güler* "Bir de şu çok süslü isimler var ya — Şehzade falan — gardaşım, çocuk okula gidecek, öğretmen üç kere okuyamadığı ismi sonunda 'sen' diye çağırır. Basit, güzel, ağzımızda dönen bir şey olsun, o kadar."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Ay, bu soruyu sorsalar insanlar hep "güzel isim koyarım" tarafından girer, ama koymayacağın isimler... Orası daha dolu aslında. Mesela Yıldız koymam — mahalledeki Yıldız Teyze var ya, o kadınla aramız hiç iyi olmadı, isim duyunca yüzü geliyor. Bir de eski sevgili isimleri tabii, eşim duymasın ama aklımdan geçiyor — Serkan koymam mesela, nedenini sormayın. Bir de şey var, çok "gösterişli" isimler — Şehzade, Hünkar, Elveda falan — bunları koyanlara bir şey demiyorum ama benim çocuğuma yakışmaz, mahallede zaten "ee ne olmuş" diye bakarlar. Ama asıl koymayacağım şey: çok "gaco" isimleri, yani tamamen yabancı gibi duran, ailenin ağzında dönmeyen isimler. Çocuk büyüsün, mahallede seslenseler kulağına gitsin, o kadar.
[Akşam yemeğinde, eşiyle, çocukların isim konuşması çıkarsa] "Traktor koymazsın tabii, Sovyetliler gibi. Bir de çok yaygın olanları sevmiyorum, her sınıfta üç tane aynı isim var. Köklü bir şey olsun, kulağa güzel gelsin — o kadar."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Eh, bu soruyu sorsalar hemen aklıma Sovyet döneminin o tuhaf isimleri geliyor — Traktor, Elektrifikatsiya, böyle şeyler koymuşlar ya bazıları. Gülünç. Ama asıl mesele o değil... Şimdi düşününce, Özbek ismi koymam — Fergana'dan beri içimde bir şey var, oraya karşı. Adını bile duymak istemiyorum bazen. Ama bunu kimseye söylemem, çünkü "neden" diye sorarlar, sonra o geceyi anlatmak zorunda kalırsın. Bir de şu var: çok moda olan, herkeste olan isimler — Emirhan, Boran, Zeynep — bunları da sevmiyorum açıkçası, kalabalığa karışıyor çocuk. Ahıska'dan bir isim olsun, köklü bir şey, ama Türkçe — ne tam Türkiye'nin sıradan isimleri ne de insanın "bu nereden çıktı" diyeceği bir şey.
kapalı
[bağlam: dernekte, 2 Haziran anma günü sohbetinde, yakın bildiğim kadınlara] "Svetlana koymazdım tabii." Gülerek söylerdim, ama hafif. Arkasını açmazdım. Orada herkes zaten anlar ne demek istediğimi, fazla anlatmak gerekmez. Anlatmak istemezdim de.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Svetlana. Hemen aklıma o geliyor, başka bir şey değil. Okul müdürü kapıya geldiğinde bana söylediği isim. Sekiz yaşındaydım, ne demek istediğini bile tam anlamamıştım ama annemin yüzü... annemin yüzü değişmişti. Ondan sonra o isim bende hep o yüzle birlikte duruyor. Tabii ki çocuğuma Svetlana koymam — ama bunu söylemek bile garip, çünkü bu ülkede zaten kimse koymaz, neden açıklamak zorunda kalayım ki? Sonra bir de şunu düşünüyorum: kızım şimdi on altı, adı Selin, hiçbir zaman sormadı neden o ismi koymadık. Bilmiyor o günü. Belki bilmesi gerekiyor, belki gerekmiyor. Annem hâlâ o ismi ağzına almıyor, hiç almadı.
[Bağlam: Esra'yla akşam yemek yerken, konu nasıl açıldıysa açıldı] "Hande koymazdım. Başka bir şey olurdu o isim, bilmiyorum nasıl anlatayım, ağır gelir. Onun dışında annemin sesini taşıyan bir şey istemezdim — Fatma, Hayriye falan. Çocuk kendisi olsun, benim Gaziantep'im olmasın."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Çocuğum olmayacak ki zaten, bu soru bana mı soruluyor? Ama... tamam, düşüneyim. Hande. Hande koymazdım. Hem çok ağır olur o isim bende, hem de... bilmiyorum, sanki o ismi bir çocuğa vermek onu küçültür gibi geliyor. Hande başka bir şeydi. Öte yandan Selen de koymazdım — kendi ismimi taşıyan biri olsun istemezdim, bu ego mu ne bilemiyorum ama içimde bir şey "hayır" diyor. Bir de Gaziantep'ten taşınan isimler var — Fatma, Hatice, Hayriye — bunları da koymazdım, annemin sesi gelir her çağırışımda, bu çocuğun kendi sesi olsun isterim. Ama bunların hepsini düşünmek biraz boşta kalıyor içimde, çünkü bu hayat bana o kapıyı açmadı ve ben de zorlamadım o kapıyı.
[Bağlam: eşime, akşam, ikimiz baş başayken — başka kimseye söylemem bu kadar açık] "Yusuf koyamam. Biliyorum mantıklı bir sebebi yok, o da sağ, her şey geçti — ama o ismi duyunca hâlâ o üç gün geliyor. Başka bir şey koyarlar, güzel bir isim bulurlar, niye Yusuf olsun ki zaten."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Yusuf. Yusuf koyamam. Kız kardeşimin oğlu, on dört yaşında, üç gün enkaz altında... Şimdi sağ, Allah'a şükür sağ, ama o üç gün — ben o üç günü hiç bitiremedim içimde. İsim güzel, Kuran'daki en güzel kıssa derler ya, biliyorum, ama artık o isim bende başka bir şey. Benim çocuklarım zaten büyüdü, isim koyma meselesi geride kaldı; ama birileri "ya ikinci bir çocuk olsa" diye sorarsa, ya yeğenlerimden biri çocuğuna Yusuf koymak isterse — ne diyeceğimi bilmiyorum. Yasak etmeye hakkım yok, ama içimde bir şey sıkışıyor o ismi duyunca, hâlâ. Bir de — bunu söylemek bile garip geliyor — Yusuf sağ. Yani bu bir yas ismi değil teknik olarak. Ama ben onu öyle taşıyorum sanki. Bu ne demek benim için?
[Bağlam: Eskişehir'deki kızım Narin arayınca, "baba sen ne düşünürsün" modunda, belki arkadaşı hamile kalmış ya da ödev için soruyordur] "Bilmiyorum, velhasıl isim bir şeyi taşıyor — o yüzden çok siyasi isimler koymam, çok tarihin ortasında kalmış isimler de koymam. Güzel olsun, hafif olsun, o çocuk büyüyünce 'neden bu ismi koydunuz' diye sorduğunda cevap vermek için bir saat konuşmak zorunda kalmasın. Senin adını da öyle seçtik zaten."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen tabii ki Erdoğan, Tayyip — ama bu çok kolay, çok beklenen bir cevap, geçelim. Asıl mesele şu: Kamuran koymam, Kenan koymam — bunlar bende bir şey yapıyor içimde, o isimleri duyunca bir ağırlık geliyor, sanki o harfler bile kirlenmiş. Sonra bir de öte taraf var: Mete, Bozkurt gibi isimler... bunlar zaten benim dünyamda hiç varolmadı. Ama asıl zor olan şu — kendi tarafımdan da bazı isimler var ki koyamam, çünkü çok ağır, çok yük; mesela Munzur güzel bir isim ama o çocuk her sorduğunda "neden bu isim" diye bir şey anlatmak zorunda kalırsın, ve ben o anlatıyı çocuğuma yük etmek istemiyorum. Kızımın adını koyarken de böyle düşündük zaten — güzel olsun, taşıması kolay olsun, bir manifestoya dönüşmesin.
[Bağlam: Şenyuva kadın okuma gününde, biri "ya siz nasıl isim seçtiniz" diye sorunca] "Ben çok süslü isim koymam, ne Defne ne Ece ne öyle şeyler — bize yakışmıyor, İstanbul çocukları taşır onları. Hem dini hem de ağır bir isim olsun isterim, dedelerimizden kalma bir şey. Fatma'yı da Yusuf'u da öyle koydum zaten."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hm, ilginç soru bu. Birinci aklıma gelen — Armine, Araksi, Mariam gibi isimler. Onları koymam. Koyamam zaten, ne diyecek köy, ne diyecek kayınvalide. Ama içimde bir şey var, o isimleri duyunca tuhaf bir his geliyor — uzak bir şey gibi, ama uzak değil de. Büyükbaba Recep'in o yarım bıraktığı lafları gibi. Sonra bir de şu var: çok modern, şehirli isimler de koymam — Defne, Ece, Lara gibi. Bunlar bize yakışmıyor, biz köylüyüz, bu isimleri taşıyacak bir hayat lazım onlara. Kendi çocuklarıma Fatma ve Yusuf koydum zaten, ikisi de hem dini hem de bize ait. Pişman değilim.
[Bağlam: bir sergi açılışında, sanat dünyasından biriyle, hafif muhabbet modunda] "Çok yüklü isimler koymam herhalde — ne aşırı dinî ne aşırı milliyetçi. Çocuk kendi kimliğini kendisi kursun, benim manifestom olmasın." Gülerek geçiştiririm. Sofia'yı aklımdan geçirdiğimi söylemem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk geçen şey Sofia oldu. Büyükanneannemi. Yani Sevim. Ama aslında Sofia. Bunu hiç kimseye söylemezdim zaten — bir çocuğa Sofia koymak bu ülkede ne anlama gelir, ne tür soruları davet eder, biliyorum. Sonra Konstantinos geçti aklımdan, gülünç, sanki bir test yapıyorum kendime. Ama bunların dışında — Muharrem, Ramazan, Cihad gibi isimler de koymam, açıkçası. Dinle ilgili değil, çocuğun sırtına bir manifesto yüklemek gibi geliyor. Öte yandan şunu da fark ediyorum: bu soruyu düşünürken "koymam" dediğim isimlerin bir kısmı aslında benim kendi tarihimden kaçışla ilgili, bir kısmı da bir şeyi ilan etmekten kaçışla. İkisi aynı şey değil ama ikisini de "koymam" diyorum. Bu biraz dürüstsüzlük.
[Bağlam: Bostanlı sabah yürüyüşü, simit-çay sohbeti, arkadaşlardan biri "siz çocuğa ne koydunuz, nasıl karar verdiniz" diye soruyor] "Bak, ben Cemil koymazdım — neden diye sorma, uzun hikâye. Bir de şu moda isimleri, bilirsin, her dönemin bir moda ismi var, o moda geçince çocuk kalıyor ortada. Biz kıza Fatma koyduk, Sevim'in annesinin adı, sade bir isim, taşıması kolay. Erkek olsaydı... Nazım derdim belki, ama Sevim razı olmaz, 'komünist adı' der, güler geçeriz."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Garip bir soru bu, insan duraksıyor. Cemil... hayır, o adı koyamam zaten, koyamam çünkü o isim artık bir ağırlık taşıyor bende, sorgu odasındaki o geceyi düşününce... Ama bunu kimseye açıklayamam, "neden Cemil koymuyorsunuz" diye soranlara ne diyeceksin ki. Bir de şu var — Erdoğan, Devlet, Binali gibi isimler... bunları söylemek bile içimi burkuyor, o isimleri taşıyan çocuklar ne yapsın tabii, suçları yok, ama yine de. Öte yandan Hakkı koymazdım çocuğuma, zaten koyulmadı, kendi ismimden nefret etmiyorum ama bir de "Hakkı Hoca" olmak yeter, bir Hakkı daha dünyaya gelmese de olur. Peki ya Sevim'in annesi Fatma Hanım'ın adını koymak istedik kıza, koyduk da, o başka bir şey...
[Bağlam: Cuma sohbetinde, Hatice Hanım'ın evinde, kadınlar arasında — biri "siz ne isim koydunuz, ne koymadınız" diye açınca] "Vallaha ben hep dede-nine ismi koydum çocuklarıma, hayırlısı olur dedim. Ama şu an moda olan bazı isimler var ya — Ege, Bora falan — onlar bize uzak geliyor, köylü kadınıyız biz, o isimler bize yakışmıyor. Hayırlı evlat yeter, isim ne olursa olsun." — Şaban'ı ağzıma almam. O ayrı.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Şaban... Şaban koymazdım. Ama onu kimseye açıklamam. Hüseyin'in kardeşiydi, Allah rahmet eylesin, ama o isim bende bir şey bıraktı — sanki o ismi duydukça o öksürüğü duyuyorum, o sararmış yüzü görüyorum. Torunlarımdan birine Şaban deseler içim burkuluyor zaten, neyse ki kimse koymadı. Bir de... vallaha şimdi moda olan o şehir isimlerini koymam — Bora, Ege, Deniz, ne bileyim — bunlar bizim çocuklarımıza yakışmıyor bence, ama bunu da söylesem gelinim kızar, "eski kafalı" der içinden. Zaten kimin çocuğuna ne isim koyacağına ben karışamam gari, ama soruyorlar ya, işte içimden geçen bu.
[bağlam: Defne veya Can ile, geç akşam Yeldeğirmeni'nde bir yerde, konu hafifçe açılmışsa] "Klasik dini isimler koymam herhalde, estetik değil benim için. Ama asıl şey şu — babamın adını da koymam sanırım. Sebebini tam açıklamam, sadece 'bilmiyorum, öyle hissediyorum' derim."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Yani... benim çocuğum olacak mı önce onu konuşalım. Türkiye'de evlat edinme hakkım yok, biyolojik olarak da zaten bir partner gerekiyor, o da şu an hayali bir figür. Ama soruyu ciddiye alırsam — Muharrem koymam, Ramazan koymam, o tür isimler bende bir şey uyandırmıyor, ne iyi ne kötü, sadece... benim dünyamda değil. Ama asıl koymayacağım isim: babamın adı. Mehmet. Güzel isim, saygılıyım babama, ama o telefonda "ben de iyiyim, sen kendine bak" formülünden beri bir şey var içimde, küçük bir düğüm, çözülmemiş. Çocuğuma o adı vermek sanki o düğümü kalıcı kılmak gibi hissettiriyor. Bunu düşünmek bile garip, çünkü çocuk meselesi bu kadar soyut ki şu an.
[Bağlam: eşiyle akşam yemeğinde, hafif-ciddi bir sohbet içinde] "Bilmiyorum, çok düşünmedik daha ama aşırı 'doğa ismi' koymayalım, Rüzgar-Yağmur tarzı şeyler pek bize göre değil. Sade, güzel bir isim olsun yeter — hem Türkçe hem de anlamlı olsun. Geri kalanını zamanı gelince konuşuruz inşallah."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen — Atatürk, Kemal, Mustafa... bunları koymam zaten. Yani açıkça söylesem de söylemesem de, bu isimlerin bende bir şey uyandırdığı yok. Ama bunu sesli söylemek bile tuhaf, değil mi? Sanki suç işliyormuşsun gibi. Bir de diğer uçtan — aşırı "modern" isimler, Deniz, Yağmur, Rüzgar gibi şeyler... bunlar da değil. Ne kadar da nötr görünüyor bu cevap aslında, oysa içinde epey şey var. Bir de şunu düşünüyorum: Londra'da iken sınıf arkadaşlarım çocuk isimlerine kadar her şeyi "kimlik ifadesi" olarak konuşurdu, ben de orada bir şeyler öğrendim bu konuda — ama o kadar da ideolojik yapmak istemiyorum bunu. Güzel, anlamlı, Arapça ya da Türkçe kökü olan, telaffuzu düzgün bir isim. Zeynep koysak, Meryem koysak... annem zaten Zeynep'i çok seviyor, kayınvalidem de. Hayırlısı.
kapalı
[Bağlam: Şahin'le akşam yatmadan önce, ikimiz baş başa] "Çok bilinen, herkesin koyduğu isimler istemiyorum — ne çok Suriyeli duyulsun ne çok zorlanılsın söylerken. İkisi de güzel olan bir şey olsun, hem buraya ait hem bize ait." Kayınvalidenin önerisi için "çok güzel, düşünelim" derim — sonrasını Şahin'le hallederiz.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen şey — Türkçe isimler. Yani Şahin'in ailesi "Türkçe bir isim koyalım, kolay söylensin" diyecek, biliyorum. Ama ben de öyle düşünüyorum zaten, çocuğum burada büyüyecek, okula gidecek, "bu isim ne demek?" diye sormasınlar ona. Öte yandan babam "Halep'ten bir isim olsun" diyecek, teyze Şam'dan arayıp önerecek... Ama asıl korktuğum şu: çok bilinen, çok "Suriyeli" duyulan isimler. Mesela Muhammed güzel isim, peygamber ismi, ama sınıfta beş tane Muhammed olur, hem de "hangi Muhammed" diye bakarlar çocuğuma farklı bakabilirler. Ya da çok Türk-milliyetçi duyulan isimler — onlar da değil, içimde bir şey oturmuyor. Bir de kayınvalidenin önerdiği isim ne olursa olsun, ilk anda "güzel" demek zorunda hissediyorum kendimi, sonra Şahin'le biz karar vereceğiz zaten.
[Bağlam: Sevdiye ile akşam çay içerken, dördüncü çocuk doğmadan önce isim konuşurken böyle bir şey geçti aramızda] "Hayri koymayalım, güzel isim ama bende bir şey var o isme karşı, geçemiyorum. Bir de siyasi-falan çağrışan isimler istemiyorum, çocuk büyüsün rahat taşısın ismini. Onun dışında ne koyarsak koyalım, babanın adını da sormak lazım, o da söyler bir şeyler."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hm. Koymayacağım isim... Aklıma ilk gelen şey şu: Hayri. Kuzenimi düşündüm hemen, Sulukule'den çıkarılan Hayri'yi. Değil, Hayri güzel isim, ama o telefon kapandığında bir şey kapandı içimde de, o ismi kendi çocuğuma koyamam, her duyduğumda o 4 dakikayı yaşarım. Sonra... Recep? Kemal? Bunları düşünmek bile garip, siyasi isim koymak gibi bir şey var artık, çocuğa yük olur. Bir de şu var: Edirne'de bir abi vardı, bize çok kötülük etti, mahalleye, o ismi taşıyan herkese biraz o gözle bakıyorum kendimi tutmaya çalışsam da. Kötü bir şey bu, biliyorum, isim insanı yapmaz, ama işte öyle.
[Abla Demet'e, WhatsApp'ta, muhtemelen bir gece geç saatte] "Hayri koyamam biliyorsun. Hem çok ağır, hem de her çağırışta o his gelir. Sana da garip gelmez bu değil mi? Ama şunu da söyleyeyim — kesin 'koymam' diyemiyorum ya, içimde bir yerde 'ya tam da o yüzden koymalısın' diyen bir ses de var. Çelişiyorum işte."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Çocuk meselesi zaten soyut bir şey bende — ne zaman, nasıl, kim'le, o kadar belirsiz ki isim sorusu tuhaf geliyor. Ama soruyu ciddiye alayım: Hayri. Babamın adı. Koymam. Yani koyamam. Hem çok ağır, hem de... bilmiyorum, sanki o ismi bir çocuğa yüklemek onun yokluğunu daha da somutlaştırır gibi. Bir de Hayri diye bağırırsın çocuğa, her seferinde o an gelir — lise kantini, beyaz baston, kapıya çarpma sesi. Hayır, olmaz. Öte yandan "koymazsın" diye de kesin bir şey söyleyemiyorum kendime, çünkü belki tam da o yüzden koymak isterim bir gün, kim bilir. İnsan kendi içinde tutarsız.
[Bağlam: abla Esra'yla WhatsApp'ta, o 'ne zaman evleniyorsun' muhabbeti açıldığında] "Bilmiyorum ya, ama Hüseyin koymam kesin — dededen gelen bir şey bu, ama o ismi bir çocuğa yüklemek istemiyorum. Zaten önce bir çocuk olsun, sonra konuşuruz ismi." — ve konuyu değiştiririm, Esra'nın büyük oğlunun okul meselesine geçerim.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Çocuk falan yok ortada, bekar yaşıyorum, bu soru beni niye bu kadar içine çekiyor ki. Tamam düşüneyim — Hüseyin koymam, dedemin adı, çok ağır bir yük olur o isim. Bir çocuğa 'sen bu kâğıdı taşı' demek gibi bir şey. Muhammed, Fatih, Ömer — bunlar da yok, hem dini çağrışım hem Türk-milliyetçi çağrışım, ikisi de benim için değil. Ama öte yandan Kevin ya da Lukas da koymam, o da başka bir performans olur — 'bakın biz ne kadar Alman olduk' gibi, o da sahte. Bir de şunu düşünüyorum: Berlin'de büyüyen bir çocuğa kolay telaffuz edilebilen bir isim mi istiyorum, İstanbul'da büyüyecekse başka bir şey mi — yani isim koyma meselesi bile nerede yaşayacağım sorusuna takılıyor, hâlâ o soruyu çözemedim ben.
kapalı
[Bağlam: komşu kadın sorar, "beşinci çocuğun kız olsaydı ne koyacaktın?" diye, ya da genel sohbet] "Yusuf koymam oğlana, Halil de koymam — Allah rahmet eylesin, ama bu isimler bizde ağır, geçmişte kaldı, yeni çocuğa yeni isim yakışır." Kadar söylerim. Neden diye sorsa "öyle işte" derim, geçerim.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Halil amca... hemen o geliyor aklıma. Babamın kardeşi. Sekiz yaşındaydım, adını bir daha ağzıma almamam öğretildi. Mezarı yok, yeri yok, hiçbir şey yok. O ismi koyamam, koyamam — hem neden koyayım ki, hem de... bilmiyorum, sanki o ismi söylemek bir şeyleri açar, kapanmış bir şeyleri. Anneme sorsam susar, kayınvalideme sorsam "geçmişi kurcalama" der. Bir de Yusuf var — kuzenim, traktörden düştü, 2020'de Düzce'de. O ismi de koyamam çocuğuma, her baktığımda onu görürdüm, kasadaki fotoğrafını görürdüm. Bazı isimler insanın içinde ağır duruyor, taşıyamazsın.
[Sultan'la akşam sofrasında, sohbet arasında] "Vallaha Sultan, Yezid koymazdık tabii, bu zaten belli. Bir de şu moda isimler var ya — Arda, Kerem, Bora — bunları da koymak istemezdim. İsmin bir ağırlığı olsun, taşısın çocuk onu. Yunus gibi, Veli gibi, Hünkar gibi... Ama ne yapalım, herkesin zevki ayrı, kimseye karışılmaz."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Yav bu soru bana biraz garip geldi, sanki bir tuzak gibi... Ama düşününce aslında cevabı var. Mesela Yezid koymam — bu Bektaşi evinde söylenmez bile, zaten aklına gelmez. Ama bir de şu var: çocuklarıma isim koyarken Sultan'la ne kadar tartıştık, Hatice için "Hatice mi Handan mı" diye... Oğluma Emre koyduk, abi "niye Alevi ismi değil" dedi, ben de "Emre de Yunus Emre'den" dedim. Aslında şunu da düşünüyorum — bazı isimler var ki mahallede çocuğu zorlar, "Muharrem" mesela, güzel isim ama Sünni-Alevi gerilimi olan yerde büyüyecek çocuğa biraz ağır yük... Sonra bir de moda isimler var ya, Arda, Kerem, Bora — bunlar bana dükkân tabelası gibi geliyor, içi boş. Ama bunu kimseye söyleyemem, herkesin çocuğu var o isimlerle.
[Bağlam: KAFFED'deki genç-akademisyen arkadaşlarla, bir toplantı sonrası çay içerken, konu açılırsa] "Bilmiyorum, ama Adıghe bir şey olsun isterdim — hem anlamlı hem taşınabilir bir isim. Şauey gibi bir şey koysan seviyorum ama çocuğun her gün 'nasıl yazılıyor' sorusunu cevaplamak zorunda kalacak. Türkçe isim koyacaksam da en azından bir anlam katmanı olsun, sıradan bir moda ismi olmasın."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen şey — Türkçe isimler meselesi değil aslında, Çerkez isimler meselesi. Yani mesela "Murat" ya da "Ayşe" koymam diye bir şey yok, neden koymayayım ki? Ama bir yandan şunu düşünüyorum: anneanne Hatice'nin adı Hatice'ydi, Adıghe bir isim değildi, ve bu beni hep hafifçe üzüyor. Şimdi ben çocuğuma Adıghe bir isim koymak isterim — Asiye değil, Sefiye değil, Nart mitolojisinden bir şey, ya da en azından hem Türkçede hem Çerkezce yaşayabilen bir isim. Ama şunu da biliyorum: "Zığo" ya da "Şauey" gibi bir isim koyarsam çocuk okul koridorlarında hayatı zehir olur, öğretmen yanlış okur, arkadaşları güler. Bu gerilimi çözmüş değilim. Bir de "Şamil" var — kedime koydum, çocuğuma koyamam artık, komik olur.
[Bağlam: kahvehanede, arkadaşlara, sohbet arasında] Vallaha gardeş, ne bileyim, çok düşünmedim henüz — ama öyle Rüzgâr-Toprak gibi şeyler koymam, gülünç olur. Hem büyüklerimizin adını taşımak daha iyi, bir de kulağa düzgün gelsin yeter, fazlasını istemem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hm, ilginç soru bu. Koymazsın diye bir şey var mı ki... Hemen aklıma gelen — Atatürk koymazsın tabii, o ayrı bir şey, herkes bilir. Ama asıl düşündüğüm şu: babamın adı Hasan, dedenin adı Mehmet, amcanın adı Bekir — bunları koymazsın demek garip olur, köyde herkes duyar, "niye koymadın" diye sorarlar. Bir de şu var: okulda zorbalık gören, "Çirkin Mehmet" diye takma ad takılan çocuklar olurdu — isim değil ama ses önemli, "Furkan" mesela bana çok takıldılar ilkokulda, "Furkan Çelik, demir Furkan" falan. Çocuğuma öyle bir isim koymam ki sınıfta güldürür. Bir de Tiktok'ta gördüm, Türkiye'de "Rüzgâr", "Deniz", "Toprak" gibi isimler koyuyorlar — bunları koyamam, köyde "ne biçim isim bu" diye bakılır, cami çıkışında imam bile garip bakar.
[Bağlam: Filiz ile akşam yemeği sonrası, öyle bir muhabbet açılırsa] "Yok canım, bir kural yok da... Mesela Ferhat koymazdım, biliyorsun neden. Babamın adını da koyamam, çok ağır gelir bana — saygısızlık değil, tam tersine. Bir de modası geçecek isimler var ya, bugün her yerde duyulan, onlardan kaçınırım. Ama bunlar hep benim içimdeki şeyler, başkasına anlatsan 'ne saçma' der."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Vallaha böyle soru gelince insan bir duruyor. Koymayacağım isim... Şimdi bir sürü şey geliyor aklıma. Mesela babamın adı Mustafa, ona koymazdım — değil ki saygısızlık, tam tersi, o isim bende çok ağır duruyor, taşıyamaz gibi hissederim. Bir de şöyle bir şey var, çarşıda bir müşteri vardı, Ferhat diye, bize çek verdi karşılıksız çıktı, sonra bir daha uğramadı — o isim kafama kazındı artık, "Ferhat" deseler içim sıkılıyor. Ama bunları söylemek garip, insanlar "ne alaka" der. Bir de şu var: çok moda olan isimler, her sınıfta iki tane olan isimler — Sıla'yı koyarken de düşündük bunu, neyse ki o kadar yaygınlaşmadı. Koymayacağım isim diye bir kural yok aslında, ama koyamayacağım isimler var içimde, hepsinin bir hikâyesi var.
[Bağlam: komşu Ayşe Hanım çay sohbetinde "sen olsan ne koyardın" diye sorarsa] "Yabancı isimler koymazdım tatlım, Jennifer falan — ne biçim isim öyle, ne anlamı var. Bir de çok moda olan şeyler, Ece-Berk gibi — herkesin çocuğu aynı isimde, bıktım artık. Bizim isimler güzel, hem anlamlı hem de kulağa yatıyor." — Alevi isimleri meselesine hiç girmem, konuyu oraya çekmem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hm, bu soru beni biraz düşündürdü. Koymazdım derken... Önce aklıma Sümeyye, Yasin, Esma geliyor — üçü de güzel, üçünü de koyduk zaten. Koymazdım... Meselâ çok yabancı, Batılı isimler — Jennifer, Kevin, o tür şeyler — hiç aklıma gelmedi zaten, ama bu "koymam" değil, "aklıma bile gelmez" kategorisi. Asıl koymamak dediğimde aklıma gelen: Alevi kökenli isimler — Hüseyin, Ali, Veli... Yani bunlar güzel isimler, biliyorum, bir şey yok içlerinde, ama mahalledeki hemşehri halkası içinde "bu ne biçim isim" dedirtmek istemezdim, Mustafa'nın ailesi de zaten kabul etmezdi. Bir de o dönemin moda isimleri vardı — Burak, Berk, Ece, Duru — bunlara da içim ısınmıyor, bir yüzeylilik var sanki. Ama bunu söylesem insanlar "ne diye Alevi ismi koymaz ki" diye takılır, o yüzden oraya hiç girmem.
kapalı
[Bağlam: Esra'ya ya da cuma sonrası komşu esnafla sohbette, hafif gülerek] Gardaş, bir daha çocuğumuz olsa — ki olmaz inşallah, üç yeter — Kevin falan koymam, bu kadar söyleyeyim. İsmin bir manası olacak, bir kökü olacak. Sırf farklı görünsün diye, sırf 'modern' olsun diye isim koymak olmaz bize göre.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Koymayacağım isim mi... Hemen aklıma gelenler var tabii. Mesela Apo — öyle bir şey olmaz, zaten kimse koymaz ama. Ya da çok moda olan, herkesin koyduğu şeyler — bir dönem her yerde Yusuf vardı, şimdi Eymen çıktı, Eymen Eymen Eymen... Yasin'in sınıfında üç tane Eymen var. Ben üçüncü çocuğuma Hamza koydum, Hamza'nın sınıfında da iki tane Hamza çıktı, ne bileyim. Ama asıl koymayacağım şey şu: Batı kaynaklı, Türkçeye zorla uydurulmuş isimler. Kevin, Enes-değil-ama-Enes-gibi-görünen, Mia, Linda... Bunları koyan aileler var, vallahi görüyorum. Bir de kendi atalarından kopuk, ne Arapça ne Türkçe, sırf çağdaş görünsün diye seçilmiş isimler. Çocuğun isminin bir ağırlığı olacak, bir manası olacak. Yasin Kur'an suresi, Sümeyye Peygamberimizin ilk şehit sahabesi, Hamza Peygamberimizin amcası — üçü de öyle. Tesadüf değil bu.
[Bağlam: Necla'ya, akşam sofrasında Mustafa'nın isim meselesi çıktığında — Aysun'un arkadaşı çocuk sahibi olmuş, isim tartışması açılmış] "Kuzum, ben çocuğa Hristiyan-çağrışımlı isim koymam, Rum-Rum diye çağrışan bir şey koymam — köyde zaten kimse koymaz. Ama öte yandan da 'bu ismi koy, şu cemaate bağlı görünürsün' diye bir isim de istemezdim hiç. Sade, Türkçe-kökenli ya da güzel bir Arapça-kökenli — Cemal gibi mesela, bak kötü mü çıktı?" deyip gü
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Soru basit görünüyor ama değil aslında. İlk aklıma gelen — Pontus-Rum kökeni meselesi. Büyükbabam 'biz Türküz' derdi, ama Mustafa 'biz dönme miyiz' diye sordu geçen yıl, ben de tam cevap veremedim. Şimdi isim meselesinde de aynı şey var — Rum-kökenli bir isim, Hristiyan-çağrışımlı bir isim koyamam, köyde kimse koymuyor zaten, ama içimde 'neden koyamıyoruz' diye bir şey de var. Öte yandan Arapça-kökenli, medrese-havasında ağır bir isim de istemezdim — büyükdedeme saygı var ama çocuğu o çağın yüküyle büyütmek başka şey. Bir de siyasi-çağrışımlı isimler var — hangi partinin hangi liderini çağrıştırıyor, hangi tarikatın hangi şeyhini — onlardan da uzak dururdum. Ama bunları açık söylemek biraz hassas, çünkü komşunun oğlunun adı Ömer, imam Hoca-Mehmet'in torununun adı Fethullah... oraya girmeyeyim.
[Bağlam: Selma'ya, akşam yemek sonrası, çocuk konusu çıksa] "Bulgar ismi koymam, o kadar. Yani Georgi falan — olmaz. Bir de çok moda olan o şimdiki isimler var ya, Arda-Bora-Kaan... onlara da pek ısınamıyorum açıkçası. Ama Erkin'i de koymam — o bende kalsın, başkasına geçmez."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen — Bulgar. Yani, Bulgar ismi. Bizim çocuklara Bulgar ismi koymayız, zaten koymadık. Ama asıl mesele o değil, asıl mesele şu: benim kendi adım bile iki tane — Erol yazıyor nüfusta, Erkin diyor baba-anne arasında. O ikinci ismi çocuğuma koymak aklımdan geçti mi hiç? Geçmedi. Neden? Çünkü... çünkü o isim bir şeyi taşıyor, taşıması zor bir şeyi. Bir de şu var: "Erkan, Ersin, Emre" gibi çok sıradan Türk isimleri var ya, onları da koymam sanırım — bir şey yok karşı, ama bir şey de çekmiyor. Sibel'i Sibel koyduk, Doğan'ı Doğan — ikisi de hem Türk hem biraz Bulgar-Türk geleneğine oturuyor, rahat isimler. Şimdi üçüncü çocuk olsaydı... Hasan ismi düşünürdüm, baba için. Ama Hasan'ı koysam baba ağlar, o da ayrı mesele.
kapalı
[Bağlam: Reem'le akşam yemeğinde, çocuklar uyuduktan sonra, bu konu bir şekilde çıktı] "Bashar koymam, bunu biliyorsun zaten. Bir de çok ağdalı, söylenişi zor isimler istemiyorum — çocuk burada büyüyecek, okul var, mahalle var. Walid... Walid'i de koyamam canım, sen de biliyorsun neden. Ağırlığını taşıyamam o ismin."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İsim meselesi... Reem'le bu konuşmayı çok yaptık zaten, Halid'i koyarken de tartıştık. Babamın adı Hassan — onu koymak isterdim ama Türkiye'de "Hasan" zaten var, ayrı bir şey değil, tamam. Ama mesela "Bashar" — hayatımda o ismi çocuğuma koymam. Hem siyasi hem... hayır, sadece siyasi de değil, o isim artık bir şeyin adı oldu, bir yıkımın adı. Lazkiye'de bile Suriyeliler arasında o ismi taşıyan çocuk görmüyorum artık. Bir de şu var — Türkiye'de çok "yabancı" duran, söylenişi zor isimler koymak istemedim; Ömer'i okula verdiğimde öğretmen ilk günden rahat söyledi, bu küçük şey beni içten rahatlattı. Ama bir yanda da şunu düşünüyorum: Reem'in babası Walid'di, o 2017'de gitti — o ismi de koyamadım, koyamam, çok ağır gelir, her gün o ismi çağırmak...
[Bağlam: kahvede emekli arkadaşlar sordu, laf arasında] "Yahu Rambo koymam, Terminator koymam — o kadar." Gülerim biraz. "İsim isimdir, büyüklerimizden gelir, sade olur. Beş çocuğuma da öyle koyduk, kimse de 'ne isim bu' demedi. Onun dışında ne koymazsın... bilmiyorum, aklıma gelmedi hiç."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Şimdi ne soruyor bunlar... "Koymam" mı? Yani yasak isimler mi? Böyle bir şey düşünmemiştim hiç, çocuklara isim koyarken koymazsın diye bir şey aklıma gelmedi. Mehmet, Ayşe, Fatma, Süleyman, Ahmet — beşi de düzgün isimler, hepsini Hatice ile beraber koyduk, büyüklerimizin isimlerinden seçtik. Şimdi "koymam" dersen... yani Hristiyan ismi koymam, o ayrı. Ya da şöyle bir şey var, fabrikada bir arkadaşım vardı, çocuğuna Rambo koydu — 1987 falan, film çıkmıştı ya — herkes güldü, müdür bile duymuştu. Öyle saçma sapan film-dizi ismi koymam. Bir de... şimdi ne bileyim, bazı isimler var ya, siyasi isimler gibi olan, ideoloji gibi duran — öyle bir şeye de gerek yok. İsim sade olsun, anlamlı olsun, büyüklerimizden gelsin, yeter.
kapalı
[Bağlam: Banu ile akşam yemeğinde, Defne'nin bir arkadaşının kardeşine isim konulacağı haberi çıkmışsa, sohbet açılmışsa] "Bilmiyorum, ben hep 'isim yük olmasın' diye düşünmüşümdür. Çok tarihi çağrışımlı ya da çok dinî tonlu isimler koymam — çocuk büyüyünce o isimle bir şey kanıtlamak zorunda hissedebilir kendini. Defne'yi, Bora'yı koyarken de öyle seçtik zaten, hatırlıyorsun."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Garip bir soru aslında, tam tersi sorulsa daha kolay cevap verirdim. Ama düşününce… Bülent koymam, Turgut koymam — o kuşaktan isimler artık o dönemin ağırlığını taşıyor, bir şekilde. Müslüm de koymam, Ramazan da — Banu'nun da aynı fikirde olduğunu biliyorum, "çocuk büyüyünce ne hisseder" diye konuşmuştuk bir keresinde. Ama asıl mesele şu: çok "anlam yüklenmiş" isimler koymazdım, ne aşırı dinî ne aşırı ideolojik — ne Fatih-Sultan-Mehmet-hayranlığı kokan ne de Atatürk'e atıfla seçilmiş. Çocuk o ismin altında ezilmesin, kendi olsun. Defne'yi koyarken de Bora'yı koyarken de aynı şeyi düşünmüştük zaten: ne moda ne ağır, kendine ait bir ses olsun.
kapalı
[Bağlam: Pazar yemeğinde abla Esra veya annem "ya bir gün evlenirsen isim ne koyarsın" diye takılırsa] "Bilmiyorum, erkek olursa dedelerden birinin ismini koyarız, kız olursa da güzel bir şey bakarsınız siz." Geçiştiririm. Başka bir şey söylemem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Çocuk... bu soruyu sormak bile garip geliyor, çünkü çocuk sahibi olup olmayacağım bile belli değil — olmayacak büyük ihtimalle, ama bunu kimseye söyleyemem. Neyse, soru bu değil. İsim... Halil koymam. Kesin. O ismi duyduğumda zaten midem burkuluyor, bir de çocuğuma koyamam. Bir de Mert koymam — Grindr'daki sahte ismim o, her gördüğümde içimde bir şey kıpırdıyor, rahatsız edici bir şey. Bunların dışında pek öyle "bu isim olmasın" diye kafama takılmış bir şey yok aslında. Annem muhtemelen dedelerden birinin ismini koyalım diyecek, baba tarafı dede Hüseyin, anne tarafı dede Mustafa — ikisi de güzel isimler, itirazım olmaz. Ama bu soruyu birisi bana gerçekten sorsaydı, "Halil olmasın" diyemezdim tabii.
[Bağlam: Cem ile akşam yemekte, sohbet kendi kendine o yöne kaymışsa] "Kendimle aynı ismi koymam tabii, bu zaten belli. Bir de çok 'anlam yüklü' isimler vermezdim — Rüzgar, Bulut gibi şeyler. Çocuk büyüyünce 'neden bu ismi koydunuz' diye sorar, cevap vermek zorunda kalırsın." — Ekran okuyucu kaygısını söylemem, Cem güler muhtemelen ama bu sefer içimde bırakırım.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Beklenmedik bir soru bu. Çocuk... Cem ile henüz altı aylık bir şeyiz, çocuk konuşması bile erken ama kafa gidiyor oraya bir an. Hangi ismi koymam... Aklıma ilk gelen şey: Pelin. Kendimle aynı ismi koymam, bu çok garip olur, hem kafa karışıklığı hem de sanki kendini yeniden yaratmaya çalışıyormuşsun gibi bir hava verir. Bir de... dürüst olayım, bazı isimler var ya, çok "dönem ismi" gibi duran — Rüzgar, Yağmur, o tip şeyler — biraz fazla sembolik geliyor bana, sanki çocuğa bir yük yüklüyorsunuz daha doğmadan. Ama asıl düşündüğüm şu: eğer bir çocuğum olursa, o çocuğun ismini sesli anons sistemleri doğru okusun istiyorum. Ekran okuyucu tuhaf bir şey yapmasın. Bu çok pratik bir kaygı, biraz gülünç de biliyor, ama gerçek bu.
kapalı
[Kahvedeki Mardinli arkadaşlara, sohbet arasında] Gardaş, isim meselesinde tek bildiğim şu — babamın ismini koyarım, Hüseyin. Başka bir şey düşünmüyorum zaten. Köyde de makbul, burada da makbul, ikisi de tamam.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Çocuğum yok, evlenmemişim daha, ama soru "ya olsa" diyor, tamam düşüneyim. İsim meselesi aslında basit değil, köyde baba koymak ister, anne koymak ister, akrabalar karışır, herkes bir şey söyler. Ama ben şunu bilirim — Türkçe isim koymam. Yani Ahmet, Mehmet, Mustafa, bunlar tamam da... Kürtçe bir isim olsun isterim, baba gibi bir isim, Bingöl'lere yakışan bir şey. Baba Hüseyin'di, onun ismini koysam güzel olur diye düşünüyorum zaten. Bir de şu var — Türkçe isim koyarsan köyde "niye?" diye sorarlar, Kürtçe koyarsan burada okul-iş hayatında çocuk zorlanır mı diye insan düşünüyor... ama bu kaygıyı da içimde bırakırım, kimseye söylemem.
[Bağlam: Ayşe ile WhatsApp'ta, o böyle bir şey sorarsa — belki gelinlik arkadaşı için isim konuşuyorlardır diye] "Fatma koyma tatlım, biliyorsun büyükannenin adı, her zaman karışıklık çıkar evde. Onun dışında sen bilirsin, güzel ne hissettirirse."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Garip bir soru aslında, çünkü Ayşe ve Ali'yi koyarken çok düşünmedim, ikisi de öyle geldi. Ama "koymam" diye bir şey var mı... Fatma koymam, açıkçası. Kayınvalide Fatma, her gece ilaç saatinde "Fatma" diye sesleniyorum, o isim artık bende tamamen başka bir yere yerleşti — yorgunluk, alzheimer, sabah temizliği, gece yarısı yataktan kalkma... Bir bebeğe o ismi koysam içimde bir şey karışırdı herhalde. Bir de Hakan'ın ablasının adı Gülay, onunla da hiç iyi geçinemedik yıllarca, "Gülay" da olmazdı. Ama bunları söylemek biraz ayıp gibi, çünkü "isim ne suçu" diyecekler.
kapalı
[Bağlam: Fatma kızım bir gün "anne sen ne isterdin torun ismi olarak" diye sormuştu, o zaman söyledim] "Kuzum, Ahmet koymayın — babanızın ismi, o isim ayrı durur bizde. Onun dışında güzel Müslüman ismi ne varsa, Allah'ın rızasına uygun bir isim koyun, yeter. Siz bilirsiniz yavrucum."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hangi ismi koymam... Şimdi bunu kim soruyor bana böyle? Garip soru vallahi. Ama düşününce... Ahmet koyamam, koyamam işte — Ahmet rahmetlinin ismi, o ismi başka birine takmak içimden gelmiyor, sanki onun yerini alıyor gibi. Bir de... köyde bir Şükrü vardı, eşinin babası, hiç geçinemezdik, o isim de kulağıma yatmıyor açıkçası, ama bunu kimseye söylemem ayıp olur. Yabancı isimler de — Lara mı, Jennifer mı — ne bileyim, bu ne isim, Müslüman ismi değil ki, Allah'ın kuluna yakışır isim koyacaksın. Ama bunları söylemek de gerekmez, zaten kimse sormaz bana artık, torunların isimlerini çocuklar koydu, ben ne diyeyim.
[Defne'nin haftalık görüntülü aramasında, Mavi de ekranda, sohbet bir yerden isim konusuna gelmişse] "Biliyor musun Defne, senin adını koyarken annenle üç hafta tartıştık. Ben 'Şükriye' demek istiyordum, annenin annesinin adı — Sema kesinlikle reddetti, 'çocuk kendi zamanında yaşasın' dedi. Haklıydı tabii. Bir isim hem hafif hem sağlam olmalı, taşıması kolay ama kaybolmamalı. Mavi tam öyle bir isim — bunu siz buldunuz, tebrik ederim."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Tuhaf bir soru bu, çünkü Defne ve Bora'yı isimlendirirken Sema ile uzun uzun tartışmıştık — o dönem öyle bir lüks vardı, saatlerce isim üzerine konuşabiliyorduk. Şimdi "koymam" diye düşününce ilk aklıma gelenler... Recep, Tayyip — bunları söylemek bile içimde bir şey sıkıştırıyor, sanki siyasi bir manifesto gibi hissettiriyor ve bu da beni rahatsız ediyor açıkçası, çünkü bir isim bir insanın suçu değil. Ama yine de... koyamam. Sonra bir de şu var: baba adı Hasan'ı Bora'ya vermek istemiştim, Sema "hayır, kendi ismi olsun" dedi ve haklıydı — o tartışmayı şimdi daha iyi anlıyorum, ölülerin yükünü çocuğa taşımamalısın. Mavi'nin adını Andreas ile Defne koydu, "mavi" hem Türkçe hem Almanca'da çalışıyor — bunu ilk duyduğumda içim ısındı, bir şey çözülmüş gibi geldi.
[Kahvehanede, Almancılar'dan Hüseyin sordu diyelim, "ya torununa ne isim koysalar iyi olur" diye laf döndü] "Gardaşım, benim bir şartım yok isimde — güzel bir Türkçe ya da güzel bir İslami isim olsun yeter. Ama Hatice ismini koyamazlar, koysalar ben razı olmam. O isim bende başka bir yerde duruyor, ona dokunamazlar."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Yav bu soru biraz tuhaf geldi şimdi... "Koymam" diye bir şey var mı? Hatice'nin adını koymadım mesela — koyamazdım, koyamam, çok ağır gelir. Aysun'a, Yusuf'a sormadım hiç ama torunlarıma da koymadılar, iyi ettiler. Bir de... Almanya'da fabrikada bir Türk vardı, Recep diye, herif tam bir bok adamdı, o ismi duyunca hâlâ içim buruşur, ama bunu söylesem gülünç olurum. Bir de şimdi düşününce — bazı isimler var ya, Arapça kökenli ama Türkçe'de hiç oturmamış, ağzına alınca yabancı geliyor, köyde kimse koymaz öyle isimleri. Ama "koymam" diye kural mı var bende? Yok aslında. Sadece Hatice'yi koyamam. O başka.
kapalı
[Bağlam: Saliha-teyze ile Cuma namazı çıkışı, sohbet ederken] "Kuzum ben yabancı isim koymam çocuğa, Melissa mı, Linda mı — ne oluyor bunlar? Peygamber ismi var, dede-nine ismi var, güzel Türkçe isim var — bunlar yetmez mi? Bir de şu moda isimler var ya son zamanlarda, Rüzgar, Deniz, Bulut... Bunlar da bana göre değil. İsim ağır olsun, taşısın çocuk onu."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Şimdi bu soru aklıma önce Hayrettin'in abisinin oğlunu getirdi — Ferhat koymuşlar adını, ne biçim isim ya. Sonra... vallahi bir de şu son zamanlarda çok çıkan yabancı isimler var ya, Esenyurt'ta da koyuyorlar artık — Olivia, Melissa, şunlar bunlar. Bunları koymam tabii, ne alaka. Ama bir de öte taraftan var ya, siyasi-bağlantılı isimler... Onlara da girmem. Asıl mesele şu: çocuğa isim koymak büyük iş, Kuran'da güzel isimler var, peygamber isimleri var, dedelerimizin isimleri var — bunların dışına çıkmak niye? Ama şunu da söyleyeyim içimden, Hatice kızım dördüncü çocuğuna Rüzgar koymak istedi bir ara, ben "ne biçim isim bu kuzum" dedim, sonunda Ömer oldu, rahatladım.
[Bağlam: köy kahvehanesinde, sabah oturmasında, biri "ya siz nasıl isim koyardınız" diye sorarsa] Wele billah, biz ismi büyüklerden alırdık — babamın adı, dedenin adı, ya da bir şehidin adı. Devlet ismi, siyasi isim koymayız, yakışmaz. Güzel bir Kürtçe isim, ya da dini bir isim — Ömer, Ali, Fatma, Meryem — bunlar bize yakışır. Ötesi lüzumsuz.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Soru tuhaf geldi, çocuğum yok artık, hepsi büyüdü, torunlar var ama onların ismi de konuldu. Hawre'yi Süleyman koydu, ben razıydım, Kürtçe isim, güzel. Ama şimdi düşününce... "Devlet" ismi koymam mesela, gülünç olur. Ya da Türkçe resmi isimler — Atatürk, Kemal, öyle şeyler — bizim aşirette kimse koymaz zaten, aklımıza gelmez. Bir de o 1999'dan sonra... o operasyonun adını taşıyan bir şey varsa, o isimden uzak dururum, içim kalkmaz. Bir de Hadiye'nin adını torunlardan birine vermek istedim, Süleyman vermedi, "eski isim" dedi — o kısmı hâlâ içimde bir yerde duruyor.
[Bağlam: Düriye kızım sorarsa, ya da Maltepe'de cemevi kadın grubundan biri sorarsa] "Kızım, bak, isim insanın ilk kimliğidir. Ocağımızın isimlerinden koyarsın — Hızır, Munzur, Peri, Zilan... bunlar bizim. Ama şunu söyleyeyim: hangi ismi koyarsan koy, içi boş olmasın. Sabri'nin ismi Sabri'ydi, sabretti de gitti. İsim yük olmasın çocuğa, kanat olsun."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hah, bu soru kolay gibi görünüyor ama değil. Benim için mesele şu — isim koymazsın dediğinde aklıma hemen Türk askeri komutanlarının isimleri geliyor, ya da o 1937'de köyümüzü yakıp yıkanların isimleri... ama onları zaten kimse koymaz ki bizden, buna düşünmek bile gerekmez. Asıl mesele şu: Sabri, Hıdır, Murat, Hızır — bunlar bizim isimlerimiz, ocak isimleri, anlam taşıyan isimler. Bir de şu var — Devran büyüdü, Boğaziçi'nde okuyor, bir gün torunum çocuk yaparsa "Zeynep" ya da "Fatma" koymak ister mi bilmiyorum, Sünni gibi görünür diye içim sıkışıyor biraz. Ama bunu söylesem "nine kafayı yemiş" derler. Yani isim meselesi öyle basit değil, içinde kim olduğun var.
[Bağlam: Selin ile akşam yemekte, bu tür sorular çıktığında] "Recep, Binali, Süleyman gibi isimler zaten listede yoktu hiç. Muharrem de koymayız, çok ağır bir isim oldu artık. Onun dışında açıkçası çok kısıtlamamıştık kendimizi, Ali'yi de zaten tartışmadan koyduk." Muharrem meselesinin siyasi boyutunu Selin'e söylerim, güler ikimiz de. Ama Mahmut-baba ile bu konuşmayı hiç açmam — o "Muharrem" deyince bambaşka bir şey anlar, kutsal bir şey, ben de o kutsalı kirletmek istemem.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen... Muharrem. Yani şöyle, Muharrem güzel isim ama biz koymazdık, çok ağır bir yük o isim. Hem Alevi-Muharrem orucu hem de Türkiye'de "Muharrem" denince artık hep o yüz geliyor akla, o seçim gecesi, o "kazandık" yüzü. Neyse, o ayrı. Ama asıl şunu düşünüyorum — Recep, Binali, Süleyman gibi isimler zaten aklımın ucundan geçmez, bu çok açık. Bir de şunu fark ettim: Ali'yi Ali koyarken bile Selin'in ailesi "neden Ali?" diye sordu, "çok Alevi ismi değil mi?" dedi. Biz de "Ali güzel isim, evrensel" dedik geçiştirdik. Yani isim koyma meselesi sanki masum bir şey gibi görünüyor ama içinde ne kadar şey taşıyor.
[Hacettepe'den eski arkadaş Selin ile Tunalı'da kahve, sohbet döndü isme-koyma meselesine] "Çok moda olan isimleri koymam herhalde — sınıfta dört Ela olunca öğretmen olarak insan düşünüyor tabii. Bir de çok kısa, tek heceli, anlamsız şeyler... Ada güzeldi ama artık o da doldu. Anlamlı, Türkçe, biraz kökü olan bir şey olsun isterim." — Dini-yüklü isimler meselesini Selin'e bile tam açmam. Yarısını söylerim, yarısını içimde tutarım.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen — Fatma, Hatice, Zeynep gibi isimler. Yani açıkçası dini-yüklü isimler. Ama bunu düşünürken hemen kendimi tutuyorum, çünkü bu biraz... haksızlık gibi geliyor. Defne'nin sınıfında Zeynep var, gayet güzel bir çocuk. İsim suçlu değil ki. Ama içimde bir şey var, inkâr edemiyorum — o isimleri duyduğumda bir şey geçiyor aklımdan, "hangi evden" diye. Bu çirkin bir düşünce ve biliyorum çirkin olduğunu. Öte yandan Mert'in kız kardeşinin çocuğuna Ömer koyduklarında içimden "ah" demişim, sonra utanmıştım. Bir de gerçekten çok moda olan isimler — Ela, Ege, Deniz, bunlar artık o kadar çoğaldı ki sınıfta üç tane oluyor, öğretmen olarak bunu yaşıyorum. Ama bunlar farklı gerekçeler, birini söyleyebilirim birini söyleyemem.
[Bağlam: Kahvede biri sorarsa, hafif gülerek] Yani bak, Rüzgar mı, Bora mı — bunları koymam oğlum, çocuğa isim bu, şiir değil. Hem dinimizden hem bu topraklardan bir isim olsun, yeter. Mehmet de güzel, Yusuf da güzel, Fatma da güzel — bak hepsini koyduk zaten, maşallah.
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Tuhaf soru aslında... İsim koymamak mı? Yani neyi sormak istiyorlar tam olarak? Şimdi ben düşünüyorum da — mesela Hristiyan ismi koymam, bu zaten aklıma bile gelmez, ama bunu söylemek biraz kaba kaçar belki. Bir de şu var: kasabada bazı aileler çocuğa çok eski, çok ağır isimler koyuyor — Abdüsselam, Abdurrahman gibi — bunlar güzel isimler ama çocuk okula gidince "ne bu isim" diye zorlanıyor, ben bunu istemedim kendi çocuklarımda da. Mehmet, Yusuf, Fatma, Ahmed — bunlar hem dinimizin hem de bu toprakların isimleri, ne çok eski ne çok yeni. Bir de şu moda şeyler var ya, Rüzgar, Deniz, Bora falan — bunları da koymam, değil mi, ne biçim isim bunlar, sanki çocuk değil de bir şiir kahramanı. Ama bunları söylesen "katısın" derler, kimse duymasa iyi.
kapalı
[Bağlam: komşu Hatice-teyzeyle ya da Sürmeli-teyzeyle çay içerken, isim konuşması açılırsa] "Vallahi bilmiyorum, çok düşünmüyorum öyle şeyleri. Ama bir de şu var, mahallede kötü anılan biri varsa o ismi vermek güç oluyor insana, ne bileyim, duyunca hep onu hatırlıyorsun. Onun dışında Allah'ın güzel isimlerinden biri olsun yeter, gerisi Allah'ın işi."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hm, bu soru biraz tuhaf geldi aslında. Koymam? Neden koymayım ki... Bir düşüneyim. Mesela Şeytan koyamam tabii, gülünç olur. Ya da çok Hristiyan ismi — Meryem var bizde ama Yosef, Yorgo gibi şeyler olmaz. Bir de şu var: mahallede çok kötü anılan biri varsa o ismi vermek istemezsin, 'Ah o Necati mi, o ayyaş Necati gibi mi olacak' diye söylerler. Bir de... Süleyman'ın eski bir arkadaşının ismi var, Erhan, hiç sevmiyorum o adamı, haksızlık yaptı Süleyman'a yıllar önce, o ismi koyamam bir daha. Çocuğa o adamı hatırlatır her gün. Bunlar aklıma geliyor işte, büyük bir kural değil, küçük şeyler.
[Bağlam: Sevda'ya, akşam ev içinde, çocuklar yatınca] "Sevda canım, bir daha çocuk olsa — Allah versin inşallah ama — kendi ismimi koymam oğluma, Cemal Çubuk oğlu Cemal olmaz öyle bir şey. Bir de Murat olmaz, bilirsin neden. Onun dışında ne güzelse, aile büyükleri ne derse bakarız."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Yani... şimdi "koymam" diye bir şey var mı? Koyduk zaten üç tane, Sema, Ahmet, Hatice — güzel isimler, aile içinden geldi hepsi. Ama "koymam" dersen... Cemal mesela. Kendi ismimi koymazdım. Neden bilmiyorum tam, ama "Cemal Çubuk oğlu Cemal" — yok öyle bir şey, kulağa garip geliyor. Bir de şu var, mahallede bazı isimler var ya, bir-iki adam var o isimle, pek iyi anılar yok — o isimleri de koymazdım çocuğa. Mesela "Murat" desem, aklıma hemen o adam gelir, olmaz. Bir de şu: çok "modern" isimler koyamam, "Alina" falan — ne bileyim, kulağa yabancı geliyor bana, ailem de kabul etmez zaten.
kapalı
[Bağlam: Aisha ile akşam yemekte, belki bir akrabanın yeni bebeği için isim konuşulurken] "Bilmiyorum, çok ağır Arapça isimler buraya uymaz artık. Hem çocuk okula gidecek, öğretmen söyleyemeyecek, çocuk her gün açıklayacak. Güzel isim olsun ama burada da söylenebilsin — ikisi bir arada olsun."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Koymayacağım isim... şimdi bunu düşününce aklıma ilk gelen o değil. Yani "şu ismi koymam" diye bir liste tutmuyorum kafamda. Ama bir şey var — Türkiye'de çocuğa Suriyeli-ağır isim koymak... Yusuf zaten Yusuf, hem Arapça hem Türkçe geçiyor, kimse kaşını kıvırmıyor. Ahmed de öyle. Ama mesela Şarkıyye'den bir isim, Halep'te duyduğun ama burada kimsenin bilmediği bir isim — bunu koysam çocuk okula gidince ne olur? "Nasıl söylüyoruz bunu?" diye gülerler, öğretmen yanlış okur, çocuk utanır. Layla'yı Layla koyduk, hem Arapça hem Türkçe'de var, güzel. Ama mesela dedemin adı Muhammed Nureddin'di — o ismi buraya taşımak... bilmiyorum. Hem de şimdi Suriyeli ismi duyunca bazı Türkler... hissediyorum, sokakta bir şey geçiyor yüzlerinden. Çocuğa o yükü taşıtmak istemiyorum. Kendi içimde biraz utanıyorum bunu düşündüğüm için, ama gerçek bu.
kapalı
[Bağlam: Hatice-hala'nın atölyesinde diğer kadınlarla sohbet ederken, biri "bir daha çocuğun olsa ne koyarsın" diye sorunca] "Yaa bilmiyorum, ama çok kısa ve çirkin ses çıkaran bir şey koymam, çocuk büyüyünce utanır. Bir de herkesin koyduğu ismi koymam, Zeynep, Yusuf, bunlar güzel ama her sınıfta beş tane var ya — o da olmaz. Güzel bir şey olsun, ister Kürtçe ister Türkçe, kulağa hoş gelsin yeter."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
Hmm, bu soru biraz garip geldi açıkçası. Yani... koymayacağım isim mi? İlk aklıma gelen — Türkçe'de çirkin ses çıkaran isimler, ya da mahalledeki çocukların dalga geçebileceği isimler. Mesela Berfin'i koyduğumuzda Selim'in amcası "bu ne isim böyle" demişti, biraz sinirlendim içten içe ama bir şey demedim. Kürtçe isim koyunca hep böyle bir şey oluyor, sanki savunmak zorunda kalıyorsun. Bir de çok moda olan isimler var ya, her sınıfta üç tane aynı isim — o da istemem, çocuk kaybolup gidiyor kalabalıkta. Ama en çok... babamın adını ya da kayınpederimin adını koymak zorunda hissettirmeye çalışırlarsa, o baskıya boyun eğmezdim. Berfin'de de Selim'le ikimiz karar verdik, kimse karışmadı çok şükür.
[Bağlam: Esra ile akşam yemek sonrası, Doruk uyumuş, böyle bir konu çıkmış muhabbette] "Kadir koymazdım, bilmiyorum neden ama o isim bende tutmuyor. Bir de çok yaygın olan isimleri istemezdim — Ahmet, Mehmet, güzel isimler ama Doruk'a Doruk diyince 'bu isim bu çocuğa ait' gibi hissettim, anlıyor musun? O his önemliydi benim için."
▸ aklından neler geçti?▾ akıldan geçenler
İlk aklıma gelen — Kadir. Neden? Bilmiyorum tam, ama Kadir ismini duyunca hep bir ağırlık geliyor, sanki o ismi taşıyan herkes hayatımda biraz zor bir adam olmuş. Amcam Kadir'le baba yıllarca küs durdu, bir de ilkokuldan bir Kadir vardı, tam bir zorba. Mantıklı değil tabii, isim ne suçlu — ama işte öyle bir çağrışım oturmuş kafama. Bir de Doruk'u seçerken Esra'yla epey tartışmıştık, "ağır gelir mi, çocuk taşıyabilir mi bu ismi" diye; o süreçte bazı isimleri kafadan attık sadece hisisle, hiç açıklayamadan. Şimdi düşününce komik, ama o an çok ciddi bir şeydi.